6. bölüm · İntizar

6.Bölüm: Fikrimin geceleri

Yağmur Aktaş

─ ⊹ ⊱ ☆ ⊰ ⊹ ─
Hafif acılar hiçbir zaman susmazlar,
ama derin acıların dilleri kesilir kanar.
Derin acılar dilsizdir.
─ ⊹ ⊱ ☆ ⊰ ⊹ ─
Kesilen avuç içlerin ve derilerin ile kanayacaksın. Beyaz zemin kanının rengine boyanacak, beyazmı içine çeker metalik kokulu kanı, yoksa kan mı beyazı içine hapseder? Yerinden kalkamayacak hâle geleceksin, bileceksin yarınının böyle olmayacağını ama ağlamaya devam edeceksin. Bir gün öleceksin, derinin üzerindeki kanadığın seninle beraber mezarına gelecek.

Geçen görünmeyen iz bile geçmiyor. Hatta onlar daha çok acıtıyorlar. Ve sessiz kalacaksın, izin acısa bile...

Can çekişmek nedir? Dilinin ucunu ısırıp kanattığın, kanının ağzını dikişleyip mühürlediği, düşününce çok şeyi anlatabileceği, ama konuşsa da hep yarım kalacağı, susmaktır. Can çekişmek duyulmak istediği en çok şey olan ama susulandır.

Ve insan çoğu zaman sustuğu hâlde can çekişebilir.

Geldi ve gitti.
Ve kadın aslında hiç gelmemiş bir adamın gidişine şahit oldu. Ağladı.
Bazen her bir damla gözyaşı, yağmurla eşdeğer bir şekilde akabilir.

Beni kendime getiren şey Sarp'ın erkeksi sesi ve omzuma dokunuşu oldu. "Çok fazla dalıyorsun bir yerlere." dedi. "Olabilir" dedim ifadesiz bir şekilde.
"Öyle mi"
"Öyle" dedim.
"Öyleymiş" dedi o da gülerek.

Amcamı bu şekilde tuttuğu için keyifliydi sanırım. Gamzesine gözlerim takıldı yine yeni ve yeniden. Sarp ayağa kalkıp elindeki tabağı önüme koydu. "Seni aç bırakacak kadar gaddar değilim merak etme. Aç olduğunu bildiğim için bir şeyler hazırlamıştım." dedi. Gerçekten aç olduğum için önümdeki sandaviçi elime alarak gözlerimi devirdim, "Allah razı olsun ya eksik olma." diyerek sandaviçi yemeye başladım.

Aniden elektirikler kesilince elimdeki sandaviçi bırakıp ani bir refleks olarak karşımda oturan Sarp'a yanaştım. Şuan tam olarak onun dibindeydim, botu botumun ucuna değiyordu. "Minik tırtıl bana şuan karanlıktan korktuğunu söyleme." dedi. "Hayır ani bir refleksle oldu, özür dilerim." dedim. "Dileme" dedi aniden.
"Ne"
"Elinde olmayan şeyler için özür dileme tırtıl." dedi.

Sarp yan taraftaki bilgisayar masasının üstünden bir şeyler aramaya koyuldu. Karanlık olduğu için onu göremiyordum. Bir anda ikimizin tam ortasında bir ışık belirince bunun çakmak olduğunu anlamam çok uzun sürmedi. Sarp çakmaktan yükselen ateşi yüzüme doğru biraz daha yaklaştırarak baktı, "Çok garip" dedi. "Anlamadım."
"Gözlerin diyorum çok garip. Daha biraz önce elektirikler varken gözlerin kahverengi görünüyordu. Şuan da ise gözlerin yeşile çalan bir sarı." dedi.
"Ela'dır rengi ondandır bence." dedim. Gülerek daha dikkatli bakmaya başlayınca sinirden bende gülerek,

"Klasik bir ela göz işte niye bu kadar değişik geldi sana anlamadım." dedim. Kendi kehribar gözlerinden haberi yoktu sanırım. "Gördüğüm en güzel ela göz olabilir Sare." dedikten sonra çeneme baktı. Daha sonra nereye baktığını farkedemeden öksürüp biraz geri çekildi. "Güzel yani dediğin gibi normal ela gözler." dedi.
"Öyle mi" dedim.
"Öyle"
"Öyleymiş" diyerek dudaklarımı birbirine bastırarak gülmemeye çalıştım.

