8. bölüm · İntizar
8.Bölüm:Kalpte Kaybedilen Kan
⊹ ⊱ ☆ ⊰ ⊹ ─
Ne oldu.
Hiçbir şey, hayatımın ortasına
koyduğum kişinin
hayatında bir nokta bile olamadığımı
farkettim.
─ ⊹ ⊱ ☆ ⊰ ⊹ ─
Düşeceksin, öyle bir düşeceksin ki öldüm sanacaksın. Ölmeyeceksin, ağlayacaksın. Duvarın köşesine, kapının önüne oturarak ağlayacak, kanayacaksın. Öyle bir kanayacaksın ki kanını göreceksin. Ve gerçekten kanayacaksın, göz yaşların kan akatacak. Ve yazdığın sayfalar gözyaşı olacak, kelimelerin üstünde tuzlu gözyaşları. Yarana tuz bastırıyorlarmış gibi hissedeceksin. Yanacaksın, öyle bir yanacaksın ki ağlarken ciğerlerin yanacak. Ve o kapının arkasında, sessiz hıçkırıklarını sadece sen duyacaksın. Sessiz insanlar en çok düşünceleri olan insanlardır. Ve küçüklüğünü göreceksin, kandan korkan küçüklüğün kan içinde kalacak. Onu kana buladığın için acıyacaksın. Susarak can çekişeceksin. Diyecek sana küçüklüğün, bana ne yaptın. Seslenemeyeceksin.
Ona bunu yapanın sen değil, insanların sana yalan söylemesi olduğunu söyleyeceksin. Karşındaki küçüklüğün ağlayacak, hayır diyecek, yalan söylemelerine sen izin verdin. Susacaksın kanayacağını bileceğin şeyleri bilirsin, kanatacak olanlara bakarak. Ve küçüğüm dünyadaki insanların en kanayan yerleri, kendilerini suçlu hissettirmeleridir. Zavallı insanoğlu, kendisini yaralayanı görmeye kör olur. Bu noktaya kim yüzünden geldim diye düşünmez.
Bir gün ağlama kıyamam diyen kişi sizin gözlerinizden binlerce yaş akarken gördüğü, bildiği hâlde görmezlikten gelir.
Yokluğuna bile ihanet edemediğin insanın seninle nasıl oynadığını göreceksin. Gidecek. Gitmekle gidilmiyor ki.
Gelmemiş birinin gidişine şahit olursun. Ve özleyeceksin, canını, canını yaktığını bilsen bile özleyeceksin. Kanattın sar diyeceksin, gelmeyecek. Özlemek gitmek gibi değil ki, o da geçip gitse. Ama gitmiyor, özlemek kalıcıdır. Ve bir gün and edeceksin, yere dizlerinin üzerine düşüren kişi, sana nasıl baktı. Bir gün soracak, hiç mi acımadı. Diyeceksin, kanattın, izi kaldı. Kalsın, bana nasıl kalktığımı hatırlatır.
Gözyaşın kuruyacak,
Islak kirpiklerin kalacak,
Dillerin kanayacak,
Anlatamayacaksın,
Ve bir gün sustuğunda,
Herkes sesine hasret kalacak.
Kimisi ölüm der dizelerime, kimisi bir zümrüdüanka kuşunun küllerinden doğması der. Hiçliktir aslında, çünkü dizeleri yazdığın kişi canını çok yakmış yeri boşluk kalmış.
Sigrayı kalbine bastırmışsın, kalbinde delik açılmış. Doktorlar der, kalpte delik açıldı mı ölüm riski vardır. Senin yerin göğüs kafesimin altında kalan bir delik. Çocukluğum yapamaz, gücü yetmez yerini doldurmaya. Oysa göğüs kafesinde delik açan o insan çocukluğuna da dokunup zarar verebilmiştir. Ve o delikte bir mezar yapılır o insan için. İçimde gömdüm seni.
Cesedine sarılamadığın, toprağına sarılamadığın insanı kalbinde gömersin.
𖹭
İlk kurşunu attım, düşüncelerim beni kanatmaya devam ederken. Kurşun tam ortaya isabet ederek bir delik açtı. Göz ucuyla Sarp'a baktım. Sarp'ın bir kaşı havalanırken ben gülümsedim. İkinci ve üçüncü kurşunu da arkı arkasına attım. Delik büyüdü, bu tıpkı kalbimde açılan deliğe benziyordu.
Sarp dik bir şekilde yürüyerek tam karşıma geçti. "İyi işti minik tırtıl." gözlerinin içerisinde güneş vardı, birisine baktığı an parlıyordu. "Sare ismim anlaman mı kıt." dedim. "Yok işime gelmiyor." dedi. Aynen belli zaten işine gelmediği.
