7. bölüm · İntizar

7.Bölüm: Istakaya Tutunmuş İki Beden

Yağmur Aktaş

─ ⊹ ⊱ ☆ ⊰ ⊹ ─
Bazı boşlukların içi dolmaz.
─ ⊹ ⊱ ☆ ⊰ ⊹ ─

Senin adın aslında bir gözyaşı. Döküldükçe kalbimi ağrıtan, sildikçe unutmak istediğim.

Şuan beni içerisine alıp hapseden bir güneş vardı, fakat yakmadı. Sarp'ın kısık kehribar gözleri gözlerim ile buluşunca, kaşlarımı çatarak, "Ne yaptığını sanıyorsun." dedim. Sarp'ın dudakları muzip bir çekilde sağa doğru kıvrıldı, gamzesine işaret parmağımı bastırıp içine gömmek istedim. "Üzerime düşen sensin ben mi ne yaptığımı sanıyorum." dedi. "Beni sen düşürdün." dedim. O an yine gözlerim dövmesine değdi, "Gözüm gönlüm bayram ediyor demiyorda, senin yüzünden oldu diyor." dedi Sarp. Karamel ve tarçın kokuyordu.

Hava aydınlanmış, sabah olmuştu. Geceyi amcamın yanında olmakla geçirdiğimiz için, eve geldiğimizde hava yeni yeni aydınlanmaya başlıyordu. Şuan da ise tamamen aydınlanmıştı.

Sarp'ın dediği ile, "Alakası yok" dedim. "He aynen, kalksana kızım." dedi. Tam söylenerek kalkıcaktım ki merdivenden gelen ses ile Sarp ile ikimiz aniden ona döndük. Aliş ve Aras yan yana duruyorlardı. Aniden Sarp'ın üzerinden kalkıp ondan uzaklaştım. Aferin Sare açıkla şimdi yanlışlıkla düştüğünü, sanane yani tavanın kelebek resimli olmasından yat zıbar. Ayıkla şimdi pirincin taşını.

Aliş, "Sarp abi valla su içmeye gelmiştik, bölmeyelim biz." deyip uyku sersemliği hâli ile yukarı gözlerini kapatıp çıkmaya çalışırken yanlışlıkla düşmemek için Aras'a tutundu, o anda ikisi birlikte popo üstü merdivene oturdular. Aras kısık bir ses ile küfür mırıldandı ve "Sarp yani kardeşim sizde yani. Hadi bu salak, sizde bunun göreceği yerde..." diye devam ediyordu ki Aliş, "Aras abi elimden tut gözlerim kapalı yukarı çıkar." dedi. Aras mala bakıyormuş gibi Aliş'e baktı, "Sen sanki filmde hiç +18 sahne izlemedin dimi salak. Ayrıca aç gözlerini bir şey yapmıyorlar." dedi. Aras sanki Aliş'in babasıymış gibi davrandığı için aniden gülesim gelmişti.

Sarp'ın bana baktığını hissettim ama aniden gülmemi durdurdum. Aliş gözlerini açtı ve ikimize bakmaya başladı. Koltuğa oturup konuşmaya başladım, "Bakın biraz önce düşündüğünüz gibi bir şey olmadı. Ben odama çıkmıştım, tavan dikkatimi dağıtınca buraya hesap sormaya geldim ve Sarp beni yana itmeye çalışırken yanlışlıkla onun üzerine düştüm. Başka bir şey değildi." dedim. Bir anda hızlı hızlı anlatmaya başladığım için gözlerimi kapatmıştım açınca ise Sarp'ın koltuğun koluna dayalı bir şekilde olduğunu ve gülmemek için elini ağzında tuttuğunu gördüm. Aliş ve Aras ise boş boş bakıyorlardı.

