10. bölüm / 15
İntikamın Güneşi8. Bölüm: Hayat şartları
Bölümler 15Şu an: 8. Bölüm: Hayat şartları
- 1 Tanıtım137 kelime
- 2 1. Bölüm: Ayrılık1.165 kelime
- 3 uyarı!35 kelime
- 4 2. Bölüm: kaçamak438 kelime
- 5 3. Bölüm: yasaklı yollar813 kelime
- 6 4. Bölüm: Boz timi1.761 kelime
- 7 5. Bölüm: Zamanın hatıraları634 kelime
- 8 6. Bölüm: Hasret ve hırs1.147 kelime
- 9 7. Bölüm: Sanat eseri406 kelime
- 10 8. Bölüm: Hayat şartları1.063 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 9. Bölüm: açılan sır/sezon finali430 kelime
- 12 10. Bölüm: Hayat felsefesi/Yeni sezon892 kelime
- 13 11. Bölüm: Yeni Düzen823 kelime
- 14 12. bölüm: kavurucu sıcak450 kelime
- 15 13. Bölüm: Acı Gerçekler756 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
16 yıl önce
Bekir:
Askerî karakolda komutanın gelmesini bekliyordum.
İki dakika sonra kapı açıldı. Komutan içeri girdi.
— Merhaba, Luca. Nasılsın?
Almanyalı olduğum için Türkçem iyi değildi.
— İyi değilim. Annemi, babamı, abimi istiyorum ben.
— Seni anlıyorum, Luca. Aileni bulmak için elimizden geleni yapıyoruz, merak etme. Ama senin dinlenmen lazım. Bak, birazdan bir amca gelecek, seni evine götürecek. Orada biraz dinlen. Bir gelişme olursa seni bilgilendiririz.
Ağlayarak:
— Ben gitmek istemiyorum. Ailemi bulmak istiyorum.
Birkaç dakika sonra Kapı ağır ağır açıldı.
İçeri, uzun boylu, sert bakışlı bir adam girdi. Omuzlarındaki siyah aba, yüzündeki derin çizgiler kadar ağır görünüyordu. Onu daha önce hiç görmemiştim.
Komutan ayağa kalktı.
— Geldiniz.
Adam sadece başını salladı. Tek kelime etmeden bana baktı. O bakışta ne şefkat vardı ne de öfke… Sadece taş gibi bir ciddiyet.
Ben korkuyla sandalyeye daha sıkı tutundum.
Tam o sırada karakolun avlusundan askerlerin sesi yükseldi. Hep bir ağızdan söylüyorlardı:
“Dumanlı tepeleriz, vatanın bağrında biz can veren neferleriz…”
Ses koridorlarda yankılanırken gözlerim doldu. Ailemi hatırladım.
Komutan omzuma hafifçe dokundu.
— Hadi evlat… Güvendesin.
Ben ise kapıdaki yabancı adama bakarak fısıldadım:
— Ben… Bu amcayla gitmek istemiyorum.
Adam yanıma kadar geldi. Dizlerinin üzerine eğilmedi, başımı okşamadı. Sadece sert ama kararlı bir sesle konuştu.
— Ayağa kalk, evlat. Burada daha fazla kalamazsın.
On dört yaşındaydım. Ne annem yanımdaydı ne babam…
Gözyaşlarımı silmeden başımı iki yana salladım.
— Ben gitmeyeceğim…
Komutan derin bir nefes aldı.
— Luca, bize güven. Şimdilik en güvenli yer onun evi.
Yabancı adam arkasını döndü, kapıya doğru yürüdü.
— Geliyorsan gel. Gelmiyorsan da karar senin.
Avludan yükselen asker sesleri bir kez daha kulaklarımda çınladı:
“Dumanlı tepeleriz, vatanın bağrında biz can veren neferleriz…”
Titreyen bacaklarımla ayağa kalktım. Bavulumu elime aldım ve adını bile bilmediğim o sert adamın peşinden karakoldan çıktım. O an, hayatımın tamamen değişeceğini bilmiyordum.
