Bölüm 2 — Ardında Kalan Sesizlik

Vaveyla Yazarı: Hiranaz Ölmez

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 2 — Ardında Kalan Sesizlik

Bölüm 2 — Ardında Kalan Sessizlik

Sabah uyandığımda ilk yaptığım şey telefonuma bakmak oldu.

Her zamanki gibi ondan bir mesaj bekledim.

Ama gelmedi.

Önce önemsemedim. Belki uyuyordu. Belki telefonu kapalıydı. Belki de bana kızmıştı.

Sonra kapının çalındığını duydum.

O an içime garip bir his çöktü.

Kapıyı açtığımda karşımdaki yüzü görünce ne diyeceğimi bilemedim.

“Başın sağ olsun.”

İki kelime.

Ama o iki kelime, bütün dünyamı değiştirdi.

Arkadaşım ölmüştü.

O günden sonra herkes bana aynı şeyi söylüyordu: “Zamanla geçer.”

Geçmedi.

Üstelik birkaç gün sonra, arkadaşımın eşyalarının arasında bana ait olmayan küçük bir not buldum.

Üzerinde yalnızca bir cümle vardı:

“Ona güvenme.”

Kimin hakkında olduğunu bilmiyordum.

Ta ki okulun koridorunda, daha önce hiç dikkat etmediğim o çocuğu görene kadar.

Beni görünce bir an durdu.

Sanki beni tanıyordu.

Sonra gözlerini kaçırıp hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.

Ama elindeki şey dikkatimi çekmişti.

Arkadaşımın kaybolduğu gün taktığı bileklik.

Aynısının onda ne işi vardı?
Birkaç saniye boyunca arkasından baktım.

Sonra dayanamadım.

“Hey!”

Adımlarını hızlandırdı.

Ben de peşinden gittim.

Koridorun sonunda köşeyi döndüğünde onu göremedim. Sanki bir anda ortadan kaybolmuştu.

Etrafa baktım.

Tam geri dönecekken yerde küçük, katlanmış bir kâğıt gördüm.

Eğilip aldım.

Üzerinde benim adım yazıyordu.

Kalbim hızlandı.

Kâğıdı açtığımda sadece üç kelime vardı:

“Beni takip etme.”

Kağıdı elimde sıkıca tuttum.

Bu artık bir tesadüf olamazdı.

Başımı kaldırdığımda koridorun diğer ucunda onu gördüm.

Bu kez kaçmıyordu.

Bana bakıyordu.

Göz göze geldiğimizde yüzünde garip bir ifade oluştu. Sanki bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyordu.

Yanıma geldi.

“Bunu buldun, değil mi?” dedi.

“Bunu sen mi yazdın?”

Cevap vermedi.

“Arkadaşımın bilekliği sende. Bana notlar geliyor. Ve sen her seferinde ortadan kayboluyorsun. Bana ne olduğunu söyle.”

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra gözlerimin içine baktı.

“Gerçekten bilmek istediğine emin misin?”

Başımı salladım.

O ise yalnızca şu cümleyi söyledi:

“Çünkü öğrendiğinde, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”

Ve yürüyüp gitti.

Ben arkasından bakarken tek bir şeyi fark ettim.

Elimdeki notun arkasında, daha önce görmediğim küçük bir tarih vardı.

Arkadaşımın öldüğü gün

O gece yatağımda dönüp durdum. Gözlerimi kapattığımda aklıma onun yüzü geliyordu. Daha doğrusu, yüzünden çok bakışları. Sanki bana söylemek istediği ama söyleyemediği bir şey vardı.

Ertesi sabah okula giderken koridorda onu tekrar gördüm. Bu kez kaçmadı. Dolabının önünde durmuş, kitaplarını çantasına yerleştiriyordu. Yanından geçerken bana baktı ve kısa bir an duraksadı.

“Dün söylediklerimi düşündün mü?” diye sordu.

“Bütün gece.”

Başını eğip hafifçe gülümsedi. “Tahmin etmiştim.”

O gülümseme sinirimi bozmuştu ama nedense gözlerimi ondan çekemiyordum. “Bana hâlâ cevap vermedin.”

“Çünkü cevabı duyunca bana güvenmeyeceksin.”

“Belki de şu an sana güvenmiyorum.”

