3. bölüm / 4
İveS-3
Bölümler 4Şu an: -3
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah, okulda dersi olmadığı için serbest giyinebilirdi.
Peri aynanın karşısında durmuş, bir süredir hissetmediği bir heyecanla üzerini seçiyordu.
Wolfcut kesimli saçlarını serbest bıraktı, doğal dalgalar omuzlarına yayıldı.
Birkaç piercingini taktı, bileklerine deri ve zincir karışımı bilekliklerini geçirdi.
Kendisi gibi hissettiği bir gri tişört ve siyah bol bir pantolon seçti.
Üzerine hafif bir mont geçirdi, cebine sigara paketini atarken aynadaki yansımasına göz ucuyla baktı.
"Hazırım," dedi kendi kendine.
Okula doğru yürümeye başladığında telefonunu açıp Eren’e bir mesaj attı:
“Okula geçiyorum.”
Bir süre sonra Eren’den kısa bir cevap geldi:
“Tamam, ben de çıkıyorum.”
Peri telefonunu cebine koydu.
Şehir o sabah yine gri ve serindi. Hafif bir rüzgâr saçlarını dağıtırken, kafasındaki düşüncelerle okul kapısına doğru yürüdü.
Okul kapısına vardığında birini gördü.
Eren.
O da tam o anda kapıya varmıştı.
İkisi de birbirlerini aynı anda fark ettiler.
Peri'nin adımları yavaşladı.
Eren de olduğunda hafifçe duraksadı.
Eren, kısa kollu bir tişört giymişti ve kollarındaki dövmeler belirgin bir şekilde görünüyordu.
Saçları her zamanki gibi dağınıktı, ama garip bir şekilde tam da ona yakışır bir dağınıklık...
Bakışlarında ise, her zamanki o ağır ve düşünceli ifade.
Peri’nin tarzı da olduğu gibi görünüyordu.
Dağınık saçlar, piercingler, siyahlar içinde ama kendi karanlık zarafetiyle...
Eren’in bakışları bir anlığına Peri'nin bilekliklerinden yüzüne doğru kaydı.
Peri de Eren’i baştan aşağı süzdü fark etmeden.
İkisi de birbirlerini bu şekilde görmeyi beklememişlerdi.
Bir anlık duraksamayla, göz göze geldiler.
Hafif bir şaşkınlık...
Belki hafif bir hayranlık...
Ama yüzlerinde herhangi bir açık duygu ifadesi yoktu.
Sadece, soğuk rüzgârın arasında, sessiz bir şekilde birbirlerini izlediler.
Peri, birkaç saniye sessizce Eren’e baktıktan sonra eliyle hafifçe cebini yokladı, sonra başını ona çevirerek konuştu:
"Sanat odasına geçmeden önce... kırtasiyeye uğramamız lazım," dedi.
Sesi her zamanki gibi soğuktu, ama bu sefer içinde keskin bir iticilik yoktu.
Eren kısa bir bakış atıp başını hafifçe salladı.
"Olur," dedi sadece.
İkili, okuldan çıkıp sessiz adımlarla yan yana yürümeye başladılar.
Şehir sabahın o puslu griliğiyle sarmalanmıştı, havadaki serinlik aralarındaki mesafeye ince bir duvar gibi örülüyordu.
Kırtasiyeye vardıklarında, renkli kartonların, kalemlerin ve boyaların sergilendiği raflar arasında gezindiler.
Peri, koyu mor ve siyah tonlarda kartonlara yönelirken Eren lacivert ve gri renkleri seçiyordu.
"Hep böyle mi karanlık renkler?" dedi Eren, hafif alaycı bir ifadeyle.
Peri kartonları incelerken omzunun üzerinden ona baktı.
"Aydınlıkla işim yok," diye mırıldandı.
Eren hafifçe gülümsedi, o da birkaç koyu renk seçip Peri'nin elindekilerin yanına ekledi.
Arada sırada birbirlerine renkler hakkında kısa yorumlar yaptılar;
"Şu yeşil çok fena."
"Bence senin ruh haline uygun."
Kasa sırasında beklerken Eren, sessizliği bozan ilk kişi oldu:
"Haftasonu gelince... yine birlikte çalışırız değil mi?"
