9. bölüm · KALACAK YÜZÜN VAR MI?
Karanlığın Ardındaki Gerçek
"İnsan bazen en büyük sırrı başkasından değil, kendi hafızasından saklar."
9. Bölüm
"Onlar beni buldu."
Yankı'nın söylediği üç kelime kulaklarımda yankılanmaya devam ediyordu.
Ne demek istemişti?
"Kim buldu?"
Sesim fark edilmeyecek kadar kısıktı.
Yankı cevap vermedi.
Bakışlarını bulunduğumuz sokağın sonuna çevirdi.
Ben de aynı yöne baktım.
Boştu.
Ne yürüyen biri vardı ne de bizi izleyen...
En azından ben öyle sanıyordum.
"Yankı."
Bu kez sesim daha sertti.
"Kim onlar?"
Derin bir nefes aldı.
"Gidelim."
"Hayır."
İlk defa ona karşı bu kadar net durmuştum.
"Bana sürekli yarım cevaplar veriyorsun. Sürekli bir şeyleri saklıyorsun. Ben artık hiçbir şey anlamıyorum."
Yankı gözlerini kapattı.
Sanki kendi içinde büyük bir savaş veriyordu.
"Gece..."
"Hayır. Bu kez sen beni dinle."
Bir adım ona yaklaştım.
"Ben kimim?"
Bu soru onu şaşırttı.
"Ne?"
"Ben gerçekten kimim?"
"Gece..."
"Bana 'Hatırlayınca anlayacaksın' diyorsun."
"'Şimdi değil' diyorsun."
"'Zamanı gelince' diyorsun."
"Peki ya ben?"
"Ben her gece aynı rüyaları görüyorum."
"Tanımadığım insanlar görüyorum."
"Hiç gitmediğimi düşündüğüm yerleri görüyorum."
"Ve sen..."
Sesim titremeye başlamıştı.
"Sen bütün bunları biliyormuşsun gibi davranıyorsun."
Yankı başını eğdi.
O an ilk defa onun da gözlerinin dolduğunu gördüm.
"Özür dilerim."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Bunu senden saklamak istemedim."
"Öyleyse anlat."
"Daha anlatamam."
Sinirle güldüm.
"Yine aynı cevap."
Tam arkamı dönüp gidecektim ki...
Yankı bileğimden tuttu.
Ama sertçe değil.
Sanki bırakmaktan korkuyormuş gibi.
"Ne olur..."
İlk defa sesi bu kadar kırılmıştı.
"Bana biraz daha zaman ver."
Elimi yavaşça geri çektim.
"Neden?"
Çok uzun süre sustu.
Sonunda fısıldayarak konuştu.
"Çünkü seni tekrar kaybetmekten korkuyorum."
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
"Tekrar mı?"
Yankı ne dediğini fark etmiş gibi bir anda sustu.
Gözlerini kaçırdı.
Ben ise o tek kelimeye takılıp kalmıştım.
Tekrar...
Bu kelimeyi neden kullanmıştı?
...
Eve dönerken bütün yol boyunca bunu düşündüm.
Otobüsün camına yaslanmış dışarıyı izliyordum.
Yağmur başlamıştı.
Camdan aşağı süzülen damlalar görüntüyü bulanıklaştırıyordu.
Kulaklığımı taktım.
Müzik açıldı.
Ama hangi şarkının çaldığını bile bilmiyordum.
Bugün hiçbir şey duymuyordum.
Sadece...
"Seni tekrar kaybetmekten korkuyorum."
Bu cümle zihnimde dönüp duruyordu.
...
Eve vardığımda annem salonda televizyon izliyordu.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk."
Yüzüme dikkatlice baktı.
"İyi misin kızım?"
"Biraz başım ağrıyor."
"İlaç vereyim mi?"
"Yok anne."
Gülümsemeye çalıştım.
"Biraz dinlenirsem geçer."
Odamın kapısını kapatır kapatmaz çantamı yatağın üzerine attım.
Çekmeceyi açıp fotoğrafı çıkardım.
