Ağacın Altındaki Adam

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Ağacın Altındaki Adam

Kader Ağacının Altında’nın ikinci bölümüne hoş geldiniz! 🥹💗

Bu bölümde Saraswati ve Christian’ın yolları, kaderin sessizce izlediği o kadim banyan ağacının altında kesişiyor. Peki, birbirlerini daha tanımadan tartışan bu iki inatçı insan, gerçek kimliklerini öğrendiklerinde ne yapacaklar? 👀

Küçük bir ricam var! Hikâyeyi beğendiyseniz beğeni bırakmayı ve düşüncelerinizi yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın. Her beğeniniz ve yorumunuz bana yeni bölümler için motivasyon veriyor. 🥰🫶🏻

Unutmayın: Bazı karşılaşmalar tesadüf gibi görünür, ama belki de tanrıların çoktan yazdığı bir hikâyenin ilk satırıdır…

2.BÖLÜM

Banyan ağacının kalın gövdesinin iki yanında uzanan o kısa, gerilimli sessizlik, günün son ışıklarıyla birlikte koyulaşmaya başladı.

Ağacın bin yıllık kökleri toprağı bir zırh gibi sarıyor, üzerlerindeki yaprak dalgaları rüzgâr estikçe koca bir devi andıran hışırtılar çıkarıyordu.

Saraswati taş basamakta otururken parmaklarını çantasına bastırdı. Arkasında kalan adamın varlığını sırtında hissetmek sinir bozucuydu.

Sarayda herkes onun önünde başını eğer, her bir kelimesini tartarak konuşurdu. Oysa bu yabancı, kim olduğunu bilmediği bir kadına sırf aklına geldiği gibi davranma lüksünü kendinde bulabiliyordu. Üstelik bakışlarındaki o tuhaf, sınır tanımayan dikkat... Saraswati kendisini bildi biledi böyle bir pervasızlıkla karşılaşmamıştı.

Ağacın diğer tarafından hafif bir ayak sesi geldi. Yabancı, basamakların ucuna doğru birkaç adım atmıştı. Koyu renkli ceketinin yakasını düzeltirken gözleri çevredeki karanlık orman yoluna kaydı.

"Güneş battıktan sonra bu yol tehlikeli olur," dedi adımlarını yavaşlatıp.

Sesi artık dalga geçen o tonu taşımıyordu; daha düz, daha dikkatliydi.

"Pazarda dinlediğiniz o satıcı haklıydı. Şehre dönmeyi düşünmüyor musunuz?"

Saraswati başını kaldırmadan sordu.

"Siz benim konuşmalarımı mı dinliyordunuz?"

"Duymamak için sağır olmak gerekirdi. Satıcının sesi bütün sokağı kaplıyordu."

Yabancı bir an durup Saraswati’nin üzerindeki sade ama ipeğinin kalitesi gizlenemeyen koyu mavi elbiseye baktı.

"Üstelik tek başına buraya gelen, yanında bir muhafız bile bulundurmayan bir kadının ne yaptığını merak etmek çok da mantıksız sayılmaz."

"Benim ne yaptığım ya da nereye gideceğim sizi ilgilendirmez," dedi Saraswati kararlı bir sesle.

Ayağa kalktı, çantasını omzuna astı.

"Ayrıca kendi başımın çaresine bakabilirim."

"Buna hiç şüphem yok," dedi adam. Dudaklarında yine o belirsiz tebessüm belirdi. "Öfkeniz bir kaplanı bile kaçırmaya yeter."

Saraswati adama doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe azaldığında, adama dair ayrıntıları daha net gördü. Adamın duruşundaki o disiplinli, askeri intizam saraydaki muhafızlarınkinden farklıydı;

Daha çok bir komutanın, emir vermeye alışkın birinin özgüveniydi bu.

Mavi gözleri, alacakaranlığın gölgesinde bile keskin bir dikkatle parlıyordu. Onu Rajgarh’ta daha önce hiç görmemişti. Buranın insanına benzemiyordu; giysilerinin kesimi, duruşu, konuşmasındaki o mesafeli üslup tamamen Batı’ya, o soğuk adalara aitti.

