kurşun ( رصاصة ) 2

Vaveyla Yazarı: isfad ❤️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: kurşun ( رصاصة ) 2

Eleni geri döndü, nabzına baktı; hâlâ atıyordu. Dakikalar onlara saatler gibi geldikten sonra ambulans ulaştı. Onu dikkatlice ambulansa bindirdiler. Fatima da onunla birlikte bindi, hâlâ elini sımsıkı tutuyordu ve yol boyunca sürekli özür diliyordu. Arkalarındaki arabada Adil direksiyonu sürüyordu; direksiyonu o kadar sıkıyordu ki parmak boğumları bembeyaz olmuştu, çenesi kilitlenmişti. Kardeşi bu haldeydi ve onu koruyamamıştı; oysa İso ona güvenmiş, inanmıştı ve onu bu yola sokan kendisiydi. Yanındaki koltukta oturan Oruç ağlamayı bırakmıştı ama nefesi tıkanıyor, hıçkırıyor ve vücudu tir tir titriyordu. Kardeşi onların yüzünden bu haldeydi ve kendisi bir doktor olarak kardeşinin durumunu, hayati tehlikede olduğunu çok iyi anlıyordu. Arkadaki Eleni de gergindi, çünkü durumun ne kadar kritik olduğunu, ölebileceğini, kurtulsa bile bir daha asla eskisi gibi olamayacağını biliyordu.
Vardıklarında onu hızla aşağı indirdiler. Sağlık görevlisi bağırıyordu: "25 yaşında evli erkek, göğsünden kalbe yakın ateşli silah yaralanması!" Acil servisin kapısının arkasında gözden kaybolduklar. Sedyenin tekerlek sesleri hâlâ Fatima'nın kulaklarında çınlıyordu. Kapının önünde öylece durdu, idrak edemiyordu; daha saniyeler önce elini tutuyordu, şimdi ise açamadığı bir kapının arkasında kaybolup gitmişti. Fatima çöktü, dizlerinin bağı çözüldü. Düşmeden önce Adil onu belinden yakaladı, acil servisin kapısının önündeki soğuk demir sandalyeye oturttu. Onu sarıp sarmaladı, sırtını sıvazlayıp sakinleştirmeye çalıştı.
Oruç ayağa kalktı, sırtını duvara yasladı, dayanamayıp tekrar ağlamaya başladı ve yüzünü ellerinin arasına alıp yere yığıldı. Eleni gelip ona sarıldı. O sırada bir grup doktor ve hemşire koşarak dışarı çıktı. Doktor bağırıyordu: "6 numaralı ameliyathaneyi hemen hazırlayın!" Geldikleri gibi hızla gözden kaybolduklar.
"6 numara" kelimesi koridorda bir bomba gibi patladı. Fatima şuursuzca söylenmeye başladı: "Hayır, 6 değil... Hayır... Beni 6 kere aradı ve ben açmadım... Bu 6 sayısı neden peşimi bırakmıyor... Allah'ım, onu benden alma, daha onu bulamadım bile... Bana kırgındı, daha gönlünü alamadım... 6 sayıından nefret ediyorum... 6.. 6.. 6.."
Bilincini kaybetmişçesine bu sayıyı tekrarlıyor, Adil'in kucağında daha da kahroluyordu. Adil, Fatima söyleyene kadar sayının farkında bile değildi; bu farkındalıkla hepsinin korkusu katlandı. Adil onu sakinleştirmeye çalıştı: "Fatima... Tatara... Biraz sakin ol... Seni bırakmayacak, Allah'ın izniyle." Gözü Oruç'a kaydı ve devam etti: "Sizi bırakmayacak." Sonra bir kez daha düzeltti: "Bizi bırakmayacak."
Fatima yatışmaya başladı ama sakinleştiğinden değil, bitkinlikten. O sırada bir hemşire koşarak geldi: "Siz İsmail Fortuna'nın ailesi misiniz?" Fatima hemen korkuya kapıldı ve ayağa fırladı. Bu, babası öldüğünde de sorulan sorunun aynısıydı. Cesaretsizce hemşirenin karşısında durdu: "Evet, ben karısıyım.. Bir şey mi oldu?" Korkudan sesi neredeyse çıkmıyordu, bacakları titriyordu.
Hemşire: "Ameliyata almamız için imza gerekiyor, bir de O rh- kan lazım. Kan verebilecek biri var mı?" diyerek kağıdı Fatima'ya uzattı. Fatima titreyen elleriyle kağıdı ve kalemi aldı, kalemi bile zor tutuyordu. İmza atmaya çalışırken eli aşırı titriyordu. Oruç'a baktı, onun durumu da kendisinden farksızdı, etrafında olan biteni kavrayacak halde değildi. Gücünü toplayıp imzayı attı ve "Ben kan veririm" dedi.
