3. bölüm · KALBİN ESİRİ

Bölüm 3: ANSIZIN

Safiye Yalçınkaya

Hayatta ne zaman başıma kötü bir olay gelse bilmeyerek yaptığım bir davranıştan dolayı mı oldu derdim. Ama bu olayda benim bir suçumun kesinlikle olmadığı gayet açık ve net bir şekilde ortadaydı. Asır beni gözden uzak bir yere getirmişti uyandığımda yanımda değildi heralde yaptığı pislikleri sadece benimle sınırlı tutmuyordu.

Yaren ve Gece neredeydi bilmiyordum. Alara nasıldı? Hastaneye götürdüler mi? bilmiyordum. Bu sapık herif bana ne yapacaktı onu da bilmiyordum. Allah aşkına ben ne biliyordum? Şuan sanki boşluktaydım. Karşımdaki küçük olmasına rağmen kaçmamam için bütün önlemlerin alındığı camdan, dışarıya bakmaktan başka hiçbir şey yapmıyordum. Küçücük pencere manzarasının eşsiz güzelliğini gizleyemiyordu. Keşke Asır da şu manzaradan gram güzellik alabilseydi karakter olarak.

Ay ışığı küçük pencereden odaya doğru yansıyordu ay ışığında gördüğüm kadarıyla odada sadece yatak ve elbise dolabı vardı tabii ki kapı kitliydi. Şuan hiç olumlu düşünemiyordum. Asır ne ara bu kadar kötü biri olmuştu. Beni sevdiğini zaten biliyordum ama sevgisinin bir sapıklık ve saplantılık boyutta olduğunu bilmiyordum. Şuan söylediği o sözleri yeni yeni fark ediyordum zaten beni bayıltmadan önce söyledikleri de ona olan öfkemi daha da çok büyütüyordu. Bir defa seni istemeyen bir insanı zorla kendine tâbi tutamazdın. Tutsan bile bu yapmacıklıktan öteye gitmezdi.

Benim onu sevdiğimi düşünüyordu Asır, kafayı yemişti evet çünkü başka açıklaması olamazdı. Onu sevmediğimi daha önce de yüzüne vurmama rağmen hâlâ bu düşünceyi savunuyordu. Ben düş denizimde boğulurken birden bir kilit açılma sesi duydum biri odanın kilidini açıyordu. Kafamı oraya çevirdiğimde gelen kişinin Asır olduğunu gördüm.

Bana doğru gelip tam yanıma oturdu. Bu hareketi karşısında hemen ayağa kalktım ve
" Bana bir daha yaklaşmayı cürret bile etme. Senin psikolojik sorunların var Asır git bir psikoloğa felan görün sen gerçekten normal değilsin. Ben seni sevmiyorum Asır! Niye anlamıyorsun ben seni sevmiyorum! " Dedim. Asır sanki komik bir şey söylemişim gibi kahkaha attı.
" Sen beni sevmek zorundasın Rüya, sen buna mecbursun. Neden mecbursun biliyor musun? Sevdiklerin için. Onların iyiliği için onlara bir zarar gelmemesi için " dedi ve sesini yükselterek
" Sen de buna mecbursun anladın mı Rüya? Mecbursun! Beni sevmekten başka kurtuluşun yok... " dedi ve ekledi
" Zaten kendini asla düşünmeyip, aptallıklar yaparak, sevdiklerini düşündüğün için bu durumdasın " dedi. Bana kısa öfkeli bir bakış atıp odadan çıktı ve kapıyı sert bir şekilde çarparak gitti. Bu adam bana resmen eziyet edecekti, evet evet bu adam bana eziyet edecekti tek cevap buydu ve bunu gerçekten yapacaktı. Üstelik sevdiklerim için yaptıklarıma aptallık diyordu asıl aptalın kendisi olduğunun farkında olmadan.

Aklımdaki düşüncelerle boğuşurken, tekrar eski yerime oturdum. Şuan yapabileceğim hiç bir şey yoktu. Asır'ın üzerine gidip onu çok az daha zorlarsam beni bile öldürebilirdi. Ben kendi ölümümü düşünmüyordum, ben sadece arkadaşlarımı düşünüyordum.

