4.BÖLÜM:Kavgadan Savaşa

Vaveyla Yazarı: Elif Naz Sobacı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 4.BÖLÜM:Kavgadan Savaşa

4.BÖLÜM:Kavgadan Savaşa

"Küçük bir çatışmanın alevlenerek büyük bir mücadeleye dönüştüğü, dostlukların sınandığı ve aile bağlarının yeniden yazıldığı bir hikâye..."
Hastaneden taburcu olduktan sonra, annem ve babama olan kırgınlığım nedeniyle üç gün boyunca dağ evinde yalnız başıma dinlenmeyi tercih etmiştim. Bu süre boyunca kimseyle yüz yüze görüşmemiş, sadece telefonla Burak, Mert ve Kerem'le konuşarak planlarımızı paylaşmıştım. Geri kalan zamanlarda ise ya uyuyor ya da düşündüklerimle baş başa kalıyordum. Ama bugün her şey farklıydı. Kendimi daha iyi hissediyordum ve bizimkileri dağ evine çağırmıştım.
Onlar gelene kadar plan üzerinde tekrar tekrar düşünüyordum. Kafamın içindeki savaş planları beni o kadar derin bir düşünceye sürüklemişti ki geldiklerini bile fark etmedim. Ta ki Furkan abinin nazikçe kapıyı çalmasıyla kendime gelene kadar.
"Gel," dedim içeri doğru seslenerek.
Furkan abi kapıyı aralayıp içeri girdi. "Burak Beyler geldiler efendim," dedi.
"Gelsinler," dedim, sesimdeki kararlılığı yitirmeden. Hızla toparlandım ve derin bir nefes alıp beklemeye başladım.
Kapı açıldığında Burak içeri adımını atar atmaz yüzünde her zamanki esprili ifadesiyle, "Nasılsın yaralı kurt?" diye sordu.
"İyi olmaya çalışıyorum ama şunu biliyorum ki bu savaşı bitirmeden gerçekten iyi olamayacağım," dedim. Sonra ona doğru dönerek ekledim, "Nedir son durum? Elif’ten haber var mı?"
Burak ciddi bir ifadeyle, "Elif’le konuştum. Şimdilik herhangi bir hareketlilik yokmuş. Ancak bekliyorlarmış. Söylediğine göre babanla bir anlaşma yapılmış. Anlaşmaya göre iki hafta boyunca hiçbir şey yapmayacaklarmış. Şu an bir buçuk hafta kaldı," dedi.
Araya Mert girdi. "Ama asıl önemli olan şu: Abdullah Bey ordu kuruyormuş. Biz de adamlarımızı etrafa yerleştirmiştik ya, onlar üzerinden gelen haberlere göre baban da keskin nişancı ve paralı askerlerden oluşan bir ordu topluyor. Sayıları bine yakın," dedi.
Hafifçe başımı salladım. "Demek durum bu kadar ciddi," diye mırıldandım. Ardından devam ettim: "Bu savaş başlarsa çok kan dökülür ve kayıplar ağır olur."
Kerem endişeyle sordu: "Haklısın ama bu durumu nasıl engelleyebiliriz ki?"
Derin bir nefes alıp düşüncelerimi toparlamaya çalıştım. Birden aklıma bir fikir geldi ve sesli düşündüm: "Arda’yı rehin alabilirsek... bu savaşı bitirebiliriz."
Herkesin yüzü bir anda ciddileşti. Mert, düşüncelerimi onaylayarak, "Mantıklı. Çünkü Abdullah Bey’in tek oğlu ve tek varisi. Onu elimizde tutarsak büyük bir kozumuz olur," dedi.
"Ancak bunu nasıl yapacağız?" diye sordu Kerem.
Bir süre düşündüm ve sonra cevap verdim: "Zaten bir plan yaptım. Ama Kerem…" dedim ve ona dönerek devam ettim, "Bu bir savaş. Seni bu plana dahil edemem. Çünkü bu çok tehlikeli olabilir."
