İveS kitap kapağı

2. bölüm / 4

İveS

-2

Vaveyla Yazarı: Ozlem Polat

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: -2

[Bölüm 2 - kaçış]

Sabah olduğunda Peri, alarmın çalmasına rağmen uzun süre yerinden kıpırdamadı.
Göz kapakları ağırdı; gece neredeyse hiç uyumamıştı.
Başını yastıktan kaldırırken odanın içine gri bir gün ışığı sızıyordu.
Hava kapalı ve kasvetliydi.

İç çekerek dolabına yöneldi.
Okulun ilk haftası olduğu için, yönetim kıyafet zorunluluğu getirmişti.
Okul tarafından verilen forma paketinden çıkan eteğe baktı.

Kısa.
Çok kısa.

Ve onun tarzına tamamen aykırıydı.

İstemeyerek eteği ve beyaz gömleği giydi.
Üzerine ince bir ceket aldı ama o da rüzgârı kesmeye yetmeyecekti.

Kendine aynada son bir kez baktı.
Hiç memnun değildi.

"İğrenç..." diye mırıldandı kendi kendine.
Ama başka seçeneği yoktu.

Sırt çantasını alıp evden çıktı.
Soğuk ve gri sabah havası, yüzüne tokat gibi çarptı.

Gökyüzü bulutlarla kaplıydı, serin bir rüzgar sokak aralarında dolanıyordu.
Etek, rüzgârda dalgalanıyor; Peri her adımda daha da huzursuz hissediyordu.

Etraf bomboştu.
Sokak lambalarının titrek ışıkları hâlâ yanıyordu.

Peri başını hafifçe öne eğerek, ceketinin yakasını kaldırdı.
Adımlarını hızlandırdı.
Sanki bu soğuk ve rahatsız edici sabahı ne kadar hızlı geçerse o kadar çabuk unutabilecekmiş gibi.

Çantasının askısı omzunu acıtıyordu ama önemsemedi.
Zihni bomboştu.
Sadece ilerliyordu.

Okul binası uzaktan görünmeye başladığında, içindeki sıkışma hissi daha da arttı.
Bugün, dünden daha kolay olmayacaktı.
Bunu biliyordu.

Okulun yüksek demir kapısına geldiğinde, bahçede pek az öğrenci vardı.
Henüz derse başlamaya 15 dakika vardı.

Peri, derin bir nefes aldı.
Serin hava ciğerlerini yaktı.

Çantasını yere koydu, cebinden sigara paketini çıkardı.
Etrafına şöyle bir göz attı; kimse dikkat etmiyordu.

Sinsice, köşedeki bir duvarın yanına geçti.
Parmakları alışkanlıkla sigarayı kavradı, çakmağı çakıp ateşledi.

İlk nefesi içine çektiğinde, rüzgâr hafifçe saçlarını savurdu.
Sigaranın dumanı soğuk havada hızla dağılıyordu.

Gözlerini kısarak, karşısındaki gri gökyüzüne baktı.
İçinde garip bir boşluk vardı.

Bir yandan da düşünüyordu:
"Bu paketi nereye saklayacağım?"

Ceketinin iç cebi çok inceydi.
Çantasında ise sabah yapılan aramalar gibi ani bir kontrole yakalanma riski vardı.

Kaşlarını çattı.
Öylece sigarayı içerken, kafasında saklama planları yapıyordu.

Belki ceketinin astarına bir gizli cep dikmek?
Ya da tuvalette bir yere saklamak?

Sigarasını neredeyse sonuna kadar içti.
Filtreye yaklaşırken yere attı ve ayağıyla ezdi.

Sonra çantasına uzandı.
Paketin dışını ceketin kalın iç astarına sıkıca sıkıştırdı.
Özensizce ama hızlıca...
Şimdilik idare ederdi.

Başını kaldırıp okula son bir kez baktı.
Bugün daha çok sabır isteyecekti.
Hem kendisinden...
Hem karşısına çıkacak herkesten.

Zil çaldığında Peri, ağır adımlarla sınıfa girmişti bile.
Sırasına oturup çantasını yere bıraktı.
Göz kapakları ağır, bakışları dalgındı.
Başını sıraya yaslamadan önce kendini zor tuttu.

Öğretmen sınıfa girip ders anlatmaya başladığında, Peri yorgun gözlerle onu dinlemeye çalışıyordu.
Ama kelimeler birbirine karışıyor, sesler zihninde uğultuya dönüşüyordu.
Gözlerinin altı morarmıştı; uykusuzluk bütün bedeninden okunuyordu.

