İveS kitap kapağı

4. bölüm / 4

İveS

-4

Vaveyla Yazarı: Ozlem Polat

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: -4

Pazartesi sabahı. Peri, alarmın çalmasına sinirle gözlerini açtı. Hızlıca yatağından kalktı, üstünü giyinirken bir yandan da saate baktı. Okul forması kırış kırıştı ama pek de umursamadı; bol ceketini geçirip aynaya kısa bir bakış attı. Saçlarını düzeltti, göz altına biraz kapatıcı sürdü ve her zamanki gibi eyelinerını çekti.

Mutfağa uğramadan çantasını kaptı. Kapıyı çekip apartmandan indi. Sokağın başına geldiğinde durdu, cebinden sigara paketini çıkardı. Bir tane yaktı, dumanı içine çekip kısa bir süre durdu. Gözleri yorgundu. Sigaranın yarısında söndürüp yürümeye devam etti.

Okul kapısından girerken kulaklıklarını çıkardı. Koridorlar sakindi. Merdivenleri tırmanıp sınıfa geldiğinde kapıyı açtı. İçeriye göz gezdirdi.

Sınıf boştu.

İçeri girip kendi yerine oturdu. Çantasını kenara bıraktı, montunu çıkarmadı. Başını sıraya yaslayıp camdan dışarı bakmaya başladı. Henüz kimse gelmemişti. Sadece sessizlik.

Peri tam rahat bir nefes almış, başını sıraya yaslamıştı ki sınıf kapısı hızlıca açıldı. İçeri, alt sınıftan İrem ve onun peşinden Zeynep girdi. İkisi de sanki bilerek bu anı beklemiş gibiydi. Peri başını yavaşça kaldırdı, onları süzdü ama tek kelime etmedi.

İrem, ellerini kollarını oynatarak Peri'nin sırasına doğru yürüdü.
“Bak Peri,” dedi kaba bir tonla. “Senin ne düşündüğün umrumda değil ama Eren’den uzak durman gerekiyor. O zaten uzun zamandır hoşlandığım biri. Aranıza ne giriyorsa, bitir.”

Zeynep arkasında sessizce dikiliyordu, ama gözlerinde aynı tehditkâr bakış vardı. Sınıfta hala kimse yoktu. Sessizlik birkaç saniye boyunca ağırlaştı.

Peri, bakışlarını İrem’in gözlerine dikti. Sesini yükseltmeden ama net bir tonla konuştu:
“Ben kimseye ait değilim, Eren de kimsenin malı değil. Sana neyi, ne şekilde açıklamak zorunda da değilim.”

Sonra baştan ayağa İrem’i bir süzdü, gözleriyle adeta yumruk attı. Ne bir küfür, ne hakaret… Ama o bakış yetmişti.

İrem kısa bir an durdu, siniri yüzünden okunuyordu. Peri tekrar başını sıraya yasladı, artık ikisini umursamıyordu.

İrem, Peri’nin bakışlarına rağmen geri adım atmadı. Sırasının önünde dikilmiş, sesi bu kez daha da yükselmişti:
“Sen bu okula daha birkaç ay önce geldin! Kim olduğunu bilmiyorum ama Eren’e yaklaşmana asla izin vermem. Bunu aklına bile getirme!”

Zeynep hâlâ arkasında sessizdi ama yüzünden memnun bir gülümseme eksik olmuyordu. Peri başını yavaşça kaldırdı, gözlerini İrem’in gözlerine dikti. Suratında hafif bir alay vardı.

“İzin mi vermem?” dedi Peri, sesi son derece sakin, neredeyse umursamazdı. “Sen kendini fazla ciddiye alıyorsun galiba.”

Sırtını yasladı, bir bacağını diğerinin üstüne attı. Ellerini sıranın altına sakince koydu.
“Eren'le ne konuşurum, ne yaşarım, bu senin sorunun değil. Bunu kabullenmen senin işin.”

Bu kadar rahatlık ve aldırmazlık, İrem’in sinirini iyice yükseltti. Yumruklarını sıkmıştı, gözleri öfkeyle doluydu. Cevap veremedi, sadece dişlerini sıktı.