Sonra anahtarı...
Sonra da Yankı'nın bana gösterdiği yıldızlı anahtarlığı düşündüm.
Hepsini yatağın üzerine dizdim.
Bir fotoğraf.
Bir anahtar.
Bir anahtarlık.
Üçü de aynı geçmişe ait gibiydi.
Ama ben o geçmişi yaşamamış gibi hissediyordum.
Telefonum titredi.
Umay arıyordu.
"Gecem!"
Sesi her zamanki gibi enerjikti.
"Nasılsın?"
"İyiyim."
"Yalan."
İstemsizce güldüm.
"Bu kadar belli mi?"
"Evet."
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra ciddi bir ses tonuyla konuştu.
"Son zamanlarda sende bir şeyler değişti."
"Nasıl yani?"
"Eskiden neşeliydin."
"Şimdi sürekli dalıp gidiyorsun."
"Bir şey mi oldu?"
Ona her şeyi anlatmak istedim.
Notları.
Fotoğrafı.
Yankı'yı.
Rüyalarımı.
Ama yapamadım.
"Yok."
"Gece."
"Hı?"
"Ne olursa olsun yalnız değilsin."
Boğazım düğümlendi.
"Teşekkür ederim."
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre öylece oturdum.
Sonra...
Çekmecemin en arkasında daha önce hiç fark etmediğim küçük, eski bir zarf gördüm.
Şaşırdım.
"Bu da ne?"
Üzerindeki yazıyı görünce nefesim kesildi.
Eski, silik el yazısıyla sadece iki kelime yazıyordu.
"Gece'ye..."
Ve altına küçücük bir not düşülmüştü.
"Sadece hatırladığında aç."
Tam elim zarfın kapağına giderken durdum.
"Sadece hatırladığında aç."
Bu cümleyi en az on kez okudum.
Kim yazmıştı?
Ne zaman yazmıştı?
Ve en önemlisi...
Bu zarf nasıl benim odama gelmişti?
Çekmeceyi yıllardır kullanıyordum. Böyle bir şeyi daha önce görmemiş olmam imkânsızdı.
Titreyen ellerimle zarfı tekrar çekmeceye koydum.
"Hayır..."
"Henüz değil."
İçimde garip bir his vardı.
Sanki zarfı açarsam hayatım bir daha eskisi gibi olmayacaktı.
Kapıyı çalan annemin sesiyle irkildim.
"Gece?"
"Hı?"
"Yemek hazır kızım."
"Tamam anne."
Son kez çekmeceye baktım.
Sonra odadan çıktım.
...
Akşam yemeği her zamankinden daha sessizdi.
Annem sürekli bana bakıyordu.
En sonunda dayanamadı.
"Son birkaç gündür çok dalgınsın."
"Evet..."
"Okulda bir sorun mu var?"
Başımı iki yana salladım.
"Yok."
"Emin misin?"
"Eminim."
Yalan söylemek istemiyordum.
Ama gerçeği anlatacak cesaretim de yoktu.
Ecem kaşığını masaya bıraktı.
"Abla."
"Hı?"
"Sen üzgün olunca ben de üzülüyorum."
Gülümsedim.
"Merak etme."
"Kısa zamanda geçecek."
Keşke buna ben de inanabilseydim.
...
Yemekten sonra odama çıktım.
Ödevlerimi yapmaya çalışıyordum.
Ama gözüm sürekli çekmecedeki zarfa kayıyordu.
Bir türlü odaklanamıyordum.
Tam kitabımı kapatacakken telefonum titredi.
Yankı
İlk defa beni arıyordu.
Kalbim hızlandı.
Aramayı açtım.
"Efendim?"
Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi.
Sonra Yankı konuştu.
"İyi misin?"
"Evet."
"Emin misin?"
"Evet."
"Neden sesin böyle geliyor?"
"Biraz yorgunum."
Sessizlik oldu.
"Gece."
"Hı?"
"Bugün söylediklerim için..."
"Özür dileme."
"Özür dilemiyorum."
Şaşırdım.
"O zaman?"
