6. bölüm · İnsan Kendinden Yaralanır
İnsan Kendinden Yaralanır -6-
''Benim yolumsa sana doğru
Dolandı durdu, çıkmaz bir sokakmış
Dönülmez oldu.''
Adil, kız kardeşi elinin titrediğini fark etmesin diye direksiyonu daha sıkı kavradı. "Üniversiteden..." kelimesi zihninde yankılandıkça yüreğine bir kor düştü. Ama bu ateş öfkeden değil, geç kalmışlık hissindendi.
"Dört yıl..." diye mırıldandı. Sesi bağırmaktan yorgun, kısılmıştı.
"Dört yıl boyunca... Ben abi kardeş her şeyimizi paylaşıyoruz sanarken... benim hiçbir şeyden haberim yok muydu, Fadime?"
Fadime, abisinin sesindeki o inanmaz tonu duyunca başını camdan çevirip ona baktı. Adil'in kızarmış gözlerini görünce neye inanacağını şaşırdı. Sözleri başka, bakışları başkaydı. Yalan söylüyordu abisine; kalbi kırılmadı, parçalandı. Abisi bağırsa, bu kadar acıtmazdı.
Koçari Konağı'nın önüne gelmişlerdi. Ama ne Fadime hareketlendi inmek için ne de Adil arabadan indi. İçeride ağır bir sessizlik vardı. Adil, kardeşinin bunu ondan yıllarca saklamış olabileceğine hâlâ inanamıyordu.
"Yalan konuşuyorsunuz." dedi Adil. Sesi düşük ama kesindi.
Fadime içinden "evet" diye haykırmak istedi. Ama dili buna izin vermedi.
"Abi... ne zaman yalan söyledim ben sana?"
"Söylemişsin ya!" diye patladı Adil. "Dört yıl boyunca!"
"Yalan söylemedim ben sana!" Fadime'nin sesi de yükseldi.
"İn. Evde konuşacağız." Adil kapıyı işaret edip arabadan indi.
Fadime de peşinden indi. Koçari Konağı'nın merdivenlerini hızlı hızlı çıkarken ayak sesleri sertçe yankılanıyordu. Her adımında öfkesi de, korkusu da artıyordu. Adil arkasından kısık gözlerle baktı.
"Hem suçlu... hem güçlü," diye mırıldandı.
Bir an başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Annesiyle babası olsaydı ne yapardı diye düşündü. Kardeşini incitmek istemiyordu. Ama içindeki o kırık ses susmuyordu. Derin bir nefes alıp o da merdivenlere yöneldi.
Fadime ayakkabılarını çıkarıp bir kenara fırlattı. Hızla mutfağa geçti. Masadaki sürahiden bardağa su doldururken elleri titriyordu. Abisinin gözlerinin içine baka baka yalan söylüyordu. Bu yük omuzlarına çökmüştü. Küçük bir hıçkırık kaçtı dudaklarından. Ardından birkaç damla yaş süzüldü. Adil kapıya yaslanmış, onu izliyordu. Ağladığını fark edince sertçe yutkundu.
"Fadime..." diye seslendi, yavaşça içeri girerken. Fadime arkasını döndü. Gözyaşlarını apar topar sildi.
"Saklama benden gözyaşlarını." dedi Adil, sesi daha yumuşak ama hâlâ sertti. Onu mutfakta köşede duran sedire oturttu.
"Doğruyu söyle bana."
"Doğruyu söylüyorum zaten..." Fadime'nin sesi cümlenin sonunda neredeyse kayboldu.
"Üniversiteden beri birliktesiniz?" Adil tekrar sordu.
"Hayır!" Fadime telaşla ayağa kalktı. Elleri havada, neyi nasıl anlatacağını bilemez haldeydi.
"Ne birliktesi? Yok birlikte..." Adil kaşlarını kaldırdı. Bu tepki, söylediklerinden daha çok şey anlatıyordu.
''Üniver-''
''Birlikte değildik!'' diyerek böldü abisinin sözünü, az önce kalktığı yerine tekrar oturdu.
"Bu düşmanlık yüzünden... Olmayacağına emindik, o yüzden birlikte değildik."
"Şimdi olacağına nasıl eminsiniz?"
