1. bölüm · Kanla yazılan yemin
1.Bölüm
İhanet Masası…
~iyi okumalar🫶
Yer: Altınsoy Malikanesi – İstanbulSaat: 21.30Durum: Acil toplantı – Konu belirtilmemiş
⸻
Lara Altınsoy, boğaza bakan taş koridorda ilerliyordu.Simsiyah saten elbisesi her adımda vücuduna uyarak dalgalanıyor, yırtmacı yürüyüşüne tehditkâr bir zarafet katıyordu.Omuzlarına attığı hafif siyah blazer, hem sadelik hem soğukluk yayıyordu.Topuklarının sesi sustuğunda ölüm sessizliği başlardı; bu gece o sessizlik ayaktaydı.
Saçları sıkı topuz yapılmıştı. Yüzünde bir gram mimik yoktu.Kan kırmızısı tırnaklarını birbirine vurmadan yürüyordu.Bu toplantının neyle ilgili olduğunu bilmiyordu ama… birileri ona izinsiz dokunmuş gibiydi. Hissediyordu.
Kapı açıldığında içeridekiler çoktan yerini almıştı.Masanın başında babası Reşat Altınsoy, yanında ağabeyi Boran.Karşılarında ise sürpriz bir misafir: Haşim Albora, eşi Nihal, oğulları Atlas ve Yağız.
Lara’nın bakışları, ilk olarak Atlas’a kaydı.Tanımadığı biri değildi. Ama aynı masaya oturacak kadar da yakın değildi.Atlas da onu süzdü. Birkaç saniye… sadece bakıştı onlar.Savaş başlamadan önceki suskunluk gibiydi.
⸻
Atlas odaya Lara’dan beş dakika önce gelmişti.Ne babası ne annesi neden çağırıldığını söylemişti.O sadece oturmuş, sabırla beklemişti.Yüzünde her zamanki sert ifade.Gömleğinin manşeti kıvrılmış, pahalı saati soğuk ışıkta parlıyordu.Ama şu an hiçbir şey anlamıyordu.Sadece Lara’ya odaklandı.Ve bir şey sezdi: Bu gece, hiç hoşuna gitmeyecek bir şey olacaktı.
⸻
Reşat Altınsoy derin bir nefes aldı.Sakin ama tonlaması keskin:
“Bizi yıllardır ayakta tutan şey, sadakat ve kan. Bu şehir artık bölünmeye tahammül edemez. Bu yüzden karar verdik.”
Haşim Albora söze girdi:
“İki imparatorluğun birleşmesi gerek. Güçlerimizi birleştirmenin en sağlam yolu aile bağı kurmaktır.”
Sessizlik.Sonra… o cümle geldi.
“Lara ve Atlas evlenecek.”
Lara gülümsedi.Ama o gülümseme, bir kadının sevinci değil; bir kadının içine bastırdığı öfkenin dışa taşmasıydı.
“Ne dediniz siz?”Sesi buz gibiydi.“Beni, bu odada, bir anlaşma maddesi olarak mı satıyorsunuz?”
Atlas başını kaldırdı, Lara’ya baktı. Sonra babasına döndü:
“Ben bir kadını satın alacak kadar zayıf değilim. Ve evleneceksem, bunu öğrenen son kişi olmak istemem.”
Lara ayağa kalktı.Sandalye geri itildi, tırnakları avcuna battı.
“Ben kimsenin barış silahı değilim. Nikah masasını savaş alanına çeviririm, yine de o ismi taşımam.”
Atlas da ayağa kalktı.Soğuk, sert ve tehdit dolu bir şekilde:
“Benimle evlenmeye kalkışan kadın, önce bana boyun eğmek zorundadır.”
Lara bir adım yaklaştı.Gözleri Atlas’ınkine değdi. Herkes nefesini tuttu.
“Senin diz çökmeni görmek için bile evlenmem.”
Masadaki hava kesilmiş gibiydi.Haşim sessizce başını eğdi.Nihal, oğlunun omzuna dokundu ama hiçbir etki etmedi.Reşat ise kızına baktı ve sadece bir cümle kurdu:
“Bu karar verildi, Lara. İkna olmana gerek yok. Sadece hazır ol.”
İki hafta.Sadece on dört gün sonra…İstanbul’da iki imparatorluğun kanla bağlanmış evliliği kıyılacaktı.Ve bu evlilikte aşk yoktu.Sadece nefret,kibir ve düşmanlık…
İki hafta sonra…
Basın, Altınsoy malikanesinin önünde adeta kamp kurmuştu. Lüks araçlar tek tek girişe yanaşıyor, takım elbiseli adamlar siyah camlı araçlardan iniyor, Lara Altınsoy’un kaderini değiştirecek törene tanıklık etmek için içeri süzülüyordu.