"Sadece..."
Derin bir nefes aldı.
"Sana güvenmeni istiyorum."
"Bana güvenmem için bana bir sebep ver."
Bu kez uzun süre sustu.
"Henüz veremem."
İç çekerek yatağa uzandım.
"Yankı..."
"Evet?"
"Ben seni tanıyor muyum?"
Karşı tarafta ölüm sessizliği vardı.
Yaklaşık on saniye...
Sonra çok kısık bir sesle cevap verdi.
"Bir zamanlar..."
Kalbim sıkıştı.
"Ne demek o?"
"İyi geceler Gece."
"Dur! Kapatma!"
Ama telefon kapanmıştı.
Sinirle telefonu yatağın üzerine attım.
"Neden?"
"Neden hiçbir şeyi açık açık söylemiyor?"
...
Gece yarısı...
Yine aynı baş ağrısıyla uyandım.
Bu kez rüya daha farklıydı.
Yağmur yağıyordu.
Küçük bir avlu...
Demir salıncaklar...
Koşan çocuklar...
Bir kız ağlıyordu.
Yanına küçük bir çocuk oturdu.
Elindeki sandviçi ikiye bölüp yarısını kıza uzattı.
"Karnın aç."
Kız başını salladı.
"İstemiyorum."
"Yalan söylüyorsun."
Çocuk gülümsedi.
"Sen üzülünce yemek yemiyorsun."
Kız sonunda sandviçi aldı.
Sonra ikisi birlikte gülmeye başladı.
Tam yüzlerini görecekken...
Başımın içinde şiddetli bir ağrı hissettim.
Bir çığlık atarak uyandım.
Nefes nefeseydim.
Alnımdan terler akıyordu.
Bu sefer bir şey farklıydı.
Rüyadaki çocuğun sesini tanımıştım.
Emin değildim.
Ama...
O ses...
Yankı'nın sesine çok benziyordu.
...
Sabah alarm çaldığında kendimi hiç uyumamış gibi hissediyordum.
Hazırlanıp aşağı indim.
Ecem çoktan servisine binmişti.
Annem işe gitmişti.
Ev bomboştu.
Çantamı alıp kapıyı kilitledim.
Apartmandan çıkarken karşı binanın önünde Yankı'yı gördüm.
Bu kez telefonuyla konuşuyordu.
Beni fark etmedi.
Tam yanından geçecektim ki söyledikleri kulağıma geldi.
"Hayır."
"Sakın ona yaklaşmayın."
Bir süre karşı tarafı dinledi.
"Söz verdim."
"Geçmişini öğrenmeye hazır değil."
Olduğum yerde donup kaldım.
Benimle mi ilgili konuşuyordu?
Yankı arkasını döndüğü anda göz göze geldik.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Telefonu hemen kapattı.
"Gece..."
Ben ise tek bir şey söyleyebildim.
"Benim hakkımda kiminle konuşuyordun?"
Yankı birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Elindeki telefonu yavaşça cebine koydu.
Bakışlarını benden kaçırıyordu.
"Gece..."
"Benim hakkımda kiminle konuşuyordun?"
"Kimseyle."
İstemsizce güldüm.
"Gerçekten mi?"
"Telefonunla konuşuyordun herhalde."
Yankı derin bir nefes verdi.
"Anlatamayacağım."
Yüzümdeki ifade bir anda değişti.
"Yeter."
Sesim ilk defa bu kadar sert çıkmıştı.
"Gerçekten yeter artık."
"Her sorduğum soruda aynı cevabı veriyorsun."
"'Anlatamam.'"
"'Şimdi değil.'"
"'Zamanı gelmedi.'"
"Ben yoruldum Yankı."
Onun gözleri de yavaş yavaş dolmaya başlamıştı.
"Ama ben seni korumaya çalışıyorum."
"Ben korunmak istemiyorum."
"Bunu bilmiyorsun."
"Hayır."
Bir adım ona doğru yaklaştım.
"Bilmiyorum çünkü bana hiçbir şey söylemiyorsun."