Sınıf kapısı gıcırdayarak açıldı.
Eren, her zamanki umursamaz tavrıyla içeri girdi.
Omzunda çantası sarkmıştı, gömleğinin yakası dağınıktı.

Öğretmenin bakışlarını umursamadı bile.
Sessizce, ağır adımlarla kendi sırasına doğru yürüdü.

O sırada gözü istemsizce Peri'ye takıldı.

Peri, bitkin ve yorgundu.
Başını hafifçe öne eğmiş, elindeki kalemi güçsüzce çeviriyordu.
Gözleri kırpışıyor, odaklanmakta zorlanıyordu.

Eren'in kaşları kısa bir an için çatıldı.
Dünden beri aklının bir köşesini kemiren bir şey vardı.
Özellikle de o çocuk.

Peri'nin onu nasıl terslediğini, sonra hızla oradan kaçtığını hatırladı.
O çocuk, Peri’yi açıkça rahatsız ediyordu.

Eren, dişlerini sıktı.
İçinde istenmeyen bir kor gibi yükselen rahatsızlık hissetti.

"Ne oluyordu?"
"Yine bir şey yapmaya kalkarsa?"

Bir an kafasının içinden yardım etme düşüncesi geçti.
Ama hemen ardından, Peri’nin soğuk bakışları gözlerinin önüne geldi.
O mesafeyi koruyan, keskin sınırları.

Eren sırasına geçti.
Sandalyeye oturduğunda, parmaklarını sertçe sıranın kenarına vurdu.

Kafasının içinde sesler birbirine karışıyordu:
Karışmamak mı doğruydu?
Yoksa bir şey yapmalı mıydı?

Şimdilik sadece izlemekle yetindi.
Ama bu his, içini rahatsız etmeye devam etti.

Peri, sınıfın kapısını tıklatıp içeri adımını attı.
Görsel sanatlar öğretmeni başını kaldırdı, nazik bir ifadeyle Peri'yi süzdü.

Peri, elindeki küçük tuvali ve boya setini göstererek yaklaştı.
Sesi her zamanki gibi net ama duygusuzdu:
— "Resimle ilgileniyorum. Çizimlerimde ilerlemek istiyorum. Yardımcı olur musunuz?"

Öğretmenin yüzüne bir memnuniyet ifadesi yayıldı.
— "Elbette. İlgilendiğine sevindim," dedi, gözlüklerini düzelterek.
"İstersen birkaç çalışmanı birlikte değerlendirebiliriz."

Peri, hafifçe başını salladı, sonra duraksayıp aklına dün yaşadığı sahne geldi.
Sınıftan farklı, tozlu, unutulmuş bir oda...
Sanat kulübü odası.

Gözlerini öğretmenin gözlerine dikerek sordu:
— "Sanat kulübünün odasını merak ediyorum. Dün orayı temizlememizi istemişlerdi. Neden bu kadar tozlu ve terk edilmiş halde?"

Öğretmenin yüzünde hafif bir burukluk belirdi.
Sandalyeye yaslanıp iç geçirdi.
— "Sanat kulübü eskiden aktifti. Sergiler, projeler düzenlerdik. Son yıllarda kimse ilgilenmediği için oda da öylece kaldı."
— "Hiç öğrenci gelmiyor mu artık?" diye sordu Peri, hafifçe kaşlarını çatıp.

Öğretmen başını salladı:
— "Hayır. Kulübü canlandıracak kimse çıkmadı."

Peri, düşünceli bir ifadeyle yere baktı.
Birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra derin bir nefes aldı, bakışları kararlıydı:
— "Sanat kulübünü yeniden başlatmak istiyorum."

Öğretmen şaşkınlıkla bir an Peri'ye baktı.
Sonra gülümsedi; ama bu gülümseme alışıldık, yüzeysel değildi.
Gerçek bir umut taşıyordu.

— "Gerçekten ister misin?" diye sordu.

Peri net bir ifadeyle başını salladı.
— "Evet. Kendime ait bir yer istiyorum."

Öğretmen yavaşça ayağa kalktı, masadan bir anahtar aldı.
— "O zaman bu oda artık senin için açık," dedi.
"İstersen birkaç kişiyi daha toplayıp kulübü canlandırabilirsin."

