Majesteleri

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Majesteleri

Saraswati ve Christian yeniden karşınızda! 🤭❤️ Bu bölümde atışmalarımız biraz daha artıyor, bakalım birbirlerine tahammül edebilecekler mi? 😂👑

Bölümü okuduktan sonra yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın. Her yorumunuz, her oyunuz ve her güzel sözünüz benim için çok değerli. 🥹💗

Hazırsanız Rajgarh Sarayı'na dönelim… İyi okumalar, güzel kalpli okurlarım! 🌹✨

3. Bölüm

Taht salonundaki son alkışlar kesildiğinde Saraswati, elini Christian'ın elinden çekti. Yüzündeki resmî gülümseme yerinde duruyordu. Çevrelerinde toplanan soylulara bakıldığında, genç prensesin İngiliz prensiyle tanışmaktan memnun olduğu düşünülebilirdi.

Oysa Saraswati'nin aklında tek bir düşünce vardı.

Babası, onu evlendirmeyi planladığı adamı daha önce hiç görmediğini biliyordu. Buna rağmen Christian'ın Rajgarh'a gelişinden önce kızına hiçbir açıklama yapmamış, üstelik onu kendi geleceği hakkında söz sahibi olabileceğine inandıracak tek bir davranışta bulunmamıştı.

Şimdi de bütün sarayın önünde, sanki her şey önceden kararlaştırılmış ve doğal karşılanması gereken bir meseleymiş gibi davranıyordu.

Saraswati, Christian'ın yüzüne son bir kez baktı.

Adamın mavi gözlerinde belli belirsiz bir eğlence vardı. Dün akşam kendisine karşılık veren kadının bir prenses olduğunu öğrenmek onu şaşırtmıştı, fakat bu şaşkınlığını uzun süre üzerinde taşımaya niyeti yok gibiydi.

Saraswati bundan hiç hoşlanmadı.

Christian'ın elini tutmak zorunda kalmış olması yetmiyormuş gibi, şimdi bir de onun kendisini eğlenceli bulduğunu düşünmek zorunda kalıyordu.

Maharaja Vikram Singh, iki gencin arasındaki sessizliği fark etmeden konuşmasını sürdürdü. İngiliz heyetinin gelişini, iki taraf arasındaki ilişkilerin önemini ve görüşmelerin ilerleyen günlerde devam edeceğini anlattı. Lord Harrington, hükümdarın sözlerini dikkatle dinliyor, gerektiğinde başını sallayarak onaylıyordu.

Saraswati ise konuşmanın yalnızca bir kısmını duyuyordu.

Babasının yanında duran Acharya Devendra'nın yüzü dikkatini çekmişti. Yaşlı kâhin, salondaki diğer insanlardan farklı olarak ne Christian'a ne de İngiliz heyetinin getirdiği hediyelere ilgi gösteriyordu. Bakışları zaman zaman Saraswati'ye kayıyor, ardından sanki kendisini belli etmek istemiyormuş gibi yeniden önüne dönüyordu.

Saraswati onu çocukluğundan beri tanıyordu. Devendra'nın sessizliği çoğu zaman bilgeliğinden kaynaklanırdı; fakat bugün yüzünde başka bir şey vardı.

Endişe.

Prenses, bunun nedenini sorabileceği bir an kolladı. Ancak tören devam ederken babasının yanından ayrılması mümkün değildi.

Bir süre sonra Vikram, elini kaldırarak salondaki konuşmaları sona erdirdi.

"Uzun bir yolculuğun ardından gelen misafirlerimizin dinlenmeye ihtiyacı vardır. Prens Christian ve Lord Harrington için batı kanadındaki odalar hazırlanmıştır. Akşam yemeğinde yeniden bir araya geleceğiz."

Christian başını eğdi.

"Misafirperverliğiniz için teşekkür ederim, Maharaja."

"Rajgarh'da kendinizi evinizde hissetmenizi isterim, Prens."

Saraswati, babasının bu sözlerini duyunca gözlerini kısa bir an kapattı.

Evinde.

Christian'ın burada kendisini evinde hissetmesi için her şey hazırlanmıştı. Odaları, hizmetkârları, kabul töreni ve akşam yemeği…

Kendi hayatı dışında.

Maharaja, kızına döndü.

"Saraswati, misafirlerimize eşlik et. Sarayımızı tanımaları uygun olacaktır."

Saraswati'nin yüzündeki gülümseme bir anlığına dondu.

Babası, onun itiraz edeceğini biliyordu. Buna rağmen isteğini bir soru olarak değil, yerine getirilmesi gereken bir görev olarak sunmuştu.

Christian da bu konuşmayı dikkatle dinliyordu.

Prensesin babasına bakışındaki değişimi fark etmişti. Saraswati'nin öfkesi açıkça görülüyordu, ancak onu asıl rahatsız eden şey öfkesinin nedeni değil, bu öfkeyi bastırmak zorunda kalmasıydı.

Christian, İngiliz sarayında da benzer sahnelere tanık olmuştu. İnsanlar çoğu zaman kendi isteklerini devletin çıkarları olarak sunar, itiraz edenleri ise sorumsuzlukla suçlardı.

Fakat bir prensesin kendi babası tarafından bu şekilde yönlendirilmesi, beklediğinden daha farklı bir görüntü oluşturuyordu.

Saraswati başını eğdi.

"Elbette, baba."

Vikram, kızının bu kadar kolay kabul etmesine şaşırmış görünüyordu. Onunla tartışmaya hazırlandığı belliydi. Fakat Saraswati başka hiçbir şey söylemeden Christian'a döndü.