Mert de hemen destek verdi: "Aslı haklı Kerem. Bu bir savaş ve burada yaralanabilirsin. Biz de annen Şeyda Hanım’a söz verdik. Seni riske atamayız."
Ancak Kerem kararlı bir şekilde ayağa kalkarak itiraz etti: "Ne derseniz deyin, kararım kesin! Sen nereye, ben oraya. Aslı, bunu kabullenmek zorundasın!"
Kerem’in kararlılığı karşısında içim hem korku hem de hayranlıkla dolmuştu. Ona bakarak yumuşak bir sesle, "Kerem, yanıma gelir misin?" dedim.
İkimiz dışarı çıktık. Yüzüne bakarak sakin bir sesle konuşmaya başladım. "Kerem, sana bir şey olursa ben ailene ne diyeceğim? Onların yüzüne nasıl bakarım?"
Kerem bir süre düşündü ve ardından bir çözüm önerdi. "Tamam, şöyle yapalım. Ailemin yanına gidip izin alalım. Eğer izin verirlerse seninle birlikte olacağım. Ama izin vermezlerse yalnızca yanında duracağım ve kendimi tehlikeye atmayacağım. Söz."
Bu sözleri duyunca biraz olsun rahatladım. "Tamam, peki anlaştık. Şimdi Burak ve Mert’e haber verelim. Sonra yola çıkarız," dedim.
Eve geri döndüğümüzde Burak ve Mert’in telaşla bize doğru koştuklarını gördük. İkisi birden aynı anda, "ASLI!" diye seslendiler.
Ne olduğunu anlayamadan, "Ne oldu? Sizi dinliyorum," dedim hafif endişeyle.
Burak hızlıca konuştu: "Elif’ten haber var! Arda sizin okula gidecekmiş."
Gözlerim parladı. "Bu harika bir haber! Okulda onu güzelce kaçırabiliriz," dedim.
Ancak Kerem hemen itiraz etti. "Okul olmaz. Okulda yoklama alınıyor. Biz, senin durumundan ötürü yoklamada yok yazılmıyoruz ama Arda yazılır. Bu da hemen fark edilmesine neden olur."
Kerem’in haklı olduğunu kabul ettim ve hemen başka bir çözüm düşündüm. "O zaman eve giderken kaçırırız," dedim. Ardından Burak’a dönerek ekledim: "Burak, Arda’nın arabasını takip ettir. Peşine birini yolla ve yerini anbean bize bildirsin."
Burak başını onaylayarak salladı ve hemen telefonuna sarılıp konuşmaya başladı. Ben ise Mert’e dönüp, "Biz de Arda’nın hangi sınıfta olduğunu öğrenmeliyiz. M
urat Hoca’dan bu konuda yardım alabiliriz," dedim.
Mert şaşkın bir şekilde sordu: "Murat Hoca’ya neden ihtiyacımız var ki?"
Kerem onun yerine cevapladı: "Çünkü benim ailemden izin almam gerekiyor. Şeyda abla bana güven verirse Aslı’yla birlikte planın bir parçası olacağım."
Mert başını sallayarak kabul etti. "Mantıklı. Hadi o zaman, hemen yola çıkalım," dedi.
Hep birlikte arabaya bindik. Ben önde otururken, Mert ve Kerem arkada yerlerini aldılar. Burak telefon konuşmasını bitirdiğinde okul yoluna doğru ilerliyorduk. Planımız artık netleşmeye başlamıştı, ancak işlerin ne kadar karmaşık olabileceğini hepimiz biliyorduk. Bu savaş kolay kolay bitmeyecekti, ama bir yerden başlamamız gerekiyordu.
(15 Dakika Sonra)
Okula girdiğimizde Abdullah Bey ve Arda’yı lobide beklerken bulduk. Onları görür görmez, herhangi bir tatsızlık çıkmasın diye ekibe dönüp sessizce "Sakin olun," dedim. Mert ve Burak başlarını sallayarak onayladılar. İçimde hâlâ bir huzursuzluk vardı, ama dışarıdan bunu belli etmemeye çalıştım. Abdullah Bey’e doğru ilerlerken o da bizi fark etti.
