7. bölüm · Kalbimin belası

Çatlak

Lily Jaws

Kavganın üstünden iki gün geçmişti ama okul hâlâ o günü konuşuyordu. Bahçede fısıldaşmalar, sınıfta yarım cümleler… Hasan nereye gitse bakışları hissediyordu. Umurunda değilmiş gibi davranıyordu ama içi rahat değildi. En çok da Elif Sude’nin sessizliği canını sıkıyordu.
Onu tamamen silmemişti.
Ama eskisi gibi de değildi.
Hasan bunu ilk derste fark etti. Elif Sude ön sıradaydı. Defterini açtı, dinledi, not aldı. Hasan’a dönüp bakmadı ama yok da saymadı. Arada bir varlığını hissediyordu. Bu, Hasan’ın sinirini daha çok bozuyordu.
Netlik istiyordu. Ya tamamen gitsin ya da karşısına geçsin.
Koza yanına eğildi.
— Bugün sakin dur, dedi.
— Ben sakindim zaten.
— He he.
Teneffüste Hasan bahçeye indi. Elif Sude biraz sonra çıktı. Yalnız değildi, Sude yanındaydı. Bankların orada durdular. Hasan gitmedi ama kalmadı da. Bir ağacın dibinde durdu. Mesafeyi koruduğunu sanıyordu ama bakıyordu işte.
Mert de oradaydı. Uzakta. Ama bilerek görünür bir yerde.
Hasan bunu fark edince dişlerini sıktı.
“Bilerek yapıyor,” diye geçirdi içinden.
Elif Sude Mert’e bakmadı. Bu Hasan’ın dikkatinden kaçmadı. Ama bu, rahatlatmadı. Tam tersine, kafasını daha çok karıştırdı.
“Bakmıyorsan neden hâlâ buradasın?”
Sude bir şeyler söyledi, Elif Sude başını salladı. Sonra Elif Sude başını kaldırdı.
Hasan’ı gördü.
Bakışları kısa sürdü ama bu sefer kaçmadı.
Ne kızgındı, ne yumuşak.
Sorgulayıcıydı.
Hasan bir adım attı ama durdu.
İçinden bir ses “git” dedi, diğeri “dur”.
Durdu.
Gün ilerledikçe ortam daha da gerildi. Mert sınıfta bilerek yüksek sesle konuşuyor, Hasan’ın duyacağı şeyler söylüyordu. İsim vermiyordu ama imalar belliydi.
Koza bunu fark etti.
— Sabret, dedi.
— Sabrediyorum.
— Bir yere kadar.
Son ders çıkışında olay patladı.
Hasan koridordan geçerken Mert bilerek omzuyla çarptı. Bu sefer özür yoktu.
Hasan durdu.
— Bir derdin varsa açık konuş.
Mert sırıttı.
— Senin derdin çok zaten.
Bu laf etraftakileri durdurdu.
Hasan bir adım yaklaştı.
— Bak, bir daha üstüme gelme.
— Ne olacak?
— Bu sefer ayıran olmaz.
Elif Sude sesi duydu. Döndü.
— Yeter artık!
İkisi de ona baktı.
— Ben bu saçmalığın içinde olmak istemiyorum, dedi Elif Sude.
— O zaman kenara çekil, dedi Mert.
Hasan’ın sabrı taştı.
— Sen sus.
Elif Sude Hasan’a döndü.
— Sen de.
Bu Hasan’ı durdurdu.
Koridor sessizleşti. Elif Sude derin bir nefes aldı.
— İkiniz de kavga ede ede bir şey çözemezsiniz.
— Ben çözmeye çalışıyorum, dedi Hasan.
— Hayır, kontrol etmeye çalışıyorsun.
Bu cümle Hasan’ın içine oturdu.
— Belki, dedi.
— Ama seni tamamen silmedim farkındaysan.
Elif Sude bunu bilerek söyledi.
Hasan başını kaldırdı.
— O zaman neden böyleyiz?
— Çünkü güvenmekle boğulmak arasında ince bir çizgi var.
Mert homurdandı.
— Dram bitmediyse ben gidiyorum.
Gitti.
Hasan ile Elif Sude koridorda kaldı.
İlk kez kavga etmeden.
— Ben sana düşman değilim, dedi Elif Sude.
— Ama böyle devam ederse… olurum.
Hasan yutkundu.
— Beni tamamen silme.
— Silmedim zaten.
— Ama uzaklaştın.
— Kendimi koruyorum.
Bu Hasan’ın beklemediği bir cevaptı.
Başını salladı.
— Haklısın.
Bu kez Elif Sude şaşırdı.
— İlk defa bunu diyorsun.
— İlk defa kaybetmekten korkuyorum.
Elif Sude bir şey demedi.
Ama giderken şunu söyledi:
— Bir daha kavga edersen… beni de kaybedersin.
Hasan olduğu yerde kaldı.
Bu bir tehdit değildi.
Uyarıydı.
Koza uzaktan izliyordu. Sude yanındaydı.
— Bu iş daha bitmedi, dedi Sude.
— Bitmedi, dedi Koza.
— Ama yön değişti.
Hasan o akşam eve giderken şunu fark etti:
Sinir hâlâ vardı.
Kıskançlık hâlâ vardı.
Ama artık kaybetme korkusu daha ağır basıyordu.
Ve bu korku…
Hasan’ı değiştirecek kadar gerçekti.