Hemşire onu tepeden tırnağa süzdü ve "Olmaz" dedi. Fatima kalakaldı, nedenini sorar gibi baktı. Hemşire, "Tansiyonunuz düşmüş gibi duruyor, bu halde alamayız" dedi. Fatima Oruç'a baktı, Oruç kafasını hayır anlamında salladı. Adil ve Elena aynı anda ileri atıldı: "Ben veririm." Hemşire onları test etmek için götürdü, Oruç ve Fatima yalnız kaldılar. Fatima gidip onun yanına, yere oturdu. Dakikalarca sessizce kaldılar. Sonra Adil ve Eleni dönüp onların yanına, yere oturdular. Hepsinin üzerinde aynı kişinin kan lekeleri vardı. Fatima başını Adil'in omzuna, Oruç da Eleni'nin omzuna koydu.
Sessizliği ilk bozan Fatima oldu: "Bana söylediği son şey 'gel boşanalım' oldu." Oruç şaşkınlıkla başını Eleni'nin omzundan kaldırdı. Herkes Fatima'ya kilitlendi. Fatima devam etti: "Ona 'Eyüphan seni öldürmeye çalıştı, beni değil' dedim." Ağlaması şiddetlendi, ellerini öyle bir sıktı ki tırnakları tenine battı. "Taş olsa o cümleye kırılırdı, nasıl öyle bir şey söyledim bilmiyorum... Ama ona bir şey olmasından ya da hapse girmesinden çok korkuyordum. Fortuna erkeklerinden kimse karısının yanında kalamıyor; ya mezarda ya hapiste. Beni bırakıp gitmesini istemiyordum, üstelik daha onu bulamamışken... Her şey benim yüzümden oldu."
Adil cevap verdi: "Senin yüzünden değil, öyle konuşma." Fatima, "Bir şey söyleyeceğim ama İso uyandığında ona bir şey yapmayacaksınız, Allah'ın izniyle saçının teline bile dokunmayacaksınız" dedi. Adil bir süre düşündü, sonra "Söyle" dedi.
"Her şey benim yüzümden. Benimle evlenmeseydi bunlar olmazdı. Bütün bu evlilik beni korumak içindi... Beni amcasından korumak için. Hiçbir çıkarı yoktu, neden kabul etti bilmiyorum bile." Adil, "Nasıl yani.. Anlamadım.. Açıkla" dedi. Fatima: "Sana ajandan ajan olmaz dememiş miydim... Amcasının istediği ilk görev beni öldürmekti. Gelip beni aldı, 'Eleni sen de oradaydın'..." Eleni'ye döndü: "Eyüphan ile kavga ettiği o gün. Beni Şirin'in yanına, camiye götürdü. Bize anlattı, sonra yaylaya gittik ve bizi ikna etti." Sonra hafifçe güldü ve devam etti: "Ve bana en kötü evlilik teklifini yaptı... Elini uzattı, 'kimliğini ver' dedi... İki gün ortadan kaybolduğumuzda benimle aynı evde bile uyumadı, henüz evli değiliz diye arabada uyudu. Balayında bile dışarıda, koltukta yattı... Söylediklerinden sonra acıyıp yanıma, yatağa almak isteseydim bile vazgeçerdim; güya ben onun askerlik arkadaşı gibiymişim, beni kız olarak görmüyormuş. Evde bile yerde yatıyordu."
Bu konuşma tam da Zarife, Şirin, Fortuna erkekleri, Cezb ve Adil'in adamları içeri girerken geçiyordu. Cezb: "Yani Eyüphan haklıymış" dedi. Fatima hemen ayağa kalktı: "Nasıl haklıymış, açıkla bana?!" Konuşmasına fırsat vermedi: "Babasının katilinin kızıyla, hiçbir çıkarı veya gizli bir amacı olmadan sadece hayatını korumak için evlendi diye ölümü ve bu yaşananları hak mı etti yani... Meğer suçlu oymuş öyle mi?!"
Oruç yerden seslendi: "Bir amacı vardı." Herkes tek bir ağızdan sordu: "Ne?" Oruç cevap verdi: "Nasıl görüyorsun ya da ne düşünüyorsun bilmiyorum ama onun seni sevdiğini görmüyor musun?!" Fatima'nın konuşmasına izin vermeden devam etti: "Hem de çok eskiden beri! Ve eğer 'beni kaçırdı' diyorsan, seni sevgisinden kaçırdı. Çünkü annem ona 'Eğer sen kaçırmazsan başkasına kaçırttırırım' dedi. O da 'Benden nefret etsin ama kimse ona dokunmasın, zarar vermesin' dedi. Saçına dokunduysa, şeklini sevdiği için dokundu. Seni sevmeseydi seninle evlenmezdi, ölmen ya da kalman umurunda bile olmazdı."