Aliş, "He aynen Sare abla bu anlattığına sen inandınmı. Tavan dikkatini dağıttı diye abime hesap sormaya geldin. Benim gördüğüm kadarıyla tavan değilde abim dikkatini dağıtmış görünüyordu. Adamın dövmesini baştan aşağı süzdün çünkü." dedi. Aras'a baktım. "Umarım öyledir Sare, tavan dikkatini dağıtmıştır." dedi. Al işte o da inanmıyordu. Alnıma bir şaplak attıktan sonra Sarp'a baktım, "Sen varya sen kendini öldün bil artık hep senin yüzüne oldu." dedim. Sarp omuzlarını silkerek büyük ahşap dolaba doğru yürüdü. İçindeki birayı çıkartıp açtı ve kristal bardağa doldurdu.

Koltuğa cenin pozisyonunda yatıp bacaklarımı iyice kendime çektim. Aras ve Aliş konuşarak yukarı çıktılar. Kirpiklerim sanki gözlerime bıçak saplıyor gibiydi. Uykuya daha fazla dayanamayıp karanlığa çekilmeden önce, "Sarp" dedim uykulu bir ses ile. Efendim anlamında bir mırıltı çıkardı. "Allah belanı versin."
"Seni verdi." dedi o da. "Sarı çiyan." dedim uykulu uykulu.
En son duyduğum şey "Zıbar zebaniye." deyişi oldu.

𖹭

Hani derler ya; yaşarsın izi kalır. Yaşamazsın içinde sızı kalır. Dünya böyle bir yer işte. Ne yaparsan yap her zaman sen acı çekersin. Sivri bıçaklar gibidir bazı insanlar, uykularınızın arasında soluk soluk sizi keserler. Nefes alamazsın böyle o derece. Kalbin çarpar. Güm. Güm. Güm.
Işıklı yıldızlı elleri,
Karanlığımda.
Bir okyanus derinliği.

Yaşam kabuk oluşturmaktır. Tekrar tekrar kanattığın bir yaradan kabuk bağlamasını isteyemezdin.

Ev isteyen kadın, evin bir gün başına yıkılacağını aklına getirmedi.
Ve son. Ev yandı. Kül oldu. Külü kaldı.
Tıpkı kadının derisindeki izler gibi.
Bazı boşlukların içi dolmaz.

Aniden uyanmam ile etrafımdakilere baktım. Üzerimde bir yorgan vardı, boynumdan beri terlemiştim. Salonda hepsi oturmuş resmen bana bakıyorlardı. Ben aniden nefes nefese uyanınca odak noktaları ben olmuştum. Kumral saçlarımın perçemleri alnıma yapışmıştı. Aniden ayağa kalkınca ufak bir şekilde tökezledim, hepsi birlikte ayağa kalkmıştı fakat elim ile durdurmuştum.

Kendime geldiğimde hiçbirine bakmadan merdivenlerden yukarı çıktım. Banyoya girip kapıyı kapattım. Üzerimdekilerden kurtulup soğuk bir suyla duş aldım. Suyun her üzerime damlaması ile tenim işkence çekiyordu sanki ama bu beni kendime getirmişti.

Tekrardan dün üzerime giydiklerimi giyip aşağı indim. Hepsi hâlâ aynı şekilde oturup konuşuyorlardı.

Yıldızını kaybettin küçüğüm. Ve şimdi istesende artık bulamayacaksın. Kendinde olanı başka bir yerde aradığın için. Soğuk, gözlerim üşüyor. Ceket giysem bile hiç geçmeyecekmiş gibi. Sanki hiç hiç üzerinden gitmeyecekmiş gibi. Sana yalan söylemeye devam edecekler küçüğüm.

Önüme sandaviçin konulması ile irkildim. Boş bakışlarımı önüme sandaviçi koyan Aliş'e çevirdim. "Sare abla öğlene kadar uyudun. Biz yedik yemeğimizi sende ye. Bak ben yaptım onu." dedi. Bunu o kadar küçük bir çocuk edasıyla söylemişti ki elimle sandaviçi alıp yemeye başladım.
Hepsinin bakışları benden uzaklaştı, sanırım ben rahatsız olmayayım diyeydi.
Diğerleri konuşurken İzlin'in bana baktığını gördüm. Ellerini hareket ettirerek bana bir şeyler söyledi.
Çok güzelsin.
Demişti beden diliyle. Gülümsemeye çalışarak bende beden dili ile, sende çok güzelsin demiştim.

