İveS kitap kapağı

1. bölüm / 4

İveS

-1

Vaveyla Yazarı: Ozlem Polat

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: -1

[ Bölüm 1 — İlk Adım ]

> Koridor boyunca ilerliyordu.

Saçları kurallar gereği geriye doğru düzgünce toplanmıştı.

Yüzünde, normalde ışıldayan piercinglerinden iz yoktu; hepsini kapatmıştı.

Üzerinde ise okulun istediği forma yoktu.

Kendi seçtiği bol, koyu gri bir tişört ve bol paça siyah bir pantolon giymişti.

Ayak bileklerine dolanmış birkaç ip bileklik görünüyordu.

Elinde taşıdığı eski bir çanta ve içinde karışık duran birkaç defter.

Koridor boyunca yürürken, öğrencilerin bakışları üstündeydi.

Fısıltılar kulaklarına kadar geliyordu:

— "Yeni mi bu kız?"
— "Forma yok, dikkat çekecek kesin."

Peri başını eğmeden yürümeye devam etti.

Gözleri kapıları tarıyordu.

12. sınıf... 12-C...

Koridorun sonunda, duvara asılı listeleri fark etti.

Adını hızlıca taradı.

"Peri Liva — 12-C"

İç çekti.

Ardından yönünü değiştirdi, sınıf kapısına doğru yürüdü.

Ayak sesleri taş zeminde yankılanıyordu.

Sınıf kapısına ulaştığında kısa bir duraksama yaşadı.

Kimseyi tanımadığı bir yere adım atmanın garip ağırlığı, tam omuzlarının üstüne çökmüştü.

Tüm başlar bir anda ona çevrildi.

Kapıyı itip sınıfa adım attı.

Bir anlığına olduğu yerde kaldı.

Yaklaşık on saniye boyunca hiç kıpırdamadan ayakta durdu.

Tüm sınıf ona dönmüştü.

Fısıltılar, bakışmalar, belli belirsiz kahkahalar.

Peri'nin umurunda bile değildi.

Ellerini cebine soktu, başını hafif yana eğerek sınıfı taradı.

Sıralar neredeyse tamamen doluydu.

Gözleri, cam kenarındaki bir boş sıraya takıldı.

Sessizce, kendinden emin adımlarla oraya yürüdü.

Çantasını sandalyenin arkasına attı, kendisi de sandalyeye kaykılarak oturdu.

Sırtını sıraya yasladı, bacaklarını uzattı.

Gözlerini kapattı bir anlığına.

Burada olmak zorunda olduğunu biliyordu, ama istemiyordu.

Henüz öğretmen gelmemişti.

Sınıf cıvıltılıydı, herkes birbiriyle konuşuyordu.

Kimi yeni kıyafetlerini gösteriyor, kimi yazın başından geçenleri anlatıyordu.

Gözlerini kapatmadı; tavanı, lekeli floresanları izledi.

Sınıfın uğultusu içinde, kendi sessizliğine gömüldü.

Dakikalar geçti.

Sonunda ağır bir adım sesi koridordan duyuldu.

Sınıf bir anda sessizleşti.

Kapı açıldı.

Siyah pantolon, beyaz gömlek ve elinde dosyalarla orta yaşlı bir adam içeri girdi.

Gözlüklerinin ardından sınıfı süzdü.

Ardından bakışları Peri'ye takıldı.

Birkaç adım attı, Peri'nin sırasının önünde durdu.

— "Sen." dedi, sesi sertti. "İsmin ne?"

Peri yavaşça başını kaldırdı, sakin bir ifadeyle adama baktı.

— "Peri Liva."

Öğretmenin kaşları çatıldı.

— "Bugün ilk günün sanırım. Okul kurallarını öğrenmemiş olabilirsin ama burada forma zorunludur. Bu kılıkta derse giremezsin."

Sınıftan belli belirsiz kıkırdamalar yükseldi.

Peri hiç bozuntuya vermedi.