Oruç'un sözleri herkesi, en çok da Fatima'yı şoke etti. Oruç devam etti: "Eyüphan ile kavga ettiğini söyledin. Onu her gördüğünde kıskançlıktan kavga ettiğinin farkında değil misin?" Fatima duyduklarının ağırlığı altında daha da yıkıldı. Oruç: "Başında gelenler için suçu sadece kendine yükleme... Hepimizin suçu var" dedi. Bunu söylerken başı öne eğikti. Herkes bunu duyunca kendi suçluluk duygularının üzerine eklenen bir vicdan azabı hissetti. Derin bir sessizlik hâkim oldu ve herkes bir köşeye çekildi.
Saatler sonra doktor çıktı. Yüzündeki yorgunluk belirgindi, önlüğü kan içindeydi ve maskesini çıkarıyordu. Hepsi aynı anda ayağa kalktı. Yanına ilk ulaşanlar Fatima ve Oruç oldu. "İsmail Fortuna'nın yakınları mısınız?" Oruç ve Fatima cevap veremeyip başlarını salladılar, Adil "Evet" dedi.
Doktor konuşmaya başladı: "Ameliyat bitti... Kanamayı durdurmayı ve kurşunu çıkarmayı başardık." Fatima sordu: "Yani iyi mi?" Doktor sakin bir ifadeyle yanıtladı: "Yarası çok ağırdı... Kurşun sol akciğeri delip geçmiş ve göğüste büyük bir kanamaya yol açmış. Kalbe çok yakındı, dış zarında bir yaralanmaya neden olmuş... Ama çok şükür kalp kasının kendisi zarar görmemiş."
İso içeri girdiğinden beri tuttukları nefesi hepsi birden bıraktı. Doktorun rahatladıklarını görmesiyle devam etti: "Ama size yalancı bir umut vermek istemiyorum... Durumu hâlâ kritik. Çok kan kaybetti ve diğer akciğeri de eski bir yaralanmadan dolayı etkilenmiş durumda. Onu yoğun bakıma aldık ve solunum cihazına bağladık. İlk 24 saat içinde vücudunun nasıl tepki vereceğini göreceğiz."
Ameliyatın bittiğini idrak edemeyerek birkaç saniye sessiz kaldılar. Sonunda Fatima sordu: "Onu görebilir miyiz?" Doktor ona acıyan gözlerle baktı: "Maalesef bu gece olmaz, onu müşahede altında tutmamız gerekiyor. Kimsenin görmesine izin yok." Fatima anladığını belirtircesine başını salladı ve ağır adımlarla sandalyeye doğru geri yürüdü. Doktor acıyarak ekledi: "Ama..."
Bu kelimeyi duyunca Fatima'nın gözleri parladı ve hemen doktora doğru koştu. Doktor devam etti: "Odanın camının arkasından görebilirsiniz." Gözleri daha da parladı, vücudunun hareketlerini kontrol edemez oldu; istediği bir şeyi bekleyen bir çocuk gibi olduğu yerde kıpırdanmaya başladı. "Henüz odaya çıkarmadık, çıkardıklarında onunla gidersiniz."
Fatima tekrar oturdu. Dakikalar sonra kapı açıldı ve İso beyaz bir çarşafın altında dışarı çıkarıldı. Yüzü çarşaf gibi bembeyazdı, her yerinden kablolar ve tüpler çıkıyordu, etrafı cihazlarla doluydu. İso'yu götürürlerken Fatima peşlerinden yürüdü. İçeri girip kapı kapanana kadar takip etti ve camın önünde durup izlemeye başladı....
Saatler geçti. Fatima aynı duruşla durmaya devam ediyordu; yanında sadece Oruç ve Adil kalmıştı, diğerleri gitmişti. Adil gelip yanında durdu, kolunu omzuna attı ve hafifçe sıktı. Fatima durduğundan beri ilk kez gözlerini İso'dan ayırdı; önce Adil'in eline, sonra yüzüne baktı, ardından tekrar İso'ya döndü. Bu hareket ona İso'yu hatırlattı ve tekrar ağlamaya başladı. Adil onun hıçkırıklarını duyunca başını çevirdi: "Ne oldu?... Ne var?..."
Fatima, Adil'in omzundaki elini tuttu ve "Hiçbir şey... Sadece bu İso'nun hareketiydi" dedi. Hıçkırıklarının arasında Adil onu çekip oturttu: "Tatara... Sakin ol... Bak İso iyi, yaşıyor, nefes alıyor ve daha iyi olacak Allah'ın izniyle."
Fatima biraz sakinleşince Adil tekrar sordu: "Bir şey soracağım... Siz gerçekten zorla mı evlendiniz?" Fatima ona biraz bakıp dediklerini anlamaya çalıştı: "Birincisi, şu an bunu konuşmanın sırası mı?!... İkincisi, bizim evliliğimiz zorla değil, bir anlaşmaydı." Adil aradaki farkı anlamak için bekledi. Fatima fırsat vermeden devam etti: "Onunla evlenmek istemeseydim evlenmezdim. Beni zorlasaydı oracıkta vururdum ama fikir hoşuma gitti... Sadece beni sevmediğini sanıyordum, bu yüzden aramıza engeller koydum."