"Eğer evlen—"
"Asla!" dedi Adil. Bu sefer yerinden kalkan ve kardeşinin sözünü kesen de o olmuştu. "Evlilik falan yok!"
Adil mutfaktan çıkarken Fadime, bıraktığı yerde öylece kalmıştı. Kolay olmayacağını biliyordu zaten ama sandığından da zor olacağını fark etmeye başlamıştı. Abisini bu evliliğe ikna etmek işin en zor kısmı olacaktı çünkü sevgilerine inanmıyordu.
—Furtuna Konağı—
İso, annesinin önüne koyduğu pamuktan bir parça alıp dudağının kenarına bastırırken, karşısında bir şeyler anlatan abisini dinliyormuş gibi yapıyordu ama aklı Fadime'deydi.
"Ula siz kafayı mı yediniz..." ile başlayan farklı farklı cümleler sıralıyordu Oruç. Arada "Böyle mi söylenir?" ve "Sen canına mı susadın?" cümlelerini kurmayı da ihmal etmiyordu. Tam bir abiydi.
"Babaanne..." İso, artık dayanamayıp abisinin sözünü keserek babaannesine döndü.
"Söyle uşağım." Şirin'in keyfi pek yerindeydi.
"Koçari nasıl ikna olacak?" dedi İso. Onun da derdi Fadime'ydi...
"Olur." Şirin kendinden emin bir şekilde söylemişti bu sözü. Ardından Esme'ye baktı.
"Sevginize inanırsa, karşınızda durmaz." diye ekledi.
Esme sinirle ayağa kalktı. Yirmi yıllarını çalmıştı bu aile ve Fadime'nin bu cehenneme gelmesini hiç istemiyordu. İso'ya bakarak parmağını salladı.
"Eğer gerçekten seviyorsan... Ha, hiç inanmıyorum ama... Gerçekten seviyorsan o kızı bu eve sokmazsın, İso."
Esme çok gerilmişti. Aklına, bu eve ilk geldiği gün istemsizce geldi; hissettikleriyle karnı kasıldı. Hızlıca Furtuna Konağı'ndan çıkarken İso'ya cevap verme hakkı tanımadı. Sırtını konağın kapısına dayayıp soluklandı. İçinden Koçari'ye gidip Fadime'yle konuşmak geliyordu ama yeminini bozmamak için bu fikri kafasından sildi.
İso, yengesinin dediğini bir an düşündü. Gerçekten Şerif'le Fadime'yi aynı eve sokmak mantıklı değildi ama bunu düşünmek için henüz erkendi. Fadime'ye mesaj atmak için telefonu eline aldı.
"Naptın?" yazıp gönderdi. Telefonu elinde çevirirken etrafına bakındı; bir anda herkes gitmişti. Oruç'un ne ara gittiğine ise anlam veremedi.
"Hiç." yazmıştı Fadime. İso, gelen mesajla gözlerini kıstı. Kısacık sürede neler yaşamışlardı... Gerçekten "hiç"miydi?
Tam o sırada telefonu çalmaya başladı. Üniversiteden arkadaşı arıyordu: Mert. Sıkıntılı bir nefes verdi İso. İçten içe hiç insan kalabalığı çekecek hali yoktu ama yine de açtı telefonu.
"Napıyon ula, sesin soluğun çıkmıyor!" Mert'in bağırarak konuşması nedeniyle İso telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.
"İşim gücüm var, Mert." İso'nun sesi imalı çıkmıştı. Mert, tam anlamıyla baba parası yiyen ve hayatı zerre umursamayan o tiplerdendi. Evin tek çocuğu olduğu için annesi ve babası üzerine titremişlerdi; kısacası şımarık biriydi ve ne kadar büyürse büyüsün bu değişmiyordu... İso'nun hiç tadamadığı o sevgiyi tatmıştı: baba sevgisini.
"Bizimkiler İstanbul'dan geldi. Akşam her zamanki mekândayız, geliyorsunuz. İtiraz kabul etmiyorum."
Telefon suratına kapanmıştı. Fırsat buldukça yapıyorlardı bu toplanma işini üniversitedeki arkadaşlarıyla ama bu sefer hiç keyfi yoktu.