Sarp bana ters bir şekilde bakıp, "Benim laflarımı çalmayı bırakıp, yeni bir şeyler mi üretsen." dedi. "Yok ben kopyala yapıştır yapıyorum." dedim.
"Belli o zebaniye" dedi. Sarı çiyansın işte sende.

Tam bir şey söyleyecekken elektirikler aniden geldi. Sarp ise çakmağı kapatıp tekrardan masanın üzerine koydu. Amcam uyanmıştı. "Neredeyim ben, çıkarın beni buradan. Ah!" diyerek hareket ettiği için canı acımıştı. "Sare Asrin ben hatırlatırım en son benimle dans ediyordun." dedim. Sarp kısık bir ses ile "Sanırım dans ederken bir anda bayılan o kadınım demek istedin." dedi, ona gözlerimi devirip amcamı izlemeye başladım. Raif'in ilk önce göz bebekleri büyüdü ve kurtulmaya çalışarak hareket etti. Ama bu yaptığı onun canını daha çok acıttı.

"Seni sürtük! Amcanın karşısına yıllar sonra çıktın demek. Nasıl da şüphelenmek istemedim senden. Ama anladım biliyormusun, her insanda bir yaşama karşı ifade olur, ama sende o yoktu. Küçükkende aynıydın sen Ahsa'da en azından yaşama bağlılık vardı. Ölüsün sen. Bana her ne yaparsan yap sen bir ölüsün! Sürtük!"diyerek bağırmıştı. Tırnaklarımı avucumun içine batırdım, vücudumda gezen kan bir zehirdi. Dolaştıkça beni öfkelendiren bir zehir.

"Benim nasıl göründüğüm sence benim şuan umrumdamı. Birazdan ölecek birisi için fazla boş ve gereksiz konuşuyorsun, son sözlerinin bunlar olmasını istemezsin." dedim. O an amcam bedenindeki düzeneği baştan aşağı inceledi, derisine geçirilmiş olan halkalar buradan bakılınca hemen kopacak gibi duruyordu ama öyle değildi, parçalanarak kurtulabilirdi.

"Ya da Raif Asrin, oyunu oynar ve kurtulursun. Zaman senin ben buradan bir dakika sonra çıktıktan sonra bedenine geçirilimiş olan halkalardan, vücuduna zehir akıtılacak. Seçim senin." dedim. Bana bu düzeneği Sarp anlatmıştı.

"Seni sürtük!" diyerek bağırdı amcam. Bana sürtük derken kendi kendisinin ne olduğundan haberi yoktu sanırım. "Sürtük! Sürtük!" diyerek bağırmaya devam ediyordu. O anda Sarp benim önümdeki mikrofona doğru eğilip, "Susup kurtulmaya çalışacakmısın yoksa ben senin dilindeki sürtük kelimesini senin üzerinde deneyip seni yerlerde süründüreyim mi. Cevabı ben duyar gibi oldum sanki ama, neyse sen kurtulmaya çalış o zaman." dedi. Sesi soğuk ve keskindi.

Bunları bir anlık sinirle söylediği için kehribar göz bebeği küçülmüştü. Sinirlenince göz bebeği küçülüyordu. Sürenin başladığını bildiren tik tak sesleri ile amcam önce bir kaç kez bağırdı. Fakat daha sonra canı acısada halkalardan birer birer kurtulmayı başardı. Kolundaki halkaları çıkarmıştı, ve kanlar akıyordu. İlk başlarda bağırdığı için sürenin otuz saniyesini kaybetmişti. Bir anda süre bitince çıkan ses ile gözlerimi kapattım. Amcam halkalardan tamamen kurtulmayı başaramamıştı. Gözlerimi açtığımda, vücudunun neredeyse parçalandığını söyleyebilirdim. Bağırsaklarını yerde gördüğüm an bu görüntüyü daha fazla midem kaldırmadı ve ayağa kalkıp kapıyı açıp çıktım.

Sarp'da arkamdan montunu giyip geldi. Yağmaya devam eden kara o da benim gibi hemen yanımda bakmaya başladı.
"Ne oldu, üzüldün mü amcan için." dedi.
İfadesiz bir şekilde yüzüne baktım, "Yaşayan birisi için fazla ölü bakıyorsun tırtıl. Amcan haklı." dedi. Tırnaklarım avucumun içini kanatırken, elimin tersi ile burnumu ovaladıktan sonra ne düşünür demeyerek arabaya ilerledim. Sürücü koltuğunun yan tarafına oturduktan sonra Sarp arabayı sürmeye başladı.