Ellerini sırasının üstüne koydu, sesini alçak ama net bir tonda yükseltti:

— "İlk günüm olduğu için forma dağıtılmadı henüz. Sadece söyleneni yapıyorum, okula geliyorum."

Bir saniye durdu.

Ardından hafifçe başını yana eğip devam etti:

— "Sorun formaysa, idareye gönderebilirsiniz. Ama burada boş yere zaman kaybetmek ikimize de bir şey kazandırmaz."

Sınıfta bir anda çıt çıkmadı.

Öğretmen Peri'ye birkaç saniye daha baktı, sonra dosyalarını daha sıkı kavrayarak, hafif bir homurtuyla kürsüye yürüdü.

— "Neyse... Bugünlük böyle olsun. Yarın formasız gelen sınıfa giremez."

Peri gözlerini tekrar tavan lambalarına çevirdi.

Umursamıyormuş gibi görünüyordu.

Aslında gerçekten de umurunda değildi.
Peri, kulaklarını kapatmak ister gibi kafasını arkaya yasladı.

> Öğretmen yoklama kağıdını açmaya hazırlanırken, sınıf kapısı bir kez daha açıldı.

İçeri adım atan uzun boylu, dağınık saçlı bir çocuktu.

Üstünde düzgünce giyilmiş beyaz okul gömleği, lacivert pantolonu vardı.

Omzunda gevşekçe asılı duran bir çanta.

Sınıfa girerken umursamaz bir tavırla başını hafifçe kaldırdı.

Gözleri, anlık bir taramayla sınıfı süzdü.

Sonra, bir noktada takılı kaldı.

Cam kenarındaki tek boş sırada oturan kıza.

Kızın rahat tavrı, umursamaz bakışı bir an dikkatini çekti.

Ancak ifadesi değişmedi.

Gözlerinde ne şaşkınlık ne de başka bir his vardı; sadece kısa bir keskinlik, hafif bir merak.

Çantasını omzundan indirdi, ağır adımlarla cam kenarındaki sıraya doğru yürüdü.

Birkaç masa geçtikten sonra, Peri'nin oturduğu sıranın önünde durdu.

Ses tonunda ne kızgınlık ne kibarlık vardı.

Düz, kararlı bir şekilde konuştu:

— "Burası benim yerim."

Sınıfta kısa bir sessizlik oldu.

Birkaç öğrenci gizlice bakıştı.

Peri, yavaşça başını kaldırıp ona baktı.

Yabancı bir yüz.

Keskin hatlar, kararlı bir duruş.

Gözlerini kısarak bir saniye boyunca çocuğu süzdü.

Ardından hafifçe bir kaşını kaldırdı.

Kıpırdamadı.

Sessizce cevap verdi:

— "Dolu mu yazıyor üzerinde?"

Sınıftan hafif bir kıkırdama sesi yükseldi.

Öğretmen gözlüklerinin üstünden sinirle baktı ama bir şey demedi.

Çocuk ise hiç tereddüt etmedi.

Omzundan kaydırdığı çantayı masanın kenarına bıraktı ve sanki başka seçenek yokmuş gibi,

— "Kalk."

dedi, sesi daha da alçaldı.
> Peri, çocuğun sesindeki soğuk kesinliği duydu.

İçinde yavaşça yükselen tanıdık bir öfke kıpırdadı.

Başını yana yatırıp, küçümseyen bir ifadeyle baktı ona.

— "Burası boştu. Önceden rezerve ettiren varsa bilmiyorum."

Çocuk kaşlarını çatmadan, yüzündeki soğuk ifadeyi hiç bozmadı.

Sadece omzunu silkti, gözlerini başka yere kaydırmadan devam etti:

— "Her yıl burada oturuyorum. İstersen sorun çıkarabilirsin. Fark etmez."

Peri dişlerini sıktı, yerinden kıpırdamadı.

Onun bu rahat, kayıtsız tavrı sinirini daha da bozuyordu.