"Aslıcım, nasılsın? Yaralandığını duydum ama şimdi iyisin maşallah," dedi samimi bir tonla.
"İyiyim Abdullah Amca, siz nasılsınız?" diye karşılık verdim, soğukkanlılığını koruyarak.
"Biz de iyiyiz Aslıcım. Arda’yı okula kaydettik, yarın derslerine başlayacak inşallah. Siz de bu okulda mı okuyorsunuz?" diye sordu, gözleri dikkatle üzerimde.
"Evet, Abdullah Amca. Kerem ve ben buradayız. Bugün de Burak ve Mert’in hangi sınıfta olduklarını öğrenmeye geldik," diye yanıtladım.
"İyi, iyi. O zaman Arda’yla yarın okulda görüşürsünüz. Ama şimdi bizim gitmemiz gerek, işlerimiz var," dedi ve Arda’ya doğru dönerek "Hadi oğlum, gidiyoruz," dedi.
"Görüşürüz Abdullah Amca," dedim, hafifçe gülümseyip el sallayarak. Abdullah Bey ve Arda uzaklaşırken, yanımda duran Burak alçak bir sesle fısıldadı:
"Bu adam tam bir psikopat. Seni vurduran kişi olduğunu biliyoruz ve hâlâ utanmadan yanımıza gelip gülüyor."
Burak’ın bu tepkisi anlaşılırdı ama yine de, "Bence Abdullah Bey’in bir şeylerden haberi yok," dedim. "Ama neyse, şimdi Murat Hoca’nın yanına gidip sizin sınıflarınızı öğrenelim, sonra arabada planımızı konuşuruz."
Hep birlikte Murat Hoca’nın odasına doğru ilerledik. Kapının önüne gelince nazikçe kapıyı çaldım.
"Hocam, müsait misiniz?" diye sordum içeri doğru.
"Gel Aslıcım, nasılsın?" dedi tanıdık bir ses tonuyla.
"İyiyim hocam. Biz kuzenlerimin hangi sınıfta olduklarını öğrenmek için geldik. Eğer başka sınıfta iseler, bizim sınıfa alabilir miyiz?" diye sordum.
Murat Hoca bilgisayarını açarken Kerem’e bakıp esprili bir şekilde, "Kerem, hoş geldin oğlum. Hiç gelmeseydin," dedi.
"Baba, hani okulda benimle ilgili konuşmuyordun?" dedi Kerem, gülümseyerek. Bu sırada biz de gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk.
"Neyse, kızım," dedi Murat Hoca bilgisayar ekranına bakarak. "Kuzenlerin zaten sizin sınıfta görünüyor."
"Sağ olun hocam," dedim, içimden bir oh çekerek. Burak ve Mert, Murat Hoca’ya saygıyla başlarını eğerek teşekkür etti ve dışarı çıktılar.
Ben tam odadan çıkacakken, konuşmamızın daha önemli kısmına geldim. "Hocam, beni vuran kişiyi buldum," dedim doğrudan. "Onlar Abdaloğulları denilen bir aşiret. Şimdi onlarla bir çatışmaya gireceğiz. Kerem de diyor ki, ben de gelmek istiyorum. Ama ben de dedim ki, babanızdan izin alalım, bu konuyu onunla konuşalım."
Murat Hoca, bu söylediklerim karşısında bir an düşündü. Yüzünde ciddiyet vardı, ama hiçbir şey söylemedi. O sırada telefonuna bir bildirim geldi ve mesajı okuyup telefonunu kenara koyduktan sonra, "Ben bu konuyu bir düşüneyim, yarın sana kararımı veririm. Olur mu, kızım?" dedi.