Peri kısa bir bakış atıp, ciddiyetle başını salladı.
"Kulüp içinse... evet," dedi.
Eren onun o mesafeli ama net cevabına hafifçe iç çekti ama belli etmedi.
Eşyaları aldıktan sonra, ikili tekrar yola koyuldu.
Yavaş adımlarla okula doğru dönerlerken ara sıra kısa şakalaşmalar oldu.
Sözleri keskin, bakışları soğuktu; ama içinde kimsenin fark edemeyeceği türden yeni bir sıcaklık gizliydi.
Adeta, birbirlerinin buzlarının altında ince çatlaklar oluşturan bir sıcaklık...
Okula vardıklarında, artık günün sessizliğinde bir sırdaş gibi yankılanan ortak bir amaçları vardı:
Sanat kulübünü yeniden ayağa kaldırmak.
Okulun sessiz koridorlarından geçerek sanat kulübü odasına ulaştılar.
Hafif aralanmış pencereden içeri taze bir rüzgar doluyor, odadaki boya ve kâğıt kokusuna karışıyordu.
Peri, getirdikleri kartonları ve kalemleri büyük bir masanın üzerine yaydı.
Eren de sessizce ona katıldı, sandalyeyi çekip masanın diğer ucuna oturdu.
Bir süre hiçbir şey demeden çalıştılar.
Kalemlerin kağıtla buluştuğu hışırtılar ve dışarıdan gelen uzak araba sesleri dışında odada tam bir sessizlik hâkimdi.
Peri, dikkatlice büyük harflerle "Sanat Kulübü Başlıyor!" yazarken bir yandan da boşluklara küçük tatlı kedi figürleri çizmeye başladı.
Kedilerin minik, yuvarlak suratları, büyük gözleri ve komik pozları vardı.
Özellikle bir tanesinin patileri birbirine dolanmıştı, oldukça sevimli görünüyordu.
Eren başını kaldırıp ona baktı.
Bir süre hiç ses çıkarmadan Peri'nin çizimlerine daldı.
Sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Sen böyle şeyler de çiziyormuşsun," dedi alçak bir sesle, sanki kendisi bile söylediklerine şaşırmış gibi.
Peri, kafasını kaldırmadan yan gözle ona baktı.
"Sanat her şeyi kapsar," dedi sakin bir ifadeyle.
Eren bir kartonu kendine çekip büyük harflerle yazmaya başladı, ama yazarken yine arada bakışları Peri’ye kayıyordu.
Peri, kalemini döndürürken sordu:
"Sen en çok ne çizmeyi seviyorsun?"
Eren bir an duraksadı, sonra başını hafifçe eğip, sesi hafif bir alayla karışık şekilde yanıtladı:
"Boş odalar. Çatlak duvarlar. Boşluk," dedi.
"Kulağa depresif geliyor."
"Senin karanlık kartonlarından iyi mi?"
Peri, hafifçe burnundan gülümseyerek bir kedi çizimini tamamladı ve cevap vermedi.
Saatler böyle geçti;
Arada ufak cümleler, küçük bakışmalar, sessizce paylaşılan bir rahatlık.
İkisi de kelimelerin arasındaki boşluklara sığınmayı tercih ediyordu.
Ve o küçük kedi çizimlerinin arasında, yavaş yavaş kendi sessiz dostluklarının izlerini de bırakıyorlardı.
Afişleri hazırlamayı sonunda bitirdiklerinde, ikisi de yorgun düşmüştü.
Peri elini kolunu esnetirken, "Hadi," dedi, "artık bunları asalım."
Okul koridorlarında yan yana yürümeye başladılar.
Hangi noktanın daha dikkat çekici olacağına bakınarak sessizce dolandılar.
Sonunda, giriş kapısının hemen yanındaki panoyu ve kantin koridorunun başındaki boş duvarı seçtiler.
İkisi de afişleri yapıştırırken arada göz göze geliyor, ufak gülümsemeler paylaşıyorlardı.
Peri renkli bantları kullanırken Eren hafifçe afişin köşesini düzeltiyor, sonra geri çekilip afişlere onaylayan bir bakış atıyordu.
İşleri bittiğinde saat epey ilerlemişti.