"Prens Christian, benimle gelir misiniz?"

Christian'ın dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.

"Memnuniyetle, Prenses."

İkisi salondan ayrılırken Lord Harrington, Christian'ın arkasından bakıp hafifçe başını salladı. Ardından Maharaja'nın yanına yaklaştı.

"Prensesiniz oldukça kararlı bir genç kadın."

Vikram'ın yüzündeki ifade değişmedi.

"Çocukluğundan beri öyledir."

Harrington, hükümdarın cevabındaki ağırlığı fark etti. Daha fazla soru sormadı. Diplomasi, bazen sorulabilecek soruları sormamayı da gerektirirdi.

Fakat Maharaja'nın aklında başka bir mesele vardı.

Saraswati'nin Christian'la karşılaştığı anda ne düşündüğünü tahmin edebiliyordu. Kızının, kendisini bir siyasi anlaşmanın parçası hâline getiren bu karara kolayca boyun eğmeyeceğini de biliyordu.

Yine de geri adım atamazdı.

Artık yalnızca iki hanedanın geleceği söz konusu değildi.

Yıllar önce verilen bir sözün bedeli, her geçen gün biraz daha yaklaşıyordu.

Saraswati, Christian'ı taht salonundan çıkarıp sarayın kuzey koridoruna götürdü. Yanlarında birkaç adım geriden gelen iki hizmetkâr vardı. Mermer zeminin üzerinde ilerlerlerken duvarlardaki oyma desenler, yüksek pencerelerden süzülen güneş ışığıyla belirginleşiyordu.

Christian çevresini dikkatle inceliyordu.

Sarayın mimarisi, İngiltere'de gördüğü yapılardan bütünüyle farklıydı. Geniş avlular, taş işlemeli kemerler ve duvarlara işlenmiş çiçek motifleri, Rajgarh'ın kendi kültürünü yüzyıllar boyunca koruduğunu gösteriyordu.

Bununla birlikte, sarayın gösterişi kadar düzeni de dikkatini çekmişti. Hizmetkârlar görevlerini sessizce yerine getiriyor, muhafızlar belirli aralıklarla nöbet tutuyor, her hareketin görünmez bir kurala bağlı olduğu hissediliyordu.

Saraswati'nin adımları hızlıydı.

Christian sonunda sessizliği bozdu.

"Prenses, sarayınızı tanıtmak için beni bu kadar hızlı yürütmeniz gerekiyor mu?"

Saraswati başını çevirmeden cevap verdi.

"Yolculuktan yorulduğunuzu düşünmüştüm. Bir an önce odanıza ulaşmanızı sağlıyorum."

"Ne kadar düşüncelisiniz."

"Benim hakkımda edindiğiniz ilk izlenim bu olsun istemezdim."

Christian hafifçe güldü.

"Merak etmeyin. İlk izlenimimin değişmesi için yeterince zamanımız olacağını düşünüyorum."

Saraswati durdu.

Christian da birkaç adım sonra durmak zorunda kaldı.

Prenses ona döndü. Yüzündeki resmî ifade kaybolmuştu.

"Bir konuda anlaşalım, Prens Christian."

"Dinliyorum."

"Dün akşam yaşananları unutmanızı beklemiyorum. Ben de unutmayacağım. Fakat burada bulunduğunuz süre boyunca, özellikle de başkalarının önünde, birbirimize karşı saygılı davranacağız."

Christian kaşını hafifçe kaldırdı.

"Bunu neden bana söylüyorsunuz? Az önce size saygısızlık ettiğimi hatırlamıyorum."

"Henüz etmediniz."

"Öyleyse gelecekte yapacağım bir şey için şimdiden uyarılıyorum."

"İnsanların davranışlarını önceden tahmin etmek bazen hayatı kolaylaştırır."

Christian, prensesin gözlerine baktı. Saraswati'nin sesinde şaka yoktu. Bu konuşmayı gerçekten gerekli gördüğü için yapıyordu.

"Öyleyse ben de bir konuda anlaşmak isterim."

Saraswati bekledi.

"Benimle konuşurken yalnızca bir İngiliz prensi olduğumu düşünmeyin. Ben de sizin gibi, başkalarının kararlarının sonuçlarını taşımak zorunda kalan bir insanım."

Saraswati'nin yüzündeki sertlik hafifçe değişti.

Bu sözleri beklemiyordu.

Yine de hemen yumuşamak istemedi.

"Aramızdaki fark şu, Prens Christian. Benim hayatım hakkında karar verenler, bu kararın benim için ne anlama geldiğini sormaya bile gerek duymuyor."

Christian'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Benim için de bütün kararlarımı kendim verdiğimi söyleyemezsiniz."

"Fakat buraya kendi iradenizle geldiniz."

"Kraliyet görevimi yerine getirmek için geldim."

"Ve bu görevin bir parçası olarak benimle evleneceksiniz."

Sözleri koridorda yankılandı.

Christian birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Sonra ellerini arkasında birleştirdi.

"Anlaşılan, bu konuda ikimiz de aynı ölçüde memnunuz."

Saraswati istemeden gülümseyecek gibi oldu. Ancak dudaklarını birbirine bastırarak bu tepkiyi bastırdı.

"Bu, anlaşabileceğimiz anlamına gelmiyor."

"Zaten bunu henüz iddia etmedim."

Prenses yeniden yürümeye başladı.

Bu kez Christian da onunla aynı hızda ilerledi.