Peri anahtarı aldı, soğukkanlı ama içten bir mutlulukla teşekkür etti.
Ve kapıdan çıkarken, arkasında kalan odanın havası sanki biraz daha aydınlanmış gibiydi.

Peri, avucunda sımsıkı tuttuğu küçük anahtara bir kez daha baktı.
İçinde, uzun zamandır hissetmediği garip bir kıpırtı vardı.
Mutluydu.
Ama bu mutluluk bile dışarı taşmıyordu; kendi sessiz evinin duvarları arasında büyüyen bir çiçek gibiydi.

Artık düşünmesi gereken tek şey vardı:
Sanat kulübü odasını nasıl değiştirecekti?
Neleri eklemeli, hangi köşeye ne yapmalıydı?
Kafasında planlar dönüp duruyordu.

Üçüncü ders başladığında Peri sınıfta yerini aldı.
Her zamanki gibi, ders anlatımı onun için yalnızca boğuk bir uğultudan ibaretti.
Düşünceleri kulüp odasında geziniyor, yapacağı yenilikleri hayal ediyordu.

Bir an için, dikkatini sınıftan çekip başını yan tarafa çevirdi.
Eren’i izlemeye başladı.

Dağınık kahverengi saçları, hafif solgun beyaz teni, boynunda — tam kulağının altına yakın bir yerde duran — küçük beni...
Göz altlarındaki uykusuzluktan doğan hafif morluklar...
Yorgun tavırları, kayıtsız bakışları...

Peri, gözlerini kaçırmadan uzun uzun baktı ona.
Kendini görüyordu sanki.
Aynı yorgunluk, aynı isteksizlik, aynı yabancılaşma...

Birden bunu fark edince bir tuhaf oldu.
Gözlerini hızla kaçırdı, içine dolan garip duygudan uzaklaşmak ister gibi tekrar camdan dışarı baktı.
Uzaklardaki bulutlara...

Kendisi gibi biri daha.
Ama bunu itiraf edecek, anlayacak ya da yaklaşacak hali yoktu.
Henüz.

Teneffüs zili çalar çalmaz Peri yerinden fırladı.
Dersin boğuk havasından ve sınıfın sıkışmış gürültüsünden kurtulmuştu sonunda.
Tek düşündüğü şey, elindeki anahtar ve sanat kulübü odasıydı.

Koridor boyunca hızla yürüyordu.
Ne etrafına bakıyor, ne de birilerine çarpacak mı diye düşünüyordu.
Düşünceleri tamamen odaklıydı.

Tam sınıfların köşe yaptığı noktaya geldiğinde bir el omzundan sertçe tuttu ve onu durdurdu.

Peri'nin adımları bir anda kesildi.
Başını çevirince karşısında Yağız'ı gördü.
Sinsi gülümsemesi, o geçmişin izlerini taşıyan bakışlarıyla...

Peri kaşlarını çatıp geri çekildi.
Sesi net ve mesafeliydi:

— "Beni rahatsız etmemen gerektiğini söylemiştim."

Sesinde korku yoktu ama...
Aralarındaki o eski gerginlik, Peri'nin vücuduna gerilim gibi yayılıyordu.

O sırada, biraz uzakta duran Eren, Peri'nin hızla yürüdüğünü ve aniden birinin onu durdurduğunu görmüştü.
Adımlarını ağırlaştırdı, bakışlarını dikti.
Normalde birini takip edecek ya da karışacak biri değildi Eren.
Ama bu başka bir şeydi.

Eren kaşlarını çattı.
Olduğu yerde durdu.
Bir süreliğine yalnızca izledi.

Yağız, Peri’ye hafifçe eğildi:

— "Sadece konuşmak istiyorum. Ne bu mesafe?"

Peri, kendini geri çekti.
Soğuk ve keskin bakışlarını Yağız'ın gözlerine sapladı:

— "İstemiyorum."

Aralarındaki gerilimi, koridordaki birkaç öğrenci de fark etmişti.
Ama kimse yaklaşmıyordu.

Eren, Yağız'ın Peri'ye doğru biraz daha yaklaştığını görünce içgüdüsel bir adım attı.
Fakat Peri tam o sırada Yağız'ı sertçe itti.

Yağız sendeledi.
Peri ona daha fazla zaman tanımadan hızla yürüyüp gözden kayboldu.