Karşı taraftan Oruç söze girdi: "Paffon ama... Koçari bile İso'nun seni sevdiğinden emin olmuşken sen hâlâ göremiyorsan, gerçekten iyi görmediğine daha da ikna oluyorum." Adil de ekledi: "Harbi, sen nasıl görüyorsun?!... Yaptığı bunca şeyden sonra hâlâ 'beni sevmiyor' diyorsun... Seni sevmeseydi en başından ölmene izin verirdi, kendini bu hale getirmezdi."
Fatima onları duymazdan geldi, işaret parmağını Adil'e doğru kaldırıp: "İyileştiğinde evlilik meselesi yüzünden ona bir şey yapmaya kalkışma sakın!" dedi. Adil ellerini teslim olur gibi kaldırdı: "Niye bir şey yapayım ki... O benim aslan kardeşim... Babasının katilinin kızıyla hiçbir gizli çıkarı olmadan sırf hayatını korumak için evlenmiş... Meğer tek çıkarı sevgisiymiş; bunu kafanın bir kenarına yaz! Niye bir şey yapayım, uyanır uyanmaz ona en güzel ödülü vereceğim, sen sadece bekle." Fatima gözlerini süzdü, ona bakıp kaşlarını kaldırdı; "Cidden mi?" der gibiydi. Adil başıyla onayladı.
Saatler geçti. Fatima camın önünde kah kalktı kah oturdu. Oruç ve Adil ile nöbetleşe bekliyorlardı. Adil adamlarından telefonlar alıyordu, hâlâ Eyüphan'ı bulamamışlardı. Fatima yine oturduğu bir an başını Adil'in omzuna koydu ve farkında olmadan uyuyakaldı.
Kapının açılma sesiyle uyandı. Etrafına baktı; güneş doğmuş, ortalık aydınlanmış, bulutlar dağılmış ve hava berraklaşmıştı. Hemşirenin odaya girdiğini fark edince hızla ayağa kalktı. Bir anda başı döndü, gözü karardı ve sandalyeye tutundu. Adil onu destekledi: "Yavaş ol Tatara... Dünden beri bir şey yemedin, bir şeyler yemen lazım." Fatima: "O bir uyansın, yerim" dedi. Adil itiraz edemeden hemşire odadan çıktı.
"Eşi siz misiniz?"
"Evet, benim" diye yanıtladı Fatima.
Hemşire: "Birazdan bir hemşire gelip sizi içeri girmeniz için hazırlayacak... Sadece 5 dakika."
Fatima hemşireye gülümsedi, başını salladı ve dönüp Adil'e sarıldı. Sonra gözleriyle Oruç'tan izin istedi. Oruç başıyla "Girebilirsin" der gibi salladı. Az sonra hemşire Fatima'yı alıp hazırladı ve içeri soktu.
İçeri girer girmez onu dezenfektan ve ilaç kokusuyla birlikte cihazların sesi karşıladı. İso yatakta hareketsizce yatıyordu, ama göğsü inip kalkıyordu. Üzeri bandajla kaplıydı. Yüzü solgundu ama eskisine göre daha iyi durumdaydı, ağzında bir tüp vardı. Fatima yanındaki sandalyeye oturdu. Elini uzattı, onu rahatsız etmekten korkarak parmak uçlarıyla eline dokundu. Elini yavaşça tutup biraz kaldırdı ve öptü, sonra yerine koydu. Başını kaldırdı, gözlerini onun yüzüne dikti ve konuştu:
"Bana kızgın olduğunu biliyorum... Ama beni böyle cezalandırma... Susarak cezalandırma. Affet beni."
Birden elinde bir hareket hissetti. Gözlerini aşağı indirdi, parmaklarının kımıldadığını gördü. Bakışlarını tekrar yüzüne çevirdi; kirpikleri kırpışıyor, göz kapakları hafifçe hareket ediyordu. Az sonra gözlerini yarımca açtı. Bakışları odada gezindi ve Fatima'da durdu. Onu görünce gülümsemeye çalıştı ama ağzındaki tüp engel oldu.
Fatima: "Kıpırdama... Ve konuşmaya çalışma, ağzında tüp var.. İyi misin?" dedi. İso başını sallamaya çalıştı ama yapamadı, gözlerini bir kez kapatıp açtı.
"Hastahanedesin, yoğun bakımdasın... Hepimiz seni bekliyoruz... Oruç dışarıda ama ilk beni soktular. Onu bugün alırlar mı bilmiyorum... Adil de dışarıda." Biraz sustu, sonra devam etti: "Saçma sapan şeyler söylediğimi biliyorum ama niyetim o değildi... Beni affettin mi?"
İso cevap olarak onun elini sıktı. Fatima gülümsedi. O sırada kapı açıldı ve hemşire içeri girdi: "Uyandı mı?!.. Harika, ama dinlenmesi lazım... Beş dakikanız bitti."