İlk karşılaşmalarındaki tartışma, aralarındaki mesafeyi azaltmamıştı. Aksine, birbirlerinin ne kadar inatçı olduklarını daha açık biçimde göstermişti.

Yine de Saraswati, Christian'ın kendisini dinlediğini fark etmişti. Adam, söylediklerini beğenmese bile sözünü kesmiyor, itiraz ettiğinde ise bunu doğrudan yapıyordu.

Sarayda çoğu insan onunla konuşurken önce hükümdarın kızını görürdü.

Christian ise karşısında kendi düşünceleri olan bir insan bulunduğunu kabul ediyor gibiydi.

Saraswati bunun değerini henüz teslim etmeye hazır değildi.

Ama fark etmişti.

Koridorun sonunda geniş bir terasa açılan kapıya ulaştılar. Saraswati, hizmetkârlara beklemelerini işaret etti ve kapıyı kendisi açtı.

Dışarıda sarayın bahçeleri uzanıyordu. Çeşmelerin çevresindeki çiçekler güneşin altında parlıyor, taş yollar birbirine bağlanarak farklı avlulara ulaşıyordu. Daha ileride, saray duvarlarının üzerinden yükselen kadim banyan ağacının dalları görülebiliyordu.

Christian'ın bakışları ağaca takıldı.

Dün akşam karşılaştıkları yer, gündüz gözüyle daha da etkileyiciydi. Gövdesi o kadar genişti ki çevresini birkaç insan el ele tutuşarak ancak sarabilirdi. Dalları dört bir yana yayılıyor, yere doğru sarkan kökleri zamanla yeni gövdeler oluşturuyordu. Ağacın çevresindeki taş basamaklar ve küçük kutsal alan, buranın sıradan bir bahçe olmadığını gösteriyordu.

Christian terasın korkuluğuna yaklaştı.

"Bu ağaç hakkında bana biraz bilgi verebilir misiniz?"

Saraswati, onun baktığı yöne döndü.

"Banyan ağacı. Rajgarh'da birçok insan için kutsaldır."

"Sizin için de öyle mi?"

Saraswati soruyu düşünmeden cevaplamadı. Ağacın dalları arasında esen rüzgâr, yaprakları birbirine sürterek hafif bir ses çıkarıyordu.

"Çocukken annem beni oraya götürürdü. Bana ağacın insanlardan daha uzun süre yaşadığını ve bazı şeyleri bizden daha iyi hatırladığını söylerdi."

Christian başını ona çevirdi.

"Ağaçların hatırladığına inanıyor musunuz?"

"Annemin ne demek istediğini anlıyorum. İnsanlar değişir, hükümdarlar ölür, krallıkların sınırları değişir. Ama bu ağaç burada kalır. Bir zamanlar yaşanmış şeylerin tanığıdır."

"Bu, ağacın gerçekten bir şey hatırladığı anlamına gelmez."

Saraswati ona döndü.

"Her şeyi mantığınızla açıklamak zorunda mısınız?"

"Bir şeyi anlamak istiyorsam, evet."

"Öyleyse Rajgarh'da öğrenecek çok şeyiniz olacak."

Christian yeniden ağaca baktı. Saraswati'nin sözlerinde kendisini küçümseyen bir anlam aradı ama bulamadı. Prenses, inandığı şeyleri savunuyordu; kendisinin de aynı şeyi yapmasından farklı değildi bu.

"Belki de," dedi.

Saraswati, Christian'ın beklediği gibi alaycı bir karşılık vermemesine şaşırdı. Adamın inançları hakkında tartışmaya girişmek yerine konuyu burada bırakması, onun sandığı kadar düşüncesiz davranmadığını gösteriyordu.

Bu küçük farkındalık, prensesin ona duyduğu öfkeyi ortadan kaldırmadı.

Sadece öfkesinin yanına yeni bir soru ekledi.

Christian, korkuluğun üzerinden bahçeyi izlerken yeniden konuştu.

"Dün akşam buraya neden tek başınıza geldiniz?"

Saraswati'nin yüzü sertleşti.

"Bu soru sizi ilgilendirmiyor."

"Haklısınız. Fakat dün gece şehirden uzak bir yerdeydiniz ve yanınızda kimse yoktu. Buradaki yolları bilmeyen biri için tehlikeli olabilir."

"Ben o yolları biliyorum."

"Bu, tehlikenin olmadığı anlamına gelmez."

"Prens Christian, dün akşam da söyledim. Kendi başımın çaresine bakabilirim."

Christian başını hafifçe eğdi.

"Hatırlıyorum."

"Öyleyse aynı konuyu yeniden açmayalım."

"Elbette."

Saraswati, konuşmanın sona erdiğini düşünerek terastan ayrılmak üzere döndü. Fakat Christian'ın sonraki sözleri onu durdurdu.

"Yine de bir şeyi merak ediyorum."

Prenses gözlerini kapatıp sabrını topladı.

"Neyi?"

"Dün akşam bana kendinizi saraya hizmet eden biri olarak tanıttınız. Şimdi düşünüyorum da, sarayda çalışan biri için oldukça rahat davranıyordunuz."

Saraswati'nin içinden geçen ilk şey, bu adamın gereğinden fazla gözlemci olduğuydu.

"Belki de saraydaki insanlarla aram iyidir."

"Belki."

Christian'ın yüzünde yeniden o hafif tebessüm belirdi.

"Ya da bana doğruyu söylemek istemediniz."

Saraswati, gözlerini onunkilere dikti.

"Siz de bana adınız dışında pek bir şey söylemediniz."

"Size kim olduğumu söyledim."