İkisi de yeniden sanat kulübü odasına döndü.
Kapıdan girerken, Peri içeriyi şöyle bir süzdü ve kollarını kavuşturdu.
"Burası hâlâ biraz... boş gibi," dedi ciddi bir ifadeyle.
"Masaları U şeklinde dizsek nasıl olur? Böylece ortada boş bir alan kalır, isteyen tuvalle çalışır, isteyen yerde oturur."
Eren kapının yanında durmuş, düşünüyordu.
"Mantıklı," dedi.
"Çok kişi olmaz zaten. 10 masa falan yeter."
Peri odayı gözünde canlandırarak devam etti:
"Şu köşe var ya," dedi, camın hemen yanındaki alanı göstererek.
"Oraya puf koltuklardan birkaç tane koysak? Bir de küçük bir masa... İsteyen çizim molasında orada dinlenir, kitap falan okur."
Eren gözlerini hafif kısmış, o köşeyi inceliyordu.
"O köşe çok ışık alıyor. İyi fikir," diye onayladı.
"Rahat bir alan kurarsak belki daha çok kişi katılır."
İkisi birlikte etrafa bakıp hayal etmeye başladılar.
Odada hâlâ eski sandalyeler, boş çerçeveler ve birkaç kırık masa vardı ama...
İçlerinde büyüyen o küçük heves, odayı gözlerinde bambaşka bir yer haline getiriyordu.
Peri yere çömelip eski bir sandalyenin vidalarını kontrol ederken Eren bir köşeye yaslanıp onu izledi.
Sessiz bir ortaklık vardı aralarında, kelimelere ihtiyaç duymayan bir anlayış.
Bu oda artık ikisinin de gizli sığınağı olacaktı.
İkili, son düzenlemeleri de bitirdikten sonra sanat kulübü odasından çıktılar.
Peri, yanında taşıdığı anahtarla kapıyı özenle kilitledi. Anahtarı cebine koyarken hafif bir iç çekti.
İkisi sessizce okuldan çıkıp kaldırıma adımlarını attılar.
Hava hafif serin, rüzgar saçlarını dağıtıyordu.
Yan yana yürürken sessizlik rahatsız etmiyordu artık; sanki ikisi de bu sessizliği sahiplenmişti.
Bir süre böyle yürüdüler.
Tam o sırada, Eren’in gözü yolun kenarındaki boş ara sokağa kaydı.
O an... bir sahne gözlerinin önünde canlandı.
Yağız’ın Peri’yi omzundan tuttuğu, Peri’nin rahatsız olduğu o an.
Eren’in adımları yavaşladı, bakışları ciddileşti.
Sonra aniden Peri’nin koluna hafifçe dokunarak onu durdurdu.
Peri şaşkınca Eren’e döndü.
Eren bir an gözlerinin içine baktı, sonra başını eğip derin bir nefes aldı.
Sesi normalden daha yumuşaktı.
"Peri..." dedi, gözlerini kaçırmadan,
"O çocukla... Yağız'la aranda ne var? Seni rahatsız ettiğini biliyorum. Birkaç kez denk geldim."
Peri başını hafifçe eğdi, dudaklarını birbirine bastırdı.
Eren devam etti, sesi biraz daha kısılmış gibiydi:
"Gözlerinde bir şey var... Hep bir endişe, bir tedirginlik... Bana anlatabilirsin. Sadece bilmek istiyorum. İstersen yardım ederim."
Bir anlık sessizlik oldu.
Eren’in yüzünde ciddi, sabırlı bir ifade vardı.
Zorlamıyordu ama içindeki koruma içgüdüsü adeta gözlerinden taşıyordu.
Peri, ellerini montunun ceplerine soktu.
Biraz titreyen nefesi havaya karıştı.
Sanki yıllardır biriken yükü, şimdi dile dökmeye karar veriyordu... ya da en azından, birine güvenmeyi düşünüyordu.
Peri, Eren’in sözlerinden sonra bir süre donuk bakışlarla yere baktı.
Hiçbir şey söylemeden, yüzünde hiçbir ifade olmadan yürümeye devam etti.
Eren de sessizce ona ayak uydurdu.
Sokak lambalarının soluk ışığında ikisi de gölgeler gibi ilerliyordu.