"Tabii hocam, siz nasıl uygun görürseniz," dedim. Tam çıkacakken Murat Hoca, Kerem’e dönüp, "Kerem, sen bir dakika burada kal, konuşmamız lazım," dedi.
Kerem bana bir el işaretiyle "Bir dakika," dedi. Ben de ona başımı sallayıp odadan çıktım. Mert ve Burak beni kapıda bekliyordu. Onlara durumu kısaca anlatıp Kerem’i beklemeye başladık. Dışarıda bir anlık sessizlik vardı, ama içimdeki savaşın yankıları giderek büyüyordu.
(Kerem'in Anlatımıyla)
Aslı odadan çıkar çıkmaz babam sandalyesinde arkasına yaslanıp derin bir nefes aldı. Bana ciddi bir ifadeyle dönerek, "Kerem, anlat bakalım bu olay nedir?" diye sordu.
"Baba, Aslı’yı vuranları bulduk. Abdaloğulları denen bir aşiret. Aslı ve arkadaşları onlarla mücadele etmek için planlar yapıyorlar. Ben de onlara yardım etmek istiyorum," dedim, kararlı bir ses tonuyla.
Babam kaşlarını çatıp, "Kerem, bu çok tehlikeli bir iş. Ya sana bir şey olursa biz ne yaparız? Annen bunu duyarsa nasıl dayanır?" dedi.
"Baba, ben her şeyi göze alıyorum. Bu konuda ciddiyim. Lütfen bana izin ver, onlara yardım edeyim," dedim ısrarla.
Babam ellerini masanın üzerine koydu, sesini biraz yükselterek, "Oğlum, daha iki haftadır tanıdığın insanlarla ne işin var senin? Hayır, onlardan uzak duracaksın. İzin vermiyorum," dedi.
"Baba, lütfen ya," dedim, sinirlenmeye başladığımı hissediyorum. "Tamam, evet, iki haftadır tanıyorum ama bu süre içinde onlara çok alıştım. Onları sevdim ve eminim ki onlar da beni sevdi. Bu sana yetmez mi?"
Babam başını iki yana salladı, yüzünde hüzün ve kararlılık vardı. "Yetmez, Kerem. Sana bir şey olursa annenle ben bunu kaldıramayız. Seni korumak bizim görevimiz ve bu yüzden istemiyorum," dedi, sesinde yumuşama belirtisi olmadan.
Artık sabrım tükenmişti. Birkaç adım geri atıp, gözlerimi babamın gözlerine dikerek, "Aslı’ya âşık oldum, baba," dedim, sesim titreyerek. "Sevdiğim kızın yanında olmak istiyorum. Eğer bana izin vermezsen, evet, onlara yardım etmeyeceğim ama şunu bil ki sizinle de konuşmayacağım."
Bu sözler odada yankılanmış gibiydi. Babamın yüzündeki sert ifade bir anda yumuşadı, ama hiçbir şey söylemedi. Daha fazla orada durmaya dayanamayacağımı hissederek kapıya yöneldim ve odadan çıktım.
(Aslı'nın Anlatımıyla)
Kerem odada kaldığında Burak ve Mert hemen yanıma geldiler. Mert merakla, "Aslı, ne oldu? Hoca ne dedi?" diye sordu.
"Bir şey yok," dedim omuz silkerek. "Murat Hoca, konuyu düşüneceğim dedi. Kerem’i de yanına çağırdı, konuşuyorlar. Ben çıktım. Sizin bir haberiniz var mı? Arda’nın evini buldular mı?"
Burak yüzünde bir gülümsemeyle, "Bulmuşlar. Yarın harekete geçeceğiz. İnşallah bir aksilik olmaz," dedi.
"Olmaz neden olsun ki? Her şeyi planladık," dedim, Burak’ın güvenine katılarak. Bir anlık gerginlik yerini kahkahalara bıraktı. Hepimiz bir süre güldük.
