4. bölüm / 6
Kalbimin SERT DuvarlarıSahte Ölüm
Bölümler 6Şu an: Sahte Ölüm
Sahte Ölüm
Gece çok sessizdi.
Sokağın lambaları titrek bir şekilde yanıyordu. Pencereden dışarı bakarken aklımdan tek bir şey geçiyordu:
Jin Ah.
Onun öldüğünü söylemişlerdi.
Herkes buna inanıyordu. Ben de inanmak zorunda kalmıştım.
Ama içimde bir şey, bunun doğru olmadığını söylüyordu.
Tam yatağıma dönecekken telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Bilinmeyen Numara.
Mesajı açtım.
«“Kim Ji… Bana güveniyorsan bu gece saat 23.00'te eski depoya gel. Tek başına.”»
Nefesimi tuttum.
Mesajın altında tek bir isim vardı.
Jin Ah.
Telefon elimden düşecek gibi oldu.
“Jin Ah...?”
Kalbim hızla atmaya başladı.
Bu imkânsızdı.
Çünkü Jin Ah ölmüştü.
En azından herkes öyle sanıyordu.
Bir süre ekrana bakakaldım.
Sonra ikinci bir mesaj geldi.
«“Sana her şeyi anlatacağım. Ama kimseye söyleme.”»
Saat 22.47'ydi.
Önümde sadece on üç dakika vardı.
Ve ben, Jin Ah'ın gerçekten yaşayıp yaşamadığını öğrenmek için evden çıkmaya karar verdim.avucumun içinde sıkıca tutarken ne yapmam gerektiğini düşünmeye çalıştım. Jin Ah'ın öldüğünü kendi gözlerimle görmemiştim ama ölüm haberi geldiğinde herkes onun artık hayatta olmadığını söylemişti. Peki ya şimdi? Eğer bu mesaj gerçekten ondan geldiyse, bütün bu süre boyunca nerede saklanmıştı?
Üzerime hızlıca bir hırka geçirip evden çıktım. Sokak her zamankinden daha sessizdi. Adımlarımın sesi bile bana fazla yüksek geliyordu. Birkaç kez arkamı dönüp baktım ama kimseyi göremedim. Yine de içimde garip bir his vardı; sanki biri beni izliyordu.
Eski depoya yaklaştığımda saat tam 23.00 olmuştu. Paslı kapının önünde durup derin bir nefes aldım. Elimi kapıya uzattığım anda içeriden hafif bir ses geldi.
“Kim Ji...”
Donup kaldım.
O sesi tanıyordum.
Yavaşça kapıyı açtım. İçerisi karanlıktı. Birkaç saniye sonra karanlığın içinden bir gölge bana doğru yürüdü. Yüzünü gördüğüm anda nefesim kesildi.
Jin Ah.
Karşımda duruyordu.
Yaşıyordu.
Bir süre ikimiz de konuşamadık. Gözlerim dolarken ona doğru bir adım attım. “Sen... gerçekten yaşıyor musun?”
Jin Ah başını eğdi. Yüzündeki ifade her zamankinden daha ciddiydi. “Evet. Ama herkesin benim öldüğümü düşünmesi gerekiyordu.”
“Neden?”
Jin Ah cevap vermeden önce kapıya baktı. Sonra sesini alçalttı.
“Çünkü Kim Ji... Eğer gerçek ortaya çıkarsa, sadece ben değil, sen de tehlikeye gireceksin.”Jin Ah'ın sözleriyle olduğum yerde kaldım. Birkaç saniye boyunca yüzüne baktım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. “Ben mi? Ben neden tehlikede olayım?” diye sordum. Jin Ah gözlerini kaçırdı. “Çünkü olanların hepsi senin sandığından çok daha büyük. Ölüm haberimin yayılması tesadüf değildi. Birinin beni ortadan kaldırmak istediğini öğrendim ve kendimi koruyabilmem için öldüğümü düşündürmek zorunda kaldım.”
Sözlerini duydukça içimdeki korku daha da büyüdü. “Peki neden bana söylemedin? Herkes günlerdir senin öldüğünü düşünüyor. Ben...” Sesim titredi ve devam edemedim. Jin Ah bana yaklaşıp sakin bir şekilde, “Seni korumak istedim,” dedi. “Ama artık seni bunun dışında tutamam.”