"Kafam dağılır belki..." düşüncesiyle ayağa kalkıp odasına geçti. Bir duş alıp tekrar düşünecekti: gidip gitmemeyi.
Fadime, yatağın üzerine uzanmış, bacaklarını aşağı doğru sarkıtmıştı. Beş saniyede bir "of" çekip duruyordu. İçi sıkılmıştı. Telefonun çalmasıyla gözlerini devirdi; içinden "Kesin yine Furtunacuk arıyor." diye mırıldanarak telefonu eline aldı ama gördüğü aramayla kaşlarını çattı. Üniversiteden arkadaşı Cansu arıyordu.
"Fadimeeeee!" diye çığlık attı telefonun ucunda Cansu. Uzun süredir telefon üzerinden görüşüyorlardı. "Biz geldik! Akşam her zamanki mekânda olacağız." dedi hızlı hızlı. Fadime gözlerini devirdi.
"Cansu, hiçbir zaman gelmiyorum bu buluşmaya. Neden ısrarla çağırmaya devam ediyorsun?"
"Bu sefer kaçışın yok! Herkes olacak. Melek'i de alıp geliyorsun!" Cansu'nun ses tonu itiraz istemeyen cinstendi ama Fadime yıllardır bir kere bile gitmemişti bu buluşmaya. Her seferinde kızlarla başka bir gün ayrı buluşma planlıyorlardı. İso'nun da orada olduğunu bildiği için gitmiyordu ama aklına gelenle durdu.
Arkadaşlarına ne diyeceklerdi? Asla aynı ortama girmeyen, girerlerse birbirlerine öldürücü bakışlar atan iki insanın âşık olup evleneceğine nasıl ikna olacaklardı?
"Alooo!" sesiyle kendine geldi Fadime. Geçiştirmek için "Tamam, tamam." deyip kapattı telefonu çat diye. Cansu, arkadaşının bu hâline alışkın olduğu için yadırgamamış, hatta gülmüştü. Fadime, olduğu yerden bir milim kıpırdamazken bu sefer bağırırcasına bir "of" çekmişti.
Tam odanın önünden geçerken kardeşinin sesini duyan Adil, endişeyle odaya daldı; gözlerinde korku vardı. Fadime, abisinin odaya hararetli bir şekilde girdiğini görünce oturur pozisyona geldi.
"Niye bağırıyorsun?" Adil dehşet içinde sormuştu.
"Çok mu bağırdım?"
Adil, gözlerini belerterek odadan çıkmıştı. Biraz tripliydi Fadime'ye; hâlâ sevdiğine ikna olmamıştı ama yine de ona yalan söyleme ihtimaline sinirleniyordu. Sonuçta sevseler de sevmeseler de ortada söylenmeyen, saklanan bir durum vardı.
Fadime telefonu eline aldı. Bu sefer ilk defa İso'ya mesaj atmak için almıştı. Alt dudağını ısırdı; ne yazacaktı ki?
"Akşam buluşmaya gidecek misin?" yazıp gönderdi. Ardından Melek'i arayıp aynanın karşısındaki sandalyeye oturdu.
"Efendim?" diyerek açtı Melek telefonu. Sesi gergin geliyordu.
"Bir sorun mu var?" Fadime aynadan kendine bakarken kaşlarını çattı.
"Hayır, hayır. İşle alakalı, sonra anlatırım." dedi Melek. Sesi biraz daha iyi gelmişti.
"Akşam buluşma varmış..." Fadime "ş"yi uzatmıştı, imalı bir şekilde.
"Eee?" dedi Melek. Hiçbir zaman gitmemişlerdi.
"İso gider." diye mırıldandı Fadime. Melek anlamıştı ama anlamamazlıktan geldi.
"Gitsin, bize ne?" Fadime derin bir nefes verdi. Hislerini ve isteklerini dile getirirken hep zorlanıyordu.
"Öyle tabii..." demekle yetindi. "Biz de gidelim." demek için aramıştı ama haklıydı Melek; İso gidiyor diye niye o da gitsin ki...
"Gidelim, tamam." dedi Melek gülerek. Daha fazla arkadaşını zorlamak istemedi ama Fadime'nin içine bir kere düşmüştü o huzursuzluk; hevesi kaçmıştı.
