3. bölüm / 15
Kalbimin belasıİnkar
Bölümler 15Şu an: İnkar
- 1 İlk karşılaşma664 kelime
- 2 Yılbaşı713 kelime
- 3 İnkar1.160 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Mesafe429 kelime
- 5 Kaçmak yerine608 kelime
- 6 Kopuş472 kelime
- 7 Çatlak555 kelime
- 8 Sınır520 kelime
- 9 Aynı Ev Farklı Yük687 kelime
- 10 Yanlış anlamanın kıskacında584 kelime
- 11 Karışık zihinler1.266 kelime
- 12 Görünenle gerçek arasında829 kelime
- 13 Şüphe798 kelime
- 14 İZLER VE MASKELER718 kelime
- 15 YAN YANA AMA AYRI1.087 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O gün hava griydi ama Hasan’ın içi daha da karışıktı. Sıraya yayılmış oturuyordu; eli çenesinde, bakışları boşluğa sabitlenmişti. Derste anlatılanları zerre dinlemiyordu. Gözü istemsizce sınıfın diğer tarafına kayıyordu.
Elif Sude oradaydı.
Bugün saçlarını toplamıştı. Dün dağınıktı, bugün daha düzgündü. Hasan bunu fark ettiğine kendi kendine sinirlendi.
“Bana ne,” dedi içinden.
Ama bakmayı da bırakamadı.
Koza yanındaydı, defterine bir şeyler karalıyordu. Hasan bir an Koza’ya baktı, sonra tekrar Elif Sude’ye. Tam o sırada Elif Sude’nin yanına sınıftan bir çocuk geldi. Adı Mert’ti. Uzundu, rahat tavırlıydı, fazla gülümsüyordu.
Elif Sude de güldü.
Hasan’ın kaşı farkında olmadan çatıldı.
“Bu kim?” diye mırıldandı.
Mert eğilip Elif Sude’ye bir şey söyledi. Elif Sude başını yana eğdi, gözlerini devirdi ama gülmeye devam etti. Hasan’ın içi sıkıştı. Göğsünde anlamsız bir baskı hissetti.
Kalem elinde çat diye kırıldı.
Koza irkildi.
— Hayırdır?
— Bir şey yok, kalem dandikmiş.
Ama sesi normalden sertti.
Zil çaldığında Hasan çantasını omzuna atıp hızlıca sınıftan çıktı. Nereye gittiğini kendisi de bilmiyordu. Koridorda yürürken arkasından gelen sesleri duydu.
— Elif Sude, beklesene!
Adımları yavaşladı. Kulak kesildi istemsizce.
— Ne var, Mert?
— Teneffüste kantine gidelim mi?
Kısa bir sessizlik oldu. Hasan farkında olmadan nefesini tuttu.
— Bilmem… Aslında arkadaşlarımla sözüm var.
Hasan’ın içinden tuhaf bir rahatlama geçti. Ardından buna sinirlendi.
“Beni neden ilgilendiriyor?” diye geçirdi içinden.
Koza yanına yetişti.
— Niye bu kadar hızlı gidiyorsun?
— Kalabalık sevmiyorum.
Tam o sırada Elif Sude ve Sude yanlarından geçti. Elif Sude Hasan’a şöyle bir baktı; soğuk, mesafeli. Hafif de sinirli.
Hasan durdu.
— Ne bakıyorsun?
Elif Sude dönüp ona baktı.
— Sana bakmıyorum, yoluma bakıyorum.
Sude araya girdi.
— Hadi ya, uzatmayın.
Elif Sude omzunu silkerek uzaklaştı. Hasan arkasından baktı. Yürürken saçları hafifçe sallanıyordu. Hasan dişlerini sıktı.
Koza kaşını kaldırdı.
— İyi misin sen?
— Gayet iyiyim.
— Pek öyle durmuyor.
Hasan ters ters baktı.
— Ne demek istiyorsun?
— Hiç. Sadece… normalde kimseye bu kadar takılmazdın.
Hasan cevap vermedi. Kantine girdiler. Ortam gürültülüydü. Hasan bir köşeye yaslandı. Gözleri yine Elif Sude’yi aradı.