"Hayır. Yalnızca Christian olduğunuzu söylediniz."

Christian bir an sustu.

Ardından başını hafifçe salladı.

"Bu konuda haklısınız."

Saraswati, beklediği cevabı alamamıştı. Christian'ın kendisini savunacağını, dün akşamki davranışını haklı çıkarmaya çalışacağını düşünmüştü.

Bunun yerine adam, haklı olduğunu kabul etmişti.

Bu durum onu daha fazla rahatsız etti. Çünkü bir insanı yalnızca kibirli olduğu için suçlamak, onun beklenmedik biçimde makul davranmasından çok daha kolaydı.

Saraswati kapıya yöneldi.

"Odanıza kadar size eşlik etmem gerekiyordu. Sanırım görevimi yerine getirdim."

Christian arkasından seslendi.

"Prenses."

Saraswati durdu.

"Buyurun?"

"Akşam yemeğinde görüşeceğiz."

"Ne yazık ki."

Christian'ın gülümsemesi genişledi.

"Ben de aynı şeyi düşünüyordum."

Saraswati ona son bir bakış attı ve terastan çıktı.

Christian bir süre daha orada kaldı. Ardından gözlerini bahçeye çevirdi.

Bu evliliğin kolay olmayacağını artık anlamıştı.

Fakat Saraswati'nin kendisini rahatsız eden şeyin yalnızca onunla evlenecek olması olmadığını da fark ediyordu.

Prenses, kendisinden bir şey beklemeden önce bile ona karşı bir duvar örmüştü. Christian bunun nedenini anlayabiliyordu. Kendisi de aynı durumda olsaydı, hayatına hiç tanımadığı bir insanın dâhil edilmesini kolayca kabul etmezdi.

Yine de Saraswati'nin kendisini tanımadan yargıladığını düşünüyordu.

Bunu değiştirmek için çaba göstermek zorunda değildi.

Fakat nedense, onun kendisini yanlış tanımaya devam etmesi fikri hoşuna gitmiyordu.

Saraswati, annesinin özel oturma odasına ulaştığında Mrinalini pencerenin önünde duruyordu. Maharani, kızının içeri girdiğini görünce döndü.

"Prensle konuştun mu?"

Saraswati odanın ortasında durdu.

"Evet."

"Nasıl biri?"

Prenses annesine baktı. Bu sorunun cevabını düşünmek için zamana ihtiyacı vardı. Christian'ın kendisini sinirlendirdiği kesindi. Fakat onunla konuşurken yalnızca öfke hissettiğini söyleyemezdi.

"Kibirli."

Mrinalini'nin yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

"Yalnızca bu mu?"

"Şimdilik bu kadarı yeterli."

Maharani, kızının yanına geldi.

"Saraswati, senin için ne kadar zor olduğunu biliyorum."

Prenses başını kaldırdı.

"Gerçekten biliyor musun, anne? Çünkü bazen hepinizin benim ne hissettiğimi anlamaya çalışmak yerine bunu bildiğinizi varsaydığınızı düşünüyorum."

Mrinalini'nin gülümsemesi kayboldu.

"Belki de haklısın."

Saraswati annesinden böyle bir cevap beklemiyordu. Bir an boyunca ne söyleyeceğini bilemedi.

Maharani, kızının ellerini tuttu.

"Bu evliliği istemediğini biliyorum. Sana başka bir seçenek sunamadığımız için üzgünüm."

"Öyleyse bana neden bu kadar acele ettiğinizi söyle."

Mrinalini'nin parmakları kızının ellerinin üzerinde gerildi.

"Her şeyi bugün anlatamam."

"Yine aynı cevap."

"Çünkü bazı gerçekleri anlatmak, onları anlamaya hazır olmayan birine yalnızca korku verir."

Saraswati ellerini yavaşça annesinin ellerinden çekti.

"Beni neyin korkutacağına da siz mi karar vereceksiniz?"

Maharani gözlerini kızının yüzünden ayırmadı.

"Hayır. Ama seni kaybetmekten korkuyorum."

Bu sözler odadaki havayı değiştirdi.

Saraswati'nin öfkesi bir anda yok olmadı. Annesinin kendisine karşı dürüst davranmadığını düşünüyordu. Ancak Mrinalini'nin yüzünde gördüğü korku, bunun yalnızca siyasi bir anlaşmazlık olmadığını bir kez daha hissettirdi.

Prenses, annesinin kendisini sevdiğinden hiçbir zaman şüphe etmemişti.

Şimdi ilk kez, bu sevginin arkasında kendisine anlatılmayan bir korkunun bulunduğunu açıkça görüyordu.

"Ben buradayım, anne."

Mrinalini başını eğdi.

"Şimdilik."

Saraswati'nin içi ürperdi.

"Bu ne demek?"

Maharani hemen kendisini toparladı.

"Hiçbir şey. Yorgunum, hepsi bu."

Prenses annesinin yüzünü inceledi. Üstelemek istedi ama Mrinalini'nin kendisini yeniden kapattığını fark etti.

Saraswati, odadan ayrılmadan önce son bir kez konuştu.

"Christian Ashbourne'la evlenmemi istiyorsunuz. Bunu anladım. Ama benden bu evliliği sevmemi beklemeyin."

Mrinalini cevap vermedi.

Saraswati kapıya yürüdü.

"Bir gün bana gerçeği anlatmak zorunda kalacaksınız."

Arkasından annesinin sesi geldi.

"Umarım o gün geldiğinde beni affedebilirsin."

Prenses durmadı.

Bu kez arkasına da bakmadı.