“Sen daha beni tanımıyorsun,” diye hırladı adeta.
“Tanımak da istemem,” dedi Peri, gözlerini pencereden dışarı çevirerek.

İrem öfkeyle sınıf kapısını açtı, Zeynep’i çekiştirerek dışarı çıktı. Kapı sertçe çarptı. Sınıf yine sessizliğe büründü. Peri, içinden sadece bir cümle geçirdi:

“Bu daha başlangıçsa, devamı eğlenceli olacak.”

İrem’in çıkışının ardından sınıf yeniden sessizliğe gömüldü. Peri başını pencereye çevirdi, dışarıda sabahın gri havası hâlâ hüküm sürüyordu. Hafifçe iç çekti.

“Demek çoğu kızın aklı Eren’de… Az önceki çıkıştan sonra iyice belli oldu. İlginç.”

Kafasını sıraya yasladı, gözlerini kapattı.

“Yakışıklı mı? Eh… Kabul. Tipi fena değil. Ama nazik mi, düzgün biri mi… Orası meçhul. Kızlar biraz fazla acele ediyor gibi.”

Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. O tipik Peri gülümsemesi… İçinde hafif alay, biraz da sıkılmışlık barındıran.

“Belki de herkes, birini parlatmak için sıraya giriyor. Ama ben ışık sevmediğimden hep gölgede duruyorum.”

Sırtını yasladı, gözlerini açmadan sıraya parmaklarıyla ritim tutmaya başladı.

Dakikalar ilerledikçe sınıf yavaş yavaş dolmaya başladı. Sandalyeler gıcırdadı, fısıltılar yükseldi, kapılar kapanıp açıldı. Peri kimseyle göz göze gelmemeye dikkat ederek cam kenarındaki köşesine çekilmişti.

Hoca sınıfa girdiğinde herkes yerine oturdu. Derse başlamadan önce kısa bir yoklama yaptı, sonra konuya geçildi: hücre zarının yapısı ve görevleri. Peri, önündeki defteri açtı. Biyolojiyi seviyordu. Anlatılanlar kafasında net şekilde oturuyor, detaylar ilgisini çekiyordu. Kalemi, neredeyse fark etmeden hızlıca sayfanın üzerinde ilerliyordu.

Dersin sonlarına doğru, öğretmen konuyu bitirince tahtaya döndü:
“Son on dakikamız var, isteyen notlarını tamamlayabilir, sorusu olan varsa sorabilir.”

Sınıf rahatladı. Fısıldaşmalar yeniden başladı. Bazıları çantasını toplamaya bile girişmişti.
Peri, defterine baktı. Son konunun bazı kısımlarını eksik yazdığını fark etti. Bir an duraksadı. Normalde kimseye böyle şeyler sormazdı.

Ama bu kez farklıydı.

İlk kez, hiç yapmadığı bir şeyi yaptı ve yerinden kalktı. Sınıfta birkaç kişi ona kısa bir bakış attı ama kimse bir şey demedi. Arka sıralardan birine doğru yürüdü.

Sude’nin yanına geldi. Sessiz ve dikkatli bir ses tonuyla konuştu:
“Hey… Merhaba. Ben o gün bu kısımları biraz kaçırdım, adapte olamamıştım daha. Sen düzgün tutmuşsundur diye düşündüm. Mümkünse, notları senden alabilir miyim?”

Sude başını kaldırdı, hafifçe şaşırmıştı ama gözlerinde sıcak bir ifade vardı.
“Tabii, seve seve,” dedi. “Telefon numaranı ver, evde tarayıp atarım sana.”

Peri hafifçe gülümsedi. Ceketinin cebinden telefonunu çıkardı.
“Yazıyorum,” dedi kısaca. Sonra numarasını söyledi.

Sude not aldı, göz kırptı:
“Güzel hareket. Ben de hep yalnız takılırım ama bazı şeyler paylaşınca kolaylaşıyor.”

Peri sessizce başını salladı, yerine dönerken içinden geçirdi:

“Belki de düşündüğüm kadar zor değil bazı şeyler.”