Fikrimin geceleri yine dönüp dolaşıp bana başladı. Her yerde her şeyde bir ayrılık var.

"Amcam ben küçükken benim hayallerimi öldürdü. Aslında bir defa değil, iki defa gördüm amcamı ben küçükken. İlk geldiğinde elinde bir bebek vardı, elimdeki bilekliği istemişti karşılığında." dedim. Yutkundum.

"Vermedim. Bileklik annemindi." dedim. Bana arabayı sürerken baktığını hissettim ama ona bakmadım. "İkinci defa geldiğinde de bu sefer ileri gitti. Anneme yakınlaştı. Benim en büyük hayalim daha küçücükken bir aile olabilmekti. Bilirdim aslında o yaşımda bile bir ailemizin olmadığını. Gözyaşının olduğu yer aile olmaz. Ailenin olduğu yerdede gözyaşı olmaz. Babam gördü sonra amcamın anneme yakınlaşmasını. Zaten annemle boşanmak istiyordu, bu gördüğü şey ile de evde kıyamet koptu. Babam çekip gitti, amcamda bir daha bize uğramadı. Çünkü amcam anneme iftira atarak ortadan kaybolup gitti. Onun anlatımına göre her şeyin suçlusu annemdi, baştan çıkarmış onu. Annem dilsiz kaldı o an bilmiyorum belki de korktu amcamın yaklaşmasından. Bende küçüktüm her şeyi gördüm ama konuşamadım. Çünkü inanmazdı babam, koymuş bir kere aklına gitmeyi ya, durduramaz kimse."dedim.

Kanayan avucumdaki her bir kan kalbime aktı. Oradanda zihnime hücum etti, ölen ölüyor ama için soğumuyor.
Bir çocuğun hayallerini mahvetmek, öldürmekte bir cinayettir.

"İçinde bir gram üzüntü olmadı değil mi tırtıl." dedi. Kafamı iki yana salladım.

Araba durduğunda geldiğimizi anladım. Sarp, kapıyı bir anahtarla değilde bir kart ile açtı. Büyük zemini parke olan salona giriş yaptık. Merdivenlerden yukarı çıkacakken, Sarp'ın sesini işittim.
"Uyuyacakmısın" dedi.
"Uzanacağım" dedim.
"İyi geceler o zaman" dedi.
"Olmasın"
"Ne"
"İyi bir gece olmasın."
"Öyle mi"
"Öyle"
"Öyleymiş" dedi o da.

Odaya girdiğimde Sarp'ın kıyafetleri ile sırt üstü yatağa uzandım. Bu odanın tavanını niye böyle kelebek resimli yapmışlardı. Yani dram yapıp düşünmeme engel oluyordu resmen bu tavan. Kendi odamdaki beyaz klasik tavanın gözünü seveyim.

Ayağa kalktım ve kaşlarım çatık bir şekilde aşağı indim. Sarp tekli koltuğa oturmuş elindeki birayı içiyordu. Üzerinde bir şey yoktu altında ise siyah pantolonu vardı, sarı saçları dağınıktı. Omzundan başlayıp göğüsüne inen dövme dikkatimi çekse de sinirli bir şekilde ona ilerleyip tam karşısında durdum. "Bu odamdaki tavan neden böyle kelebek resimli." dedim. "Niyeymiş o"
"Dikkatimi dağıtıyor, uyuyamıyorum." kısılmış gözleri ile beni baştan aşağı süzdükten sonra, "Uykusu olan insan isterse tavan olmasın, gider bankta bile uyur, senin uyumaya niyetin yok tavan dikkatimi dağıtıyor diye bahane üretiyorsun." dedi Sarp. "Ben sorumun cevabını alamadım yalnız." dedim.

"Cevap filan falan yok, git zıbar kızım gece gece git başımdan." deyip ayağıyla beni yana itmeye çalışırken yanlışlıkla tökezleyip üzerine doğru düştüm. İki elim çıplak göğüsüne yaslanmış, bir dizim yere doğru uzanırken diğer ayağımın diz kapağı baldırına dokunuyordu. Çekik kehribar gözleri benim yüzümü esir etmeye başladı.

Ve işte kadın o an kaybolmuş cennetini buldu. Ateşe gireceksin ama yanmayacaksın. Bir çift güneşi andıran göz kadını içerisine hapsetti, ama yakmadı.
─ ⊹ ⊱ ☆ ⊰ ⊹ ─

Bölüm sonu sevgili okuyucum 💗🎀

İnstagram hesabı: y_asteeria