Tam o sırada deponun dışından bir araba sesi duyuldu. Jin Ah'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Bana doğru dönüp fısıldadı, “Buraya geldiğini biri öğrenmiş.” Kapının ardından ayak sesleri gelmeye başladığında kalbim hızla çarpmaya başladı. Jin Ah elimi tuttu ve depodaki karanlık koridora doğru beni çekti. “Sessiz ol. Bizi görmemeleri gerekiyor.”
Ne olduğunu anlamaya çalışırken telefonum titredi. Ekrana baktığımda yeni bir mesaj vardı. Mesaj tek cümleden oluşuyordu: “Jin Ah'ın hâlâ yaşadığını öğrendiysen, artık sıra sende.”Telefonu elimde tutarken parmaklarımın titrediğini hissediyordum. Mesajı Jin Ah'a göstermek için telefonu ona çevirdim. Ekranı görür görmez yüzündeki ifade değişti. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra telefonumu sessizce aşağı indirdi ve gözlerimin içine baktı. “Kim Ji, artık buradan çıkmamız gerekiyor.”
“Kim gönderdi bu mesajı?” diye fısıldadım. Jin Ah cevap vermedi. Bunun yerine koridorun sonundaki eski bir kapıyı açtı. Kapının arkasında küçük, karanlık bir oda vardı. İçeri girdiğimizde duvarın yanında duran eski bir çantayı aldı. Çantanın içinden birkaç fotoğraf ve bir telefon çıkardı.
Fotoğrafları önüme koyduğunda nefesim kesildi. Fotoğraflarda Jin Ah vardı. Ama fotoğrafların arasında benim de bulunduğum birkaç görüntü vardı. “Bunlar ne?” diye sordum. Jin Ah derin bir nefes aldı. “Seni bir süredir izliyorlardı. Ben bunu fark ettiğimde çok geçti. Ölümümü sahte göstermek zorunda kaldım çünkü onların dikkatini üzerimden başka yere çekmem gerekiyordu.”
Tam o anda dışarıdaki ayak sesleri kesildi. Sessizlik çöktü. Jin Ah başını kapıya çevirdi. Birkaç saniye sonra kapının kolu yavaşça aşağı indi.
İkimiz de donup kaldık.
Kapı açılmadan hemen önce Jin Ah kulağıma eğilip fısıldadı: “Kim Ji... Ne olursa olsun, Jin Hoo'ya güvenme.....Ah tamam tamam şakaydı ama gercektende şu karşımızdaki kişiyi tanımıyorum" Jin Ah bir an bana baktı, sonra istemsizce gülümsedi. “Sen hâlâ şaka yapabiliyorsun, şaşırıyorum.” Omuzlarımı silktim. “Ne yapayım? Az önce bana Jin Hoo'ya güvenme dedin. Bir an cidden kötü bir şey olduğunu sandım.”
Jin Ah hemen başını iki yana salladı. “Hayır, hayır. Jin Hoo'nun bununla hiçbir ilgisi yok. Onun bir suçu yok, sadece bazı şeyleri henüz sana anlatmadım.” İçim biraz olsun rahatladı. “İyi bari,” dedim. “Çünkü Jin Hoo'yu boş yere suçlamanı istemem.” Jin Ah cevap vermeden önce kapıya baktı. Karşımızdaki yabancı hâlâ sessizce bizi izliyordu. Sonunda derin bir nefes alıp, “Asıl sorun o değil,” dedi. “Buraya neden geldiğimizi ve bu kişinin kim olduğunu öğrenmek istiyorsan, şimdi anlatacağım.”Jin ah yüksek sesle bağırdı "NE BAKİYON OLUM.." Kim ji karşıdaki kişiye şöyle dedi "özür dileriz arkadaşım korkunca altına sıçmak yerine biraz şey davranıyorda.." sonra Jin ah'a dönüp Kaş göz yaptı "karşımızda katil var farkındasın değilmi?"
DEVAM EDECEK İYİ OKUMALAR
Bölüm etkileşimi