Teneffüs ziliyle birlikte Peri ve Eren sınıftan birlikte çıktılar. Koridor boyunca pek konuşmadan yürüdüler, ama aralarındaki sessizlik bu kez garip ya da soğuk değildi. Sessiz bir anlaşmanın içindeymiş gibiydiler.

Resim kulübünün olduğu kata geldiklerinde, sınıfın kapısını açıp içeri girdiler. Oda sessizdi. Duvarlarda yarım kalmış eskizler, kurumuş boya lekeleri ve birkaç boş tuval vardı. Masaların üzerinde fırçalar gelişigüzel duruyordu. Ortadaki büyük masa biraz dağınıktı. Birkaç sandalye vardı ama rahat bir koltuk ya da oturma alanı yoktu.

Eren odanın etrafında dolaşmaya başladı.
“Şuraya küçük bir koltuk koyabiliriz. Şu masa da çok dağınık olmuş,” dedi.

Peri de duvara yaslanmış bir tuvali kaldırıp arkasına baktı, sonra:
“Bazı tüpler kurumuş, fırçaların yarısı da kullanılamaz halde,” dedi.

İkisi odanın içini dikkatlice inceledi, eksik ve ihtiyaç olan şeyleri küçük bir kağıda not aldılar:
— Sarı, siyah, kırmızı tüp boyalar
— Orta boy fırçalar
— Küçük rahat bir koltuk
— Yeni bir spatula
— Temiz bez

Sonra birlikte odadan çıkıp koridorun sonunda bulunan öğretmenler odasına gittiler. Kapıyı çaldıklarında içeriden tanıdık bir ses geldi.

“Girin.”

Orta yaşlı, hafif göbekli ve her zamanki gibi bol ceket giymiş olan resim hocası Hikmet Bey başını kaldırdı. Gözlüğünü düzeltti, ikisini görünce gülümsedi.
“Sanatçılar gelmiş. Ne var ne yok?”

Eren konuştu:
“Hocam, kulüp odasına baktık. Bazı eksikler var. Tüp boyalar bitmiş, fırçalar kötü durumda. Bir de eğer mümkünse, rahat edebileceğimiz küçük bir koltuk almak istiyoruz.”

Peri elindeki notu uzattı.
“Bunları çıkardık. Ortam biraz boş ve soğuk, daha işlevli hale getirebiliriz diye düşündük.”

Hikmet Hoca notlara baktı, başını yavaşça salladı.
“Doğru tespitler. Birkaçına ben de dikkat etmiştim ama yetişemedim. Müdürle konuşurum, özellikle koltuk işini de çözeriz. Malzeme işini de önümüzdeki hafta halletmeye çalışırım.”

Gözlüğünü çıkardı, gülümsedi.
“Siz yeter ki üretin, biz bir yolunu buluruz.”

Peri ve Eren başlarıyla teşekkür edip odadan çıktılar. Aralarındaki sessizlik yine başlamıştı ama bu kez bir şeyler söylemeye gerek yok gibiydi.

Dersler bitmiş, okulun uğultusu yerini biraz daha serbest bir koşuşturmacaya bırakmıştı. Öğle arası ziliyle birlikte öğrenciler sınıflardan taşarken Eren ve Peri sessizce sanat kulübü odasına çıktılar.

Kulüp odası hâlâ aynı dağınıklıktaydı ama artık daha tanıdık geliyordu. Peri, pencere kenarındaki masanın üzerine çantasını koydu. Eren ise eskiz defterlerinden birini karıştırıyordu.

“Bu oda sessizliğiyle güzel aslında,” dedi Eren. “Bazen okulun en sakin yeri oluyor.”

Peri başını salladı. “İnsan kalabalığın içinde yalnız olmaktan sıkılınca burası iyi geliyor. Hem sessiz, hem renkli.”

Bir süre konuşmadan durdular. Sonra Peri hafifçe iç çekti, çantasını toparladı.

“Ben kantine iniyorum, bir şeyler almam lazım. Kahvaltıyı geçirmiştim,” dedi.
Kapıya yönelirken, eli tokmağa değdiğinde arkasını dönüp ekledi:
“Sen kal istersen, dönünce belki bir şeyler karalarız.”

Eren, hafifçe gülümsedi.
“Tamam. Patatesli börek bulursan bana da düşün.”