Öğleden sonra Maharaja'nın çalışma odasında siyasi görüşmeler başladı.

Christian, Lord Harrington ve beraberlerindeki iki İngiliz danışman masanın bir tarafında oturuyordu. Karşılarında Vikram ve krallığın dış ilişkilerinden sorumlu iki danışmanı vardı.

Masaya serilen haritalarda ticaret yolları, komşu prensliklerin sınırları ve İngilizlerin bölgede kullandığı geçiş güzergâhları gösteriliyordu. Konuşmalar, ilk bakışta yalnızca ekonomik ve siyasi meselelerle ilgiliydi. Ancak her önerinin arkasında iki tarafın da kendi çıkarlarını koruma çabası bulunuyordu.

Christian, önündeki belgeleri dikkatle inceledi.

"İngiltere'nin Rajgarh'la ticaret ilişkilerini geliştirmek istediğini anlıyorum. Fakat bu anlaşmanın krallığınızın mevcut haklarını ortadan kaldırmayacağının açıkça belirtilmesi gerekiyor."

Harrington, prensine kısa bir bakış attı.

Vikram ise sandalyesinde hafifçe doğruldu.

"Rajgarh kendi kararlarını vermeye devam etmek istiyor. Ticaret anlaşması, krallığımızın iç işlerine müdahale edilmesi için bir gerekçe oluşturmamalı."

Christian başını salladı.

"Bu kaygıyı anlıyorum. Anlaşmanın koşulları üzerinde çalışabiliriz."

Lord Harrington söze girdi.

"Elbette, ayrıntılar görüşmeler sırasında netleştirilecektir. Ancak iki tarafın da bazı tavizler vermesi gerekecektir."

Vikram, İngiliz lorduna baktı.

"Taviz vermekle egemenlikten vazgeçmek arasında fark vardır."

Harrington'ın yüzündeki ifade değişmedi.

"Kesinlikle, Maharaja."

Görüşme devam ederken Christian, Vikram'ın beklediğinden daha temkinli davrandığını fark etti. Maharaja, İngilizlerle bir anlaşma yapmak istiyordu ama onların her talebini kabul etmeye niyetli değildi.

Bu durum Christian'ın dikkatini çekmişti. Babasının sarayında Rajgarh'ın İngiltere'nin desteğine ihtiyaç duyduğu sık sık dile getirilmişti. Ancak karşısındaki hükümdar, zor durumda olmasına rağmen kendi şartlarını savunuyordu.

Görüşmenin sonunda Vikram, danışmanlarına bazı belgeleri hazırlamalarını söyledi. Ardından Lord Harrington'la birlikte odadan çıktı.

Christian masada birkaç dakika daha kaldı. Önündeki haritayı toplarken aklına Saraswati geldi.

Prensesin kendisine söylediği sözleri hatırlıyordu.

Benim hayatım hakkında karar verenler, bu kararın benim için ne anlama geldiğini sormaya bile gerek duymuyor.

Christian, siyasi evliliklerin kraliyet hayatının bir parçası olduğunu biliyordu. Kendisi de bu gerçeğin dışında değildi. Ancak Saraswati'nin sözlerinde, sıradan bir itirazdan daha fazlası vardı.

Prenses, yalnızca evlenmek istemediği için öfkeli değildi. Kendisinin dinlenmediğini, kararların dışında bırakıldığını hissediyordu.

Christian bu duyguyu anlayabiliyordu.

Yine de bu evliliği reddetmek, onun için de kolay bir seçenek değildi. İngiltere'nin çıkarları, ailesinin beklentileri ve kendisine verilen sorumluluklar, tek bir kararla ortadan kalkacak şeyler değildi.

Saraswati'nin bunu anlayıp anlamadığını merak etti.

Sonra kendi kendine, onun kendisini anlamak zorunda olmadığını hatırlattı.

Henüz birbirlerini tanımıyorlardı.

Belki de sorun tam olarak buydu.

Akşam yaklaşırken sarayın büyük yemek salonunda hazırlıklar tamamlandı. Uzun masanın üzerine gümüş tabaklar, ince işlemeli örtüler ve kristal kadehler yerleştirilmişti. Duvarlardaki kandiller yakılmış, açık pencerelerden gelen hafif rüzgâr perdeleri hareketlendirmişti.

Saraswati salona girdiğinde üzerinde koyu mor bir sari vardı. Saçları özenle toplanmış, boynuna sade bir altın kolye takılmıştı. Sabahki ağır mücevherlerin aksine, bu kez daha az gösterişli görünüyordu.

Annesinin yanına oturdu.

Kısa süre sonra Christian ve Lord Harrington salona girdiler. Christian, bu kez askerî üniformasının üzerine koyu renkli bir ceket giymişti. Saraswati'yi gördüğünde başını hafifçe eğdi.

Prenses de aynı şekilde karşılık verdi.

Yemek başladığında konuşmalar önce sarayın mimarisi ve Rajgarh'ın gelenekleri çevresinde ilerledi. Lord Harrington, krallığın tarihini merak ettiğini belirtti. Vikram, ülkenin eski ticaret yollarından ve komşu prensliklerle kurduğu ilişkilerden söz etti.

Bir süre sonra konuşma, Rajgarh'ın geleneksel törenlerine geldi.

Harrington, masanın diğer ucundaki Saraswati'ye döndü.

"Prenses, Rajgarh'ın geleneklerini sizden dinlemek isteriz. Sarayda büyümüş biri olarak bunları en iyi sizin anlatabileceğinizi düşünüyorum."