Beni öldürmeyi bile göze alan Asır katiyen arkadaşlarımı yaşatmazdı. Biraz daha üzerine gidersem arkadaşlarımı öldürebilirdi. Asır bunu yapardı o manyak gözü dönünce her şeyi yapardı. Ben hâlâ kara kara düşünmeye devam ederken kapının arkasından boğuk sesler ve kapımın kilitinin açılma sesi geldi. İçeriye bir tane uzun boylu, siyah saçlı ve kahverengi gözlü koruma girdi ve bana
" Sizi biraz alacağız Rüya Hanım " dedi. Daha ağzımı açmama izin vermeden ağzıma bir tane bant yapıştırdı ve kolumdan tutup beni kaldırdı. Tabii ki de ona tamam beni götürebilirsiniz demeyecektim. Korumadan kurtulmak için çırpınmaya başladım. Kapının önüne geldiğimizde benim gibi Gece ve Yaren'in de ağzı bantlı ve kollarından kaçmamaları için sıkıca tutulmuş şekilde görene kadar.

Korumadan kaçmak için daha çok çırpınmaya çalıştım benim gibi kızlar da beni görünce çırpınmaya başladı. Şuan resmen sudan çıkmış balık gibi çırpınıyorduk. Tahmin edersiniz ki korumaları yerlerinden bile oynatamıyorduk kolları bize daha çok kenetlendi. Korumalar çok fazla beklemeden hemen bizi bir yere doğru götürdüler. Tabii kızlarla birbirimizi yaralı olarak görmediğimiz için mutluyduk ama bu adamlar bizi nereye götürüyordu bilmiyorduk. Bu da doğal olarak ürkmemizi sağlıyordu.

Asır bana zarar vermez diye kesinlikle diyemiyordum. Bana en çok zarar vermek isteyen oydu çünkü. Korumalar bizi az önce beni az önce esir tuttukları oda gibi bir odaya getirdiler. Tek farkı burda hiç bir şey yoktu sadece üç tane sandalye ve sandalyelerin önlerinde iplik vardı. O an zaten ne yapacaklarını kızlarla anladık. Bizi bağlayacaklardı.

Korumalar hızlı bir şekilde bizi sandalyeye oturtup ellerimizi ve ayaklarımızı bağladılar. Şuan kızlarla sandalyelere çivilenmiş haldeydik. Beni alan koruma diğerlerinin de işi bitince geriye çekildi ve
" Asır bey önemli bir toplantıya gitti. Sizi ayrı odalarda ağzınız açık bir şekilde tutmanın mantıklı olmayacağını bildiği için sizi bir araya getirip, sandalyelere bağlayıp, ağzınızı da bantlamamızı emretti " dedi. Daha sonra diğer korumalarla birlikte çekip gitti. Onlar kapıdan çıkar çıkmaz kızlarla göz göze geldik. Şuan onlara kalkıp sarılmayı çok isterdim ama içinde bulunduğum durum bunu yeteri kadar engelliyordu.

Onlarla göz göze geldiğim an içim sımsıcak oldu. Onlara bir şey olmadığı ve zarar görmediklerini görmek içimi o kadar ferahlattı ki bir an bu hissin gerçek olmadığı düşünmüştüm. Asır gerçekten psikolojimi bozmuştu. Şuan tek sorun Alara'ydı acaba hastanede miydi? Veya amaliyatta? Yanımda beni görüce mutlu olan kızlar daha Alara'nın vurulduğunu bilmiyorlardı. Şu ağzım açılır açılmaz direkt bunu kızlara söyleyecektim.

Kaç saat boyunca o sandalyelerde oturduk bilmiyordum. Artık sandalye beni rahatsız etmeye başlamıştı kızlar da rahatsız oluyordu anlıyordum çünkü benim gibi dakikada bir kıpırdıyorlardı. Bu sandalyede gerekirse bir ömür otururdum yeter ki Asır benden uzak dursun.

İçeri kadar dışarıda sessizdi demek ki sadece huzur kaçıran Asır'dı. Biz öyle sessizce otururken ilk önce bir kaç yerden tıkırtı duyduk bunun pek üstüne düşmedim aslında çünkü bu koca evde tek biz yoktuk çalışan hizmetliler de vardı. Tıkırtıların üzerinden fazla zaman geçmemişti ki çok yüksek seste ard arda gelen silah sesleri duyduk. Birisi evi basıyor olmalıdı çünkü Asır'ın adamlarının feryatları yeri göğü inletiyordu. Şuan bir çatışmanın ortasında kalmıştık ve kaçacak en ufak yerimiz yoktu üstelik elimiz kolumuz da bağlıydı.

Kızlarla göz göze geldiğimizde o gözlerde sadece korku gördüm . Ölmek ve yaşamak arasında sıkışıp kalmış olan korku...