Fatima eğilip alnından öptü, saçlarıyla oynadı ve: "Buradayım, dışarıda seni bekliyorum... Hiçbir yere gitme" dedi. Elini bıraktı ve yürüdü. Kapıya vardığında dönüp tekrar baktı, İso'nun gözlerinin üzerinde olduğunu gördü. İso ona göz kırptı. Fatima gülümsedi ve dışarı çıktı.
Dışarıda Adil ve Oruç onu kapıda bekliyordu. Fatima ikisinin ortasına atılıp ikisine birden sarıldı. Gülüşünün sesi koridoru doldurdu: "Uyandı... Uyandı!"
Onları bıraktığında Adil: "Anlaşmalı evlilik böyleyse, gerçek olsa ne yapardınız acaba" dedi ve hepsi birlikte güldüler. O sırada Asma, Eleni, Zarife ve Şirin içeri girdi. Fatima hepsine sarıldı, bir yandan gülüyor bir yandan "Uyandı.. Beni duydu" diye tekrarlıyordu. Sıra Zarife'ye geldiğinde Fatima bir an duraksadı, sonra ona da sarıldı. Zarife olduğu yerde donakaldı, gözleri büyüdü ve Oruç'a baktı. Oruç omuzlarını silkti. Zarife de sarılmaya karşılık verdi.
Ayrıldıklarında Fatima tekrar Adil'in yanına döndü. Adil: "Uyandığında yiyeceğim demiştin... Uyandı işte, haydi yemek yiyeceksin" dedi. Fatima, yüzünden tebessüm eksilmeden: "Yiyeceğim, ne isterseniz yapacağım" dedi. Yemek yedi ve tekrar camın önüne döndü. İso'nun gözlerinin kapalı olduğunu gördü; İso kah uyanıyor kah uyuyordu. Gün böylece sona erdi.

رجعت اليني قاست النبض طلع موجود بعد دقائق مروا عليهم ساعات وصلت الاسعاف حملوه بحذر عالاسعاف طلعت معه فاطمة لساتها ماسكة ايده و طول الطريق بتعتذر بالسيارة اللي وراهم عادل بسوق و شادد على الدركسيون لدرجة انه مفاصل اصابعه ابيضت و فكه مشدود من التوتر انه اخوه بهيك حالة وهو ما قدر يحميه وايسو مأمن فيه و واثق فيه و هو اللي جابه عهاد الطريق المقعد اللي جمبه عروج وقف عياط بس نفسه مكتوم و بشهق و جسمه برجف لانه اخوه بهاي الحالة بسببهم و بحكم انه دكتور وفاهم حالة اخوه و انه بخطر و ورا اليني متوترة لانها فاهمة انه بخطر ممكن يموت وحتى لو نجى مستحيل يرجع اي اشي زي قبل و وصلوا نزلوه ركض و المسغف بصرخ ذكر متزوج عمره 25 رصاصة بالصدر قرب القلب و اختفوا خلف باب الطوارئ و صوت عجلات النقالة لسا برن بأذن فاطمة و قفت قدام الباب مش مستوعبة من ثواني كانت ماسكة ايده و هلأ اختفى ورا باب ما بتقدر تفتحه انهارت و بطلوا رجليها يحملوها قبل ما توقع سندها عادل من خصرها و قعدها على كرسي الحديد البارد قدام باب الطوارئ و حضنها و عم بربت و بمسح على ضهرها وقف عروج و ركى ضهره على الحيط وانهار و رجع يعيط و وقع على الارض و وجهه بين ايديه اجت اليني حضنته طلعوا مجموعة دكاترة و ممرضين يركضوا و الدكتور بصرخ جهزوا غرفة عمليات رقم 6 بسرعة و اختفوا زي ما طلعوا انفجر رقم 6 بالممر زي القنبلة بلشت فاطمة تهذي " لا مش 6 ... لا ... رن علي 6 مرات و ما رديت ... ليش لاحقني رقم 6 ... يا الله ما تاخده مني لسا ما لاقيته ... كان زعلان مني ما راضيته لسا ... بكره رقم 6 ... 6 .. 6 .. 6 " و بتردد الرقم بلا وعي وعم تنهار اكتر بحضن عادل و عادل مش عارف شو يعمل ما كان مركز مع الرقم غير لما حكت فاطمة و زاد خوفهم اكثر من قبل مع هاد الادراك بلش يهدي فيها " فاطمة ... تاتارا ... اهدي شوي ... ان شاء الله ما رح يتركك "اجت عينه على عروج فكمل " ما رح يترككم " و بعدين عدل كمان مرة " ما رح يتركنا " بس بلشت تهدى شوي من كتر التعب مش لانها هديت اجت ممرضة بتركض " انتو عيلة اسماعيل فورتونا؟" عطول خافت و وقفت هاد نفس السؤال اللي سألوه لما مات ابوها استجمعت شجاعتها ووقفت قدام الممرضة " اه انا زوجته .. صار اشي؟ " صوتها يدوب طالع من الخوف و رجليها برجفوا حكت الممرضة " بدنا توقيع عشان ندخله عالعملية , و بدنا دم o- في حدا بقدر يتبرع" و اعطت الورقة لفاطمة اخذت الورقة و القلم و ايديها برجفوا وعم بتحاول تمسك القلم عم بوقع ولما انمسك ايدها كتيير بترجف اتفرجت على عروج حالته مش احسن منها و مشش فاهم شو اللي بصير حوليه فاستجمعت قوتها و وقعت و حكت انا بتبرع اطلعت عليها الممرضة من فوق لتحت وحكت " ما بنفع " صفنت فيها فاطمة انه ليش حكتلها " شكله ضغطك نازل اصلا ما بنقدر " اطلعت على عروج هزلها عروج راسه بالنفي راح عادل و الينا حكوا بنفس الوقت " انا بتبرع " اخذتهم الممرضة تفحصهم و ضلوا عروج و فاطمة لحالهم راحت فاطمة قعدت جمبه عالارض ضلوا ساكتين دقائق و رجعوا عادل و اليني و قعدوا كلهم عالارض كلهم عليهم بقع من دم نفس الشخص حطت فاطمة راسها على كتف عادل و عروج على كتف اليني اول حدا كسر الصمت فاطمة " اخر اشي حكالي اياه خلينا نتطلق" عروج من الصدمة رفع راسه عن كتف اليني و الكل صفن فيها وهي لسا مكملة " حكتله ايوبهان حاول يقتلك انت مو انا " زاد عياطها و شدت على ايديها لدرجة انه اظافرها اخترقوا جلدها " لو حجر انكسر من الجملة كيف هيك حكيت ما بعرف ... بس انا كنت خايفة عليه يصيرله اشي او يدخل السجن ما في حدا من رجال فورتونا مع مرته يا بالقبر يا بالسجن ما كنت بدي يتركني و لسا ما لقيته ... كل اللي صار بسببي " رد عادل " مو بسببك ما تحكي هيك " حكتله " بدي احكي اشي بس ما بتعمل اشي لايسو بس يصحى ان شاء الله ، ما بتلمس شعرة منه" صفن عادل شوي بعدي حكى " احكي " " كل اشي بسببي لو ما تزوجني ما صار هيك هو كل الزواج عشاني ... عشان يحميني من عمه هو مو مستفيد منه ما بعرف ليش رضي اصلا " حكى عادل " شو يعني .. ما فمت .. اشرحي " حكتله " انا مش حكيت هو ما بنفع يكون عميل ... اول مهمة طلبها عمه يقتلني و اجا اخدني يحكيلي " لفت على اليني " اليني كنتي موجودة يومها لما اتخانق هو و ايوبهان اخدني على المسجد عند شيرين و حكالنا و رحنا على الهضبة و اقنعتنا " بعدين ضحكت و كملت " و عرض علي اسوء عرض زواج ... مدلي ايده و حكالي اعطيني هويتك ... مش اختفينا يومين ما كان ينام معي بالبيت حتى نام بالسيارة عشان ما كنا متزوجين لسا وحتى بشهر العسل نام برا عالكنباية ... و لو كنت بدي احن عليه و انيمه جمبي عالتخت بعد اللي حكاه كنت رح ابطل قال انا زي رفيقه بالعسكرية ما بشوفني بنت و حتى بالبيت كان ينام عالارض " هاد الحكي كان بدخلت ضريفة و شيرين رجال فورتونا و جزب و رجال عادل حكى جزب " اذا ايوبهان كان معه حق " عطول وقفت فاطمة " كيف معه حق اشرحلي ؟! ما اعطته فرصة يحكي " اتزوج بنت قاتل ابوه عشان يحمي حياتها بدون استفادة او دافع خفي هيك بستحق القتل و اللي صار فيه ... طلع هو اللي غلطان " رد عليها عروج من الارض " عنده دافع " طلع صوت واحد من الكل " شو " رد " ما بعرف انت كيف بتشوفي او بتفكري بس انت مو شايفة انه بحبك؟!" ما خلاها تحكي اشي وكمل " و من زمان كمان و اذا حكيتي خطفني فهو خطفك من الحب لانه امي حكتبله اذا ما خطفتها بخلي حدا غيرك يخطفها فهو حكى خليها تكرهني بس ما يلمسها حدا و يعمللها اشي و عشان شعرك لمسه لانه بحب شكله و لو ما بحبك ما تزوجك ما بفرقله تموتي و لا" كلماته صدمت الكل و اكثرهم فاطمة و كمل " صح حكيتي تخانق مع ايوبهان انت مو مدركة انه كل ما يشوفه بتخانق معه من الغيرة " انهارت بزيادة تحت وطأة الكلمات الللي سمعتها وكمل " و ما تحطي الحق علييكي لحالك باللي صار له ... الحق