"Siz buranın yerlisi değilsiniz," dedi Saraswati, gözlerini adamın yüzünden ayırmadan.

"Siz de pek sıradan bir köylüye benzemiyorsunuz," diye karşılık verdi yabancı.

"Bir köylü kadını, tanımadığı bir adamın gözlerinin içine bu kadar dik ve korkusuzca bakmaz."

"Korku, yalnızca suçluların ve zayıfların hissettiği bir şeydir."

"Ya da tedbirsizlerin." Yabancı başını hafifçe eğerek etraftaki sesleri dinledi.

Ormanın derinliklerinden gelen gece kuşlarının çığlıkları ve uzaktaki çakal ulumaları havayı dolduruyordu.

"Gece burada kalmayı planlamıyorsanız, yola çıksanız iyi edersiniz. Ben de zaten saraya doğru gidiyordum."

Saraswati’nin kaşları çatıldı.

"Saraya mı?"

"Evet."

"Sarayda ne işiniz var?"

Yabancı kısa bir an duraksadı. Yüzündeki ifade bir an için ciddileşti, sanki vermesi gereken cevabı tartıyormuş gibi bir hali vardı.

"Diplomatik bir ziyaret. Rajgarh Hükümdarı ile görüşecek bir heyetin parçasıyım."

Saraswati içinden derin bir lanet okudu. Babasının bahsettiği İngiliz heyeti... Demek ki adamlar iki gün sonra değil, şimdiden krallığın sınırlarına girmiş, keşif yapıyorlardı. Karşısındaki adam da ihtimal ki heyetin subaylarından ya da diplomatlarından biriydi.

"Öyleyse gideceğiniz yere bir an önce gitseniz iyi olur," dedi Saraswati soğuk bir sesle.

"Maharaja, misafirlerinin ormanlarda tek başına dolaşmasından pek hoşlanmaz."

"Maharaja’nın neden hoşlanıp hoşlanmadığını bu kadar iyi bilmeniz ilginç."

Adam Saraswati’ye doğru bir adım attı.

"Yoksa sarayda mı çalışıyorsunuz?"

Saraswati, gerçek kimliğini açık etmenin yaratacağı tehlikeyi hemen kavradı. Eğer bu adam kendisinin Prenses Saraswati olduğunu öğrenirse, derhal babasına haber verilir ve özgürlüğünün o son birkaç saati de elinden alınırdı.

"Ben sarayda... hanedana hizmet edenlerden biriyim," dedi kestirip atarak.

"Ve şimdi müsaadenizle, kendi yoluma gideceğim."

Yabancı onun gidişini engellemedi. Ancak Saraswati yanından geçip giderken alçak sesle konuştu:

"Adınızı söylemeyecek misiniz?"

Saraswati durdu ama arkasını dönmedi.

"İsmini bilmediğiniz insanlarla tartışmak daha az bağlayıcıdır, Bay..."

"Christian," dedi adam.

Saraswati’nin kalbi bir an için göğüs kafesinde teklemiş gibi oldu. Olduğu yerde donakaldı. Bakışları önündeki karanlık yola çakıldı. Christian... Babasının az önce çalışma odasında bahsettiği o isim.

İngiliz Kraliyet Prens’i Christian Ashbourne.

Arkasını dönüp adamın yüzüne bakmamak için kendisiyle büyük bir mücadele verdi. Dudakları titredi ama sesini kontrol altında tutmayı başardı.

"Hoşça kalın, Prens Christian," diyemedi tabii ki.

Yalnızca, "İyi akşamlar, Bay Christian," dedi ve adımlarını hızlandırarak patikadan aşağı, pazar yerine ve sarayın arka surlarına doğru yürümeye başladı.

Arkasında kalan Christian ise, kadının arkasından bakarken kaşlarını hafifçe çatmıştı. İsmini söylememişti ama yürüyüşündeki o asalet, başını dik tutuşu ve kendisine konuşurken kurduğu o mağrur cümleler zihninde yankılanıp duruyordu. Rajgarh’a gelmeden önce buradaki saray yaşamı, gelenekler ve hükümdar ailesi hakkında pek çok rapor okumuştu.