Dudağının bir kenarı yavaşça kıvrıldı, "Kazandın" dedi. O basketbol sahasına doğru ilerlerken, arkasından yüksek ses ile, "Sarp, isteğimi değiştirebilirmiyim." dedim. Bana şakamısın der gibi baktıktan sonra topu alıp sektirmeye başladı. Ne kadar dediğimi tamamlamaya çalışsamda topu sektirişi sözlerime engel oldu. O anda sahaya girdim ve bana baktığı an dikkatini dağıtıp topu aldım. Bir dans edasıyla topu potaya doğru götürüp uzaktan bir atış gerçekleştirdim. Atış tam isabet potanın içerisinden geçti. "Sarp, beni arkadaşlarımın ve kardeşimin mezarına götürürmüsün. Çikolata falan istemiyorum." dedim. Topu potaya atmaya çalıştığım için nefes nefese kalmıştım. En nefret ettiğim şey çok çabuk yorulmaktı.
Tan alkışlayarak, "Sarp kız resmen topu senden alarak dans ederek potaya attı. Çok iyi bir fake attın Sarp'a seni tebrik ederim Sare." Sarp gözlerini devirerek, bana doğru yürüdü ve hemen yanımdaki topu eğilip aldı, kehribar gözleri kısık bakıyordu. "Tamam tırtıl." dedi. Cevabımı aldığım için mutlu olmuştum. Sahadan çıktıktan sonra bir duvarın köşesine oturup sindim. Kendileri eğlendikten sonra sonunda eve gelebilmiştik. Dışarıda yine kar ile karışık yağmur yağıyordu. Bu evrenin mevsimi her zaman böyleydi. Efsaneye göre yaşadığım yerin yani yaşıdığım evrenin bir hikayesi varmış. O yüzdenmiş bu kadar kar ve yağmur yağması. Yaz ayları bile burada yağmurlu geçer. Yaşadığım evrenin ismi Onsra, anlatılanlara göre bir genç kız bir oğlana sevdalanır. Fakat oğlan kız ile alay ederek aşkına yanıt vermez. Kız ile alay etmesi ile kızın kalbi kırılır ve kız bir daha aşık olmayacağını anladığında gelen kalp kırıcı his ve son aşkı temsil eder bu evren. Bazıları da her bir kar tanesinin ve her bir yağmur damlasının kızın gözyaşı olduğuna inanır.
Bazenleri kar ve yağmur durup güneş açsa bile bir kaç saat sonunda kar veya yağmur tekrardan başlar.
Akşam gideceğimiz yer için üzerimizi giyinmiştik. Kumsal istemeden de olsa bana kendi kıyafetlerinden birini vermişti. Üzerimde beyaz askılı diz üstü bir elbise vardı. Üzerime giyeceğim içi yünlü beyaz kaban olmasa şu halimle soğuktan çoktan donmuş olurdum.
Sarp üzerindeki takım elbisesi ile karşımızda durup, "İçeride uyuşturucuyu zorla çocuklara ve kadınlara veren adamlar var. Polisler gelmeden bir an önce burayı mahvedeceğiz. Burasını da senin baban açmış Sare, her türden pisliğin içinde baban." Sağol ben bilmiyordum babamın her türlü pislik içinde olduğunu.
Üşümüş ellerimi kabanımın cebine koyup beklemeye devam ettim. Kulaklıktan Aliş'in sesi gelince hepimiz birlikte içeri girdik. Dışarıdan normal bir bina gibi görünen bu yere girdiğimiz ilk anda kadınları kucaklarına almış pis pis kahkaha atan adamlar, etrafta garson gibi gözlerinin altı şişmiş çocuklar geziyordu. Hepsi on iki, on üç yaşlarında çocuklardı.
İçim acıdı, hiçbirinin günahı yoktu.
Sarp beni avucumun içinden tutup ilerletti. Ona baktığımda bana kısık bir ses ile, "Bakışlarını düzelt. Hepsini dövecekmiş gibi bakıyorsun." dedi. Zaten onu istiyorum. Bir masaya doğru ilerledik, bir adam bir kadını kucağına almış yanındaki garson çocuğa da bağırarak bir şeyler söylüyordu. Çak ağnın üstüne bir tane görecek o zaman. "Akbaba değil mi." dedi Sarp öne çıkarak. Adamın bakışları bizi buldu. Kumsal, İzlin, Yenza ve benim üzerimde bakışları bir süre gidip geldi.
