3. bölüm · Kanla yazılan yemin
3. Bölüm
Sessiz Savaş…
İyi okumalar🫶
Melis, valizleriyle Albora malikanesinin kapısında belirdiğinde, Lara içten içe ne olacağını biliyordu. Ama hiçbir duygusunu göstermedi. Sakin, soğuk ve gururluydu.
Atlas, ikisi arasında kalmış gibiydi. Gözlerinde suçluluk, elinde çaresizlik…“Melis birkaç hafta burada kalacak,” dedi. “Hamileliği hassasmış, doktor uzak yolculuk yapmasını önermedi.”
Lara, gözlerini bir an Atlas’tan çekip Melis’e çevirdi. Kadın, karnını okşayarak başını eğdi.“Geçici bir misafirim, Lara. Sadece bebeğin sağlığı için.”
“Misafir,” dedi Lara, dudaklarının kenarıyla. “Elbette… Biz Albora ailesi olarak misafirperverizdir.”
Ama gözlerinde savaş çoktan başlamıştı.
⸻
Melis, ikinci katta Lara’nın karşı odasına yerleştirildi. Hizmetçiler sabah kahvaltısını artık üç kişilik hazırlıyor, yemek masasındaki sandalyeler yeniden düzenleniyordu. Melis her sabah kahvaltıya inci kolyesiyle, yüzünde gergin bir masumiyetle iniyordu. Ve her seferinde Lara’nın sabrını test ediyordu.
Bir sabah…
Melis:“Lara, bebeğin odasını düşündün mü hiç? Bu malikâneye küçük bir beşik çok yakışırdı…”
Lara çayını karıştırdı, başını kaldırmadan:“Sen beşiği düşün, ben o beşiği kimin evinde kuracağını.”
Atlas yüzünü eline dayadı. Gerilim kahvaltıya lezzet katmıyordu ama Lara’nın zekâsı karşısında sessiz kalmayı tercih ediyordu.
⸻
Günler geçtikçe gerilim artmaya başladı.
Melis sürekli Atlas’ın yanında olmaya çalışıyor, rahatsızlandığını bahane ederek onun koluna giriyor, aniden başının döndüğünü söyleyerek omzuna yaslanıyordu. Lara tüm bu sahneleri uzaktan izliyor, her seferinde soğukkanlılığını koruyordu.
Ama gece olduğunda… Lara savaş stratejisini değiştiriyordu.
Yatak odasında daha önce hiç giymediği gecelikleri giymeye başladı. Atlas’a göz göze geldiğinde uzun uzun bakıyor, sonra hiçbir şey söylemeden uzaklaşıyordu.
Bir gece, Atlas banyodan çıktığında Lara yatağın kenarında sırtı dönük oturuyordu. İnce, zarif ve sırt dekolteli bir gece elbisesi giymişti.“Bir şey mi oldu?” diye sordu Atlas.
“Hiç,” dedi Lara. “Sadece aynı evde iki kadını idare etmek kolay olmasa gerek.”
Atlas iç çekti.“Ben kimseyi idare etmiyorum. Sadece… ortada bir çocuk var.”
Lara arkasını döndü, gözleri buğuluydu.“Ortada bir çocuk var. Ama aşk tek kişilik Atlas. Ve ben kalabalık bir masada aşk oynamam.”
⸻
Ertesi sabah…
Melis yine kahvaltıdaydı. Elinde telefonu, gülümseyerek konuşuyordu.“Doktorum 14 haftalık olduğunu söyledi. Kalp atışlarını duyduk. Atlas sen de duyacaktın, muhteşemdi!”
Lara başını kaldırdı.“Kalp atışı güzel bir şeydir. Özellikle gerçekten kalbi olan bir insanın içinde çalıyorsa.”
Atlas gözlerini kaçırdı.
Melis’in sabrı taşmaya başlamıştı. Lara’nın üstünlüğü, zekâsı ve asaleti onu içten içe kemiriyordu. Lara’nın sadece Atlas’ı değil, hizmetçileri bile nasıl etkilediğini görebiliyordu.Kıskanıyordu.Yenildiğini hissediyordu.
⸻
Melis bir gece geç saatlerde, Lara’nın atölye olarak kullandığı odaya girdi. Masanın üzerinde Lara’nın özel çizimleri duruyordu. Sessizce bir eskizi aldı. Lara tam o anda içeri girdi.
Göz göze geldiler.