Birkaç dakika sonra Kerem odadan çıktı. Ancak yüzünden sinirli olduğu çok belliydi. Yanımıza gelir gelmez, "Eee, gidiyor muyuz?" diye sordu, sesinde sabırsızlık vardı.
Tam bir şey söyleyecekken telefonuna bir mesaj geldi. Mesajı okurken yüzü daha da asıldı. Merakla, "Ne oldu? Önemli bir şey mi?" diye sordum.
Kerem omuz silkerek, "Yok, babam akşam yemeğe çağırıyor. Konuyu konuşmak istiyor," dedi, ama sesinde huzursuz bir ton vardı.
"Tamam," dedim sakin bir şekilde. "Sen git, sonra görüşürüz."
Kerem’le vedalaştıktan sonra Mert ve Burak’a dönüp, "Hadi, gizli eve gidelim. Şu Arda’yı kaçırma işini en ince detayına kadar planlayalım," dedim.
Hep birlikte arabaya bindik ve eve doğru yola çıktık. Plan netleşene kadar içim rahat etmeyecekti.

(Kerem'in Anlatımıyla)
Okuldan çıktıktan sonra arabayla eve doğru yola koyuldum. Yaklaşık on dakika sonra evin önündeydim. Kapıyı açıp içeri girer girmez annem beni büyük bir özlemle kucakladı.
"Anne... nefes alamıyorum!" dedim, zar zor konuşarak.
Annem hemen beni bıraktı ve biraz mahcup bir ifadeyle, "Ay ne var canım, oğlumu özledim işte," dedi.
"Anne, tamam buradayım. Sanki yıllardır yokum! Daha hepi topu üç gündür evde değilim."
"Üç gün mü? Bana üç ay gibi geldi, oğlum. Seni çok özledim, ne yapayım," dedi ve gözlerini kaçırdı.
"Tamam anne, uzatma. Babam burada mı? Onunla konuşmam gereken bir şey var."
"Baban yolda, birazdan gelir," dedi ve mutfağa geçip yemek hazırlamaya konuldu. Ben de yemeğe kadar beklemek için odama çıktım.
Odama girer girmez yatağa uzanıp telefonumu çıkardım ve Aslı’ya mesaj attım:
*Kerem: Aslı, ne yaptınız?
*Aslı: Gizli eve geldik, plan yapıyoruz. Sen ne yapıyorsun?
*Kerem: Babamı bekliyorum. Odamda yatmış sizin yanınıza ne zaman dönerim diye düşünüyorum.
*Aslı: Baban ve annen izin vermezse okulda görüşürüz. Buraya gelme. Plana dahil olmanı istemiyorum ama izin verirlerse bana mesaj at, konum atayım. Planı anlatacağım.
*Kerem: İnşallah izin verirler. Lütfen versin ya.
Tam o sırada babam eve geldi. Annem beni yemeğe çağırdı.
*Kerem: Aslı, babam geldi. Aşağıya iniyorum. Gelişmelerden haberdar ederim.
*Aslı: Tamam Kerem, yaz bana.
Kerem: Tamam.

Telefonumu cebime koyup aşağı indim.
"Hoş geldin, baba," dedim ve sarılmak için yanına gittim.
"Hoş bulduk, oğlum. Hadi, yemeğe geçelim," dedi babam. Sofraya oturduk ve yemek yemeye başladık. Bir süre sessizlik oldu. Ardından babam konuşmaya başladı:
"Kerem, öncelikle sen biraz bekle. Ben annemle konuşacağım," dedi. Anneme dönerek devam etti: "Şeydacım, Aslı yaralanmıştı ya, kimin yaptığını bulmuşlar."
Annem heyecanla, "Murat, ne kadar mutlu olduğumu bilemezsin! Kimmiş?" dedi.
Babam kaşlarını çatarak ciddi bir ifadeyle, "Başka bir aşiret. Aslı, bu aşiret ve kendi ailesinin savaşa gireceğini söylüyor. Onları durdurmak için tehlikeli bir planları varmış. Kerem de yardım etmek istiyor. Eğer izin verirsen, bence yardım etsin. Sen ne dersin?"