Bu sırada sınıfta fısıldaşmalar başladı.

Öğretmen dosyasını masaya bıraktı ve boğazını temizledi.

— "Yeter! İlk günden tartışma istemiyorum. Hemen çözün bu işi."

Sınıftan bir görevli çağrıldı.

Birkaç dakika içinde, koridordan bir sıra çekiştirilerek getirildi.

Öğrenciler yerlerinden kalkıp açıldı.

Yeni sıra, Peri'nin sırasının hemen yanına, cam kenarına yerleştirildi.

Çocuk ifadesiz bir şekilde çantasını aldı, yeni sıraya bıraktı.

Sessizce oturdu.

Peri ise başını kaldırmadan gözlerini devirdi ve sırtını tekrar sıraya yasladı.

İkisi de susuyordu.

Ama aralarındaki görünmez gerilim, sınıfın sessizliğinde yankı gibi dolanıyordu.
Emir verir gibi değil; alışkın bir kesinlikle.

Peri, kafasını cama yaslamıştı.
Dışarıdaki silik görüntülere dalmıştı; rüzgarla savrulan yaprakları, uzaktaki gri bulutları izliyordu.
Dersin gürültüsü sanki ondan çok uzaktaydı.

Yanında oturan Eren, başını hafifçe ona çevirdi.
Göz ucuyla, dikkat çekmemeye çalışarak Peri'yi izledi.
Bakışlarında merak değil, daha çok bir tür temkinli soğukluk vardı.
Sanki her an savunmaya geçmeye hazır gibiydi.

Peri onun bakışlarını hissetti ama dönüp bakmadı.
Sanki bir duvar örmüştü etrafına.

Tam o sırada sınıfın kapısı sertçe açıldı.
Üç öğretmen birden içeri girdi.
Biri müdür yardımcısıydı.

— "Çanta kontrolleri yapılacak!" diye sert bir ses yankılandı sınıfta.

Sınıf buz gibi kesildi.
Öğrenciler yerlerinde doğruldu, kimileri tedirgince çantalarını düzeltti.

Öğretmenler sırayla ilerlemeye başladı.
Çantalar açılıyor, kitaplar karıştırılıyordu.

Peri çantasını önüne aldı.
İçinde sadece defterleri ve su şişesi vardı, diye düşündü rahatça.

Ama çanta kontrol edilirken öğretmenin yüzü bir anda sertleşti.

Müdür yardımcısı, Peri'nin çantasından bir paket sigara çıkardı.

Aynı anda başka bir öğretmen, Eren'in çantasından da bir paket çıkardı.

Sınıfta bir uğultu yayıldı.
Birkaç kişi şaşkın şaşkın birbirine baktı.

Müdür yardımcısı dişlerini sıkarak emretti:

— "İkiniz de bizimle geliyorsunuz."

Peri, kısa bir an afalladı.
İtiraz etmek istedi ama kendini tuttu.
Başını eğip usulca çantasını kapattı.

Eren hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı.
Yüzünde en küçük bir şaşkınlık belirtisi bile yoktu.

İkisi yan yana, sessiz adımlarla koridordan idare odasına doğru yürüdüler.
Hocalar önde, onlar arkada.

İdare odasına girdiklerinde kapı sertçe kapandı.
Müdür yardımcısı dosyasını masaya fırlattı.

— "İlk gününüzde bu ne rezillik?!" diye patladı.

Peri ellerini sıktı.
Yine de yüzünü dik tuttu.

— "Benim haberim yoktu, çantama biri koymuş olmalı." dedi, sesi ne yüksek ne alçaktı; sadece netti.

Eren sessizdi.
Başını hafifçe yana eğmiş, soğuk bir ifadeyle duvara bakıyordu.

Müdür yardımcısı kızgınlıkla devam etti:

— "Haberin yokmuş! Hep aynı bahaneler!"

Peri gözlerini kaçırmadan cevap verdi:

— "Benim alışkanlığım değil. İsterseniz test yapabilirsiniz."