İzlin tatlı birisydi. Normalde konuşarak ona cevap verebilirdim fakat diğerlerinin dikkatini çekmemek amacıyla bir şey demedim. Sandaviçi bitirdiğimde doyduğumu hissettim.

"Akşam gideceğimiz yerde uyuşturucu satıyorlar. Küçük çocukları bile bile zehirliyorlar." dedi. Dikkatimi verip dinlemeye başladım. "Senin baban yapıyor bu pis işleri de." dedi Kumsal. Benim babam. O benim babam değil. Babalar kızlarını korur, acımasız olmaz.

Sarp ortamdaki gerginliği dağıtmak amacıyla, "Akşama çok var daha kalkın gidiyoruz." dedi. Kimse sorgulamadan ayağa kalktı. Benimde sorgulayacak hâlim yoktu.

Herkes motoruna ya da arabasına binip önden gitmeye başladı. Demek ki gidecekleri yer her zaman belliydi. Aras ve İzlin çiftine bakışlarım kaydı. Aras gülümseyerek yaklaşıp İzlin'in çenesinden öpmüştü. Ardından ise İzlin'in kaskını takmıştı. Bu adam gülümsermiydi. Aşk ne garip bir şeydi.

Sarp koluma hafifçe dokunup, "Geliyormusun gelmiyormusun tırtıl." dedi. Kaşlarımı çatıp, "Sare ismim, tırtıl değil anla artık şunu." dedim.
"He aynen." dedi Sarp. Sarı çiyan.

Bugün hava normadi. Dün o kadar kar olmasına rağmen nasıl geri erimişti aklım ermiyordu ama erimişti işte. Hatta bir kaç saat önce yağmur yağdığı yerdeki gri izlerden belli oluyordu. Sarp motora kasksız binince, "Kask takmayacakmıyız." dedim. "Yo" dedi. Ağzım açık bir şekilde bakmaya başladım. Elindeki diğer deri ceketi bana fırlattı ve "Giy şunu." dedi. Çok kibarsın, eksik olma beni düşündüğün o kadar çok belli oluyor ki sarı çiyan.

Giydikten sonra hâlâ bir kask bekliyordum ki, Sarp motoru çalıştırınca aniden motora atladım. Dağın başında tek başıma burada soğukta bekleyemezdim. Arkasına binince saçlarımı toplamak için arkaya uzandım. O esnada motoru çalıştırdı, kafasına hafifçe vurarak, "Deli misin saçımı topluyorum bekle, kaskta vermedin saçım yüzüme mi uçuşsun." dedim. Motorun camından bana bakıp, "Kafama vurmayı ödeteceğim sana." dedi. Gözlerimi devirerek omuzlarından tuttum. Motoru aniden çalıştırınca kalbim gümleyerek uçtu sanki. Omuzlarını tutmayı bırakıp beline tutundum. Rüzgar yüzümüzü yalayıp geçiyodu. Yüzü geçtiğine emindim. "Salakmısın sen yavaşla." dedim. Beni dinlemedi sanki daha da hızlandırdı. Hızı seviyordum ama ölümüne değil.

"Hız özgürlüktür tırtıl, çok mu korktun." dedi.
"Senin hızın seni tahtalı köye yollayacak, ayı." dedim. Ayı diyince sanki daha da katladı hızı. "Ay!" dedim. Aynada gülümsediğini görebiliyordum. Tırnaklarımı tişörtüne bastırıp tenini acıttım.
"Allah! Yeter geri zekalı yavaşla." dedim.