Annem bir anda panikledi. "Murat, ya ona bir şey olursa? O zaman ne yapacağız? Hayır, izin vermiyorum. Gidemez!" dedi, kararlı bir şekilde.
Annemin bu sözlerini duyunca sinirime hakim olmaya çalıştım. Başımı öne eğip sessiz kaldım.
Babam, "Şeydacım, bir mutfağa gelir misin?" diyerek annemi yanına alıp mutfağa yöneldi.
O sırada masada yalnız kalmıştım. Kendime hakim olmaya çalışıyordum ama sinirim bir türlü geçmiyordu. Öfkeyle masanın kenarına vurdum. Masanın üzerindeki cam, elimin üzerine çizikler attı ve kanamaya başladı. Ama umursamadım.
Tam o sırada annemle babam geri geldi. Elimi hemen masanın altına aldım ve diğer elimle baskı yaparak kanamayı durdurmaya çalıştım. Annem ve babam masaya oturdu. Annem sessizce konuşmaya başladı:
"Kerem, babanla konuştum. Sana yardım etmene izin veriyorum. Git ve Aslı’ya destek ol. Ama ne olursa olsun kendine dikkat et."
Duyduklarıma inanamıyorum. Şaşkınlıkla başımı kaldırıp onlara baktım. Bir şey diyemedim. Hızla sofradan kalkıp odama çıktım.
Odama girer girmez telefonumu çıkarıp Aslı’yı aradım. Telefon elimdeyken bir yandan kanayan yeri temizlemeye çalışıyordum.
"Aslı... Selam. Ağh!" diye ses çıkardım, elimden gelen acıya dayanamayarak.
"Selam, Kerem. Ne oldu? Bir yerine bir şey mi oldu?" diye sordu Aslı, endişeyle.
"Elim... Sakin ol, bir şey yok. Sinirle masadaki cama vurdum. Elimi kestim, ama önemli değil. Neyse... Annem ve babamla konuştum. Size yardım etmeme izin verdiler. Neredesiniz?"
Aslı bir anda rahatladı. "Çok mutlu oldum! Ve geçmiş olsun. Gizli evdeyiz. Konumu atıyorum ama dikkatli ol. Konum birilerinin eline geçerse biteriz."
"Merak etme, dikkat ederim. Teşekkür ederim," dedim. Telefonu kapatıp arabayla gizli eve doğru yola koyuldum.

(Aslı'nın Anlatımıyla)
Kerem’in telefonu kapatmasından sonra Mert ve Burak’a dönüp, "Kerem ile konuştum. Ailesi izin vermiş. Yardıma geliyor," dedim.
Burak hafif bir gülümsemeyle, "İyi. Planda ona ihtiyacımız var," dedi. Haklıydı ama aslında plan değişmişti. Ancak bu durumu henüz kimseye söylemeyecektim.
"Kerem gelsin, ona da anlatalım planı," dedi Burak.
"Tamam," dedim ve mutfağa geçip kendime bir kahve hazırladım. Kahvemi hazırlayıp salona dönerken Kerem içeri girdi. Burak ve Mert’le selamlaşıyoruz.
"Hoş geldin, Kerem," dedim.
"Hoş buldum, Aslı. Plan ne? Hadi anlat," dedi sabırsızlıkla.
"Hımm... Planı anlatayım," dedim ve başladım:
"İki gün sonra bir parti var. O partide Arda’yı kaçıracağız. Kerem, sen garson olarak gireceksin çünkü sadece davetliler girebiliyor. Biz davetli olarak gireceğiz ama ben minibüste bekleyeceğim. Yaram henüz tam iyileşmedi. Hem Arda’yı aldıktan sonra hemen gitmemiz gerekecek. Siz Arda’yı bayıltıp bana getireceksiniz. Gerisi bende. Anlaşılmayan bir şey var mı?" dedim ve herkese teker teker baktım. Herkes başını tamam anlamında salladı.