Yol üstünde küçük, sessiz bir park vardı.
Peri, hiçbir şey demeden yönünü değiştirip parka doğru yürüdü.
Eren şaşırdı ama bir şey demeden peşinden gitti.
Banklardan birine geldiklerinde Peri ağır adımlarla oturdu.
Başını öne eğdi, dirseklerini dizlerine dayadı.
Eren onun yanına oturdu.
İkisi de bir süre sessiz kaldı.
Sadece rüzgarın ağaç yapraklarında çıkardığı fısıltılar vardı.
Sonra Eren yavaşça döndü Peri’ye:
"Bana güvenebilirsin..." dedi, sesi yumuşak ama ciddi bir tonda.
"Sana daha önce soracaktım... Ama ya terslersin diye çekindim."
Biraz durdu, nefes alıp devam etti:
"Neler oluyor? Lütfen anlat. Tek başına uğraşmak zorunda değilsin."
Peri yine cevap vermedi hemen.
Gözlerini kapadı, dudaklarını sıktı.
İçinde biriken korku, öfke ve yorgunlukla boğuşuyordu.
Yutkundu.
Birkaç saniye boyunca sadece nefesini düzenlemeye çalıştı.
Sonra gözlerini açtı, Eren’e doğru dönmeden, hafif bir sesle konuştu:
"Sana güvenmek istiyorum..." dedi.
"Ama bazen... İnsanlar her şeyi daha da kötü yapıyor."
Sesi, kırılacak gibi narin bir tondaydı.
Eren sessizce dinliyordu.
Ona baskı yapmıyor, sadece yanında olduğunu hissettiriyordu.
Eren, Peri’nin yere bakarak söylediği sözlerden sonra bir süre bekledi.
İçinde garip bir sıkışma hissetti.
Sanki Peri'nin suskunluğu, içinde kelimelerden çok daha ağır bir şeyler taşıyordu.
Ona bir adım daha yaklaştı, sesini biraz daha alçaltarak fısıldar gibi söyledi:
"Bana güven... Lütfen."
Peri başını kaldırmadı.
Elleriyle montunun kenarlarını tutuyordu sıkıca.
Etraflarındaki hava daha da ağırlaşmış gibiydi.
O an sanki zaman yavaşladı.
Bir süre sadece rüzgarın sesi ve Peri'nin düzensiz nefesleri duyuldu.
Sonra, çok küçük, zar zor fark edilen bir şey oldu:
Peri'nin gözleri dolmaya başladı.
Kirpiklerinde biriken parıltıları gören Eren’in kalbi bir anda tuhaf şekilde sıkıştı.
Gözlerinin dolduğunu ilk fark ettiğinde, içini tarifsiz bir sıcaklık ve ağırlık kapladı.
Peri’yi ilk defa böyle görüyordu.
Sert, soğuk ve mesafeli olan o Peri gitmişti;
Yerine, omuzları çökmüş, gözleri durgun, kırılgan bir Peri oturuyordu yanında.
Eren’in içinde garip bir koruma içgüdüsü kabardı.
Onu daha fazla incitmek istemiyor, ama yanında olduğunu da hissettirmek istiyordu.
Ne yapacağını bilemeden ellerini cebine soktu, gözlerini yere kaçırdı bir an.
Sonra tekrar ona döndü, daha kararlı bir sesle:
"Buradayım." dedi.
"Ne anlatırsan anlat, seni yargılamam. Sana zarar verecek biri değilim."
Peri, gözyaşlarını tutmak için derin bir nefes aldı.
Başını kaldırmadan, sanki içinde bir düğüm çözülüyormuş gibi kısık bir sesle:
"Bilmiyorum..." dedi.
"Nereden başlasam... nasıl anlatsam..."
Eren sadece sessizce başını salladı.
Hiç acele etmedi.
Zorlamadı.
Sadece bekledi.
Ve o bekleyiş, Peri'nin yıllardır hissetmediği bir güven hissiyle hafif hafif dolmaya başladı içini.
Peri derin bir nefes aldı, sesi titreyerek konuşmaya başladı.
Başta kelimeler zor döküldü dudaklarından:
"O çocuk... Yağız..." dedi.