İğrenç bakışlarından midem bulandı. "Doğru Akbaba lakabım, gerçek ismim ise Hasan. Da siz nereden biliyorsunuz bunu." dedi. Sarp elimi bırakmadan öne doğru eğildi ve "Ben satıcıyım, sadece işin büyük üstadı ile konuşmam lazım." dedi. İş dedikleri şeyin uyuşturucu satmak olduğunu anlayınca midem daha çok bulandı. Sanki kussam, midemde hiçbir şey olmadığı için öğürdüğüm an midemin dışarı çıkacağını hissediyordum.
Akbaba lakaplı o adamın bir kaşı kendiliğinden havalandı ve kahkaha atmaya başladı. "Öyle desene. O kadar düzgün giyinmişsiniz ki bende bu adamların burada ne işi var diyordum." dedi. Sarp boğazını temizleyerek, sıktığı çenesinden belli olan öfkesi yüzünden net bir şekilde okunurken, "Gereken kişiyle nerede konuşabiliriz." dedi.
"Acelemiz yok, ayrıca şu kız bu işin içinde olacak kadar ne kadarda çok masum bakıyor." dedi Akbaba. Bahsettiği kız İzlin'di. Onlara doğru baktığımda, İzlin'in rahatsız olduğunu gayet yüzünden anlayabiliyordum. "Konuşup bir şey söylesene kızım. Söylesene neden bu kadar masum bakıyorsun. Dilsizmisin konuşsana." dedi Akbaba. Sanki İzlin'in özel olan durumunu biliyormuş gibi üzerine gidiyordu. Yaptığı öfkelenmeme sebep oldu. Aras'ın zor durduğunu masadaki yumruk yapıp sıktığı elinden anlamıştım. O bir fenalık yapmadan, bu iş berbat olmadan ben konuştum. Altımdaki bar sandalyesini sertçe çekip hepsinin bana bakmasına neden oldum, Sarp'ın yandan bakışını yüzümde hissetmiştim. "Dilsiz değil sadece boş beleş konuşan insanlarla konuşmuyor. Şimdi sende gevezelik yapmak yerine patronunu çağırsan iyi edersin. Aksi takdirde alacağınız malları alamayacaksınız" dedim.
Akbaba bir süre yüzüme baktıktan sonra kucağındaki kızın kulağına bir şey söyleyip gönderdi. Ve hepimize pis pis bakarak bardağındaki votkayı içmeye devam etti.
Kız biraz sonra tekrardan geldiğinde, Akbaba, "Biraz sonra gelecek." dedi. Gözümüzün önünde kızı tekrardan kucağına çekip öptüğünü gördüm. Midem bulandı. Kadının istemediği yüzünden o kadar belliydi ki. Ama verdikleri madde yüzüne bir şey yapamıyordu.
Sarp'ın kulağıma doğru eğilip, "Tırnaklarını elimin üzerine biraz daha bastırmaya devam edersen dört büyük delik açacaksın." dedi. O ana kadar tırnaklarımı bastrıdığımı farketmemiştim. Tırnaklarımı bastırdığım yerlere baktığımda çoktan kanadığını gördüm. "Öyle bakma." dediği an bakışlarımı yüzüne çevirdim. Kehribar hareleri beni içerisine alıp hapsetmek ister gibi bakıyordu. "Nasıl bakıyorum." dedim ifadesiz bir şekilde.
Sarp'ın kulağıma doğru eğilip, "Tırnaklarını elimin üzerine biraz daha bastırmaya devam edersen dört büyük delik açacaksın." dedi. O ana kadar tırnaklarımı bastrıdığımı farketmemiştim. Tırnaklarımı bastırdığım yerlere baktığımda çoktan kanadığını gördüm. "Öyle bakma." dediği an bakışlarımı yüzüne çevirdim. Kehribar hareleri beni içerisine alıp hapsetmek ister gibi bakıyordu. "Nasıl bakıyorum." dedim ifadesiz bir şekilde.
"Böyle işte"
"Nasıl"
"Acı ve güzel. Acıyı ve güzelliği barındırıyorsun." dedi.
Hiçbir tepki veremedim, neden böyle söylediğine de anlam veremedim. Sadece bir daha elinde açtığım izlere bakmadım. Ona bakmadım, güneş vardı gözlerinde.
Sanki baksam içimde tekrardan bir şeyler kopacakmış gibi, bu duyguyu biliyordum.
İlk önce farketmezdin de, sonra senden kopan şeyin farkına vardığında canın yanardı.
Acı ve güzel.
Aras kısık bir ses ile konuştu. Akbaba'nın duymayacağına adım kadar emindim çünkü daha mide bulandırıcı bir işin üstündeydi.
"Pezevenk gözümüzün önünde ne yapıyor. Adam bizim resmen taş..." geçiyor diyecekti ki İzlin'in elini sıkıca tutması ile küfürünün devamını getirmedi.