"Yok, niye gidelim ki?"
"Evleneceksiniz ya hani!?" dedi Melek.
"Akşama doğru tekrar haberleşelim, gitmesek daha iyi sanki." Fadime dediğine kendi bile inanmamıştı. Neyin "daha iyi" olduğunu bilmiyordu çünkü.
Telefonu kapatır kapatmaz bir mesaj düştü. İso Furtuna'dan 1 yeni mesaj bildirimiyle telefonu eline aldı.
"Evet." Tekdüze yazılmış mesajı okudu.
"Belliydi zaten gideceği..." diye mırıldanırken buldu kendini Fadime. İçinden bir ses, "Birlikte gidelim mi?" diye de sorulmaz ki şimdi, dedi.
"Bana ne yapacağımı da sormadı ki, sıkıştırsaydım araya..." Kaşları çatıldı.
"İyice delirdim ha ben! Kendi kendime konuşuyorum." diyerek oturduğu sandalyeden kalktı. Telefonu sağ elinde tutmuş, hafif hafif sol eline vururken cama doğru yürüdü Fadime. O sırada tekrar bir bildirim geldi.
"20:00'da hazır ol." yazıyordu. Kaşları çatıldı.
"Sen bana emir mi veriyorsun?" yazıp gönderdi Fadime.
"Sana biri 'meşe ağacından daha odunsun' dedi mi hiç?" Anında gelmişti cevap.
İso'nun yazdığı mesajı es geçerek, "Ben kendim gelirim." yazıp gönderdi. Bu sefer birkaç dakika sonra mesaj gelmişti.
"Ben alacağım."
Fadime gözlerini devirdi. "Artık beni mi alırsın yoksa boyunun ölçüsünü mü, onu da abim bilir..." diye mırıldandı, dolabının karşısına geçerken. Boy aynasından kendini süzdü. Koçari'deyken rahat giyiniyordu; onun dışında giyimine de dikkat eden biriydi ama bu aralar yaşananlardan dolayı epey salmıştı kendini. "Eline ne geçerse" modunda takılıyordu. Bu sefer öyle yapmamak için kıyafetlerine tek tek bakmaya başladı.
Gidecekleri mekânı biliyordu. Hiç toplu buluşmaya gitmemişti ama kızlarla oraya çok giderlerdi, özellikle üniversite döneminde. Altına İspanyol paça lacivert bir kot seçerken, üzerine ise beyaz, dekolteli bir yelek seçti. Seçtiği kıyafetleri yatağın üzerine atarak abisinin yanına gitmek için odadan çıktı. Mutfaktan sesler geliyordu; herkesin orada olduğunu düşünerek mutfağa doğru adımladı.
Bir şeyler atıştırıp sohbet eden ailesine baktı, kapının yanında durarak. Yüzünde bir tebessüm vardı. Onu ilk fark eden Gezep abisi olmuştu.
"Hoş geldin, sevdalı Fadime." Gezep abisinin dediğine gözlerini devirirken, minik adımlarla abisinin yanına geçip oturdu Fadime. Başını Adil'in koluna yasladı.
"Abi..." Adil duymuştu ama cevap vermek yerine ıhlamurundan içmişti.
"Abi ya!" diyerek doğruldu Fadime. Kaşlarını çatmıştı. Adil'in şu hayatta dayanamayacağı tek insandı Fadime. Bu yüzden derin bir nefes alarak kolunu kardeşinin sandalyesine attı ve ona doğru döndü.
"Söyle abim."
"Kızgınsın bana, biliyorum." Fadime başını eğerek söylemişti bunu. Adil, kız kardeşinin başını eğdiğini görünce bir eliyle çenesinden tutup kaldırdı. Göz göze geldiler.
"Bilmiyorsun... Kızgın değilim." Adil'in sesi kızgın çıkmıyordu, gerçekten de. "Ama kırgınım." İyice oturuşunu Fadime'ye doğru çevirdi. Cümlelerini tane tane kuruyordu. Etrafındakilere baktı; hepsi ailesindendi ama o an kardeşiyle yalnız konuşmak istedi.
"Gel, odanda konuşalım biraz." diyerek Fadime'ye kafasıyla kapıyı işaret etti.