Bu kez gülümsemedi. Gözleri bir anda ciddileşti.

“Arkadaşın ölmeden önce biriyle konuşuyordu,” dedi. “Ve o kişinin kim olduğunu bulmaya çalışıyordu.”

İçimde kötü bir his oluştu. “Kimle?”

Bana birkaç saniye baktı. Sonra çantasından küçük bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafı bana uzattığında elim titredi.

Fotoğrafta arkadaşım vardı.

Yanında ise yüzü görünmeyen biri.

Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu:

“Eğer bunu bulduysan, artık sen de işin içindesin.”

Fotoğrafı elimde tutarken ona baktım. “Sen kimsin?”

Bir an sessiz kaldı.

Sonra gözlerini benden kaçırmadan, “Bunu öğrenmek için önce bana güvenmen gerekiyor,” dedi.

Nedense o anda, onun hayatıma sadece bir sır olarak girmediğini hissettim.

Belki de arkadaşımın ardında bıraktığı en büyük sır, tam karşımda duruyordu.
O gece fotoğrafı saatlerce elimde tuttum. Arkadaşımın yüzüne bakarken içimde garip bir suçluluk oluşuyordu. Onu son gördüğüm günü düşündüm. Bana bir şey söylemek istemişti ama ben acelem olduğunu söyleyip gitmiştim. Şimdi ise o yarım kalan cümle kafamın içinde dönüp duruyordu. “Sana bir şey anlatmam lazım.” Hepsi bu kadardı. Belki biraz daha kalsaydım, belki onu dinleseydim, her şey farklı olabilirdi.

Ertesi gün okula girdiğimde onu kapının yanında gördüm. Beni beklediğini anlamak zor değildi. Yanına yaklaştığımda elindeki küçük kâğıdı bana uzattı. “Bunu dün buldum,” dedi. Kâğıdı açtığımda arkadaşımın el yazısını tanıdım. Sadece iki kelime yazıyordu: “Ona güven.”

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Kâğıdı tekrar ona uzatıp “Burada ne yazdığını sen de gördün. Neden hâlâ benden bir şey saklıyorsun?” diye sordum. Gözlerini kaçırdı. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra “Çünkü seni korumaya çalışıyorum,” dedi.

İçimde istemediğim bir merak oluştu. “Beni neden koruyasın ki?”

Bu kez yüzüme baktı. “Çünkü arkadaşın ölmeden önce bana senden bahsetti.”

Kalbim hızlandı. Arkadaşımın onunla tanıştığını bile bilmiyordum. “Ne söyledi?”

Cevap vermeden önce etrafına baktı. Sonra sesini alçalttı. “Senin bilmediğin bir şey vardı. O, senin başına bir şey gelmesinden korkuyordu.”

“Ne gibi bir şey?”

Tam cevap verecekken okulun zili çaldı. Koridor bir anda öğrencilerle doldu. Bana bakıp “Ders çıkışında eski kütüphaneye gel,” dedi ve kalabalığın arasında kayboldu.

O an ilk kez onunla ilgili başka bir şey fark ettim. Bana ne kadar gizemli gelirse gelsin, yanında olduğumda korkum biraz olsun azalıyor gibiydi. Belki de bu yüzden söylediklerine inanmak istiyordum.

Ama arkadaşımın bıraktığı o iki kelime hâlâ aklımdaydı.

“Ona güven.”

Ve ilk kez, bu cümlenin kimi kastettiğinden gerçekten korkmaya başladım.Eski kütüphaneye gittiğimde içeride kimse yoktu. Saatlerdir aklımda olan sorularla kapının önünde birkaç saniye bekledim. Sonunda içeri girdim. Rafların arasında ilerlerken ayak seslerini duydum. Döndüğümde onu gördüm. Elinde eski, yıpranmış bir defter vardı. Yanıma geldiğinde defteri uzatmak yerine bir süre yüzüme baktı. “Bunu sana vermek istedi,” dedi. Defteri aldığım anda üzerindeki ismi gördüm ve nefesim kesildi. Bu, arkadaşımın defteriydi.