Eren, Yağız'ın arkasından bir bakış attı.
Sonra başını çevirip Peri’nin gittiği yönde ilerledi.
Adımlarında bir acele yoktu.
Ama artık o da bu işin içinde sayılırdı.
İstemeden.

Peri, sanat kulübü odasının kapısını açtığında eski toz kokusu yüzüne çarptı.
İçerisi hâlâ dağınıktı, ama o bunu umursamıyordu.
Bu yer, sonunda kendi nefes alabileceği bir alan olacaktı.

İçeri adımını attı, tuvali ve boya tüplerini yere bıraktı.
Etrafına kısa bir bakış attıktan sonra cam kenarına yürüdü.
Ellerini ceplerine sokup bir an için derin bir nefes aldı.

Kapı aniden aralandı.
Peri başını çevirince Eren’i gördü.

Eren omzunu kapıya yaslamış, ona bakıyordu.
Bakışları her zamanki gibi kayıtsız ama içinde saklı bir merakla doluydu.

Kısa bir sessizlikten sonra Eren, dudaklarının kenarında hafif bir alayla konuştu:

— "Anıları depreştirmeye mi geldin?"

Sesi yumuşaktı ama her zamanki gibi hafiften dokunduruyordu.

Peri ilk defa onu terslemedi.
Yüzü ifadesizdi, ama sesi hem nazik hem de mesafeliydi:

— "Hayır. Sadece... sanatla ilgileniyorum."

Kelimeleri rahatça dökülüyordu ama bir anda içinde bir alarm çaldı.
Kendini fazla açtığının farkına vardı.

Cümlesini tamamlamadan sustu.
Bakışlarını pencereden dışarı kaçırdı.
Konuşmaya devam etmek istemediğini belli eder gibi.

Bu defa Eren sessizliği bozdu.
Sesi önceki gibi alaycı değildi, yavaş ve biraz da düşünceliydi:

— "Benim de ilgim vardı bir zamanlar. Ama uzun zamandır uğraşmıyorum."

Peri hafifçe başını ona çevirdi.
İlk defa aralarında dikenli, sivri kelimeler uçuşmuyordu.
Soğuktu belki ama... sakin bir sıcaklık vardı havada.

Eren bir an tereddüt etti.
İçinde sıkışıp kalan soruyu neredeyse soracaktı:

Yağız ne yapıyordu sana?
Bir şey mi oldu?

Ama kelimeler dudaklarına kadar gelip orada takıldı.
Gözlerini kısa bir an Peri'nin solgun yüzünde gezdirdi.
Sonra sorudan vazgeçti.

Sadece, Peri'yle yan yana durup odanın tozlu raflarına bakmaya devam etti.
İkisi de konuşmuyordu.
Ama sessizlik bu kez rahatsız edici değildi.

Öğle arası geldiğinde Peri'nin tek düşündüğü şey, tekrar sanat kulübü odasına gitmekti.
Yemekhaneye bile uğramadan merdivenlerden hızlıca çıktı.
Elindeki anahtarla kapıyı açtı ve içeri girdi.

Kafasının bir köşesinde yine Yağız’ın o sinir bozucu bakışları vardı.
İçini huzursuzluk kapladı.
Refleksle kapının kilidini çevirmek istedi.
Ama mekanizma bozuktu, kilit tam oturmuyordu.
Sinirle iç çekip odanın içine yürüdü.

Üzerinden birkaç dakika geçmişti ki kapı tekrar aralandı.
Başını çevirdiğinde Eren’in içeri girdiğini gördü.

Eren, odanın tam ortasındaki boş bir masanın üstüne oturdu.
Omuzları hafifçe düşük, ifadesi umursamazdı.
Ama bakışlarında başka bir şeyler gizliydi.

Peri, ona bir şey demedi.
Etrafı toparlamaya başladı.
Eski boya kutularını ayırıyor, yere dökülmüş tozları fırçayla bir köşeye süpürüyordu.

Eren olduğu yerden onu sessizce izliyordu.

Bir süre sonra Peri yoruldu.
Fırçayı duvara yaslayıp elini alnına sürdü.
Nefesini tutarak çevresine baktı ve sonra kararlı bir şekilde Eren’in karşısına bir masa çekti.

Sandalyeye otururken kaşlarını hafifçe kaldırarak ona seslendi:

— "Burada ne işin var?"

Sesi nazikti ama içinde o belli belirsiz alay hep vardı.