Odaya ilk Adil girdi. Camın kenarına doğru yürüyüp dışarıya bakarken Fadime de odaya girip kapıyı kapattı.
"Ben sevginin önünde duracak bir adam değilim." diyerek başladı sözüne Adil. Camdaki bakışlarını kardeşine çevirdi.
"Ama konu Furtunalılarsa, ortada gerçekten bir sevgi olduğuna inanmalı mıyım?" Adil bu sevgiye nasıl inanırdı, o da bilmiyordu.
"Konu benim." Fadime araya girmişti. Adil kafasını iki yana salladı.
"Sen yıllarca birini sevdin, kavuşamadın; bunun acısını çektin ve ben bunu görmedim mi?"
"Hislerimizi kendimize bile itiraf edemediğimiz dönemlerdi. Biz görmedik; sen nasıl göresin?" Fadime'nin ses tonu, kendini bile şaşırtacak kadar kendinden emin çıkmıştı.
"Evliliği unut." dedi Adil, tekdüze bir ses tonuyla.
"Abi, a—" Adil "sus" der gibi elini kaldırdı. Fadime cümlesini yarıda kesip söyleyeceklerini yutarken Adil söze girdi:
"Evliliği unutun, bir süre." Emin olmadan bu evliliğe izin vermeyecekti; en azından bu kadar hızlı olmayacaktı.
Fadime, abisinin kararlılığını görünce pes etmiş gibi kafasını aşağı yukarı salladı. Daha fazla, gerçek olmayan bir şey için abisiyle ters düşmek istemiyordu. İkisi de bir süre sessizce beklerken Adil'in gözü yatağın üzerindeki kıyafetlere kaydı.
"Hayırdır?" deyip eliyle kıyafetleri gösterdi. "Nereye?"
"Üniversiteden arkadaşlarımla buluşacağım." Fadime'nin dediğine kafasını sallayıp birkaç adımda yanına yaklaştı, saçlarından öptü.
"Her koşulda arkanda bir abin olduğunu unutma." Fadime gülümseyerek karşılık verdi. Kendine, abisi ona böyle davrandığında söylediği yalanın altında daha çok eziliyordu. Adil kapıya doğru yürürken bir anda durup Fadime'ye döndü.
"Kimle buluşacağım dedin sen?" Anlık bir aydınlanma gelmişti Adil'e. Fadime dudaklarını birbirine sıkıca bastırdı, cevap vermek yerine.
"O hıyar da orada olacak?" Sinirle bir nefes aldı. "Olacak tabii..." diye mırıldandı; daha çok kendi kendine söylüyor gibiydi.
"Beni almaya gelecek." Fadime bunu o kadar hızlı ve sessiz söylemişti ki Adil anlayamamıştı. Gözlerini kısarak baktı Fadime'ye.
"Anlamadım?"
"Beni almaya gelecek!" Bu sefer kendini tutamayıp bağırır gibi söylemişti. Stresten tepkilerini asla kontrol altında tutamıyordu.
"Seni almaya gelecek..." Kaşlarını kaldırdı Adil. "Buraya? Koçari'ye?" diyerek eliyle de "buraya" der gibi oldukları yeri işaret ediyordu. Kafasını sinirli bir şekilde salladı.
"Gelsin. Alsın. Seni." Adil sözlerini bitirince etrafına bakındı, ne yapacağını bilemez şekilde. En sonunda sinirli bir şekilde kapıyı açıp çıktı.
⸻
Saat 20.00'ye gelirken Fadime hazırlanmış, abisinin bakışları altında derin derin nefesler alıyordu. Tüm yemek boyunca ikisinden de "çıt" çıkmamıştı. Şimdi de salonda hep birlikte oturuyorlardı. Fadime'nin telefonuna bir mesaj gelince Adil yerinde huzursuzca kıpırdandı. Gezep, kuzeninin bu hâline alttan alta gülüyordu ama o da huzursuzdu. Fadime hepsinin kıymetlisiydi.
"Birazdan oradayım." yazmıştı İso. Fadime cevap vermek yerine telefonu kapatıp hiçbir şey yapmadan öylece oturan abisine baktı.