Fakat hiçbir raporda, bir banyan ağacının altında tek başına durup bir prensle gözünü bile kırpmadan tartışabilen bir kadından bahsedilmiyordu.

Saraswati sarayın arka kapısından içeri sızdığında gece yarısına yaklaşıyordu. Meera onu kapıda, eli kalbinde beklemişti.

"Tanrıya şükürler olsun!" diye fısıldadı Meera, prensesi görünce gözleri dolarak.

"Nerede kaldınız? Maharaja iki kez sizi sordu. Hasta olduğunuzu, dinlendiğinizi söyledim ama daha fazla idare edemezdim!"

Saraswati içeri girer girmez üzerindeki pelerini çıkardı ve derin bir nefes aldı.

"Meera... O geldi."

Meera şaşkınlıkla baktı. "Kim geldi?"

"İngiliz Prensi. Christian Ashbourne. İki gün sonra geleceğini söylemişlerdi ama o şimdiden şehirde!"

"Ne? Nasıl yani? Onu gördünüz mü?"

"Banyan ağacının altındaydı,"

dedi Saraswati, odasındaki yatağın kenarına çökerken. Yüzünde karmaşık bir ifade vardı; hem bir öfke hem de ne olduğunu anlayamadığı bir şaşkınlık.

"Kim olduğunu bilmeden onunla tartıştım."

" Bize tepeden bakan, soğuk, kibirli bir adam!"

"Sizi tanıdı mı peki?"

"Hayır. Sarayda hizmet eden biri olduğumu sandı. Ve ben de onu düzeltmedim."

Saraswati ellerini yüzüne kapattı.

"Babam beni o adamla evlendirmek istiyor Meera. Baksana... Biri beni anlamadan, dinlemeden, fikrimi bile sormadan hayatımı o adama satıyor. "

"O ise sarayın bahçelerinde bir kral gibi geziniyor!"

Meera prensesinin yanına oturdu, elini hafifçe onun omzuna koydu.

"Saraswati... Belki de babanızın geçerli bir sebebi vardır? Maharaja sizi çok sever, biliyorsunuz. Sizi ateşe atacak bir adam değildir."

"Sevgi bu değil Meera,"

dedi Saraswati başını kaldırarak. Gözlerinde yaş yoktu; aksine bir ateş yanıyordu.

"Sevgi, bir insanı korumak adına onun iradesini elinden almak değildir."

Benden bir şeyler saklıyorlar. Babamın gözlerindeki o korkuyu gördüm. Annemin suskunluğunu gördüm. O evlilik kararının arkasında yalnızca siyaset yok. Başka bir şey var.

"Ne olabilir ki?"

"Bilmiyorum. Ama öğreneceğim."

Aynı saatlerde Rajgarh Sarayı’nın konuklar için ayrılan batı kanadında, Prens Christian Ashbourne çalışma masasının başında oturuyordu. Odadaki gaz lambasının ışığı, önündeki krallık haritasını ve İngiltere Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen mühürlü mektupları aydınlatıyordu.

Kapı çalındı ve içeri Lord Harrington girdi. Harrington, yaşlı, diplomatik tecrübesi yüksek ve kraliyetin çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bir adamdı.

"Gece yürüyüşünüz nasıl geçti, Prens Christian?"

diye sordu Harrington, üzerindeki pelerini çıkarırken.

"Saray çevresini emniyetli buldunuz mu?"

"Saray çevresi yeterince sakin," dedi Christian, elindeki kalemi masaya bırakarak.

"Fakat buradaki atmosferde tuhaf bir gerilim var Harrington. Maharaja Vikram Singh bizi beklenenden erken kabul etti ama yüzündeki ifade bir ittifak arayan hükümdardan çok, köşeye sıkışmış bir adamı andırıyordu."

Harrington gülümsedi. "Siyasi baskılar, Prensim. Rajgarh stratejik bir noktada. Eğer bizimle anlaşma yapmazlarsa, kuzeydeki prenslikler onları yutacak. Maharaja bunu biliyor. Prenses Saraswati ile yapılacak bir evlilik, iki taraf için de en güvenli çözüm."