O an Eren başını çevirdi.
Göz göze geldiler.

Eren'in gözlerinde dalga geçer gibi bir soğukluk vardı.
Peri de ona aynı şekilde, buz gibi bir bakışla karşılık verdi.

İkisi de tek kelime etmeden, bakışlarla adeta savaşıyordu.

Müdür yardımcısı kızmaya devam etti.
Ama sanki ikisinin arasında başka bir şey daha vardı:
Açık açık söylenmeyen bir meydan okuma, bir güç savaşı.

Odada yalnızca müdür yardımcısının sesi yankılanıyordu.
Ama Peri ve Eren'in arasında kelimelere dökülmeyen bir gerginlik gittikçe büyüyordu.

Müdür yardımcısı, masasından kalkıp odanın içinde bir tur attı.
Ellerini arkasında birleştirmişti, sesi keskin ve buyurgandı:

— "İkinizin de derse devam etmesine izin vereceğim. Ama cezasız bırakmam."

Peri başını dik tuttu, tek kelime etmedi.
Eren ise duvara yaslanmış, gözleri yarı kapalı bir halde dinliyordu.

Müdür yardımcısı sesini biraz daha yükseltti:

— "Bugün öğle arası dışarı çıkmak yok. Sanat kulübü odası haftalardır dağınık duruyor. Siz temizleyeceksiniz."

Peri içinden derin bir nefes aldı.
Eren ise hafifçe omzunu silkti; umurunda değilmiş gibi görünüyordu.

Öğle zili çaldığında, herkes sevinçle bahçeye koşarken, Peri ve Eren ağır adımlarla sanat kulübünün olduğu binaya doğru yürüdüler.

Küçük, tozlu, kokan bir odaydı burası.
İçerisi eskimiş tuvaller, boyalı masalar ve kırık sandalye yığınlarıyla doluydu.

Kapının eşiğinde durdular.

Ne Eren bir şey söyledi, ne de Peri.

İkisi de içeri adım attı.
Peri duvardaki tozlu raflara bakarken Eren yere saçılmış kâğıtları tekmeledi.

Arada bir göz göze geliyorlardı.

Ve her bakışmaları bir kılıç darbesi gibiydi.
Soğuk, keskin ve meydan okuyucu.

Peri yerden bir fırça alırken Eren ona dik dik baktı.
Peri fırçayı eline alıp sanki "umrumda değilsin" der gibi başını çevirdi.

Eren, köşedeki boş boya kutularını toplayıp kenara itti.
O sırada hafifçe Peri’ye doğru baktı; ama gözlerinde küçümseyici bir gülümseme yoktu, sadece buz gibi bir soğukluk vardı.

Peri de karşılık olarak ona kısa, keskin bir bakış attı.
İkisi de kelime kullanmadan birbirlerine meydan okuyordu.

O öğle arası boyunca tek kelime edilmedi.
Sadece eşyalardan çıkan sesler, kâğıtların hışırtısı ve aralarındaki görünmez savaş vardı.

Saatler ilerlerken, odadaki gerilim havayı neredeyse kesilecek kadar ağırlaştırmıştı.

Ve ikisi de biliyordu:
Bu daha başlangıçtı.

Öğle arasının sonlarına doğru, sanat kulübü odası toparlanmaya başlamıştı.
Yerlere saçılmış kâğıtlar toplanmış, sandalyeler kenara itilmişti.
Odanın kasvetli havası biraz dağılmış gibiydi.

Peri, son iş olarak sıraları düzgün bir hizaya getirmekle uğraşıyordu.
Titizce, ölçer gibi her sırayı kaydırıyor, çizgilerini düzeltiyordu.
İçinde birikmiş sinir, her hareketine yansıyordu.

Tam o sırada, arkasında ağır adımlarla Eren belirdi.

Eren, sanki kasıtlıymış gibi, geçerken sıraları omzuyla ve eliyle sertçe iterek yürüyordu.
Sıralar gıcırdayarak kaydı, az önce Peri’nin düzelttiği düzen bozuldu.