Lara, gelinliğinin içinde bir buzdan heykel kadar sakin görünüyordu. Gözlerinde ne mutluluk ne heyecan… Sadece katılaşmış bir öfke vardı. Yanında duran babası Reşat Altınsoy, törenin resmi yönüne odaklanmıştı. Bir anlaşma yapılmıştı. Bir yemin verilmişti. Bu evlilik, geçmişin kanını temizleyecek, geleceğin tahtını kuracaktı.
Atlas Albora, nikah memurunun karşısına geçtiğinde gözlerini Lara’nın gözlerine dikti. Lara da aynı soğuklukla karşılık verdi. İkisinin de yüzünde en ufak bir gülümseme yoktu. Mikrofonlar açık, kameralar kayıtdaydı.
“Atlas Albora, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür iradenizle Lara Altınsoy’u eş olarak kabul ediyor musunuz?”“Evet.”
“Lara Altınsoy, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür iradenizle Atlas Albora’yı eş olarak kabul ediyor musunuz?”“Evet.”
O “evet”ler, tüm Türkiye’nin haber bültenlerine düşerken… iki yabancı birbirine bağlandı. Nikah memuru kelimeleri tamamladı:
“Sizi karı koca ilan ediyorum.”
Ve o an… fotoğraf makineleri flaş yağmuruna tutuldu. Basının önünde bir öpücük bekleniyordu. Atlas, Lara’nın beline uzanıp onu kendine çekti. Dudaklarını yanağına yaklaştırdı ama Lara başını çevirdi. Bu küçük hamle, ertesi gün tüm haber sitelerinin manşetindeydi:“Yeni gelin damadı reddetti!”
⸻
Nikah sonrası konvoyla Albora Malikanesi’ne geçildi. Lara, çocukluğunu geçirdiği Altınsoy malikânesinden son kez çıktı. Annesiyle göz göze bile gelmeden. Eşyaları çoktan gönderilmişti.
Albora Malikanesi kasvetliydi. Geniş koridorlar, yüksek tavanlar, siyah lake mobilyalar. Soğuk… ve Lara’nın üstüne kapanan bir kafes gibiydi.
Atlas sessizdi. Lara da. İki yabancı gibi yürüdüler odalarına kadar.
“Misafir gibi davranma Lara. Artık burası senin evin,” dedi Atlas.“Burası benim mezarım,” diye fısıldadı Lara.
⚡️ilk gece ilk tartışma
İlk gece sessizdi. İkinci gece ise fırtına koptu.
Salonun ortasında karşı karşıya duruyorlardı. Lara, Atlas’ın ofisine izinsiz girmişti. İçeride bir dosya dikkatini çekmişti ama açamadan yakalanmıştı.
“Sakın bir daha ofisime adım atma!” diye bağırdı Atlas.“Ben senin mülkün değilim!” diye karşılık verdi Lara.“Ama bu evde kuralları ben koyarım!”“O zaman beni neden buraya kapattın? İstediğin sadık bir eş miydi, yoksa sessiz bir kukla mı?”
Atlas’ın gözleri karardı. Lara’nın üzerine yürüdü. Ama Lara bir adım bile geri atmadı.
“Beni korkutamazsın,” dedi soğukça.“Henüz tanımıyorsun bile,” diye fısıldadı Atlas.
Bir sessizlik oldu. Sonra Lara çantasını kaptı, üzerindeki ince ceketi aldı ve gözlerinin içine baka baka kapıyı çarptı.
Bağ Evi
Lara çocukken yaz aylarında sık sık gittikleri bağ evine yöneldi. Orası ona huzur verirdi. Issızdı. Sessizdi. Atlas’tan uzaktı.
Akşamüstü vardığında güneş batmak üzereydi. İçeri girdi, tozlu pencereleri açtı, şömineyi hazırladı. Ama elektrikler kesikti.
Bir süre sonra lambalar titredi… ve tamamen söndü. Evin içi karanlığa gömüldü. Lara el yordamıyla telefonunu buldu ama sinyal yoktu. Panik başladı. Küçüklüğünden beri karanlıktan nefret ederdi. Kalbi hızlandı. Bir duvara yaslandı, gözleri karanlığa alışmaya çalışırken nefesini kontrol etmeye uğraştı.
Ve o an…
Kapı çaldı.
İlk önce bir kez.Sonra tekrar.
Ve sonra… şiddetle vurulmaya başlandı.
Lara yerinden sıçradı. Kalbi boğazına geldi. Nefesi kesildi. Sadece karanlık vardı. Ve dışarıdaki, kim olduğunu bilmediği kişi…
Kapı bir kez daha çaldı.
İlk bölüm olduğu için biraz kısa oldu kusura bakmayınnn🤭
Umarım beğenirsiniz okuduktan sonra beğenirseniz çoook mutlu olurummm🫶
2. Bölüm 2-3 güne yayınlanır🤍