Christian’ın aklına birden banyan ağacının altındaki o kadın geldi. O gururlu bakışlar, o eğilmeyen baş...

Eğer Prenses Saraswati de saraydaki diğer insanlar gibiyse, bu evliliğin her iki taraf için de bir hapishaneden farksız olacağını düşündü.

"Prenses hakkında ne biliyoruz?" diye sordu Christian.

"Çok fazla bir şey değil," dedi Harrington.

"Sarayda kapalı bir yaşam sürdüğü söyleniyor. Halk tarafından sevilen, geleneklere bağlı ama bir o kadar da dik başlı bir kızmış. Maharaja onu fazlasıyla şımartmış."

"Şımartılmak ile irade sahibi olmak arasında fark vardır Harrington," dedi Christian soğuk bir sesle.

"Ben buraya bir çocukla evlenmeye gelmedim. Bu krallığın geleceği ve İngiltere’nin Doğu’daki dengeleri için buradayım."

"Anlaşma sağlandığında, prensesin ne düşündüğünün bir önemi kalmayacak Prensim. Bu siyasi bir zorunluluk."

Christian cevap vermedi. Pencereye doğru yürüdü ve dışarıdaki zifiri karanlığa baktı. Dışarıda, bahçenin derinliklerinde, o devasa banyan ağacının silüeti gökyüzüne doğru yükseliyordu. Ağacın dalları arasında rüzgârın çıkardığı ses, sanki fısıldayan bir insan sesini andırıyordu.

Christian elini göğsüne götürdü. Çocukluğundan beri ne zaman bir tehlike yaklaşsa ya da önemli bir kararın eşiğinde olsa hissettiği o hafif göğüs sıkışmasını yine hissetti. Bu krallıkta, haritalarda görünmeyen, diplomatik raporlarda yazmayan bir şeyler vardı.

Ve o şey, tam da o devasa ağacın köklerinde saklı gibiydi.

Ertesi sabah saray, büyük bir hareketlilikle uyandı. Resmi karşılama töreni bugün yapılacaktı. Güneş Aravalli Dağları’nın üzerinden yükselirken, sarayın geniş avlusuna kırmızı halılar serilmiş, filler ve atlı muhafızlar tören düzenine girmişti.

Saraswati, odasındaki aynanın karşısında duruyordu. Annesi Maharani Mrinalini Devi bizzat kızının hazırlanmasına nezaret ediyordu. Saraswati’nin üzerinde bu kez som altın ipliklerle işlenmiş, bordo rengi ağır bir ipek sari vardı. Boynuna nesillerdir hanedan kadınlarının taşıdığı zümrüt ve elmas gerdanlık takılmıştı.

"Çok güzel görünüyorsun kızım," dedi Mrinalini, kızının saçına son dokunuşu yaparken.Sesi titriyordu.

Saraswati aynadaki yansımasına baktı. Üzerindeki tüm bu ihtişam, kendisine giydirilmiş bir zırh gibi ağır geliyordu.

"Güzel görünmem bir şeyi değiştiriyor mu anne?"

Diye sordu kısık bir sesle.

"Beni bir süs eşyası gibi sergileyeceksiniz."

"Saraswati, yapma..."

"Bana gerçeği söyle anne,"

"Babam dün odasında ne gizliyordu? Acharya Devendra’nın sarayda ne işi vardı? Bu evlilik neden bu kadar acil?"

Mrinalini’nin yüzü sarardı. Gözlerini kızından kaçırmaya çalıştı.

"Bunlar devlet meseleleri Saraswati. Baban krallığın iyiliğini düşünüyor."

"Yalan söylüyorsunuz,"

dedi Saraswati hayal kırıklığıyla.

"Benden bir şey saklıyorsunuz. İkiniz de."

O sırada kapı açıldı ve görevli içeri girdi.

"Maharani’m, Prensesim... İngiliz heyeti kabul salonuna giriş yaptı. Maharaja sizi bekliyor."