Peri bir anda dondu.
Çenesi hafifçe titredi.

Derin bir nefes aldı.
Ama öfkesini yutamadı.

Sertçe arkasını döndü, Eren’in sırtına doğru bağırdı:

— "Düzgün yürümek bu kadar mı zor?!"

Eren başını hafifçe çevirdi.
Yüzünde kayıtsız bir ifade vardı.

Omzunu silkti:

— "Takıntı mı bu? Altı üstü sıralar."

Peri dişlerini sıktı, ellerini yumruk yaptı.
Sesi daha da yükseldi:

— "Saygısızlık bu! Bir şey düzeltmeye çalışıyoruz, sen ise sadece bozuyorsun!"

Eren yavaşça tamamen dönüp ona baktı.
Gözlerinde donuk bir alay vardı.

— "Sana mı soracağım nasıl yürüyeceğimi?"

Peri bir adım ileri atıldı.
Gözleri alev alev yanıyordu:

— "Seninle uğraşacak vaktim yok!"

Eren hafifçe eğildi, sesi alçaldı ama daha keskin oldu:

— "O zaman sus."

O an, odanın içinde hava daha da ağırlaştı.
İkisi de birbirlerine meydan okur gibi dik dik bakıyordu.

Dışarıdan zil sesi duyuldu.
Öğle arası bitmişti.
Ama ikisinin arasında yeni bir savaş başlamıştı.

Öğle arası bittiğinde, sınıf ağır ağır doldu.
Herkes gülüşerek, kendi aralarında konuşarak yerlerine geçti.
Ama Peri ve Eren sessizdi.

Peri, sırasına oturur oturmaz başını kollarının üstüne koydu.
Yorgunluk bedenine çökmüştü; göz kapakları ağır, göz altları mora çalan bir renge dönmüştü.
Son birkaç haftadır doğru düzgün uyumamıştı.

Eren ise sırasına yaslanmış, kollarını kavuşturmuştu.
Başını hafifçe arkaya atmış, tavanı izliyordu.
Gözleri bazen Peri’ye kayıyor, sonra yine boşluğa dalıyordu.

Sınıfın içinde fısıltılar vardı.
Ama Peri'nin çevresi garip bir sessizliğe bürünmüştü.

Yanına yaklaşmaya çalışan birkaç öğrenci bir adım geride durdu.
Çünkü Peri her başını kaldırdığında, gözleri buz gibi sertleşiyor, adeta “yaklaşma” diyordu.

Onun o soğuk, ifadesiz bakışları bütün sınıfı susturuyordu.
Gözlerinin altındaki morluklar, yüzündeki donukluk, daha da ürkütücü bir hava veriyordu ona.

Öğretmen derse girdiğinde, sınıf hemen toparlandı.
Ama Peri başını kaldırmadı.

Eren, kısa bir an için ona baktı.
Gözlerini kapamış, kollarına gömülmüş halde yatıyordu.
Kırılgan değil; sanki yorulmuş ama yine de ayakta kalmaya inat eden biri gibiydi.

Öğretmen sınıfa seslendi:

— "Bugün sessizce çalışacağız. Konu anlatmayacağım."

Sınıf içinden bir iki kişi sevinçle mırıldandı.
Ama Peri için fark etmiyordu.
O, dünyadan kopmuş gibiydi.

Saatler ilerlerken Peri bir kez olsun yerinden kımıldamadı.
Ve kimse ona laf atmaya cesaret edemedi.

Sadece Eren, zaman zaman göz ucuyla ona baktı.
Ama hiçbir şey söylemedi.

İkisinin arasında, sessiz ama yoğun bir atmosfer vardı.
Kelimesiz bir savaş gibiydi; ne barış vardı, ne açık düşmanlık.
Sadece görünmeyen bir çizgi, bir mesafe.

Ve kimse o çizgiyi geçmeye cesaret edemiyordu.