Onu Mert’le yan yana gördü.
Birlikte sıradaydılar. Mert bir şey anlatıyor, Elif Sude dinliyordu. Bu kez gülmüyordu ama başını sallıyordu. Hasan’ın içi yine daraldı.
Koza dayanamadı.
— Kıskanıyorsun.
Hasan kafasını sertçe çevirdi.
— Ne diyorsun sen?
— Kıskanıyorsun.
— Saçmalama.
— Seni tanıyorum, bu hâlin normal değil.
Hasan güldü ama gülüşü soğuktu.
— O kızdan mı? Güldürme beni.
O sırada Elif Sude kantinden çıktı. Hasan farkında olmadan arkasından yürüdü. Mesafeyi koruyordu ama gözlerini ayıramıyordu.
Elif Sude bahçedeki banklardan birine oturdu. Sude yanındaydı. Mert biraz ileride ayakta duruyordu.
Hasan durdu.
“Ben niye buradayım?” diye düşündü.
Tam geri dönecekken Elif Sude’nin sesi geldi:
— Bana bakmayı keser misin?
Hasan afalladı.
— Sana mı bakıyordum?
— Evet, bana bakıyordun.
Hasan sustu. Sonra alaycı bir sesle:
— Kendini fazla önemli sanıyorsun.
— Sen de kendini.
İkisi de geri adım atmadı. Aralarında tuhaf bir gerilim vardı.
Sude araya girdi.
— Elif, hadi gidelim.
Elif Sude kalkarken Hasan farkında olmadan konuştu:
— O çocukla takılma.
Elif Sude durdu.
— Hangisiyle takılacağımı sen mi belirliyorsun?
— Sadece söylüyorum.
— Sana soracak değilim.
Elif Sude arkasını dönüp gitti. Hasan olduğu yerde kaldı.
Koza yanına geldi.
— Bu hiç “umursamıyorum” gibi değil.
Hasan derin bir nefes aldı.
— Saçma sapan biri o.
— O zaman niye bu kadar sinirlendin?
Hasan cevap vermedi. Gözleri hâlâ Elif Sude’nin gittiği yerdeydi.
İçinden geçen tek bir cümle vardı, kendine bile itiraf edemediği:
“Başkasına gülmesine sinir oldum.”
Hasan olduğu yerde bir süre daha kaldı. Bahçedeki uğultu, öğrencilerin sesleri, rüzgârın hafif serinliği… Hiçbiri umurunda değildi. Gözleri, Elif Sude’nin az önce kaybolduğu yöne takılı kalmıştı. Kendine kızıyordu ama bunu da kabullenmek istemiyordu.
Koza sessizce yanına yaklaştı.
— Gitsek mi? Zil çalacak birazdan.
Hasan başını salladı.
— Git.
Sınıfa döndüklerinde ortam daha sakindi. Herkes yerini almıştı. Elif Sude ve Sude ön sıralardan birine oturmuşlardı. Hasan arka sıraya geçerken istemsizce Elif Sude’ye baktı. Elif Sude bunu fark etti ama bakışını kaçırmadı. Aksine, kısa bir an göz göze geldiler.
Hasan ilk kaçıran oldu.
“Boş iş,” dedi içinden. “Büyütülecek bir şey yok.”
Ders başladığında Hasan defterini açtı ama kalemi yine hareketsizdi. Öğretmenin sesi fonda kalmış gibiydi. Aklı sürekli aynı yere gidip geliyordu. Elif Sude’nin Mert’le konuşması, gülmesi, ona karşı rahat tavırları… Hepsi Hasan’ın sinirini bozuyordu.
Yanındaki Koza fısıldadı:
— Derse bakmıyorsun.
Hasan kısık sesle cevap verdi.
— Sen bakıyorsan yeter.
Koza bir şey demedi ama göz ucuyla Hasan’ı süzdü. Bu hâli tanımıyordu. Hasan genelde soğukkanlıydı, kontrolü elinde tutardı. Şimdi ise en küçük şeyler bile yüz ifadesine yansıyordu.