Lara yavaş adımlarla yaklaştı.“Benim çizimlerim özel. İzin almadan dokunan eller… kırılabilir.”
Melis elindeki kağıdı bıraktı.“Her şeyin kontrolünü elinde tutmaya çalışıyorsun Lara. Ama kontrol, bazen annenin kim olduğuyla, çocuğu kimin taşıdığıyla da ilgilidir.”
Lara gülümsedi.“Ben ne taşıdığımı bilmiyorum Melis. Ama senin taşıdığın şey sadece bir beden değil. Kıskançlık, hırs, kibir… O çocuk senden ne alır bilmiyorum. Ama ben neyi vermeyeceğimi çok iyi biliyorum: Yerimi.”
Melis cevap veremedi. Lara gözlerinin içine bir mermi gibi baktı.“Atlas beni seviyor. Bunu biliyorsun. Bu yüzden buradasın.”
Melis’in dudakları titredi.“Sen… sen sadece gölgede kaldığın için parlıyorsun.”
Lara bir adım daha attı.“Ben ışığı kendim yaratıyorum Melis. Sen ise hala başkalarının adımlarını izliyorsun.”
⸻
O gece Atlas’ın odasına Melis değil, Lara girdi.Kapıyı kilitledi.Sessizce Atlas’ın yanına yürüdü.
“Elini uzat.” dedi.
Atlas şaşkındı ama itaat etti. Lara, ellerini tuttu. Göz göze geldiler.“Benden vazgeçmeyeceğini biliyorum. Ama bu savaşı bana bırakmalısın. Çünkü onu ben başlattım.”
Atlas başını eğdi.“Bunu kazanırsan… hep benimle kalır mısın?”
Lara gülümsedi.“Ben zaten sendeyim, Atlas. Ama yerimi hiç kimseye bırakmam.”
O gece birbirlerine ilk kez bu kadar sessiz ama bu kadar çok şey anlattılar.Tutku yoktu.Sadece inanç, güven… ve hâlâ içten içe yanan bir aşk vardı.
“Gölgede Kalanın Savaşı”
Albora Malikanesi bir kez daha sabah sessizliğine uyanıyordu. Fakat o sabah alışıldık gerginliğin yerini, farklı bir titreşim almıştı. Çünkü Melis, kararını vermişti.
Kahvaltı masasındaki sessizlik, Melis’in dudaklarından çıkan cümleyle dağıldı:
“Sanırım artık burada kalıcı olmam gerekiyor.”
Atlas çatalını bıraktı.“Ne demek bu Melis? Misafirlik bitti.”
Melis gözlerini Atlas’a değil, Lara’ya çevirdi.“Çocuğun babası sensin, Atlas. Ama ben hamileyken kendi evime dönemem. Doktorum da, hem psikolojik hem fiziksel destek almam gerektiğini söylüyor. Ve bu, ancak… sizinle birlikte olursam mümkün.”
Atlas derin bir nefes aldı. Cevap vermek üzereydi ki, Lara araya girdi:
“Elbette kalabilirsin Melis.”
Atlas başını ona çevirdi, şaşkınlıkla.“Lara, bu saçmalık! O bizim özel alanımıza—”
“Kalmasına izin veriyorum,” dedi Lara sakince. “Bu malikâne çok büyük. Yer sıkıntımız yok.”
Melis gözlerini kıstı. Lara’nın niyetini tam çözümleyemese de, kazandığını sanmanın rahatlığıyla gülümsedi.
Ama Lara’nın iç sesi netti:
‘Benim dünyama izinsiz giren herkes, benim kurallarıma göre yanar.’
⸻
Melis, alt kattaki bir odaya yerleştirildi. Artık sadece bir misafir değildi; kendini ailenin “diğer kadını” gibi hissediyordu. Lara ise hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etti.
Her sabah Atlas’la birlikte kahvaltıya indi. Melis’in gözleri, onların göz göze gelişlerini izliyordu. Lara, Atlas’ın fincanına kahveyi kendi elleriyle dolduruyor, onun sevdiği gibi az şekerli yapıyordu. Bir sabah Atlas, Lara’nın kahvesine gülümseyerek eğildi:
“Sadece sen böyle yapabiliyorsun. Tadını senin gibi hiçbir şeyin çıkaramadığını fark ettim.”
Melis’in içi titredi. Çatal elinden kayıp tabağa düştü.