Mrinalini derin bir nefes aldı. "Gidelim."

Saraswati başını dik tuttu. Korkusunu, kırgınlığını ve öfkesini o ağır bordo sarinin altına gizledi. Bir prenses gibi yürüyecek, bir prenses gibi duracaktı. Ama asla boyun eğmeyecekti.
büyük Taht Salonu, tarihin en ihtişamlı sahnelerinden birine ev sahipliği yapıyordu. Yüksek mermer sütunların arasına asılmış ipek sancaklar, duvardaki oymalar ve salonu dolduran Rajgarh soyluları...

Maharaja Vikram Singh, yüksek tahtında oturuyordu. Yanında ise kâhini Acharya Devendra duruyordu.
Salonun diğer tarafında, İngiliz heyeti sırayla yerini alıyordu. Ve en önde, askeri üniforması, göğsündeki nişanları ve kusursuz duruşuyla Prens Christian duruyordu.

Saraswati, annesinin arkasından salona girdiğinde, salondaki tüm fısıltılar kesildi.

Saraswati adım adım tahta doğru ilerlerken, bakışları karşıda duran adama kaydı.

Karşısında duran adam... Dün akşam banyan ağacının altında tartıştığı, kendisine laf yetiştiren o küstah yabancıydı.

Christian da başını kaldırmış, içeri giren prensese bakıyordu. Bordo sarisi içinde bir tanrıça kadar mağrur duran bu kadını gördüğünde, gözlerindeki şaşkınlığı gizleyemedi. O mavi elbiseli, tek başına ormanda dolaşan, gözü pek kız... Rajgarh Prensesi Saraswati Rathore’un ta kendisiydi.

İkisinin bakışları salonun ortasında kesişti.
Christian’ın dudaklarının kenarında hafif, belirsiz bir tebessüm belirdi. Şaşkınlığı çabuk geçmiş, yerini derin bir meraka bırakmıştı.

Saraswati ise öfkesinin yüzüne yansımaması için çenesini sıktı.

Maharaja Vikram Singh ayağa kalktı. Sesi salonda yankılandı:

"Rajgarh'a hoş geldiniz, Prens Christian Ashbourne."

"Bu ziyaretin, iki halk ve iki hanedan arasında kırılmaz bağlar kurmasını temenni ediyoruz."

Christian bir adım öne çıktı, başını saygıyla eğdi.

"Mizafirperverliğiniz için teşekkür ederim Maharaja Vikram Singh. Burada bulunmak bizim için bir onurdur."

Vikram, kızına döndü.

"Kızım Prenses Saraswati..."

Christian, Saraswati’ye doğru yürüdü. Önünde durdu ve Batı geleneklerine uygun olarak hafifçe eğilerek elini uzattı.

"Sizinle tanışmak bir onurdur, Prenses Saraswati,"

Sesi, dün akşamki o rahat ve alaycı tondan uzaktı; resmi ve son derece saygılıydı. Ama gözlerindeki o gizli kıvılcım, dün akşam yaşananları unutmadığını açıkça gösteriyordu.

Saraswati elini uzattı. Christian, prensesin parmak uçlarını hafifçe tuttu. Aralarındaki temas, sanki görünmez bir elektrik akımı gibi ikisinin de bedeninden geçti.

Saraswati gözlerinin içine bakarak alçak ama emin bir sesle konuştu:

"Umarım Rajgarh’taki konaklamanız, beklediğinizden daha... şaşırtıcı geçmez, Prens Christian."

Christian’ın gözleri hafifçe kısıldı.

"Şaşırtıcı şeyleri severim Prenses. Özellikle de arkasında derin sırlar taşıyanları."

İki genç insan, koca bir sarayın ve iki hanedanın gözleri önünde birbirlerine bakarken, ikisi de henüz bilmiyordu: Kaderlerinin ağı, saray bahçesindeki o lanetli banyan ağacının kökleri gibi birbirine dolanmaya çoktan başlamıştı.

And içilmiş yeminler, saklanan sırlar ve tanrıların gölgesi, onları geri dönülmez bir yolculuğa doğru sürüklüyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

67okunma 12beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18