Aşk içerisinde acıyı ve güzelliği barındırır.
Bir çocuk çarptı gözüme, o da tam olarak bana bakıyordu. Güvercin kuşuymuşta sanki ama hiç serbest kalamamış gibi. İçimde bir şeyler sızladı. Sarp'ın elini bırakıp çocuğa doğru ilerledim. Sarp harici kimsenin dikkatini çekmemiştim herkes kendi halindeydi. Kimisi kimisinin üstünde... Neyse. Kıvırcık siyah saçlı, alnında kurumuş yara izi olan kıza doğru ilerledim. Dizlerimin üzerine çöküp ona bakmaya başladım. "Sen neden böylesin." diyiverdi çocuk bir anda. Onun omuzlarından tuttum ve gülümsemeye çalışarak, "Nasılım ki, neden öyle söylediğin miniğim." dedim. Minik kız elini kalbimin olduğu yere yasladı, sonra elini boynuma getirdi saçlarımı okşadı ve geri çekildi. "Nefes alıyorsun, ama ölü gibi bakıyorsun. Ruh gibisin. Benim canım burdakilere emanet, ama sen dışarıdasın özgürsün. Özgür olan insan ölü gibi bakmaz. Kimin tutsağısın." dedi.
Yutkunamadım.
"Sevda!" diye birisi yüksek ses ile bağırınca kız yerinde irkilip yanımdan koşarak uzaklaştı. Dizlerimin üzerinde kızın dediklerini düşünüyordum. Kimin tutsağısın demişti. O belki benim gerçekten tutsak olduğumu sanıp böyle baktığımı söylemişti. Sonra Sarp'ın söylediği çınladı kulağımda. Yaşayan bir insan için fazla ölü bakıyorsun. Belki de.Omuzlarımda birinin ellerini hissedince bu sefer ben irkildim. Sarp beni yerden kaldırıp kolunu belime sardı ve yürütmeye başladı. O tutmasaydı dengemi sağlayamazdım. Bunu anlamış gibi elini belime yerleştirerek kendisini bana dayadı. Dışarıdan bizi görenler bir sevgili ya da madde kullanmışta sevgilimden destek alıyormuşum gibi düşünebilirdi. Aksi farklıydı.
Benim duyabileceğim bir şekilde, "Tırtıl kimsenin sözlerini umursamamalısın. Dudak okuyabiliyorum, o küçük kızın sana ne söylediğini anladım. Çok düşünüyorsun. Bu kadar çok düşünen birisi için anlayamadığın çok şey var." dedi. Düşünürdüm haklıydı ve yine haklıydı bu kadar çok düşünen birisi olmama rağmen anlayamadığım çok şey vardı. O neden bu kadar haklı ve güzel kokuyordu.
Akbaba, "Aradığınız adam geliyor işte." dedi. Başıyla gösterdiği kapıya baktık hepimiz anında. İçeri giren kişiyle kalbimin bir anlık kulaklarımda attığını duydum. Başındaki siyah beresi, göz altı morluğu, mavi gözleri, üzerindeki siyah kabanı ve benim için bir kaç sene önce hediye ettiğim atkı.
Deniz.
Babam için çalıştığından haberi varmı. Nasıl böyle bir insanı sevebilmiştim. Çocuklara öncelikle nasıl umursamamıştı. Benim onu gördüğümde şaşırdığım gibi o da beni görünce şaşırmıştı. Bakışları Sarp'a değdi, sonra tek tek diğerlerine baktı. Akbaba yerinden kalktı ve yerine Deniz oturdu.
Gözleri tekrardan benimle buluşunca hiçbir şey hissetmediğimi farkettim. Bir kaç sene önce olsaydı, gözlerine bakmaya çekinirdim. Kalbim acırdı. Şuan bir iç çekiş gibi. Kalp her bir iç çekişinde bir damla kan kaybedermiş. Sen kalbimde kaybettiğim o kansın. Ne o? Hiçbir şey, hayatımın ortasına koyduğum kişinin hayatında bir nokta bile olamadığımı farkettim.
Beni görmezlikten gelip direk Sarp ile konuşmaya başladı. İşte bu canımı yaktı. Demek isterdim: Biliyormusun içim sızlıyor. Defalarca aynı rüyayı görmenin izi oluşuyor diye.
Sorumsuzca yığılmış kelime yığınları ile konuşuyorlar tüm insanlar. Dilimin sustuğunu kalbim duymuyor değil.
─ ⊹ ⊱ ☆ ⊰ ⊹ ─
Bölüm sonu sevgili okuyucum 🤍🎀
İnstagram hesabı: y_asteeria
