Önümüzde Katil var..

Vaveyla Yazarı: Hiranaz Ölmez

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Önümüzde Katil var..

Yanımıza doğru yürümeye başladı ben ve jin ah yavaş yavaş geri adım atmaya devam ediyorduk. Ayakkabılarının yerde çıkardığı hafif ses, sessiz depoda olduğundan çok daha yüksek duyuluyordu. Jin Ah koluma hafifçe dokunup beni arkasına almaya çalıştı ama gözlerimi karşımdaki kişiden ayıramıyordum.
Bir adım daha attı. Sonra durdu. Yüzünü tam olarak görebildiğimde aslında düşündüğüm kadar korkunç görünmediğini fark ettim. Sadece yüzünde anlam veremediğim, ciddi bir ifade vardı. Elini yavaşça cebine götürdü. Ben refleks olarak Jin Ah'ın kolunu tuttum.
“Kim Ji, sakin ol,” diye fısıldadı Jin Ah.
Yabancı cebinden küçük bir anahtar çıkardı ve avucunda gösterdi. “Bunu arıyordunuz, değil mi?” dedi.
Jin Ah'ın gözleri bir anda büyüdü. “O anahtar... Nereden sende?”
Adam cevap vermek yerine anahtarı bana doğru uzattı. “Çünkü bunu sana vermem gerekiyordu.”
Anahtara baktım, sonra Jin Ah'a döndüm. “Benim bununla ne işim var?” diye sordum.
Jin Ah birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından yüzündeki şaşkınlık daha da arttı. “Kim Ji... O anahtarın nereden çıktığını biliyorum.”
“Nasıl?”
Jin Ah gözlerini anahtardan ayırmadan fısıldadı: “Çünkü onu yıllar önce sen bana vermiştin.”Bir an ne diyeceğimi bilemedim. “Ben mi?” dedim, sesim neredeyse fısıltı kadar çıkmıştı. Jin Ah başını yavaşça salladı. “Evet. Ama o zaman daha çocuktuk. O anahtarı neden bana verdiğini sen bile hatırlamıyorsun.” Kaşlarımı çattım. “Ben sana böyle bir anahtar verdiğimi hiç hatırlamıyorum.”

Yabancı sessizce bizi izliyordu. Sonunda anahtarı avucuma bıraktı. Soğuk metal tenime değdiğinde içimde garip bir his oluştu. Sanki bu anahtarı daha önce gerçekten görmüştüm ama nerede olduğunu hatırlayamıyordum.

“Bu anahtar bir kapıyı açıyor,” dedi yabancı. “Ama o kapının nerede olduğunu yalnızca Jin Ah biliyor.”

Jin Ah bana baktı. “Kim Ji, sana her şeyi anlatmak zorundayım.” Tam o sırada dışarıdan bir araba sesi duyuldu. Jin Ah'ın yüzü bir anda ciddileşti. “Burada daha fazla kalamayız.”
“Kim geliyor?” diye sordum.
Jin Ah kapıya doğru bakarak, “Bilmiyorum,” dedi. “Ama bu sefer bizi bulmaları hiç iyi olmayacak.”
Yabancı ise ilk kez endişeli görünüyordu. “Geç kaldınız,” dedi.
“Ne için?” diye sordum.
Cevap vermeden depodaki eski duvar saatine baktı. Saatin ibresi tam 23.30'u gösteriyordu. “Çünkü artık saklanacak zamanınız kalmadı.”Dışarıdan gelen araba sesi giderek yaklaşıyordu. Jin Ah bir anda elimi tuttu. “Kim Ji, şimdi konuşmanın sırası değil. Gitmemiz gerekiyor.” Başımı sallayıp onunla birlikte arka kapıya doğru koştum. Yabancı da peşimizden geldi ama kim olduğunu hâlâ bilmiyordum.

Depodan çıktığımız anda soğuk hava yüzüme çarptı. Sokağın köşesinde farları açık bir araba duruyordu. Jin Ah beni diğer tarafa çekti ve dar bir ara sokağa girdik. Birkaç dakika boyunca durmadan koştuk. Nereye gittiğimizi bile bilmiyordum; tek düşündüğüm şey oradan uzaklaşmaktı.

Sonunda tenha bir sokağın köşesinde durup nefeslenmeye başladık. Jin Ah ellerini dizlerine koymuştu. “Bence... şimdilik kurtulduk,” dedi. Ben hâlâ elimdeki anahtara bakıyordum. “Peki şimdi ne yapacağız?”

Jin Ah hiç düşünmeden cevap verdi. “Jin Hoo'ya anlatacağız.”

Telefonumu çıkarıp Jin Hoo'yu aradım. Birkaç saniye sonra telefonu açıldı. “Kim Ji? Bu saatte ne oldu?”