7. ve 8. dersler neredeyse aynı şekilde geçti.
Ne Peri'nin, ne de Eren’in derse ilgisi vardı.
İkisi de kendi sessizliklerine gömülmüş, saatlerin bitmesini bekliyordu.

Peri zaman zaman başını kaldırıyor, sınıfın duvarlarına boş boş bakıyordu.
Eren ise sandalyesinde arkaya yaslanmış, kalemini parmaklarının arasında çeviriyordu.

Dışarıda çalan çıkış zili, sınıfı hareketlendirdi.
Öğrenciler hızla çantalarını topladı, kapıya yöneldi.

Peri ağır adımlarla sınıftan çıktı.
Hava serinlemişti; gri bulutlar gökyüzünü kaplamıştı.
Bahçeye doğru yürürken ceketinin fermuarını çekti.

Başını kaldırdığında, onu gördü.

Birkaç adım ötede, okulun demir kapısının yanında duran Yağız’ı.

Peri bir an durdu.

Gözleri hafifçe büyüdü, nefesi bir anlığına kesildi.
Ona yanlış görüyormuş gibi tekrar baktı.

Evet, oydu. Yağız.

Siyah kapüşonlu bir ceket giymişti, saçları dağınık ve gözleri her zamanki gibi kurnaz bir bakışla doluydu.

Peri'nin içi garip bir şekilde gerildi.

Birkaç yıl önceki o günü hatırladı.
Mezarlıkta yalnızken peşine takılan Yağız'ı.
Önce sözde arkadaşlık teklifi...
Sonra o iğrenç zorlamalar.

Peri gözlerini kısmadan, korkmadan baktı ona.
Ama içinde bir yerde, görünmeyen bir duvar örülmüştü.
Yağız’a karşı hep hazır olmalıydı.

Yağız, Peri'yi gördü.
Gülümser gibi yaptı.

Peri hemen çantasını omzuna çekip yürümeye devam etti.
Kalbinde hafif bir tedirginlik vardı, ama adımlarında tereddüt yoktu.

Sadece bir soru yankılanıyordu kafasında:

"Burada ne işi var?"

Peri okuldan çıkar çıkmaz hızlı adımlarla yürümeye başladı.
Evi buradan yarım saatlik mesafedeydi.
Her zaman yürüyerek giderdi; kafasını toplamak, biraz nefes almak için.
Bugün de öyle yapmak istiyordu.

Ama Yağız, kapının orada sinsi bir şekilde dikilmişti.
Peri göz temasından kaçınarak yürüyüşünü hızlandırdı.
Adımları daha sert ve kararlıydı.
Sanki kaçıyormuş gibi.

Yağız bir süre olduğu yerde durdu, sonra adımlarını hızlandırdı.
Peri’nin peşine takıldı.

Sokaklar sessizdi; öğrenciler dağılmıştı.
Yolun ilerisinde ara bir sokağa saptı Peri.
Ama Yağız, adımlarını sıklaştırdı.
Aralarındaki mesafe kapanmaya başlamıştı.

Aniden, Yağız Peri’nin çantasından yakaladı.
Peri sert bir şekilde durdu, arkasına döndü.

— "Bırak," dedi dişlerinin arasından.

Yağız yüzüne pis bir sırıtış yerleştirdi.

— "Ne acelem var güzelim? Eskiden daha farklıydın," dedi, gözlerinde o tanıdık sinsi bakışlarla.

Peri nefesini kontrol etmeye çalıştı.
Korkmuyordu.
Korkmamaya çalışıyordu.

Ama içinde tarifsiz bir huzursuzluk kıvranıyordu.
En büyük korkusuydu bu:
Zayıf görünmek, çaresiz kalmak.

— "Git buradan," dedi soğuk bir sesle.
Sesi sakin, ama buz gibi keskin çıkmıştı.