Peri başını hafifçe sallayarak çıktı. Koridorda ayak sesleri arasında kaybolurken Eren, onun ardından kısa bir an baktı, sonra başını tekrar deftere eğdi.

Peri kantine indiğinde içerisi her zamanki gibi kalabalıktı. Sıra uzun, uğultu yoğundu ama açlık daha baskındı. Gözleri hemen istediği şeylere odaklandı: bir meyve suyu ve börek. Hızlıca ilerleyip sıra dışına yanaştı, parasını hazırlarken birinin çok yakınına geldiğini fark etti.

Omzuna neredeyse değecek kadar yaklaşmıştı biri.

Bir adım geri çekildiğinde arkasındaki kişiyi gördü: Yağız.
Sessizdi ama gözleri her zamanki gibi tedirgin edici bir özgüven taşıyordu. Peri bir an onun bakışlarıyla göz göze gelmek zorunda kaldı. Sonra hızlıca yüzünü çevirdi.

Gıcık bir şekilde başını iki yana salladı ve birkaç adım uzaklaşıp parasını verip yiyecekleri aldı. Ama hâlâ arkasında olduğunu biliyordu. Göz ucuyla bakınca Yağız’ın onu izlediğini gördü.

Elindekileri sımsıkı tutarak hızla kantinden çıktı. Koridorda kalabalık arasında adımlarını sıklaştırırken içinden geçirdi: “Ne istiyor bu çocuk ya?”

Arkasına bakmasına gerek yoktu; ayak seslerinden Yağız’ın onu takip ettiğini duyuyordu

Peri hızlı adımlarla merdivenleri çıkarken kalbi göğsünde atıyordu. Peşindeki ayak sesleri hâlâ devam ediyordu. Kulüp odasının bulunduğu koridora vardığında neredeyse koşar adım gidiyordu ki, birden önünü kesen bir gölgeyle irkildi.

Yağız, koridorun başında onu bekliyordu. Alaycı bir ifadeyle yaklaştı, elleri cebinde, sesi kendinden emin ama rahatsız edici bir tonda:

“Sen beni gördüğünde neden kaçıyorsun gibi hızlanıyorsun? Ben sana ne yaptım ki, ha?”

Peri yere bakarak durdu. Gözleri boşluğa odaklanmış gibiydi, sesi düşük ama netti:
“Lütfen... bırak peşimi. Git başımdan.”

Yağız dudak büktü, sözünü umursamadı.
“Ne bu tavır? Sanki seni rahatsız etmişim gibi davranıyorsun.”

Sonra birden, Peri'nin bileğini tuttu. Sertçe değil ama kararlı bir şekilde.
“Hadi gel, konuşmamız lazım,” dedi.

Peri irkildi, gözlerini Yağız’a kaldırmadan bileğini çekmeye çalıştı.
“Hayır, gelmeyeceğim. Bırak dedim!”

Yağız daha da ısrar etti. Onu bulunduğu yerden birkaç adım çekiştirdiği sırada, kantine peçete almak için kulüp odasından çıkan Eren, koridorun köşesinden döndü ve ikisini gördü.

Eren’in adımları bir anda durdu. Gözleri Peri’nin zorla geri çekilmeye çalıştığını, Yağız’ın bileğini tuttuğunu net şekilde görmüştü.

Bakışları sertleşti.
Yağız’ın parmakları Peri’nin bileğine daha da sıkıca bastırmaya başlamıştı. Öfkesini ve inatçılığını onun üzerinden çıkarmaya çalışıyor gibiydi. Peri’nin gözleri istemsizce doldu; bu sadece acıdan değil, korkudan da kaynaklanıyordu. Sesi titriyordu:

“Yağız… bırak dedim… acıtıyorsun!”

Ama Yağız hâlâ bırakmıyordu.
“Sadece konuşacağız! Ne bu abartı? Kaçacak neyin var senden?”

Peri daha fazla dayanamayarak gözlerini sıktı, bileği kırılacakmış gibi hissediyordu. Korku, boğazına düğümlenmişti.