⸻
Öğlenleri Lara, Atlas’la birlikte dışarı çıkıyor, Albora ailesinin iş toplantılarına eşlik ediyordu. Melis yalnız kalıyordu. Kendi hamileliğini unutacak kadar içten içe kıskançlıkla çürüyordu.
Bir gece…
Atlas ve Lara dışarıdan döndüklerinde Lara’nın topuklu ayakkabılarının sesi malikaneyi yankıladı. Kahkaha atıyorlardı. Gerçek kahkahalar… sahte değil. Lara’nın kolu Atlas’ın kolundaydı. O yakınlık, Melis’in içini dağladı.
Yatmadan önce Atlas, Lara’ya dönüp saçlarını arkaya itti:“Seninle olmak… huzur gibi. Geçmiş, sadece geçmişte kaldığında iyileşebileceğimi seninle fark ettim.”
Lara ona sadece gülümsedi.Melis odasında ağladı.Gerçekleri görüyordu.
Atlas Lara’ya aşıktı.Ve onun taşıdığı çocuk bile, Lara’nın gölgesinde kalıyordu.
⸻
Melis, Lara’yla baş başa kalmak istediği bir sabah onun yanına gitti. Atölyesinde resim yapan Lara’nın karşısına geçti:
“Sen güçlü görünüyorsun Lara. Soğuk, akıllı… ama içten içe yalnızsın. Atlas bana geri dönecek. Çünkü çocuklarımız olacak.”
Lara fırçasını bıraktı. Gözlerini hiç kaçırmadan cevap verdi:
“Sen o çocuğu taşıyor olabilirsin Melis. Ama ben Atlas’ın kalbini taşıyorum. Ve kalpler bebek gibi taşınmaz. Çalınmaz. Alınır. Ve ben onu çoktan aldım.”
Melis gözlerini kaçırdı.
Lara ayağa kalktı, sessizce yaklaştı.
“Sen Atlas’a geçmişi hatırlatıyorsun. Bense geleceği. Kim kazanır sence? Hatıra mı, umut mu?”
⸻
Geceler geçtikçe Melis’in psikolojisi bozulmaya başladı. Atlas’ı sürekli mutfağa çağırıyor, aniden rahatsızlandığını söylüyor ama Atlas her seferinde Lara’nın yanında olmaya devam ediyordu.
Bir gece Melis’i odasının kapısında ağlarken bulan Atlas, içeri sokmak yerine sadece battaniye uzattı:
“İyi geceler Melis. Kendine dikkat et.”
Arkasından kapıyı kapattığında, Lara yatağın kenarındaydı. Atlas gözlerinin içine baktı.“Onun burada olmasına neden izin verdin?”
Lara sessizce döndü.“Çünkü ne kadar yakına gelirse, o kadar net görecek bizi. Ve o zaman en çok senin yüzünde benim izimi fark edecek.”
Atlas gözlerini kapadı. Sonra Lara’ya sarıldı.“Beni her zaman şaşırtıyorsun.”
Lara fısıldadı:
“Çünkü sen bana her zaman ait olduğunu unutuyorsun.”
“Bu Evde Kanla Yaşanır, Aşkla Değil”
Melis aynadaki yansımasına baktığında artık kendini tanıyamıyordu. O gözler, eskiden parlıyordu… Şimdi ise kıskançlıkla kararmıştı.
Atlas’ın ilgisizliği, Lara’nın her geçen gün daha da güçlenmesi, onun içindeki öfkeyi besliyordu.Ve bugün… o öfke taşacaktı.
⸻
Lara, üst kattaki ofisinden inmek üzere merdivenlere yöneldi. Elinde birkaç dosya vardı, yüzü ifadesizdi. Soğuk, dimdik… ama içeriden bir fırtına taşıyordu.
Melis, alt katta ellerini birleştirmiş, adım adım yaklaştı.“Senin yüzünden hiçbir şeyim kalmadı,” dedi, sesi çatallıydı.
Lara merdivenin başında durdu.“Ben senin hiçbir şeyini almadım, Melis. Sen Atlas’ı hiçbir zaman sahiplenemedin ki, kaybedesin.”
Melis bir adım attı.“Ben onun çocuğunu taşıyorum!”
Lara gülümsedi ama acı bir şekilde.“Ve o çocuk bile Atlas’ın kalbine yer edemedi. Çünkü kalp, sadece kalbi olanı kabul eder.”
Melis’in gözleri karardı.Birkaç saniyelik sessizlik…
Sonra bir itiş.