Ders bitince öğretmen sınıftan çıktı. Öğrenciler yerlerinden kalkmaya başladı. Elif Sude çantasını alıp ayağa kalktı. Mert yanına geldi.
— Sonraki ders boşmuş, bahçeye çıkalım mı? dedi.
Elif Sude tereddüt etti.
— Bilmem…
— Gel ya, bir şey olmaz.
Hasan bu konuşmayı istemeden duydu. Sandalyeyi sertçe itti. Koza irkildi.
— Ne yapıyorsun?
— Bir şey yapmıyorum.
Ama ayağa kalkmıştı bile. Elif Sude’nin yanından geçerken omzuyla hafifçe çarptı. Bilerek mi, istemeden mi belli değildi.
Elif Sude dönüp baktı.
— Önüne baksana!
Hasan durdu.
— Dar yer, ne yapayım?
Mert araya girecekken Elif Sude elini kaldırdı.
— Boş ver.
Hasan’ın bu tavrı daha da sinirlenmesine neden oldu. Onun umursamazlığı, Elif Sude’yi daha da mesafeli yapıyordu. Hasan bunu fark ediyordu ama geri adım atmıyordu.
Bahçeye çıktıklarında hava açmıştı. Öğrenciler gruplar hâlinde oturmuş, konuşuyordu. Hasan bir bankın kenarına oturdu. Koza yanına geçti.
— Şunu soracağım, dedi Koza.
— Sor.
— Bu kız seni neden bu kadar geriyor?
Hasan hemen cevap verdi.
— Germiyor.
— O zaman neden her hareketini takip ediyorsun?
Hasan sustu. Bir süre konuşmadı. Sonra omuz silkti.
— Alışık değilim böyle tiplere. Kendini fazla önemsiyor.
Koza hafifçe güldü.
— Aynen. Sen hiç kendini önemseyen biri değildin zaten.
Hasan ters bir bakış attı.
— Dalga geçme.
Tam o sırada Elif Sude ve Sude bankların önünden geçti. Elif Sude, Hasan’a bilerek bakmadı. Bu durum Hasan’ın daha çok dikkatini çekti. Onun yok sayması, Hasan’ın egosuna dokunmuştu.
“Bakmıyorsun ama farkındasın,” diye geçirdi içinden.
Derslere girip çıktılar. Gün ilerledikçe Hasan daha da huzursuzlaştı. Elif Sude her gülüşünde, her rahat hareketinde Hasan’ın içi sıkışıyordu. Ama bunu ne kendine ne başkasına itiraf ediyordu.
Son ders çıkışında okul kapısına doğru yürürlerken Hasan, Elif Sude’nin yalnız olduğunu fark etti. Sude biraz ilerideydi. Hasan duraksadı. Koza’ya baktı.
— Sen git.
Koza kaşını kaldırdı.
— Emin misin?
— Git dedim.
Koza bir şey demeden uzaklaştı. Hasan derin bir nefes aldı ve Elif Sude’ye yaklaştı.
— Bir şey soracağım.
Elif Sude durdu.
— Ne?
Hasan kısa bir an sustu. Söyleyeceklerini tarttı.
— O çocukla… çok yakın değilsiniz, değil mi?
Elif Sude şaşkınlıkla baktı. Sonra hafifçe güldü.
— Sana ne?
Hasan dişlerini sıktı.
— Merak ettim.
— Etme.
Elif Sude yürümeye devam etti. Hasan arkasından baktı ama bu sefer çağırmadı. Onun net tavrı, Hasan’ın içini daha da karıştırmıştı.
Okuldan çıktığında Hasan’ın aklında tek bir düşünce vardı. Bu durumun kontrolünden çıktığı gerçeği.
“Bu sadece sinir,” dedi kendi kendine.
“Ama neden geçmiyor?”
O gece Hasan uzun süre uyuyamadı. Elif Sude’nin bakışları, sözleri, mesafesi zihninde dönüp durdu. İlk kez birini umursamadığını iddia ederken bu kadar rahatsız hissediyordu.
Ve bu, Hasan’ın hiç alışık olmadığı bir duyguydu.
Bölüm etkileşimi