"Yola falan pusu kurdurmadın, değil mi?" Fadime şüpheli bir ses tonuyla sormuştu bunu. Abisi hiçbir şey yapmıyordu.
"He, pusu kurduk; arabasını patlatacağım." Gezep kendi esprisine kendi gülerken, Adil ve Fadime'nin ona bakışıyla öksürerek susmuştu.
Fadime, abisinin cevap vermeyeceğini anlayınca ayağa kalktı. Aşağıda bekleme kararı almıştı İso'yu. Bu ortamda çok gerilmişti. Abisinin gerginliği onu çok etkiliyordu ve sanki ona baktığında yalan söylediğini anlıyormuş gibi hissediyordu. Fadime ayakkabısını ve ceketini giyerken Adil de ayağa kalkmıştı.
"Nereye?" dedi Fadime, abisine bakarak.
"Aşağı, birlikte bekleyelim küçük Furtuna'yı."
Fadime, abisinden kaçamayacağını fark edince kabullenerek kapıyı açtı ve merdivenlerden inmeye başladı.
Fadime son basamaktan indiğinde, Koçari Konağı'nın yokuşunda İso'nun arabası görünmüştü. Fadime yandan yandan abisine bakarken Adil gelen arabaya kitlenmişti. Aslında abisinin böyle biri olmadığını biliyordu Fadime; bu zamana kadar asla kısıtlayıcı, kıskanç biri olmamıştı, yani sığ düşünceli biri değildi. Ama şu an ortadaki durum bambaşkaydı ve abisinin bu tepkilerini o yüzden yadırgamıyordu.
İso arabadan inince Fadime'yle göz göze geldiler. Fadime, İso'nun yüzünü bir an inceledi; dudağı ve kaşı patlamıştı. Sürekli iyileşmeden yeni yaralar açılıyordu suratında.
"Sen burada bekle." Fadime'ye bakarak söylemişti Adil bunu ama Fadime'nin gözü abisinde değil, İso'daydı. Gözlerini abisine çevirdi.
"Tamam." demekle yetindi.
"Takip et beni." İso'ya bakıp arkasını döndü Adil. Az önce indiği merdivenlerden tekrar çıkarak atölyesine girdi. İso da peşinden atölyeye girerken Fadime öylece kalmıştı, tek başına.
Adil, bıçak yaptığı tarafa geçerken İso'yla karşı karşıya kalmışlardı. Yakın zamanda yaptığı bıçaklardan birini eline aldı.
"Furtuna ve Koçari asırlardır düşman." diye başladı sözüne Adil. Gözü eline aldığı bıçaktaydı. "Üniversitede ne yaşadınız bilmiyorum." Adil elindeki bıçağı, İso'nun arkasında kalan dart tahtasına fırlatırken İso refleksle bir iki adım yana kaymıştı. Yavaşça arkasını dönüp bıçağa baktı, içgüdüsel olarak.
Adil tezgâhın arkasından çıkıp İso'nun karşısına geçti. Elini İso'nun omzuna atarak cümlesini tamamladı:
"Ama anlattıklarınız bir yalandan ibaretse, bir dahaki bıçak dart tahtasına saplanmaz, Furtuna!"
"Yalan yok." İso kendinden emin bir şekilde duruyordu Adil'in karşısında. "Kardeşini seviyorum." Adil, duyduğu şeyle gözlerini kapattı. Bunu her duyduğunda bünyesine ekstra sinir yükleniyordu.
"Yarın akşam yemeğe gel bize." dedi ama hâlâ gözleri kapalıydı. İso'nun ağzını açmasına müsaade etmeden atölyeden çıktı. Balkon gibi olan alandan onları bekleyen kız kardeşine baktı.
"Tattaram." Fadime, gelen sesle kafasını yukarı kaldırıp abisine baktı.
"Dikkat et, kendine emanetsin." dedi. Kafasını tek bir kez aşağı doğru eğmişti, "tamam mı?" der gibi.
"Tamam abi." deyip yanına gelen İso'ya baktı. İso, Fadime'nin kapısının olduğu tarafa yönelip kapısını açarken, onları izleyen Adil'e bakarak elini kaldırdı; "görüşürüz" dercesine. Fadime arabaya binince İso da kendi tarafına yöneldi.