Saraswati çatalını bıraktı.

"Rajgarh'ın gelenekleri çok eskiye dayanır, Lord Harrington. Ancak eski olmaları, hepsinin sorgulanmadan sürdürülmesi gerektiği anlamına gelmez."

Masada kısa bir sessizlik oluştu.

Christian, önündeki kadehi masaya bıraktı.

Lord Harrington ise diplomatik gülümsemesini korudu.

"İlginç bir yaklaşım. Hangi gelenekleri kastediyorsunuz?"

Saraswati, babasının kendisine yönelen bakışını hissetti.

Yine de sözünü geri almadı.

"İnsanların düşüncelerini ifade etmelerini engelleyenleri. Bir kararın doğru olup olmadığını tartışmayı yasaklayanları. Bir kadının geleceği hakkında konuşulurken kendisinin orada bulunmasının bile gereksiz görüldüğü gelenekleri."

Vikram'ın yüzü gerildi.

"Prenses Saraswati, her geleneğin bir amacı vardır."

Saraswati babasına döndü.

"Elbette, baba. Ama bir geleneğin amacı olması, onun hiçbir zaman değişemeyeceği anlamına gelmez."

Christian, prensesin konuşmasını dikkatle dinliyordu. Bu kez onun sözlerinde kendisine yöneltilmiş bir saldırı yoktu. Saraswati, kendi düşüncelerini savunuyordu ve bunu yaparken masadaki insanların ne düşüneceğini hesaba katmıyordu.

Harrington, konuşmayı daha güvenli bir konuya yönlendirmeye çalıştı.

"Sanırım bu, zaman içinde gelişen bir tartışma. Her toplumun kendine özgü koşulları vardır."

Saraswati başını salladı.

"Katılıyorum. Ancak koşullar değiştiğinde düşüncelerimizi de gözden geçirmemiz gerekir."

Christian, beklenmedik biçimde söze girdi.

"Prensesin söylediğinde haklılık payı var."

Saraswati ona döndü.

Christian, bakışlarını önce Vikram'a, ardından Lord Harrington'a çevirdi.

"Gelenekler bir toplumun geçmişini korur. Fakat onları sürdüren insanların nedenlerini sorgulamasına engel olurlarsa, zamanla kendi amaçlarından uzaklaşabilirler."

Lord Harrington'ın kaşları hafifçe kalktı.

"Prensim, bu görüşünüzü Londra'da da dile getiriyor musunuz?"

Christian, lorduna baktı.

"Gerektiğinde."

Saraswati, Christian'ın kendisini desteklemesine şaşırmıştı. Adamın yalnızca tartışmayı kazanmak isteyen biri olduğunu düşünmeye başlamıştı. Oysa şimdi, kendisiyle aynı fikirde olmak zorunda kalmadan söylediklerini anlayabildiğini gösteriyordu.

Prenses, bunu belli etmemeye çalıştı.

"Demek ki bazı konularda anlaşabiliyoruz, Prens Christian."

Christian ona döndü.

"Henüz yalnızca bir konuda, Prenses."

"Bu bile beklediğimden fazla."

Christian'ın dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.

"İlerleme kaydediyoruz."

Saraswati gözlerini devirdi.

"Bu konuda aynı fikirde değilim."

Masadaki birkaç kişi hafifçe güldü. Vikram ise kızının Christian'la bu kadar açık biçimde konuşmasını dikkatle izliyordu.

Aralarında bir yakınlık olduğunu söylemek için henüz erkendi. Fakat birbirlerine karşı gösterdikleri tepki, sıradan bir resmî tanışmanın ötesine geçmişti.

Maharaja bunun ileride sorun yaratmasından mı, yoksa işleri kolaylaştırmasından mı endişe etmesi gerektiğini bilmiyordu.

Çünkü kızını tanıyordu.

Saraswati, kendisine saygı duyan birine karşı kayıtsız kalmayı her zaman başaramazdı.

Yemek sona erdiğinde konuklar yavaş yavaş salondan ayrılmaya başladı. Lord Harrington, Vikram'la ertesi gün yapılacak görüşmeler hakkında konuşmak üzere hükümdarın yanına gitti. Maharani Mrinalini de birkaç saraylıyla birlikte diğer kapıdan çıktı.

Saraswati, odasına dönmek üzere merdivenlere yöneldiğinde Christian'ın kendisine yaklaştığını fark etti.

"Prenses."

Saraswati durdu.

"Yine mi?"

Christian kısa bir an duraksadı.

"Yalnızca bir şey söylemek istiyorum."

"Dinliyorum."

Christian, çevrelerinde dolaşan hizmetkârlara baktı. Sonra sesini biraz alçalttı.

"Akşam yemeğinde söyledikleriniz için sizi eleştirmeyeceğim. Fakat babanızla aranızdaki meseleleri herkesin önünde konuşmanızın size zorluk çıkarabileceğini düşünüyorum."

Saraswati'nin yüzü ciddileşti.

"Bana nasıl davranmam gerektiğini mi öğreteceksiniz?"

"Hayır. Sadece bir gözlemimi paylaşıyorum."

"Ben de size bir gözlemimi paylaşayım. İnsanlar bana sürekli ne yapmam gerektiğini söylüyor. Bunu yaparken çoğu zaman iyi niyetli olduklarını düşünüyorlar. Ama sonuç değişmiyor."

Christian itiraz etmedi.

Saraswati devam etti.

"Ben ne söylediğimin farkındayım. Babamın öfkelenebileceğini de biliyorum. Yine de söylemek istediğim şeyi söylemeyi seçtim."