Yağız çantasını bırakmadı hemen.
Öne eğilerek, sesini daha da alçaltıp fısıldadı:

— "Arkadaş olabilecekken neden böyle yapıyorsun? Ne değişti?"

Peri gözlerini kaçırmadı.
Ellerini çantasına doladı ve kendini geri çekti.
Yüzünde sadece soğukluk vardı.

O anda, birkaç metre ileride bir başka figür belirdi.
Eren.

Eren, başta sadece yürüyordu.
Ama sonra gözü Peri’ye takıldı.
Onu ve Yağız’ı bir duvar kenarında gördü.
Peri'nin gergin duruşu, Yağız'ın tehditkâr tavırları gözünden kaçmadı.

Eren durdu.
Bir şey yapmadı, sadece izledi.
Yüzü duygusuzdu; ama gözlerinde belli belirsiz bir gerginlik vardı.

Peri, son bir hamleyle Yağız’ı itti.
Yağız birkaç adım geriledi, sırıtarak:

— "Sen bilirsin," dedi.

Peri tek kelime etmeden çantasını düzeltti ve hızlı adımlarla oradan uzaklaştı.
Ayak sesleri kaldırımda yankılanıyordu.
Kafasında tek bir düşünce vardı:
"Bir daha asla ona fırsat vermeyeceğim."

Eren, olduğu yerden uzun bir süre kımıldamadı.
Gözlerini Peri'nin ardından kaldırmadı.

Sonra ağır adımlarla o da yoluna devam etti.

Peri eve vardığında kapıyı sertçe kapattı.
Ayakkabılarını savurur gibi çıkardı, çantasını koridora fırlattı.

Sırtını duvara yasladı, gözlerini kapattı.
Bugünün ağırlığı omuzlarına çökmüştü.

"Daha ilk gün... Böyleyse diğer günler nasıl geçecek?"
Bu düşünce kafasında yankılanıp duruyordu.

İçinde, adını koyamadığı bir huzursuzluk kıpır kıpırdı.
Ne Eren’le olan gerginlik...
Ne Yağız’ın beklenmedik gelişi...
Hiçbiri yerli yerine oturmuyordu zihninde.

Yemek bile yemedi.
Mutfağa uğramadan doğruca odasına geçti.

Bilgisayarının başına oturdu, kulaklığını taktı.
Bir oyuna girdi; düşünmemek için.
Sadece oyundaki karakteri yönlendirerek, patlamalar ve ses efektlerinin içinde kaybolarak zihnini susturmak istiyordu.

Saatlerin nasıl geçtiğini fark etmedi.
Kafasını ekrandan kaldırdığında, odasının karanlığına gözleri alıştı.

Monitörün köşesinde küçük bir saat gösteriyordu: 01:38.

Derin bir nefes aldı.
Odada bunalmıştı.

Sessizce kalktı, montunu alıp kapının önüne çıktı.

Serin gece havası yüzüne çarptı.
Gökyüzü bulutluydu, arada zayıf bir yıldız parıltısı görünüyordu.

Cebinden bir sigara çıkardı, elleriyle rüzgârdan koruyarak ateşledi.
İlk nefesi ciğerlerine çektiğinde, bir an başı döndü.

Dudaklarında sigaranın acı tadı, gözlerinde donuk bir bakış vardı.

Sırtını duvara yasladı.
Bir ayağını duvara dayadı.
Karanlığa baktı.

Etraf sessizdi.
Sadece rüzgârın uğultusu ve uzaklardan gelen boğuk araba sesleri duyuluyordu.

Peri, sigarayı bitirene kadar tek kelime etmedi.
Buz gibi bir ifadeyle etrafı izledi.
Gözleri karanlığa dikilmişti, ama düşünceleri çok daha karanlıktı.

Sigaranın son nefesini çekti.
Filtreye kadar yanan sigarayı yere atıp ezdi.

İç çekerek eve döndü.
Kapıyı ardından sessizce kapadı.

Ve o gece, odasına girdiğinde uyku yine ondan çok uzaktaydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18