Tam o sırada Eren’in adımları koridorda yankılandı. Gördüğü manzara karşısında yüzü gerildi. Gözleri, adeta alev almış gibiydi. Hiç tereddüt etmeden, hızlı adımlarla ikiliye doğru yürüdü.

Sesi bu sefer daha kalın ve kararlıydı:
“Ne yapıyorsun sen?”

Yağız başını çevirip Eren’i gördüğünde hâlâ bileği tutuyordu. Ama Eren’in yaklaşıp geldiğini ve öfkesini yüzünde gördüğü an eli yavaşladı.

Eren birkaç adım kala durmadı. Peri’nin gözlerindeki korku, onun içinde fırtınalar kopartmıştı.

Eren, sinirini artık bastıramıyordu. Kalbi göğsünden fırlayacak gibi atarken birkaç sert adımda ikisinin yanına geldi. Yağız’ın hâlâ Peri'nin bileğini bırakmadığını görünce düşünmeden hareket etti.

“Bırak onu!” diye bağırdı ve bir anda Yağız’ın bileğini tutup Peri’nin kolundan ayırdı. Aynı anda Peri bir adım geriye sendeledi, gözleri hâlâ doluydu, sol eliyle incinen bileğini tutuyordu.

Eren, Yağız’ın yakasından iki eliyle tuttu, onu duvara yasladı. Gözleri kıpkırmızı, sesi öfkeyle titriyordu.

“Ne istiyorsun lan sen ondan? Ne yapmaya çalışıyorsun ha?!”

Yağız bir an afalladı ama sonra kendini toparlamaya çalıştı.
“Bırak lan! Ne bu tripler? Sadece konuşuyorduk!”

Eren daha da yaklaştı, yüzü neredeyse Yağız’ın yüzüne değecek kadar yakındı.
“Konuşmak mı? Bileğini kırmaya mı çalışıyordun? Gözünü mü korkutuyorsun? Senden korkmamızı mı istiyorsun?!”

Koridorda yankılanan seslerle birlikte birkaç öğrenci kafasını çevirip bakmaya başladı ama Eren’in umurunda değildi. O an sadece Peri’nin yüzündeki korku vardı gözünde.

Yağız itiraz etmeye çalıştı, “Sen karışma, seni ilgilendirmez—” dediği anda Eren’in sesi bir kez daha yükseldi:

“Peri’ye dokunamazsın! Onun istemediği hiçbir şeye zorlayamazsın! Burada senin kim olduğunun, kime ne oynadığının önemi yok!”

Eren’in öfkesi karşısında Yağız’ın yüzü bir an solgunlaştı. Kendisinden bu kadar emin yaklaşmışken şimdi geri çekilmek zorunda kalmıştı. Eren’in gözlerindeki kararlılık, onu gerçekten ne kadar ciddiye alması gerektiğini gösteriyordu.

Eren, yakasından tuttuğu Yağız’ı hafifçe iterek geri çekti, ama elini hala bırakmamıştı.

“Sana son kez söylüyorum,” dedi dişlerinin arasından.
“Bir daha Peri’ye dokunduğunu görürsem… ya da yaklaştığını duyarsam… seni gerçekten pişman ederim. Bu okulda adım adım peşine düşerim. Anladın mı?”

Yağız, yutkunarak başını çevirdi. Korkusunu belli etmemeye çalışsa da vücudunun hafif titremesi gözden kaçmıyordu. Eren onu son kez sertçe ittirdi.

“Gözümden uzak dur. Görünme bana.”

Yağız, dudaklarını sıktı, öfkesini yutmak zorunda kaldı. Gözlerinde hırs parlıyordu ama bu kez geri adım attı. Bir şey demeden, hızlı adımlarla koridorun diğer ucuna yönelip uzaklaştı.

Arkasından sadece Eren’in nefes alışları kaldı bir süre.

Sonra Eren başını çevirip Peri’ye baktı. Peri hâlâ yere eğdiği bakışlarını yavaşça kaldırıyordu. Gözleri doluydu ama bu kez biraz da rahatlamıştı.