"Ne o iman girll oldun bir an." dedi. Keyif alıyordu şeytanın yavrusu. "Ya salak mısın sen." diyerek bağırdım. Yokuş aşağı indikten sonra tümsekten kısa bir uçuş gerçekleştirince çığlık attım. "Allah! Bismillah!" dedim. Sarp, "Bak hız Allah'ı hatırlatır. Ne güzel bir şey ya bu hız. Yaşayan ama ölü bir kişiyi imana getirdi." diyip kahkaha attı.

Her tırnağımı ona batırıp sıkıca sarıldıkça kasıldığını hissediyordum. Şuan benim kadar rahatsız olamazdı. Yüzümü sırtına dayayarak, bitmesini bekledim. Motor aniden durduğunda indim ve yere çöktüm. Sarp bana gülerek motorun yanında bakıyordu. Gamzene yumruk atacağım Sarp. İlk gelen biz olmuştuk, bu hızla tabii ilk gelen biz olurduk. "Şuan üzerine kusmak istiyorum." dedim. "Ha ha çok korktum." dedi. Aniden sinirlice yürüyüp gülümseyen yüzüne elimin tersiyle bir tokat attım. Başı yan tarafa doğru düşünce, "Umarım bir daha rahatsız olduğum şeyleri yapmazsın." dedim. Sarp'ın kızmasını beklerken aksine gülerek yüzüme baktı. "Zayıfsın filan ama bileğin güçlüymüş tırtıl." dedi. Allah'ım bana sabır ver, katil olacağım yoksa.

Gözlerimi devirdim, o da taklidimi yaparak gülümserken gözlerini devirdi. Bir kanalizasyon kapağının önünde durduğumuzda, Sarp cebindeki anahtarı çıkarıp deliği açtı. Ne yapıyordu bu adam böyle. Delikten içeri girdi, "Arkamdan gel" dedikten sonra gözden kayboldu. Neden bilmiyorum ama hiçbir endişe duymadan arkasından deliğin içine girdim. İğrenç bir yer bekliyordum ama bu kanalizasyon kapağı beni gayet düzgün eğlenceli bir yere getirmişti. Delikten ilk içeri atladığımda demir bir kaydıraktan kaymıştım. Bir tarafta bowling yeri vardı diğer bir tarafta ise bilardo vardı. Basketbol sahası bile vardı. Hedefe atış oyunu da en köşede silahlar ile birlikte duruyordu. Durduğum duvarın köşesine çöküp oturdum.

"Ne yapıyorsun, kalkıp oynasana buradakilerle." dedi Sarp. O esnada diğerlerininde geldiğini gelen seslerden duydum. Tolga, Aliş,Akay ve Tan direk olarak basketbol sahasına gitmişlerdi. İzlin ve Aras ise atış yapıyorlardı. Kumsal ve Yenza da bowlin oynamaya karar verip oraya doğru yürümeye başladılar.

Bilardo masasına doğru yürüdüm ve ince çubuğu elime aldım. Oynamayı bilmiyordum ama denemekten zarar gelmez. "Hah! Bak şimdi şeytanı tüfekle taşlamaya çalışan hacca gitmiş nenelere benzedin." diye Sarp'ın sesini duyunca alnıma bir şaplak attım. Allah'ım sabır ver.

"Bilardo oynamayı biliyormusun tırtıl." diye Sarp'ın seslerini duyunca ona doğru döndüm. "Hayır bilmiyorum" dedim. "Öğrenmek istermisin?" diye bir soru sorunca sessiz kaldım. Hayır demedim çünkü öğrenmek istiyordum, merak ettiğim bir oyundu. Bir anda elimden tutup beni ayağa kaldırdı, bilardo masasının önüne geldiğimizde "Oyun, 2 kişi ya da 2 takım olarak ve bantlı veya bantsız olarak oynanabilir. Oyunun amacı oyuncunun kendi grubundaki tüm topları ve en son olarak da siyah topu deliklere sokmaya çalışmaktır. Oyun, toplar dizildikten sonra beyaz topa masanın ilk çeyrek çizgisinden, oyuncunun seçtiği bir açıdan vurmasıyla başlar." dedi Sarp. "Bu elimizde tuttuğumuz çubuğa da ıstaka denir, ıstakanın ucunada tebeşir adı verilir." dedi.