Sayfaları çevirdikçe tanıdık el yazısıyla yazılmış cümleler karşıma çıkıyordu. Çoğu anlamsız görünüyordu ama bazı sayfaların köşelerinde aynı harf tekrar tekrar yazılmıştı. Tam ne anlama geldiğini soracaktım ki o, “Bunu tek başına çözmeye çalışma,” dedi. Sesindeki ciddiyet beni durdurdu. “Neden?” diye sordum. Birkaç saniye sustuktan sonra “Çünkü bu defterde yalnızca senin arkadaşının sırları yok,” dedi. “Benimle ilgili şeyler de var.”

O an ona bakarken kafamın içindeki bütün sorular birbirine karıştı. Ona güvenmek istiyordum ama arkadaşımın ölümünden beri öğrendiğim tek şey, görünen hiçbir şeyin gerçeğin tamamı olmadığıydı. Defteri göğsüme bastırıp “Peki sen neden bütün bunları biliyorsun?” diye sordum. Bu kez cevap vermesi uzun sürdü. Sonunda başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. “Çünkü onun son konuştuğu kişilerden biri bendim,” dedi.

O cümleden sonra kütüphanede oluşan sessizlik, şimdiye kadar duyduğum en ağır sessizlikti. Bir şey söyleyemedim. O ise bana yaklaşmadan, sadece “Sana anlatmam gereken çok şey var,” dedi. “Ama önce bana bir söz vermelisin.” Ne olduğunu sormaya fırsat bulamadan defterin son sayfasını açtı. Sayfanın ortasında benim adım yazıyordu. Altında ise tek bir cümle vardı: “Eğer bunu okuyorsan, ona hâlâ güvenip güvenmediğine sen karar ver.”

Başımı kaldırdığımda karşımdaki kişinin bakışları değişmişti. İlk kez onun da korktuğunu gördüm. Ve o anda anladım ki arkadaşımın bıraktığı sır, düşündüğümden çok daha büyüktü.Defteri kapattığımda ellerimin titrediğini fark ettim. Birkaç saniye boyunca hiçbirimiz konuşmadık. Sonunda dayanamayıp “Bana her şeyi anlat,” dedim. O, başını eğip derin bir nefes aldı. “Her şeyi anlatırsam artık geri dönüşün olmayacak,” dedi. “Zaten geri dönüşüm kaldığını sanmıyorum,” diye cevap verdim. Bu kez hafifçe gülümsedi ama gözlerindeki endişe kaybolmadı.

Kütüphanenin penceresinden dışarı baktı. “Arkadaşın, ölmeden birkaç gün önce benimle konuştu. Bir şeyden şüpheleniyordu ama ne olduğunu tam olarak bilmiyordu. Sadece birinin onu takip ettiğini düşünüyordu.” Bir anda içim ürperdi. “Peki neden bana söylemedi?” diye sordum. “Seni korumak istedi,” dedi. Sonra cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafın arkasında bir tarih vardı. Tarih, arkadaşımı son gördüğüm gündü.

Fotoğrafı çevirdiğimde ikimizin birlikte çekilmiş eski bir fotoğrafını gördüm. Ama fotoğrafın kenarında daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı vardı. Arka planda, birkaç metre uzakta duran aynı kişi görünüyordu. Yüzü belli değildi. “Bu kim?” diye sordum. Bana cevap vermek yerine fotoğrafı elimden aldı ve arkasını çevirdi. “Bunu burada konuşmamamız gerekiyor.”

Tam o sırada kütüphanenin kapısından bir ses geldi. İkimiz de aynı anda kapıya baktık. Koridorda birinin ayak sesleri duyuluyordu. Yaklaşıyor, sonra uzaklaşıyor, sonra tekrar yaklaşıyordu. O, parmağını dudaklarına götürüp sessiz olmamı işaret etti.

Ayak sesleri kapının önünde durdu.

Bir süre hiçbir şey olmadı.

Sonra kapının altından küçük bir kâğıt içeri doğru itildi.

O kâğıdı gördüğüm anda içimdeki bütün cesaret kayboldu. Çünkü üzerinde yine benim adım yazıyordu.

Bu kez kâğıdı açmadım. Sadece ona baktım.

O ise kâğıda bakıp fısıldadı: “Artık seni de izliyorlar.” Jin hoo bana mesaj atti "nerdesin?" bir kac saniye durup "okulda" diye mesaj attim
kısa oldu isterseniz devam edecek

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

23okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.