Eren, Yağız uzaklaştıktan sonra bir süre durdu. Derin bir nefes aldı, hâlâ sinirliydi ama en azından Peri yanındaydı. Başını ona çevirdiğinde Peri’nin gözlerinin dolu olduğunu, ama ağlamamak için kendini tuttuğunu fark etti. Sessizce ona yaklaştı, yumuşayan sesiyle konuştu:

“İyi misin?”

Peri sadece başını salladı. Hâlâ konuşacak gücü yoktu ama varlığına minnettar olduğu belliydi.

Eren, nazikçe bir elini Peri’nin omzuna koydu. Onu incitmeden yönlendirdi.

“Gel, kulüp odasına gidelim. Biraz oturursun.”

Peri itiraz etmedi. Onunla birlikte yürüdü, kulüp odasının kapısı sessizce açıldı. İçeri girdiklerinde ortam sakindi. Eren kapıyı kapattı, içeride yalnızlardı.

Birlikte kanepeye doğru ilerlediler. Peri oturduğunda omuzları düşüktü, sessizliği hâlâ üstünden atamamıştı. Eren, onun yanına oturup tekrar sordu:

“Gerçekten iyi misin?”

Peri bu kez başını eğerek hafifçe mırıldandı, “Şimdi iyiyim… ama az daha…”

Sesi çatallaştı, devam edemedi.

Eren onu susturmadı. Birlikte birkaç saniye sessiz oturdular. Eren göz ucuyla Peri’nin hâlâ sol bileğini tuttuğunu fark etti. Şüpheyle baktı.

“Bileğin… hareket ettiremiyor musun?”

Peri şaşırarak başını çevirdi. Sonra dikkatlice bileğini oynatmaya çalıştı ama kaşları bir anda çatıldı, nefesi kesilir gibi oldu. Acı yüzüne vurmuştu.

Eren’in yüzü endişeyle gerildi. Hemen öne eğildi.

Eren, Peri’nin acı dolu yüz ifadesini görünce bir an duraksadı. Sonra aniden ayağa kalktı, sesi kararlıydı:

“Bekle burada.”

Peri şaşkınlıkla başını kaldırdı ama bir şey demedi. Eren kulüp odasının köşesindeki küçük depoya girdi. Rafları karıştırdıktan sonra elinde bir ilk yardım çantasıyla geri döndü. İçinden dikkatlice bir sargı bezi ve küçük bir buz torbası çıkardı.

Tekrar Peri’nin karşısına oturdu, bakışları yumuşaktı ama hâlâ ciddiyet taşıyordu.

“Bileğini incitmişsin. Büyük ihtimalle burkuldu… Şimdi bu biraz rahatlatır. Ama geçmezse, hastaneye gitmen gerekecek. Tamam mı?”

Peri sessizce başını salladı. Eren çok dikkatli bir şekilde onun bileğini tuttu, hiçbir baskı yapmadan nazikçe sardı. Parmakları temkinliydi, her hareketinde ona zarar vermemeye çalışıyordu.

Peri, ilk defa kendini bu kadar güvende hissettiğini fark etti. Hem Eren’in öfkesiyle korunduğu, hem de şimdi onun elleriyle iyileştirilmeye çalışıldığı o an, içini tuhaf bir sıcaklık kapladı.

Eren sargıyı sabitledikten sonra gözlerini onun gözlerine dikti.

“Bundan sonra ona asla yaklaşmana izin vermem.”

Öğle arası boyunca Eren ve Peri kulüp odasında sessiz ama huzurlu bir şekilde oturdular. Arada birkaç kelime konuştular sadece. Bazen birbirlerine bakıp hafifçe gülümsediler. Konuşmalar derinleşmedi ama ikisi de aynı şeyleri düşündüklerini hissediyordu.

Zil çaldığında, Eren ayağa kalkıp Peri’ye baktı.
“Hazırsan, sınıfa geçelim.”

Peri, bileğini sargıya almasına rağmen hafifçe gülümseyip başını salladı. Birlikte koridordan geçip sınıfa doğru ilerlediler. İçeri girdiklerinde sınıf henüz tam dolmamıştı, öğretmen gelmemişti. Peri yerine oturduğunda birkaç saniye sonra Sude yanına geldi.

Sude’nin bakışları önce sargılı bileğine kaydı, sonra merakla Peri’ye döndü.