Lara’nın bedeni geriye doğru savruldu.
Merdivenlerden düştü.Bir… iki… üç…Omzu basamağa çarptı, başı dönmeye başladı. Elindeki dosyalar havaya uçuştu.
Son basamakta yere sertçe düştüğünde her şey karardı.
“LARAAA!”
Atlas yukarıdan gelen gürültüyle fırladı. Merdivenlerden indiğinde Lara kanlar içinde hareketsiz yatıyordu.“AMBULANS!!”Bağırışı, duvarlarda yankılandı.
Hizmetçiler donmuştu. Melis ise hâlâ üst basamakta, titreyerek geri adım atıyordu.Yüzü korkudan çok… suçluluğu gizlemeye çalışan bir maskeydi.
Atlas, Lara’nın başını kucağına aldı.“Dayan… lütfen… dayaaaaan!”
⸻
Hastane – Gece
“Ziyaretçi kabul etmiyoruz. Hasta yakın talimatı: Kimse alınmayacak.”
Atlas kapıda kaldı.
Bütün gece hastanenin önünde sabahladı.Yağmur yağıyordu.Ceketini çıkardı, içindeki yangın daha büyüktü zaten.
Telefonuna her baktığında tek bir mesaj bekliyordu:“Uyandı.”
Ama o mesaj gelmedi.
⸻
Malikâne – Ertesi Gün
Melis sabah kahvaltı masasında Atlas’ı bekliyordu.Bakımlıydı. Saçlarını toplamış, beyaz bir elbise giymişti.Rolünü iyi oynamaya hazırlanmıştı.
Atlas içeri girdiğinde gözleri yorgundu. Yüzü sakindi ama içinde kasırgalar kopuyordu.
Melis kalktı.“Atlas… ben çok üzgünüm. Gerçekten. Kontrolümü kaybettim. Böyle olmasını istemedim. Beni affet.”
Atlas gözlerinin içine bile bakmadı.“Sen, o kadını merdivenden ittin.”
“Hayır! Sadece… elini tuttum, dengesini kaybetti…”
Atlas sertçe döndü:“Sus! Beni aptal yerine koyma.”
Melis bir adım yaklaştı.“Atlas… ben senin çocuğunu taşıyorum. Biz hâlâ bir aileyiz.”
Atlas’ın bakışları buz kesti.“Beni tehdit mi ediyorsun?”
“Hayır… ama senin kanından bir can taşıyorum. Bunu yok sayamazsın.”
Bir sessizlik daha.
Sonra Atlas, telefonunu çıkardı.“Yarın sabah özel bir hastanede randevun var. Bu çocuk doğmayacak.”
Melis’in rengi attı.“Bunu bana yapamazsın! Bu bir cinayet—”
“Bu bir temizlik,” dedi Atlas, kelimeleri bıçak gibi keserek.“Senin karnında taşıdığın her şey kirli. Bu evde doğacak tek çocuk, sevdiğim kadından olacak.”
Melis’in gözleri doldu, ama Atlas çoktan çıkmıştı.
⸻
3 Gün Sonra – Malikaneye Dönüş
Giriş kapısı yavaşça açıldı.
Lara, tekerlekli sandalyesiyle içeri girdiğinde tüm malikâne sessizdi.Atlas hemen yanına yaklaştı ama Lara eliyle durdurdu.
“Doktorlar, beni senin kadar yormadı Atlas. Yaklaşma.”
Atlas yutkundu.“Melis… artık burada olmayacak.”
Lara başını çevirdi, boş gözlerle ona baktı.“Yoksa… o çocuğu aldırttın mı?”
“Evet.”
Lara gözlerini kapadı. Uzun bir sessizlik…
“Peki ben olsaydım, aldır der miydin?”
Atlas hemen cevapladı:“Sen olsaydın… her şeyimi verirdim. O çocuğu ellerimle büyütürdüm.”
Lara hafifçe başını salladı.Sonra hiç arkasına bakmadan yukarı çıktı.
Ama gözleri doluydu.
⸻
Son Sahne: Melis’in Yıkılışı
Melis, gece valizlerini hazırlarken aynaya baktı.
Atlas artık yoktu.Çocuk artık yoktu.O, artık hiçbir şeydi.
Aynanın camını yumrukladı.
“Beni bitirmediniz. Henüz.”
Bölüm sonu…
Umarım beğenmişsinizdir🫶
