1. bölüm / 15
Kalbimin belasıİlk karşılaşma
Bölümler 15Şu an: İlk karşılaşma
- 1 İlk karşılaşma664 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Yılbaşı713 kelime
- 3 İnkar1.160 kelime
- 4 Mesafe429 kelime
- 5 Kaçmak yerine608 kelime
- 6 Kopuş472 kelime
- 7 Çatlak555 kelime
- 8 Sınır520 kelime
- 9 Aynı Ev Farklı Yük687 kelime
- 10 Yanlış anlamanın kıskacında584 kelime
- 11 Karışık zihinler1.266 kelime
- 12 Görünenle gerçek arasında829 kelime
- 13 Şüphe798 kelime
- 14 İZLER VE MASKELER718 kelime
- 15 YAN YANA AMA AYRI1.087 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hasan uçakta koltuğunda otururken babasına dik dik bakıyordu. Türkiye’ye dönmek istemiyordu. Babası Hasan’ın bakışlarını fark etmişti.
— Neden bana öyle bakıyorsun, sorun ne?
— Sence sorun ortada değil mi? Türkiye’ye dönmek istemiyorum. Neden dönmek zorundayız ki? Almanya’da da yeniden başlayabiliriz.
— Ama ben ülkeme dönmek istiyorum Hasan, bunu anlayışla karşılamalısın. Hem Koza’ya bak, hiç şikâyet ediyor mu?
— Zaten onu kafese kapatsan yine şikâyet etmez. Bana onu örnek göstermeyi bırak.
— Konu kapandı. Türkiye’de kalacağız, tartışma kabul etmiyorum.
Hasan oflayarak önüne döndü. Saatler süren yolculuktan sonra sonunda Türkiye’ye iniş yaparlar. Evlerine (yalıya) yerleşirler. Pazartesi yeni okullarına gideceklerdi.
Hasan bir koleje gideceğini düşünüyordu ama işler öyle değildi. Pazartesi günü okula gittiklerinde Hasan oranın devlet okulu olduğunu görür.
— Ne yani ben bu eziklerle aynı okula mı gideceğim? Koleje gideceğimizi düşünüyordum.
— Hasan şu an sizi koleje yazdıramam, maddi sıkıntılar çekiyoruz. Ayrıca devlet okulu gayet iyi. Kardeşin gibi ol biraz, Koza’ya bak, hiç şikâyet ediyor mu?
Hasan ne kadar şikâyet etse de babası fikrini değiştirmez. Hasan yüzünde sert bir bakışla okula girer. Koza ise daha sakindi; onun için okul pek önemli değildi, her türlü çalışarak başaracağına inanıyordu.
Müdürün odasına gidip sınıflarını öğrenirler. Hasan sınıfa önden girer, yüzünde sert ve erkeksi bir ifade vardı; tüm kızlar çoktan ona hayran olmuştu. Koza ise arkasından girmişti, daha temkinli görünüyordu.
Boş sıra bulup oturduklarında bir kız dönüp Hasan’a:
— Bakar mısın yakışıklı, senin adın ne?
— Sanane benim adımdan, dön önüne yelloz.
— YELLOZ DERKEN? SEN BANA NASIL YELLOZ DERSİN? SEN BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUN?
Hasan cevap vermemeyi seçip Koza’ya baktı.
— Geldiğim ilk günden çattık ya.
Koza gözlüğünü düzelterek omuzlarını “bilmiyorum” der gibi silkti.
— Takma kafana, sanki ilk kez yaşıyorsun. Alışmış olman gerekiyordu.
Bu sırada öğretmen girer. Öğretmenin kır saçları yılların yorgunluğunu ve bilgeliğini belli ediyordu.
— Az daha yaşlansa mezara girecek, ne işi var burada… Almanya’da böyle değil, ne kadar saçma.
— Hasan, böyle her şeye itiraz edersen ilerleyemeyiz. Bu kadar takma kafana.
Hasan iç çeker, derse odaklanmaya çalışır ama çok sıkılmıştır. Başını sıraya koyup uyumaya çalışır. Koza ise derse odaklanmıştır.
Ertesi gün yine aynı sıralara otururlar ama bu sefer sınıfa dün görmedikleri iki kız girer. Yanlarına gelip hiç sormadan otururlar. Koza, yanına oturan kıza şaşkınlıkla bakarken Hasan sinirlenir.
— Bizden izinsiz nasıl yanımıza oturursunuz?
Kızlardan biri cevap verir, ismi Sudeydi:
— Çünkü burası bizim sıralarımız ve siz bizim yerimize oturmuşsunuz.
Hasan bir şey söylemek istese de kız haklı olduğu için susar. Arkasını dönüp Koza’ya bakar. Koza, yanına oturan kıza kaçamak bakışlar atıyordu. Hasan şaşırır; Koza kızlara pek ilgi duyan biri değildi.
Öğretmen girer, ders sorunsuz ilerler. Gün içinde sanki kasıtlıymış gibi o iki kızla sık sık karşılaşırlar. Yoklamada öğrenirler ki birinin adı Elif Sude, diğerinin adı Sudenur’du; kısaca ikisi de Sude’ydi.
Öğle yemeğinde Hasan, Koza’nın yine Sude’ye baktığını görür, onu dürter.
— Hey, neden sürekli o kıza bakıyorsun? Senin kızlarla ilgilendiğini bilmiyordum, daha çok kitaplarına aşıksın sanıyordum.
Koza kızarır, kısık sesle:
— Bilmiyorum… onda beni çeken bir şey var.
Hasan göz devirir.
— Bence ikisi de çok sinir bozucu. Özellikle Elif Sude denen kız çok burnu havada ve asi.
Koza güler.
— Ah gerçekten mi? Bu bana birisini hatırlatıyor… galiba seni.
— Saçmalama Koza, ben öyle biri değilim.
— Gerçekten mi? Bana pek inandırıcı gelmedi.
Hasan göz devirip yemeğine odaklanır ama istemese de aklının bir köşesinde Elif Sude vardır…
Bu sırada Elif Sude ve Sude başka bir masada yemek yiyorlardır.
Elif Sude:
— O ikisi kendilerini ne sanıyor? Senin yanında oturan biraz daha kabul edilebilir ama diğeri çok kibirli. Benim sırama oturuyor bir de yan yan bakıyor.
— Hadi ama abartma, klasik erkek işte. Takma kafana.
— Almanya’dan geldi diye burnu bir karış havada. Özgüven bombası resmen. Bir de tipe bak, bu özgüven nereden geliyor?
Sude iç çeker.
— Belki sadece buraya geldiği için sinirlidir. Biraz şans ver. Ayrıca kardeşi çok sevimli, onun tam tersi.
— Kardeşi beni ilgilendirmiyor.
— Yani Hasan seni ilgilendiriyor ha?
Elif Sude hemen reddeder.
— Hayır tabii ki! O zengin züppeyle işim yok benim.
Sude güler, omuz silker, üstüne gitmez.
Bölüm etkileşimi