“Bileğine ne oldu? Dünden beri gayet iyiydin…”

Peri kısa bir tereddütten sonra omuz silkti.
“Basamaklardan inerken dengesiz bastım. Düştüm sanırım, biraz incindi sadece.”

Sude, şüphelenmiş gibi kısa bir bakış attı ama sorgulamadı.
“Geçmiş olsun. Umarım ciddi bir şey değildir.”

Peri, hafifçe gülümsedi.
“Sağ ol. Biraz ağrı var ama geçer.”

Sude, başını sallayıp yerine döndü. O an öğretmen de sınıfa girdi ve ders başladı.

Ders işlenirken Peri gözlerini tahtaya dikmişti ama zihni bambaşka bir yerdeydi. Kalemi parmaklarının arasında yavaşça çevirirken Sude’yi izlemeye başladı farkında olmadan. Uzun, düz sarı saçları omuzlarından süzülüyor, beyaz teniyle neredeyse ışıkta parlıyordu. Zayıf ama zarif bir duruşu vardı. Sessizdi ama görünüşe göre dikkat çeken biri… Tıpkı kendisi gibi.

Arkadaş olunmalı mı? diye geçirdi içinden. Belki de Sude sandığından farklı biriydi.

Zil çaldığında sınıf biraz hareketlendi. Teneffüs başlamıştı. Peri derin bir nefes aldı ve kararlı bir şekilde yerinden kalkıp Sude'nin yanına yürüdü.

“Hey, şey…”
Sude başını çevirip ona bakınca Peri devam etti.
“Bugün derste senin notlarına biraz daha çok ihtiyacım olacak gibi. Eğer mümkünse... yani, yardım edebilir misin?”

Sude hemen başını salladı, hafifçe gülümsedi.
“Tabii ki. İstediğin zaman gönderebilirim, hatta birlikte çalışabiliriz bile istersen.”

Sudr başını salladı.
“ İlk geldiğinden beri sınıftaki herkesin gözü sende. Dikkat çekiyorsun. Ama ben de konuşmak istemiştim seninle, sadece... o mesafe biraz ürkütücüydü galiba.”

Peri, hafifçe başını eğip gülümsedi.
“Yalnızlık bazen kolay geliyor. Ama sanırım artık biraz yardıma da ihtiyacım olacak.”

Sude hafifçe kahkaha attı.
“Ne zaman istersen. Hem bu vesileyle artık daha fazla konuşabiliriz.”

İkisi konuşurken aralarındaki mesafe yavaş yavaş erimeye başlamıştı. Sude, çantasından bir kalem çıkarıp oynarken bir an Peri’ye baktı.

“Bu arada…” dedi çekingen ama meraklı bir ses tonuyla, “Okula ilk geldiğinde seni hep Eren’le birlikte görüyordum. Yakın mısınız?”

Peri'nin ifadesi çok değişmedi ama hafifçe kaşlarını kaldırdı.
“Yakınız sayılır… yani, evet. Fena değiliz.”

Sude, dudaklarını büzüp başını salladı.
“Gizemli biri gibi. Sessiz, çok ortalarda dolaşmaz ama herkesin dikkatini çeken biri. Onunla konuşmak kolay mı?”

Peri, omuz silkti.
“Başta pek kolay değildi. Ama zamanla çözülüyor. Gerçekten biriyle ilgilenirse, anlaman uzun sürmez.”

Sude biraz daha yaklaştı, sesi alçaldı.
“Şey... Bilmiyorum, sana tuhaf gelebilir ama… Onu ilginç buluyorum. Sınıfta pek kimseyle konuşmuyor ama seninle hep yakın gibi. Aranızda bir şey var mı?”

Peri bir an duraksadı, sonra kısa bir gülümsemeyle cevapladı:
“Hayır. Ama insanlar aramızda bir şey var sanıyor galiba. Bazen ben bile tam emin olamıyorum.”

Sude hafifçe gülümsedi, “Garip ama hoş bir ikili gibisiniz,” dedi. Sonra çalan zil sesiyle birlikte herkes yerine dönmeye başladı.