Eren, bir an cevap veremedi.
Başını hafifçe öne eğdi.
Sonra gözlerini Peri’ye kaldırıp sessiz bir şekilde mırıldandı:

— "Düşünüyorum."

Peri bir kaşını kaldırdı:

— "Neyi düşünüyorsun?"

Eren omzunu hafifçe silkti, sanki kelimeleri toparlamaya çalışıyordu.
Sonra neredeyse itiraf eder gibi söyledi:

— "Tekrar ilgilenmeli miyim sence?"

Sesi ciddiydi bu kez.
İçinde, kendini sorgulayan bir kırılganlık vardı.

Peri bir an durdu.
Eren'in gözlerindeki yorgun ve dalgın ifadeye baktı.
Sanki kendisini görüyordu yine.

Başını hafifçe yana eğdi:

— "Eğer kendin için bir şey yapmak istiyorsan... evet."

Sözleri yumuşaktı.
İçinde öğüt verir gibi bir ton yoktu.
Sadece düz ve gerçekçiydi.

Eren hafifçe gülümsedi.
Çok hafif, neredeyse görülmeyecek kadar küçük bir gülümseme.

— "Kendim için, ha?" dedi alçak bir sesle.

Peri de başını hafifçe salladı.
Bakışları bir an için karşı karşıya geldi.
İkisinin de gözlerinde gizli yorgunluk, suskunluk ve inat vardı.

O an, odada sessizlik ağırlaştı.
Ama ikisi de bu sessizliğin içinde rahatsız olmadan durabildi.

Birkaç dakika boyunca ikisi de konuşmadan oturdu.

Sonunda Peri yavaşça sandalyesinden kalktı.
Etrafı toparlamaya devam etmek için yeniden kolları sıvadı.
Yerde biriken kağıtları ve eski fırçaları kutuya doldurmaya başladı.

Eren, onu sessizce izledi bir süre.
Gözleri Peri'nin hızlı ve kararlı hareketlerini takip etti.
Sonra, sanki kendi içinde bir şeye karar vermiş gibi, ağır adımlarla masadan indi.

Hiçbir şey söylemeden yere çömeldi ve yardım etmeye başladı.

İkisi de kelimesiz bir anlaşmanın içine düşmüş gibiydi.
Ne göz göze geldiler, ne de bir şey sordular.
Ama her ikisinin içinde de, farkında olmadan küçük bir umut kıpırtısı doğmuştu.

Birlikte çalışıyorlardı.
Sessizce, uyumlu bir şekilde.

Peri eline geçirdiği bir bezi masanın üstüne bırakırken, Eren eski bir kutuyu taşımaya başladı.
Arada bir istemsizce birbirlerine bakıyorlardı ama hemen gözlerini kaçırıyorlardı.

Rüzgarlı hava, odanın açık penceresinden içeri serin bir esinti getiriyordu.
Tozlu odanın kokusu, eski boyaların ağır havasına karışıyordu.
Ve bu yabancı, eski mekanda...
Sanki ikisinin de içindeki kırık şeyler bir anlığına birbirine temas etmişti.

O an, kelimelere gerek yoktu.
İkisinin de gözlerinde, geleceğe dair belirsiz ama sıcak bir şeyler kıpırdamıştı.

Haftalar birbirini kovaladı.
Her gün öğle aralarında ya da boş vakitlerde Peri ve Eren, sanat kulübü odasına uğradılar.
İkisi de fazla konuşmadan, birbirlerine fazla yaklaşmadan çalıştılar.
Aralarındaki mesafe aynı kaldı — ne samimiyet arttı, ne de soğukluk tamamen kayboldu.

Ama sanat odası değişmişti.
Peri’nin titizliği ve Eren’in sessiz desteği sayesinde oda, eski kasvetli hâlinden kurtulmuştu.
Her yer silinmiş, tozlar temizlenmiş, camlar parlatılmıştı.
Kırık kilit tamir edilmiş, artık oda gerektiğinde kapatılabiliyordu.

Pencerelerden giren rüzgar, dışarıdaki ağaçların ve çiçeklerin kokusunu içeri taşıyor;
boya kokularıyla karışan hafif bir bahar esintisi odayı dolduruyordu.
O eski, ağır hava tamamen yok olmuştu.

Öğle aralarından birinde, yine ikisi odadaydı.
Baş başa.
Sessizlikte.