Istakaya tutunmuş iki beden. İkiside birbirinden ölü olan.

Tam yanında durup onun anlatışını izlerken bileğimden hafifçe tutup beni tam önüne geçirdi, "Buraya gel sana nasıl yapacağını göstereyim." dedi. Ben ıstakayı tutarken o da bileklerimden tutuyordu, biraz daha bilardo masasına eğilince bedeni bedenime dayandı ve beyaz topu vurması ile oyunu başlattı. Bunu bir kaç kez daha tekrar etti. "Öğrendin mi" dediği an nefesi boynuma değdi, saçlarım bozulduğu için yüzümün iki yanına gelmişti. Tam cevap verecektim ki Sarp, "Dur bir dakika, sen... Benim şampuanımdan mı kullandın." dedi.

"Ne... Yani evet sabah aniden elime geçen ile duş aldım." dedim.
"Öyle mi" dedi.
"Öyle"
"Öyleymiş" dedi o da. Sanırım bu aramızda anlaşma şekli gibi bir şey olmuştu.
"Yakışmış" diye kısık bir ses ile aniden söyleyince ağzımdan sadece, "Ha" kelimesi çıktı. "Kül kokmandansa şampuanımın kokusu saçlarına ve üzerine yakışmış demek istedim. Yanlış anlama yani." dedi.
"Ha. Yok yanlış anlamam." dedim. Türkçeyi unutmuşum gibi ha demeye başladım yine.

Istakayı elimden bıraktım ve ondan uzaklaştım, birine yakın olmayı sevmiyordum, bir şey yaparken birinin beni izlemesini de sevmiyordum, çünkü kulaklarıma kadar kızarıyordum.
"Domates olmuşsun. Utandın mı sen tırtıl" dedi. Kaşlarımı çatarak, "Ha ha ha çok komik." dedim.

Gözlerimi devirip Aras ve İzlin'in yanına doğru ilerledim. İkisi mutlu bir şekilde atış yapıyorlardı. Sarp'ın aniden yanımda sesini duyunca, "Sen neden her zaman benim dibimde bitiyorsun gitsene uzağa." dedim.
"Deliye bak dağdan gelmiş bağdakini kovuyor." dedi. Mekan senin olmasa ben diyeceğimi biliyordum da neyse. İzlin Aras ile konuştuktan sonra koşarak Kumsalların yanına gitmeye başladı. Aras'da diğerleri ile basketbol oynamaya başladı.

"Sen şimdi kesin atış bile atamıyorsundur." dedi. Beni küçümsemesi ile gözlerimi devirdim. "Bununla iddiasına bile girerim seninle." dedim. Sarp'ın bir kaşı kendiliğinden havalandı, "Demek öyle minik tırtıl, o zaman iddiya varım. Üç tane üst üste atışı yap..." diye devam ediyordu ki sözünü kesmem ile susmak zorunda kaldı. "Üç tane üst üste atış yaparsam sende bana üç tane karam çikolata alacaksın. Anlaştık mı." dedim. Sarp'ın dudakları muzipçe kıvrıldı ve "Anlaştık, hadi at bakalım. Ama bir tanesini bile isabet ettiremezsen üç tanesinin birinden bile alamazsın." dedi. "Kabul" diyerek elime silahı aldım.

Sarp bir yanda kollarını birbirine geçirmişti. O çikolataları alacağım.

Kulağımda tuhaf bir ezginin sesi çalmaya başladı. İçinde balerin dans ediyordu, piyanoyu çalanda bendim. Aynı zamanda balerinde.
─ ⊹ ⊱ ☆ ⊰ ⊹ ─
Bölüm sonu sevgili okuyucum. ⭐🎀