Derin bir nefes aldım. “Jin Hoo, sana inanılmaz gelecek ama Jin Ah yaşıyor.”

Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonra Jin Hoo'nun sesi geldi. “...Ne?”

Jin Ah telefonu benden aldı. “Jin Hoo, açıklayacak çok şey var. Ama önce bilmen gereken bir şey var. Ölümüm sahteydi ve bu gece biri bizi bulmaya çalıştı.”

Jin Hoo'nun sesi bu kez çok daha ciddi çıktı. “Neredesiniz? Hemen oradan uzaklaşın. Size geliyorum.”

Jin Ah bana baktı. Ben de elimdeki anahtarı sıkıca tuttum. Artık bu işin içinde Jin Hoo da vardı.Ertesi sabah Jin Hoo yanımıza geldiğinde ona bütün olanları anlattık. Elimdeki anahtarı görünce bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Bunun neyi açtığını bulursak her şeyin cevabını da bulabiliriz,” dedi.

Üçümüz birlikte anahtarın açabileceği yeri araştırmaya başladık. Sonunda okulun eski arşiv odasındaki dolaplardan birinin kilidine uyduğunu fark ettik. Dolabı açtığımızda Jin Ah'ın sahte ölümüyle ilgili belgeler ve bazı fotoğraflar çıktı. Fotoğraflardan birinde ise hepimizin tanıdığı biri vardı: okuldaki bir öğrenci.

Jin Hoo fotoğrafa dikkatlice baktı. “Demek bütün bunların arkasındaki kişi oydu.”

Ertesi gün durumu okul yönetimine anlattık ve elimizdeki kanıtları gösterdik. Yapılan incelemeden sonra olayın arkasında gerçekten onun olduğu ortaya çıktı. Okul yönetimi gerekli işlemleri yaptı ve öğrenci okuldan uzaklaştırıldı. Böylece Jin Ah'ın sahte ölümüyle ilgili gerçek de ortaya çıkmış oldu.
O gün okuldan çıkarken Jin Ah derin bir nefes aldı. “Sonunda bitti,” dedi.
Jin Hoo hafifçe gülümsedi. “Evet. Artık kimse sizden bir şey
saklamayacak.”

Ben de ikisine bakıp gülümsedim. Uzun zamandır ilk kez içimde korku yerine huzur vardı. Jin Ah yaşıyordu, gerçek ortaya çıkmıştı ve artık peşimizde kimse yoktu.

Ama elimde hâlâ o eski anahtar vardı.
Ve nedense içimden bir ses, hikâyenin henüz tamamen bitmediğini söylüyordu.Okuldan çıktığımızda hava yavaş yavaş kararıyordu. Birkaç gündür yaşadığımız her şeyin sonunda normal bir akşam geçirebileceğimizi düşünmüştüm. Jin Ah yanımda yürürken sürekli konuşuyor, Jin Hoo ise arada bize bakıp gülümsüyordu. İlk kez her şey gerçekten yoluna girmiş gibi hissediyordum.

Tam köşeyi dönerken elim cebimdeki anahtara gitti. Onu çıkarıp bir kez daha inceledim. Jin Ah fark edince kaşlarını çattı. “Onu hâlâ saklıyor musun?” Başımı salladım. “Evet. Nedenini bilmiyorum ama atmaya kıyamıyorum.”

Jin Hoo anahtara baktı. “Belki de sende kalması gerekiyordur.” Ona dönüp, “Neden?” diye sordum. Cevap vermek üzereyken telefonuma bir bildirim geldi.

Ekranda tek bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta üçümüz okulun önünde yürürken görünüyorduk. Fotoğrafın altında ise kısa bir mesaj vardı:

“Bittiğini düşünmeyin.”

Gülümsemem yüzümden silindi. Telefonu Jin Hoo'ya gösterdim. Jin Ah da fotoğrafı görünce sessizleşti. Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı.

“Bu fotoğraf ne zaman çekilmiş?” diye sordum.
Jin Hoo telefonuma dikkatlice baktı. “Az önce.”
Üçümüz aynı anda arkamıza döndük.
Sokak bomboştu.

Ama uzakta, okulun karşısındaki binanın çatısında birinin bizi izlediğini fark ettim. Yüzünü seçemiyordum. Birkaç saniye sonra gölge ortadan kayboldu.

Jin Hoo hemen, “Buradan gidelim,” dedi.
Ben ise hâlâ çatının olduğu yere bakıyordum.
Çünkü o kişinin elinde tuttuğu şeyi görmüştüm.
Benim anahtarımın aynısıydı.
DEVAM EDİCEK TAKİPTE KALIN

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.