علينا كلنا " بحكي هاد الحكي و هو منزل راسه و الكل لما سمعوه حسوا بالذنب فوق احساسهم و عم الصمت و كل واحد قعد بزاوية بعد ساعات طلع الدكتور واضح التعب على ملامحه روبه مليان دم و عم بشلح كمامته كلهم وقفوا بنفس الوقت و اول اللي وصلوله فاطمة و عروج " اهل اسماعيل فورتونا؟" عروج و فاطمة مش قادرين يردوا فهزوا راسهم و عادل حكا "اه" بلش الدكتور " العملية خلصت ... قدرنا نوقف النزيف ونطلع الرصاصة " سألت فاطمة " يعني منيح؟" رد الدكتور بملامح هادية " اصابته كانت خطيرة ... الرصاصة اخترقت الرئة اليسرى وعملت نزيف كبير بالصدر وكانت قريبة كثير من القلب وسببت جرح بغشائه الخارجي ... بس الحمد لله عضلة القلب نفسها ما تضررت " كلهم طلعوا نفس كانوا حابسينه من لما دخل ايسو بس شافهم الدكنور ارتاحوا زيادة كمل "بس ما بدي اعطيكم امل كاذب ... لسا وضعه حرج هو فقد دم كثير ورئته الثانية كمان متأثرة من اصابة قديمة ... حطيناه بالعناية وعلى جهاز تنفس وخلال اول اربع وعشرين ساعة رح نعرف كيف جسمه رح يستجيب" ضلوا ساكتين ثواني مش مستوعبين انه العملية خلصت عبل ما فاطمة سألت "بنقدر نشوفه؟" اتفرج عليها الدكتور بنظرات شفقة و حكى " للأسف الليلة لا بدنا نخليه تحت المراقبة ممنوع حدا يشوفه هزت راسها انها فهمت و تحركت بتثاقل رجعت تمشي عالكرسي حس الدكتور بالشفقة فحكى " بس ..." لما سمعت الجملة لمعت عينيها و رجعت عنده ركض كمل " بتقدروا تشوفوه من ورا قزاز الغرفة " لمعت عينيها بزيادة و بطلت قادرة تسيطر على حركات جسمها و صارت تتحرك مكانها زي الطفل اللي بده اشي " لسا ما اخدناه على الغرفة بس يطلع بتروحوا معه " رجعت قعدت بعد دقائق انفتح الباب و خرج ايسو تحت الملاءة البيضاء لونه شاحب زي الملاءة و من كل مكان في اسلاك و انابيب و الاجهزة حواليه و عم بتحركوا مشيت فاطمة وراهم عبل ما دخلوا و اتسكر الباب و قفة تتفرج من القزاز .... مرت الساعات و فاطمة واقفة على نفس الوقفة ما ضل غيرها هي و عروج و عادل الباقي روح اجا عادل وقف جمبها و لف ايده حول كتفها و ربت عليه لاول مرة بتزيح عينيها عن ايسو من اول ما وقفت اتفرجت على الايد بعدين على وجه عادل و رجعت لايسو هاي اللفتة ذكرتها بايسو فرجعت تعيط لف عادل راسه لما سمع شهقاتها " ايش في؟... شو صار؟..." " مسكت ايده اللي على كتفها بعدين حكت " و لا اشي ... بس هاي حركت ايسو " بين شهقاتها سحبها و قعدها " تاتارا ... اهدي ... هي ايسو منيح و عايش و بتنفس و رح يصير احسن ان شاء الله " بس هديت شوي رجع عادل يحكي " بدي اسأل ... انتو عنجد تزوجتوا بالاجبار ؟ " صفنت فيه فاطمة شوي تستوعب اللي حكاه " اولا مش وقته هاد الحكي صح ؟! ... ثانيا زواجنا مش اجبار اتفاق " صفن عادل يفهم الفرق قبل ما تعطيه فرصة يحكي كملت " لو انا مو عاجبني اتزوجه كان ما تزوجته و لو ما بدي و اجبرني طخيته مكانه بس حبيت الفكرة ... بس فكرته ما بحبني عشان هيك رسمت حواجز بيننا " رد عروج من الجهة المقابلة " عذرا ... بس انا عم بقتنع بزيادة انك ما بتشوفي منيح اذا كوتشاري تأكد انه ايسو بحبك و انت لسا " و كمل عادل " عنجد انت كيف بتشوفي ؟! ... كل اللي بعمله و ما بحبك بتحكي ... هو لو ما بحبك تركك تموتي من الاول و ما وصل حاله لهون " طنشتهم فاطمة و رفعت سبابتها بوجه عادل وحكت " استرجي تعمله اشي بس يتعافى عشان قصة الزواج " رفع عادل ايديه باستسلام وحكى " ليش اعمله اشي ... هاد اخي الاسد .... تزوج بنت قاتل ابوه عشان يحمي حياتها بدون دافع خفي ... بس طلع دافعه الحب حطي خطوط تحتها بمخك ليش اعمله اشي رح اعطيه احلى جائزة استني بس يصحى " ضيقت عينيها و صفنت فيه ورفعت حواجبها