"Sürekli yolumu kesiyor... Saçma şeyler söylüyor... Peşimden geliyor... Kaç kere söyledim rahatsız olduğumu..."
Sesi her kelimede biraz daha inceldi.
Elleri istemsizce titriyordu.
"Bazen... Bazen o kadar köşeye sıkışıyorum ki... Kaçamayacakmışım gibi..."
Gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
İlk başta sadece birkaç damla…
Sonra sanki içindeki tüm korku ve yalnızlık birden boşanıverdi.
Peri başını eğdi, kollarını dizlerine sardı.
Omuzları titriyordu artık.
Eren bir an ne yapacağını bilemedi.
Gözleri Peri'ye takıldı;
Onun o güçlü, soğuk duran halinin ardında böyle kırılmış bir hali görmek...
İçinde tarifsiz bir öfke kabardı.
Yağız'a karşı ellerini sıksa da, şimdi önceliği Peri'ydi.
Öfkesini bastırdı.
Bir adım attı.
Sonra ikincisini.
Tereddütle uzattı kollarını.
Ve hiçbir şey söylemeden Peri'yi yavaşça kendine çekti.
Sarılırken olabildiğince nazikti, sanki dokunsa kırılacak bir şeye sarılır gibi.
Peri bir an direnir gibi oldu ama sonra o sıcaklığa bıraktı kendini.
Başını Eren’in omzuna yasladı.
Eren kısık, sakin bir sesle fısıldadı:
"Sana zarar vermelerine izin vermeyeceğim."
"Söz veriyorum Peri... Seni koruyacağım."
Peri cevap vermedi.
Ama o anda, kalbinin derinliklerinde bir yer, ilk kez uzun zamandır hissetmediği kadar güvende hissetti.
Ve Eren de, kollarındaki bu küçük ama güçlü kızı tutarken, içinde onu bırakmama isteği büyüdü.
İkisi de konuşmadı bir süre.
Sadece rüzgarın uğultusu ve birbirlerine sarıldıklarında buldukları sessiz, derin güven vardı.
Yaklaşık bir saat sonra ikisi de yavaş adımlarla parkın çıkışına yürüdü.
Sokak lambalarının solgun ışığı altında vedalaştılar, fazla konuşmadan...
Sadece bakıştılar.
Ve her biri kendi yoluna ayrıldı.
Peri eve vardığında ayakkabılarını bile çıkarmadan odasına girdi.
Çantasını bir kenara attı ve kendini yatağın üzerine bıraktı.
Yorgunluk bedenine ağır bir yük gibi çökmüştü.
Gözlerini kapattı.
Ama birden…
Gözlerini hızla açtı.
Kalbi hızla atıyordu.
Beyninde bir anı, bir sahne tekrar tekrar dönüyordu:
Eren'in ona sarılması...
Ona “Seni koruyacağım” demesi...
Ve Peri'nin kendi iradesinin dışında, o sarılmanın sıcaklığını kabullenmesi.
Aniden yerinden fırladı.
Odada yürümeye başladı.
Küçük adımlarla ileri geri...
Ellerini saçlarında gezdiriyor, düşüncelerini toparlamaya çalışıyordu.
"Ne yapıyorum ben?" diye mırıldandı kendi kendine.
Bugüne kadar kimseye böyle bir zayıflığını göstermemişti.
Kimseye yaslanmamıştı.
Ama Eren...
Eren farklıydı.
Yanında bir başkası gibi davranmasına gerek kalmamıştı.
Kendisi olabilmişti.
Ve en önemlisi…
İlk defa, gerçekten güvenebileceği biri olduğunu hissetmişti.
Bir süre daha odada dolaştıktan sonra derin bir nefes aldı.
Eren'in verdiği o güven duygusu yavaş yavaş üzerine bir battaniye gibi yayıldı.
Titreyen elleri sakinleşti.
Gözlerindeki endişe bulutları dağıldı.
Yatağına geri döndü.
Bu kez huzurlu bir şekilde uzandı.
Ve Eren'in kısık, kararlı sesini tekrar hatırlayarak gözlerini kapattı:
"Sana zarar vermelerine izin vermeyeceğim."
İlk defa uzun zamandır...
Kabuslar olmadan uykuya daldı.
Bölüm etkileşimi