Karakolun demir kapısından çıktığımızda siyah bir jip bizi bekliyordu. Sert adam arka kapıyı açtı.
— Bin.
Sessizce içeri oturdum. Motor çalıştı, araç ağır ağır uzaklaştı.
Yaklaşık yarım saat sonra büyük bir konağın avlusuna girdik. Jip durduğu anda kapı açıldı. İçeriden, elinde bez bebeği olan dört yaşlarında küçücük bir kız koşarak çıktı.
Kahkahası avluyu dolduruyordu.
— Amca!
Sert adamın yüzündeki ifade ilk kez yumuşadı. Küçük kızı kucağına aldı.
— Dikkat et, Sema Sultan.
Ben şaşkınlıkla onları izliyordum. Kızın iri ela gözleri bana çevrildi. Kucağındaki bebeği sımsıkı tutup masum bir gülümsemeyle sordu:
— Sen niye ağlıyorsun?
Cevap veremedim.
Sema Sultan yavaşça yanıma geldi, bez bebeğini bana uzattı.
— Al… Üzülme.
O an, yıllardır ilk kez içimde küçücük de olsa bir sıcaklık hissettim.
Günümüz
Bekir, kâğıdı cebine koyduktan sonra uzun süre sessiz kaldı. Başını kaldırdığında bakışları doğrudan Baran Usta’ya çevrildi.
— Demek sonunda zamanı geldi…
Babam sert bir sesle sordu:
— Neyi saklıyorsun, Bekir?
Bekir cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
— Ben size anlatmak istemedim. Çünkü bazı gerçekler anlatıldığında insanın hayatını geri dönüşü olmayan bir şekilde değiştirir.
Melek ile Ecrin, odanın açık penceresinden bahçeyi izlemeye devam ediyordu. Ecrin, Melek’in koluna tutundu.
— Abla, sence Bekir ne saklıyor?
Melek gözlerini aşağıdan ayırmadan fısıldadı:
— Bilmiyorum… Ama Adrian’ın adı geçtikten sonra yüzünün değiştiğini gördün mü?
Aşağıda Bekir konuşmaya devam etti.
— On altı yıl önce ben bu konağa geldiğimde henüz on dört yaşındaydım. Ailemi kaybetmiş, kim olduğumu bile doğru düzgün hatırlamayan bir çocuktum. Mirzan Ağa beni buraya getirdi. Bana sahip çıktı.
Bekir, cebindeki kâğıda birkaç saniye daha baktı. Ardından başını kaldırıp Baran Usta'ya döndü.
— Bu kâğıdı neden şimdi getirdin?
Baran Usta'nın yüzü ciddileşti.
— Çünkü artık saklayacak zaman kalmadı.
— On altı yıl boyunca sakladın. Şimdi ne değişti?
— Değişen şu, Bekir. Geçmişin kapısı yeniden açıldı.
Bekir'in çenesi gerildi.
— Ben geçmişimi kapattım.
Baran Usta başını iki yana salladı.
— Hayır. Sen sadece üzerine bir kapı kapattın. İçeride ne olduğunu hiçbir zaman unutmadın.
Yukarıdaki odada Melek ile Ecrin hâlâ pencereden aşağıyı izliyordu.
Ecrin fısıldadı:
— Abla, neden sürekli Adrian'ın adını söylüyorlar?
Melek gözlerini Bekir'den ayırmadı.
— Bilmiyorum. Ama Bekir'in o ismi duyduğunda neden böyle değiştiğini anlamak istiyorum.
Ecrin sessizce başını salladı.
Aşağıda Bekir, kâğıdı yeniden cebinden çıkardı.
— Baran Usta, bu kâğıtta yazanların hepsi doğru mu?
— Evet.
— Kanıtı var mı?