انه عنجد؟! هزلها راسه و مرت الساعات فاطمة بتقوم و بتقعد عند القزاز بالتناوب هي و عروج وعادل عم بستقبل تلفونات من رجاله لسا مش لاقيين ايوبهان لما رجعت قعدتت بمرة من المرات حطت راسها على كتف عادل و نامت بالغلط صحيت على صوت الباب وهو عم بنفتح تفرجت حواليها الشمس طالعة و الدنيا فضا و الغيوم رايحة و الجو صافي لما استوعبت انها شافت الممرضة دخلت عالغرفة قامت بسرعة وقفت داخت و تشوشت رؤيتها لما وقفت و استندت على الكرسي سندها عادل وحكالها " على مهلك تاتارا ... من امبارح ا اكلتي لازم تاكلي " ردت " بس يصحى باكل " قبل ما يعترض عادل طلعت الممرضة من الغرفة سألت " انت زوجته :: " اه انا " ردت الممرضة " شوي و رح تيجي ممرضة تاخدك تجهزك عشان يدخلوكي... بس 5 دقائق " ابتسمت للممرضة و هزتلها راسها و لفت على عادل حضنته بعدين لفت على عروج بتاخد اذنه بنظراتها هزلها راسه انه ادخلي عادي شوي و اخدتها الممرضة و جهزتها و دخلت اول ما دخلت استقبلتها ريحة التعقيم و الادوية و صوت الاجهزة ايسو ممدد ساكن على التخت بس صدره بطلع و بنزل وفي ضمادة مغطيته لونه شاحب بس احسن من قبل و في انبوب بتمه قعدت عالكرسي جمبه مدت ايدها و لمست ايده بأطراف اصابعها خايفة تزعجه مسكة ايده رفعتها شوي و باستها رجعتها مكانها رفعت راسها و عينيها مثبتبن على وجهه و حكت " بعرف انك زعلان مني ... بس لا تعاقبني هيك ... بسكوتك سامحني " فجأة حست في حركة بايدها نزلت عيونها شافت اصابعه بتحركوا رفعتهم لوجهه رموشه عم برفرفوا و جفونه بتتحرك شوي و فتح عينيه نص فتحة لفوا بالغرفة و استقروا على فاطمة لما شافها حاول يبتسم بس الانبوب منعه حكت " ما تتحرك ... و ما تحاول تحكي في انبوب بتمك .. انت منيح ؟ " حاول يهز راسه ما قدر سكر عينيه مرة وحدة و فتحهم " انت بالمستشفى بالعناية ... احنا كلنا عم نستناك ... عروج برا بس انا دخلت اول ما بعرف بدخلوه اليوم ولا لا ... وعادل كمان برا " سكتت شوي بعدين كملت " بعرف اني حكيت اشياء متخلفة بس ما كان قصدي ... سامحتني ؟ " شد على ايدها كاجابة فابتسمت ثواني انفتح الباب و دخلت الممرضة " صحي؟!... ممتاز بس بده راحة ... خلصوا الخمس دقائق " نزلت فاطمة باست جبهته و لعبت بشعره و حكتله هيني بستناك برا ... ما تروح على مكان " و فلتت ايده و مشيت بس و صلت الباب ردت لفت لقت عينيه عليها رمشلها ابتسمت و طلعت لقوها عادل و عروج على الباب زتت حالها و حضنتهم التنين مع بعض و صوت ضحكتها معبي الممر " صحي ... صحي " بس فلتتهم حكا عادل " كل هاد البوس و هو زواج اتفاق لو غير هيك شو بتعملوا " و ضحكوا كلهم مع بعض مع دخلت اسماء و اليني و ظريفة و شيرين حضنتهم كلهم و هي بتضحك و بتردد " صحي .. سمعني " لما وصل دور ظريفة صفنت شوي بعدين حضنتها كمان جمدت ظريفة مكانها و توسعوا عيونها و اطلعت على عروج هزلها عروج كتافه و بادلت فاطمة العناق بس انفصلوا و رجعت فاطمة عند عادل حكى " حكيتي بس يصحى بتاكلي ... صحي يلا بدك تاكلي " حكت " باكل هلأ بعمل اللي بدكم اياه " و الابتسامة مو مفارقة و جهها اكلت و رجعت عند القزاز لقته مغمض و تروح و ترجع شوي بصحى شوي بنام وهيك خلص اليوم

Hâlâ yazıyorum, henüz bitiremedim. Sonu gelmiyor sanki; zihnimde sahneler çoğalıp duruyor. Aslında böyle planlamamıştım ama bu hali çok hoşuma gitti.

ما زلت أكتب، لم أنتهِ بعد. أشعر وكأن لا نهاية للكتابة؛ فالمشاهد تتكاثر في ذهني. لم أخطط للأمر بهذه الطريقة في الواقع، لكنني أحبه حقًا هكذا

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

47okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.