Peri, Sude’nin Eren hakkındaki sorularını garip bulmuştu aslında. Ama yüzüne bir şey yansıtmadı. Sude’nin bakışlarında merak kadar bir çekingenlik de vardı, bu yüzden üzerine gitmedi. Kısa bir süre sonra ders başlamış, ikisi de konulara dönmüştü.

Zaman ilerledikçe Peri’nin kafasında dönen düşünceler yavaş yavaş dağılmaya başladı. Gün boyunca Eren’le olan olay, Yagız’ın tavırları, Sude’nin soruları hepsi iç içe geçmişti ama belli etmiyordu. Sınıfta sessizdi, sadece gerektiği kadar konuştu.

Sonunda çıkış zili çaldı.

Sınıftaki öğrenciler yavaş yavaş toparlanırken Peri hiçbir acele etmeden çantasını yavaşça topladı. Defterlerini dikkatle yerleştirdi, kalem kutusunu kapattı. Ayağa kalkıp arkasını döndüğünde sınıfın yarısı boşalmıştı bile.

Koridora adım attığında gün boyunca biriken yorgunluk omuzlarına çökmüştü. Hiçbir yere uğramadan, kimseyle konuşmadan okuldan çıkıp evin yolunu tuttu. O an için sessizlik ve yalnızlık, her şeyden daha iyi geliyordu.

Peri, eve vardığında odasına geçip sırt çantasını yavaşça yere bıraktı. Telefonunu masanın üzerinden alırken ekranında bir mesaj bildirimi belirdi: Sude.

“Bugünkü notları attım. Umarım işine yarar.”

Ardından birkaç saniye sonra başka bir mesaj daha düştü:
“Bu arada… sana söylemeyi unuttum, seninle konuşmak iyi geldi. Eren’le aranız çok tatlı bence, çok yakışıyorsunuz.”

Peri, kaşlarını hafifçe çattı. Mesajı birkaç saniye sessizce izledi.
Derken bir tane daha geldi:
“Eren’le uzun zamandır arkadaş mısınız? Nasıl biri? Soğuk mu gerçekten, yoksa sadece öyle mi görünüyor?”

Peri telefonu elinde tutarak yatağa oturdu. Sude’nin merakı gözle görülür gibiydi. Ama konu sürekli Eren’e geliyordu.

İçinden geçirdi:

“Yine Eren… Herkesin odağı o çocuk sanki. Bu kız neden bu kadar merak ediyor ki? Birkaç gün önce ‘konuşamıyordum’ diyordu şimdi durmadan onun hakkında konuşuyor. Garip…”

Sonra derin bir nefes aldı, telefonun ekranına tekrar baktı ama hemen cevap yazmadı.
Sude’nin niyetini tam çözememişti ama fazla üstüne gitmek de istemedi.

Kendi kendine mırıldandı:
“Yakışıyor muyuz ha... Ne tuhaf şeyler söylüyorsun Sude.”

Peri, telefon ekranına bir süre daha baktı. Sude'nin son mesajına cevap yazmak için parmakları klavyenin üzerindeydi ama içinden bir şey onu durdurdu. Sude’nin bu kadar kısa sürede yakınlaşmaya çalışması… sürekli Eren’i konu etmesi... Bir şeyler tuhaf geliyordu.

Sonunda sadece kısa ve mesafeli bir mesaj yazdı:

“Notlar için teşekkür ederim. Uykum var biraz, ben dinleneyim. İyi akşamlar.”

Gönder tuşuna bastıktan sonra telefonu usulca kenara bıraktı. Tavana doğru uzun bir bakış attı. Odanın sessizliği içinde kafasındaki düşünceler daha da yüksek sesle konuşmaya başladı.

“Sude… ne istiyorsun tam olarak? Gerçekten arkadaş olmak mı, yoksa başka bir şey mi? Eren neden bu kadar ilgini çekiyor ki…”

Yavaşça yatağına uzandı, battaniyesini üstüne çekti. Gözlerini kapattığında, zihninde Eren’in bakışları, Yagız’ın gerginliği ve Sude’nin mesajları iç içe dolandı. Düşünceler bulanıklaşmaya başladı, ağırlaşan göz kapaklarının ardından sessizce uykuya daldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18