Peri pencere kenarındaki sandalyeye oturmuş, dizlerini karnına çekmiş, dışarıyı izliyordu.
Eren ise yere serdikleri eski bir örtünün üzerine oturmuş, elinde bir kurşun kalemle boş bir deftere bir şeyler karalıyordu.

İkisi de birbirinin varlığının farkındaydı ama yine de kelimeler suskundu.
Havada garip bir huzur ve hafif bir gerilim vardı.
Birbirlerine yabancı gibi ama aynı zamanda o odada başka kimse yokmuş gibi hissediyorlardı.

Zaman ağır ağır akıyordu.
Peri göz ucuyla Eren’e baktı.
Eren kafasını eğmiş, dudaklarını hafifçe büzmüş, ciddi bir yüz ifadesiyle bir şeyler çiziyordu.

Bir an için Peri, aralarındaki sessizliğin içinde garip bir sıcaklık hissetti.
Ama hemen ardından kafasını başka tarafa çevirip derin bir nefes aldı.

Dışarıda rüzgar dalları sallıyordu.
Ve içeride, iki sessiz insan, kendi yarattıkları küçük dünyalarında kaybolmuşlardı.

O sırada kapı yavaşça aralandı.
İkisi de başlarını çevirip baktı.

İçeri resim öğretmeni adım attı; elinde birkaç dosya ve sıcak bir tebessüm vardı.
Etrafı inceledi, temizliği, yeni düzeni görünce gözlerinde bir memnuniyet parladı.

— "Harika iş çıkarmışsınız," dedi.
Sesi sakindi ama içten bir gurur taşıyordu.
— "Size güvenebileceğimi biliyordum."

Peri yerinden hafifçe doğruldu, Eren elindeki kalemi yavaşça bıraktı.
İkisi de sessizce öğretmeni dinliyordu.

— "Şimdi," dedi hoca, ciddileşerek,
— "Sizi resim sınıfına götürmek istiyorum. Küçük bir yetenek testi yapacağım. Sanat kulübü için ciddi adımlar atmak istiyorum ve buna kimin öncülük edeceğini seçmem gerek."

Peri ve Eren birbirlerine kısacık baktılar.
Sonra sessizce ayağa kalkıp hocanın peşinden çıktılar.

Koridorlarda yürürlerken rüzgar gibi geçen öğrencilerin arasından ağır adımlarla ilerlediler.
Sonunda geniş, yüksek tavanlı bir resim sınıfının önünde durdular.
Burası, kulüp odasından çok farklıydı: Boya lekeleriyle dolu masa üstleri, raflarda sıra sıra dizili fırçalar, köşelerde boş tuvaller...

Hoca ikisine de ayrı kağıtlar ve kalemler verdi.

— "Sana," dedi Peri'ye dönerek,
— "Bir portre ve bir tam vücut çizimi yapmanı istiyorum."

Sonra Eren’e döndü:

— "Sen de buradaki objelerden küçük bir mekan taslağı çıkar. Etrafındaki detayları unutma."

İkisi de başlarıyla onayladı.
Sessizce işlerine koyuldular.

Peri, kalemi eline aldığında içinden bir güven geldi.
Yüz hatlarını, boyun çizgilerini, omuzları…
Gözlerinde hayal ettiği bir yüzü — belki kendi yansımasını, belki de zihninin derinliklerinden çıkan birini — çizmeye başladı.
Hareketlerindeki özgürlük ve doğruluk hemen dikkat çekiyordu.

Eren ise masanın üzerindeki dağınık kitaplar, eski bir kahve fincanı ve pencere kenarındaki küçük saksı çiçeğini göz ucuyla inceledi.
Perspektifi kusursuzdu; eşyalar arasında mesafe ve boyut ilişkisi ustalıkla kuruluyordu.
Onun çizimi daha serin, daha teknikti — ama o da kendi içinde etkileyiciydi.

Yaklaşık yarım saat sonra hoca çalışmalarını inceledi.

Başını hafifçe sallayarak gülümsedi.
Gözlerini ilk önce Peri’ye, sonra Eren’e çevirdi.

— "Karar verdim," dedi.

Peri ve Eren istemsizce dikildiler.

— "Peri, sanat kulübünün başkanı olacaksın.
Eren, sen de yardımcı başkan."

Peri gözlerini hafifçe büyüttü.
Beklemiyordu bu kadar net bir sonuç almayı.
Eren ise ifadesiz ama onaylayan bir şekilde başını eğdi.