Christian, prensesin yüzüne baktı.

"Öyleyse sizi yanlış anlamışım."

Saraswati'nin cevabı gecikmedi.

"Beni tanımadığınız için bu oldukça doğal."

Christian başını hafifçe eğdi.

"Belki de birbirimizi tanımak için biraz zamana ihtiyacımız vardır."

Prenses, bu sözlerin ardından hemen karşılık vermedi.

Christian'ın sesi ne alaycıydı ne de buyurgan. İlk kez onunla tartışırken kendisini savunmak zorunda olmadığını hissetti.

Bu his kısa sürdü.

"Birbirimizi tanımak zorunda olduğumuz konusunda hemfikir olabiliriz," dedi. "Ama bunun kolay olacağını düşünmeyin."

Christian'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Kolay olmasını beklemiyorum."

Saraswati merdivenlere yöneldi.

"İyi geceler, Prens Christian."

"İyi geceler, Prenses Saraswati."

Prenses birkaç basamak çıktıktan sonra durdu. Başını çevirmeden konuştu.

"Bu arada, dün akşamki davranışınız için sizden bir özür beklemiyorum."

Christian kaşlarını kaldırdı.

"Bu oldukça cömertçe."

"Ama bir daha bana kaplan demeyin."

Christian'ın yüzündeki gülümseme bu kez belirginleşti.

"Elbette. Bir dahaki sefere daha dikkatli bir benzetme seçerim."

Saraswati ona dönüp sert bir bakış attı.

"Prens Christian."

"Peki. Bir daha benzetme yapmayacağım."

Prenses başını sallayarak merdivenlerden çıktı. Christian ise onun uzaklaşmasını izlerken gülümsemesini hemen kaybetmedi.

Saraswati'nin öfkesi kadar mizah duygusu da keskin görünüyordu. Onunla konuşurken her kelimesini dikkatle seçmek gerekiyordu. Christian, bunun yorucu olabileceğini düşünüyordu.

Fakat aynı zamanda, uzun zamandır ilk kez bir konuşmada karşısındaki kişinin kendisinden bir unvanın arkasına saklanmasını beklemediğini hissediyordu.

Bu düşünceyi fazla büyütmedi.

Henüz ortada bir aşk ya da yakınlık yoktu. Yalnızca iki yabancı, istemedikleri bir evliliğin eşiğinde birbirlerini anlamaya çalışıyordu.

Şimdilik bu kadarı yeterliydi.

Gece ilerlediğinde Saraswati odasının balkonuna çıktı. Sarayın bahçeleri karanlığa gömülmüş, yalnızca yürüyüş yollarını aydınlatan kandiller görünür hâle gelmişti.

Uzakta banyan ağacının dalları seçiliyordu.

Saraswati korkuluğa yaslandı. Gün boyunca yaşananları düşündüğünde zihni daha da ağırlaşıyordu. Christian'la karşılaşması, babasının kesin tavrı, annesinin korkusu ve kâhinin sessizliği…

Bütün bunlar birbirinden bağımsız görünmüyordu.

Yine de elinde hiçbir kanıt yoktu.

Babası, evliliğin siyasi nedenlerini açıklamıştı. İngiltere'yle yapılacak anlaşmanın Rajgarh için önemli olduğu açıktı. Ancak annesinin yüzündeki korkuyu ve Vikram'ın zaman zaman kendisini ele veren bakışlarını yalnızca siyasetle açıklayamıyordu.

Saraswati, bir süre sonra arkasından gelen ayak seslerini duydu.

Meera, elinde bir şal taşıyarak balkona çıktı.

"Üşüteceksiniz, Prensesim."

Şalı Saraswati'nin omuzlarına bıraktı.

Prenses teşekkür ederek şalı tuttu.

"Meera, sence Christian nasıl biri?"

Hizmetçisi şaşkınlıkla ona baktı.

"Prens Christian mı?"

"Hayır, sarayın bahçıvanı."

Meera gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

"Onu tanımıyorum ki, Prensesim."

"Ben de tanımıyorum. Ama herkes onun hakkında bir şeyler biliyor gibi davranıyor."

Meera, Saraswati'nin yanına geçti.

"Siz ne düşünüyorsunuz?"

Saraswati bir süre sessiz kaldı.

"Kendini beğenmiş. Fazlasıyla kontrollü. İnsanların söylediklerini dikkatle dinliyor ama bunu belli etmemeye çalışıyor."

"Bu kadarını bir günde nasıl anladınız?"

"Çünkü beni sinirlendirmek konusunda oldukça başarılı."

Meera güldü.

Saraswati de istemeden gülümsedi. Fakat bu kez gülümsemesi kısa sürede kayboldu.

"Beni asıl korkutan şey onun nasıl biri olduğu değil."

Meera'nın yüzü ciddileşti.

"Nedir, Prensesim?"

Saraswati gözlerini uzaklardaki ağaca çevirdi.

"Onu tanımadan hayatımın geri kalanını onunla geçirmek zorunda kalacak olmam."

Meera cevap vermedi.

Prenses, şalın kenarını parmaklarının arasında tuttu.

"Belki iyi biridir. Belki bir gün onunla anlaşabilirim. Ama bütün bunları kendim keşfetmek istiyorum. Bana bir görev verildiği için değil, ben istediğim için."

Meera, onun elini tuttu.

"Belki de zamanla bazı şeyler değişir."

Saraswati başını iki yana salladı.

"Zamanın her şeyi düzelteceğine inanmıyorum. İnsanların bir şeyleri değiştirmek için çaba göstermesi gerekiyor."