Toparlanmaya başlarken Burak, "Aslı, sen eve mi döneceksin?" diye sordu.
"Yok, İrem ablamın yanına gideceğim," dedim. Furkan abiyi arayıp yanıma çağırdım.
Bir süre sonra Furkan abi geldi. Arabaya bindim. "Nereye, Aslı Hanım?" diye sordu.
"İrem ablamın yanına, Furkan abi," dedim.
Furkan abi tereddütle, "Aslı Hanım, anneniz sizi merak ediyor. Eve dönmenizi tavsiye ederim," dedi. Bir süre düşündüm ve sonunda, "Tamam abi, eve dönelim," dedim.
15-20 dakika sonra eve vardık. Kapıdan girdiğimde annem boynuma sarıldı.
"Anne... boğuluyorum," dedim, yaram acıdığı için istemsizce sesim yükselmişti.
Annem hemen beni bıraktı. "Tamam, ama hastaneden beri seni görmedim. Çok özledim," dedi.
Babam yanıma gelip, "Affet bizi, kızım. Sana söylemezsek seni daha iyi koruyacağımızı düşündük," dedi.
"Ne konuda korumak zorunda mıydınız baba? Hayır, merak ettim," dedim sert bir şekilde.
Babam iç çekip, "Yemeğe geçelim, orada her şeyi anlatacağım," dedi.
Sofraya geçip babamı dinledim. Babamın açıklamalarını duyduktan sonra kararımı söyledim ve odama çekildim. Babamın dediği savaşta yer alacaktım. Bu konuda kararlıydım.Odama çıktığımda hemen telefonumu alıp gruba yazdım;
*Annemlerle konuştum anlattıklarına göre , Abdullah amca biliyorsunuz ki benim babamın üvey abisi ve bizim amcamız,amcam diyor ki dedemizin bıraktığı her şey bizim , babamda hayır bizim diyince amcamlarla kavga etmişler .Abdullah amca hem evi tarayıp hemde adamlarına beni vurdutmalarını isteyince babamda dayanamayıp savaş açmış olay tamamen bundan ibaret ve galiba ne Abdullah amca ne de babam Arda'nın beni vurulduğundan haberi yok babamlar Abdaoğullarındandır diyo sadece,
*Hay ben böyle olaya ,böyle amcaya s*keyim bizim bütün akrabalarımız niye böyle sizin aile hariç Aslı.diye yazdı Burak
*Bence de bir adam akıllı Ahmet amcadan başka amcamız yok mu bizim.diye yazdığında Mert , ben ister istemez gülümsedim.
*Yok maalesef kuzi ve haklısın Aslım
*Neyse biz şu planı uygulamaya ne zaman geçeceğiz Aslı.
*Burak , benim 2 gün sonra bir işim var ondan sonra başlayacağız, diye yazdım tam o anda Mert özelden yazdı.
*Aslı senin aklında başka bir plan mı var ?
Her zaman ki Mert işte bir şekilde anlıyor, yalan söylesem de anlayacağı için gerçeği anlatmaya karar verdim ve Mert’i özelden aradım.Uzun uzun yaptığım planı anlattım.Anlatmam bitince Mert bana ;
“Aslı Kerem bunu bilmeli , çocuk sana abayı yakmış.”Dediğinde ,ne diyeceğimi bilemedim Kerem gerçekten bana aşık mıydı ?
“Yok Mert , bilmemeli o bilirse Burak’da bilebilir olmaz sadece sen “ dedim
“Tamam öyle olsun ama bence bilmeli.”
“Tamam bana bir şey olursa o zaman anlatırsın" dedim ve anlatmaya devam ettim “Olay eğer ailelere sıçrar ve Kerem'in ailesi de olayı öğrenirse Keremlerin ailesine anlat ama tembih et başka kimse bilmemeli.“

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

93okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18