— "İkinize güveniyorum," dedi öğretmen son kez.
— "Burayı yeniden canlandıracaksınız."

Sonra onları özgür bıraktı ve sınıftan ayrıldı.

Peri ile Eren sınıfta birkaç saniye sessizce kaldılar.
Başkan ve yardımcı başkan.
İkisi de söylemeden, hissettiler:
Bu sadece sanat kulübüyle ilgili bir başlangıç olmayacaktı.
Bir şeyler, ağır ağır ve sessizce değişiyordu.

Hoca odasına dönerken, Peri ve Eren koridorda yan yana yürüyordu.
Sessizlik uzun sürmedi; Eren, cebindeki ellerini sıkarak konuştu:

— "Şey... Haftasonları alt sınıfların etütü oluyor. Okul açık yani. Sabah geliriz, akşama kadar kalabiliriz. İstersen kulüp için afişler hazırlar, asarız... Her şey daha hızlı ilerler."

Eren bunu söylerken sesi hafifçe çekingenleşmişti.
Peri başını yana eğip onu kısa bir an süzdü, sonra dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.

— "Olur," dedi basitçe.

İçten içe bu küçük plan hoşuna gitmişti.
Eren, Peri'nin bu kadar kolay onay vermesine şaşırmış gibiydi ama belli etmeden başını salladı.

Sonra bir an tereddüt edip, daha kısık bir sesle ekledi:

— "Şey... Birbirimize ulaşabilmek için... Numaranı verebilir misin?"

Peri yine bir saniye durdu, sonra ifadesiz bir şekilde cebinden telefonunu çıkarıp Eren’e uzattı:

— "Yaz."

Eren biraz aceleyle kendi numarasını kaydetti. İsmini sadece "Eren" olarak yazdı.
Telefonu geri verirken avuçlarının hafifçe terlediğini hissetti.

Peri ise ekranına şöyle bir bakıp hiçbir şey demeden telefonu cebine koydu.
İkisi de sessizce ilerlemeye devam etti; ama artık havada görünmeyen bir bağ vardı.

Okul çıkışı gelmişti bile.
Peri, okulun bomboş olacağını sanmıştı. Ama haftalardır uğraştığı şey, sanat kulübü ve Eren'in sessiz desteği... İçinde küçük de olsa bir moral yaratıyordu.

Gece yarısı, odasında dönerken pencerenin ardından dışarıya baktı. Hava serindi ama sokaklar sakin görünüyordu.
İçinde bastıramadığı bir istek kabardı. Üzerine kapüşonlu montunu geçirdi, kulaklığını taktı. Telefonunu cebine attıktan sonra dış kapıdan sessizce çıktı.

Cebinden sigara paketini çıkarıp bir dal yaktı.
Dumanı serin havada ağır ağır dağılıyordu.
Peri ağır adımlarla yürümeye başladı. Kafasında günün yorgunluğu, yüzünde her zamanki donuk ifade vardı.

Telefonu eline alıp mesaj kutusunu açtığında gözleri istemsizce Eren'in adında takılı kaldı.
Ekranda basitçe yazılmış bir "Eren" ismi.
Peri, sigaradan derin bir nefes çekip dumanı ağırca üflerken adeta düşüncelerine dalıp gitti.

Uzun zamandır hayatında arkadaş diyebileceği kimse yoktu.
Kendi duvarlarını öyle yükseğe örmüştü ki kimse ona kolayca ulaşamıyordu.
Ama Eren...
Tuhaf bir şekilde, onda kendisini buluyordu.
Bakışları, sessizliği, umursamaz ama gizliden gizliye hassas halleri...
Tıpkı kendi gibi.

İkisi de dünyaya aynı mesafeden bakıyordu sanki.
Aynı yorgunluktan, aynı duygulardan kaçıyorlardı.

"Arkadaş olabilir miyiz acaba?" diye geçirdi içinden.
Sonra o düşünceyi hemen susturdu.
Dostluk, güven...
Bunlar kolay şeyler değildi.

Kulaklarında çalan ağır ritimli şarkının arasında, soğuk havada yürüyen bir hayal gibiydi Peri.
Gecenin sessizliğine karışırken, kapüşonunun altından sadece gözleri görünüyordu.
Bir yanıyla hâlâ tetikte, hâlâ yalnızdı.

Ama içinin derinliklerinde, küçücük bir umut kıpırtısı vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18