Bir süre sessizce bahçeyi izlediler.

Saraswati, o gece ilk kez evlilik kararının yalnızca kendisiyle babası arasında geçen bir mücadele olmadığını düşündü. Christian da bu anlaşmanın bir parçasıydı. O da ailesinin ve ülkesinin beklentileriyle karşı karşıyaydı.

Bu, aralarındaki durumu kolaylaştırmıyordu.

Fakat belki de birbirlerini anlamaya çalışırken göz ardı etmemeleri gereken bir gerçekti.

Prenses, içeri dönmeden önce banyan ağacına son bir kez baktı.

Dün akşam o ağacın altında karşılaştığı adamın, hayatının geri kalanını etkileyecek kişi olacağını bilmiyordu. Bildiği tek şey, kendisine dayatılan geleceği sorgulamaktan vazgeçmeyeceğiydi.

Christian Ashbourne onunla evlenebilirdi.

Fakat Saraswati'nin kim olacağına karar veremezdi.

Aynı saatlerde Christian, kendisine ayrılan odanın penceresinin önünde duruyordu. Lord Harrington çoktan kendi odasına çekilmişti. Masanın üzerinde ertesi günkü görüşmeler için hazırlanmış belgeler duruyordu.

Christian, ceketini çıkarıp sandalyenin arkasına bıraktı. Ardından pencereye yaklaştı.

Saray bahçesinin derinliklerinde banyan ağacını görebiliyordu.

Dün akşam orada karşılaştığı kadının bir prenses olduğunu öğrenmek, günün en beklenmedik gelişmesiydi. Ancak asıl şaşırtıcı olan, onunla ikinci kez karşılaştığında da aynı sertlikle konuşmasıydı.

Saraswati, kendisini etkilemek için hiçbir çaba göstermiyordu.

Ne unvanına hayranlık duyuyor ne de onunla evlenecek olmanın kendisi için bir ayrıcalık olduğunu düşünüyordu. Christian'ın söylediklerini sorguluyor, katılmadığı noktalarda itiraz ediyor ve kararlarını kendisinin vermek istediğini açıkça dile getiriyordu.

İngiltere'deki saray hayatında böyle insanlara pek sık rastlanmazdı.

Christian, onun kendisine karşı neden bu kadar öfkeli olduğunu anlayabiliyordu. Yine de aralarındaki evliliğin gerçekleşmesi hâlinde birbirlerine karşı düşmanca davranmak zorunda olmadıklarını düşünüyordu.

Birbirlerini tanıyabilirlerdi.

Belki zamanla anlaşabilirlerdi.

Bunun ötesinde bir şey düşünmek için henüz hiçbir nedeni yoktu.

Masasına döndüğünde, önündeki belgelerden birini açtı. Rajgarh'la yapılacak anlaşmanın ayrıntılarını okumaya başladı. Fakat birkaç satır sonra dikkati dağıldı.

Saraswati'nin akşam yemeğinde söylediği sözler zihninde yeniden belirdi.

Bir geleneğin amacı olması, onun hiçbir zaman değişemeyeceği anlamına gelmez.

Christian kalemini eline aldı, sonra yeniden bıraktı.

Prenses, kendisini dinlemeyen insanlara karşı savaşmaya alışmıştı. Christian ise çoğu zaman bir kararı uygulamadan önce nedenini sorgulamanın gereksiz görüldüğü bir dünyada yetişmişti.

Belki de bu yüzden, birbirlerini anlamaları sandıklarından daha zor olacaktı.

Pencerenin dışından hafif bir rüzgâr geçti. Uzakta, banyan ağacının yaprakları hareketlendi.

Christian bir an için ağacın altında duyduğu tuhaf sessizliği hatırladı. O gece orada karşılaştığı kadının yüzünü düşünürken hissettiği şeyin ne olduğunu açıklayamıyordu.

Merak mıydı?

Yoksa yalnızca alışık olmadığı bir insanla karşılaşmanın yarattığı şaşkınlık mı?

Buna bir isim vermeye çalışmadı.

Henüz birbirleri hakkında bildikleri çok azdı.

Ve Christian, bilmediği şeyler hakkında karar vermekten hoşlanmazdı.

O gece Rajgarh Sarayı'nda iki yabancı, aynı geleceğin kendilerine doğru yaklaştığını düşünerek uykuya hazırlandı.

Biri özgürlüğünü kaybetmekten korkuyordu.

Diğeri, kendisine verilen sorumlulukların altında kendi hayatını nerede bulacağını bilmiyordu.

İkisi de henüz birbirine güvenmiyordu.

Ama artık birbirlerini görmezden gelmeleri de mümkün değildi.

Sabah olduğunda yeni bir gün başlayacak, sarayın duvarları arasında siyasi görüşmeler devam edecekti. Saraswati, babasının kararını değiştirmek için bir yol aramayı sürdürecek; Christian ise bu evliliğin yalnızca iki hanedan arasındaki bir anlaşmadan ibaret kalıp kalmayacağını anlamaya çalışacaktı.

Henüz hiçbirinin bilmediği bir gerçek vardı.

Onları birbirine bağlayan şey, yalnızca iki krallığın çıkarları değildi.

Fakat bu gerçeğin ortaya çıkması için daha çok zaman vardı.

Şimdilik Saraswati ile Christian, birbirlerinin hayatına istemeden girmiş iki yabancıydı.

Ve aralarındaki ilk anlaşma, birbirlerine kolayca boyun eğmeyecekleri konusunda sessizce verilmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18