Baran Usta, deri kaplı defterini açtı.
— Kanıtı burada.
Bekir bir adım yaklaştı.
— O zaman neden bana yıllar önce vermedin?
Baran Usta'nın bakışları sertleşti.
— Çünkü o zaman on dört yaşındaydın.
Bekir bir anda sustu.
Bu söz, geçmişte unutmaya çalıştığı bir kapıyı yeniden açmıştı.
— O günleri hatırlamak istemiyorum.
— Ama hatırlamak zorundasın.
Bekir başını iki yana salladı.
— Hayır. Ben o çocuğu çoktan öldürdüm.
Melek bu sözleri duyunca ürperdi.
Ecrin ona döndü.
— Ne demek istedi?
Melek cevap vermedi.
Bekir'in gözlerinde yıllardır taşıdığı öfkeyi görmüştü.
Baran Usta, defterden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı Bekir'e uzattı.
Bekir fotoğrafı gördüğü anda donup kaldı.
Fotoğrafta iki çocuk vardı.
Biri on dört yaşlarındaydı.
Diğeri ise ondan birkaç yaş büyüktü.
Bekir'in parmakları titredi.
— Bu fotoğrafı nereden buldun?
Baran Usta'nın sesi alçaldı.
— Çünkü o günün gerçeğini bilen son kişilerden biriyim.
Bekir fotoğraftaki diğer çocuğa baktı.
Yüzündeki öfke bir anda yeniden ortaya çıktı.
— Onu görmek bile istemiyorum.
Baran Usta sessizce sordu:
— Hâlâ ondan nefret ediyor musun?
Bekir fotoğrafı avucunda buruşturacak kadar sıktı.
— On altı yıl geçti.
Başını kaldırdı.
— Bazı nefretler zamanla bitmez, Baran Usta. Sadece daha sessiz hâle gelir.
Melek ve Ecrin birbirlerine baktılar.
Melek'in aklında ise tek bir soru vardı:
Bekir'in yıllardır nefret ettiği kişi kimdi?
Baran Usta, deri kaplı defteri yavaşça kapattı.
— Artık geçmişin kapısını kapatamazsın, Bekir.
Bekir cevap vermedi.
Elindeki fotoğrafa son kez baktı. Sonra onu cebine koydu.
Yüzünde yıllardır sakladığı öfke yeniden belirginleşmişti.
— Bazı insanlar geçmişte kalır, Baran Usta.
Bir an sustu.
— Bazılarıysa geçmişin ta kendisi olur.
Yukarıdaki odada Melek ile Ecrin birbirlerine baktılar. İkisi de duyduklarının ağırlığı altında sessiz kalmıştı.
Melek'in gözleri yeniden aşağıya çevrildi.
Bekir, başını kaldırdı.
Sanki onu izlediğimizi biliyormuş gibi doğrudan pencereye baktı.
Göz göze geldik.
O an içimden tarifsiz bir ürperti geçti.
Bekir'in bakışlarında ilk kez bir şey gördüm.
Korku değil… intikam.
Ve o gece anladım ki Baran Usta'nın konağa getirdiği şey yalnızca eski bir kâğıt değildi.
O kâğıt, yıllardır gömülü kalan bir geçmişin kapısını açmıştı.
Ve o kapının ardında, iki kardeşin birbirinden koparılmış hikâyesi vardı.
Ben henüz gerçeği bilmiyordum.
Ama çok yakında öğrenecektim.
Çünkü bazı sırlar saklandıkça küçülmez.
Büyür.
Ve zamanı geldiğinde, intikamın güneşi gibi yeniden doğar.
“Dumanlı tepeleriz,
vatanın bağrında biz can veren neferleriz…”
Not: Bu mısralar, Abdulsamet Bayrak tarafından İntikamın Güneşi romanının kurgusal evrenine özel olarak kaleme alınmış askerî
marşın bir kısmıdır.
Bölüm etkileşimi
