9. bölüm · Kalbimin belası

Aynı Ev Farklı Yük

Lily Jaws

Akşam eve geldiklerinde ev her zamanki gibiydi. Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu. Mutfaktan tencere sesi geliyordu, anneleri bir şeyler karıştırıyordu. Dışarısı sakindi ama Hasan’ın içi öyle değildi.
Ayakkabılarını çıkardı, odasına geçmedi. Salona girdi, koltuğa çöktü. Elini saçlarının arasından geçirdi.
Koza onu süzdü. Çantasını bıraktı, o da karşı koltuğa oturdu.
Bir süre konuşmadılar.
Ev sessizdi ama bu sessizlik okulunkinden daha ağırdı.
Çünkü burada kaçacak yer yoktu.
Koza dayanamayıp konuştu.
— Bugün… zor tuttun kendini.
Hasan başını eğdi.
— Zor kelimesi az kalır.
— Eskisi gibi olsaydın, çoktan patlamıştın.
— Eskisi gibi olsaydım… dedi Hasan,
durdu.
— Şu an bunları konuşuyor olmazdık.
Koza arkasına yaslandı.
— Elif Sude mi?
— He.
— Fena yakaladı seni.
— Yakalamadı, dedi Hasan.
— Ben durdum bu sefer.
— İşte onu diyorum.
Hasan derin bir nefes aldı.
— Kanka, ben sinirliyim normalde.
— Biliyorum.
— Ama bu başka. Sinir geçer. Bu geçmiyor.
Koza sustu.
Hasan devam etti.
— Bugün Mert konuşurken var ya…
— Duydum.
— Ayağa kalkmamak için kendimi tuttum.
— Elif Sude için.
— He.
— Ama sadece onun için değil.
Koza kaşlarını çattı.
— Ne demek o?
— Kendim için.
— İlk defa bir şey kaybetmekten korkuyorum Koza.
— Kavga kaybetmek değil.
— İnsan kaybetmek.
Bu cümle salonda asılı kaldı.
Koza iç çekti.
— Bak Hasan, dedi,
— Ben seni yıllardır tanıyorum.
— Sen patlayınca rahatlıyorsun sanıyorsun.
— Ama her patlamada biraz daha yalnız kalıyorsun.
Hasan başını kaldırdı.
— Sen de mi böyle düşünüyorsun?
— He.
— Ama bu kötü bir şey değil.
— Farkına varman kötü değil.
Hasan gülümsedi ama acı bir gülümsemeydi.
— Elif Sude bugün sınav koydu bana.
— Ne sınavı?
— Kendimi tutma sınavı.
— Geçemezsem…
Durdu.
— Kaybederim.
Koza net konuştu.
— Kaybetmekten korkuyorsan doğru yoldasın.
— Eskiden korkmazdın çünkü.
— Umursamazdın.
Hasan ayağa kalktı, pencereye gitti.
Dışarı baktı. Sokak lambası yanıyordu.
— Mert yarın bir hamle daha yapacakmış.
— Elif Sude söyledi.
— Ne yapacaksın?
— Bilmiyorum.
— Ama şunu biliyorum…
— İlk defa kavga etmeyerek kazanmak istiyorum.
Koza da ayağa kalktı. Yanına geldi.
— Kolay değil.
— Biliyorum.
— Ama yalnız değilsin.
— Yanındayım.
Hasan başını salladı.
— Sen hep yanımdaydın zaten.
— Ben bunu yeni fark ediyorum galiba.
Koza hafifçe omzuna vurdu.
— Geç olsun güç olmasın.
— Ama bak, dedi ciddi bir sesle,
— Mert işi çirkinleştirirse…
— O zaman dur demek başka,
— ezilmek başka.
Hasan Koza’ya döndü.
— Ezilmeyeceğim.
— Ama kontrolü de kaybetmeyeceğim.
— İnce çizgi biliyorum.
— Öğreniyorum.
O anda annelerinin sesi geldi.
— Yemek hazır!
İkisi de salondan mutfağa yürüdü.
Aynı ev, aynı masa…
Ama Hasan artık aynı çocuk değildi.
O gece yatağına uzandığında telefonu eline aldı.
Mert’ten yeni bir mesaj yoktu.
Ama geleceğini hissediyordu.
Hasan tavana baktı ve içinden şunu geçirdi:
“Yarın zor olacak.”
“Ama kaçmayacağım.”
Ve ilk kez bu düşünce…
Onu korkutmuyordu.

Koza odasına geçtiğinde ışığı yakmadı. Çantayı kapının yanına bıraktı, yatağa oturdu. Hasan’la konuştukları hâlâ kafasındaydı ama aklı başka yere de kayıyordu.
İstese istemese.
Sude.
Bahçede bankta oturuşları geldi aklına. Konuşmadan durmaları. O sessizliğin rahatsız etmemesi.
Koza kaşlarını çattı.
“Bu normal değil,” diye düşündü.
Normalde insan sessizlikten kaçar.
Ama Sude’yle… kaçmamıştı.
Sude’nin gülerken kafasını hafif yana eğmesi geldi gözünün önüne. Çok gülmezdi ama güldü mü içten gülerdi.
Koza fark etmişti.
İlk fark ettiğinde önemsememişti.
Sonra bir daha oldu.
Bir daha.
“Ben mesafeliyim,” dedi kendi kendine.
“Her zaman.”
Ama Sude o mesafeyi zorlamamıştı.
Yanına gelmişti sadece.
Olduğu gibi.
Koza yatağa uzandı, tavana baktı.
— Hasan yanarken ben ne yapıyorum lan?
diye mırıldandı.
Sonra şunu fark etti:
Hasan’la ilgili bu kadar netken,
Sude konusunda net değildi.
Sude’nin Hasan–Elif Sude meselesini açtığı günü düşündü. Taraf tutmamıştı. Zorlamamıştı.
Sadece dinlemişti.
“Bu kız düşündüğümden daha sağlam,” dedi içinden.
En tuhafı da şuydu:
Koza kimseye böyle içinden cümle kurmazdı.
Telefonu eline aldı.
Mesaj atmadı.
Bakmadı da.
Sadece tuttu.
“Demek bu da böyle bir şey,” diye düşündü.
“Yavaş yavaş.”
Kapının öte yanında Hasan vardı.
Kendi savaşını veriyordu.
Koza ilk defa şunu hissetti:
Bu sefer sadece Hasan’ı kollamayacaktı.
Sude’yi de.
Ama bunu korumak için değil.
Karışmak için hiç değil.
Sadece…
yanında durmak için.
Işığı kapattı.
Gözlerini yumdu.
Kendi kendine son bir cümle bıraktı:
“Bu iş Hasan kadar beni de değiştirecek galiba.”