Sokakta birkaç saniyelik sessizlik oluştu.
Rüzgâr hafifçe esiyor, ağaçların yaprakları birbirine çarpıyordu.
Yankı cebinden küçük, katlanmış bir kâğıt çıkardı.
"Al."
Şaşkınlıkla uzandım.
"Nedir bu?"
"Dün gece apartmanının posta kutusundaydı."
Kaşlarımı çattım.
"Ben görmedim."
"Görmemen gerekiyordu."
Kâğıdı açtım.
Üzerinde siyah kalemle yazılmış tek bir cümle vardı.
"Geçmişini öğrenmeye devam edersen bu kez onu kurtaramazsın."
Nefesim kesildi.
"Bu... ne demek?"
Yankı başını iki yana salladı.
"Bilmiyorum."
"Yalan söyleme."
"Gerçekten bilmiyorum."
"Öyleyse neden bu kadar korkuyorsun?"
Cevap vermedi.
Yüzündeki gerginlik her şeyi anlatıyordu.
Tam o sırada okul servisi önümüzde durdu.
Kapı açıldı.
Şoför amca camdan uzandı.
"Binmeyecek misiniz gençler?"
Birbirimize son kez baktık.
Tek kelime etmeden servise bindik.
...
Bugün sınıfta garip bir hava vardı.
Öğrenciler kendi aralarında fısıldaşıyorlardı.
Umay hemen yanıma geldi.
"Gece."
"Hı?"
"Dün seni aradım."
"Gördüm."
"Neden bu kadar moralsizsin?"
Omuz silktim.
"Bilmiyorum."
Yalan söylemeye alışmaya başlamıştım.
Ve bu durum beni rahatsız ediyordu.
Öğretmen sınıfa girdi.
"Herkes yerine geçsin."
Ders başladı.
Ben ise tek satır bile yazamıyordum.
Aklım sürekli o nottaydı.
"Bu kez onu kurtaramazsın."
Kimi?
Yankı'yı mı?
Yoksa...
Beni mi?
...
Öğle arasında kantine gitmek istemedim.
Kütüphaneye çıktım.
Okulun en sessiz yeri orasıydı.
En arka raftan rastgele bir kitap alıp pencerenin kenarına oturdum.
Kitabı açtım.
Ama okuyamıyordum.
Harfler gözümün önünde birbirine karışıyordu.
Tam kitabı kapatacakken içinden eski bir fotoğraf düştü.
Şaşkınlıkla yerden aldım.
Bu...
Benim fotoğrafım değildi.
Fotoğrafta dört küçük çocuk vardı.
Arkalarında büyük, eski bir bina...
Fotoğrafın alt köşesinde silik bir mühür dikkatimi çekti.
Umut Yetimhanesi
Kalbim hızlandı.
"Yetimhane..."
Neden bu kelime bana bu kadar tanıdık gelmişti?
Başım yine ağrımaya başladı.
Gözlerimi kapattım.
Bir ses...
"Gece!"
Bir kız sesi.
Ardından küçük bir erkek çocuğu.
"Hadi yakala bizi!"
Çocukların kahkahaları...
Eski bir bahçe...
Salıncak...
Sonra her şey karardı.
Bir çift kahverengi göz...
Bana gülümsüyordu.
Tam yüzünü seçmeye çalışırken...
"Gece!"
Birinin beni omzumdan sarsmasıyla irkilerek gözlerimi açtım.
Karşımda Umay vardı.
"İyi misin?"
Nefes nefeseydim.
"Evet..."
"Emin misin?"
"Başım biraz döndü."
Tam ayağa kalkacakken yerde duran fotoğrafı fark ettim.
Ama...
Az önce elimde tuttuğum fotoğraf değildi.
Yepyeni bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta yalnızca iki çocuk görünüyordu.
Küçük bir kız...
Ve onun elini sımsıkı tutan küçük bir erkek çocuğu.
Fotoğrafın arkasına kırmızı kalemle tek bir cümle yazılmıştı.
"Sözünü neden unuttun, Gece?"