"Fadime bana emanet, abi. Yarın görüşürüz." deyip arabaya binerken Adil'in yüz ifadesini görememişti. Adil, İso'nun imasını anladığı için merdivenlere doğru yönelmişti ama arkasından gelen Gezep, kolundan tutarak Adil'i durdurdu.
"Sence doğru mu söylüyorlar?" Gezep, giderek uzaklaşan arabaya bakarak sormuştu bu soruyu Adil'e.
"Melek, başkasına âşık demişti, ya Furtuna'yı kastettiyse?." dedi Adil. O da bilmiyordu ama anlamaya çalışıyordu. Aynı Gezep gibi arabanın arkasından bakakalmıştı. Gezep bunu cevapsız bırakarak aklındaki diğer soruyu sordu:
"Ne yapacaksın?"
"Yemeğe çağırdım yarın." diyerek Gezep'e döndü. "Bir Furtunalıyı, Koçari sofrasına çağırdım." Kafasını iki yana salladı. "Ben de bilmiyorum ne yapacağımı." dedi Adil.
——
"Abi mi?" dedi Fadime, şokla İso'ya bakarken.
"Abi." dedi İso, yola bakarken.
"Öldürecek seni." Fadime stresten bacağını sallıyordu.
"Ölme ihtimalimden dolayı mı streslisin bu kadar?" dedi İso.
"Ölsen sevinirim, Furtunacuk." diyerek İso'ya baktı Fadime. O sırada İso da saniyelik bakışlarını yoldan Fadime'ye çevirmişti.
"Sevinirsin?" dedi, sorar gibi. İçinde bir yerlere dokunmuştu Fadime'nin bu söylediği. Sorusu cevapsız kalırken Fadime bakışlarını yola çevirdi. İso da tekrar bakışlarını yola çevirip konuyu değiştirdi.
"Melek gelecek mi?" diye sordu.
"Gelecek." dedi Fadime. Melek harici hepsi aynı fakültedendi; Melek, Fadime sayesinde tanışmıştı kızlarla ve aralarında güzel bir dostluk bağı oluşmuştu. Aslında kızlı erkekli bir gruptu ama grup içinde kız-erkek ayrışması yaşanmıştı.
"Abimi ikna edemedim..." dedi Fadime.
"Kolay ikna olmayacağını biliyorduk." İso, Fadime'yi rahatlatmak ister gibi konuşmuştu.
"Bu evlilik sence düşmanlığı bitirecek mi?" Fadime asla inanmıyordu bu kan davasının biteceğine ama İso'ya sormadan da duramadı.
"Düşmanlığı bitirmezse bile en azından birileri ölmeyecek." İso da düşmanlığın tamamen biteceğini düşünmüyordu ama en azından kan dökülmez diye bakmaya çalışıyordu olaya.
"Umarım..." diye mırıldandı Fadime ama sesi umutsuz çıkmıştı.
"Sevgiliydik deriz." İso'nun dediğiyle kaşlarını çattı Fadime.
"Kime?" dedi çünkü abisine "birlikte değildik" demişti.
"Bizimkilere." dedi İso. Arkadaşlarından bahsettiğini anlamıştı Fadime.
"Olmaz. Ben abime aramızda bir şey olmadı dedim. Bunlar ağzından kaçırır, iyice yalancı çıkarım." Fadime'nin sesinden mutsuzluğu belli oluyordu. İso ağır ağır kafasını salladı.
"Ne söyledin abine?"
"Seviyorduk. Üniversiteden beri ama kan davası yüzünden denemedik bile, dedim." İso'nun tek kaşı havaya kalkarken kendini tutamadı ve güldü. Fadime hırsla kafasını çevirirken:
"Ula neye gülüyorsun sen?" dedi yüksek bir ses tonuyla. Yanlış anladı sandığı için aklı çıkmıştı.
"Sakin... Ben de aynısını dedim, ona gülüyorum." dedi İso, gülmeye devam ederken. Fadime kadar zor bir dönemden geçiyordu İso da; gülüşü biraz da sinir boşalmasındandı.
"Yeter ula, ne güldün." diye huysuz bir ses tonuyla söylenirken telefonunu çıkardı Fadime, Melek'e mesaj atmak için. Tam o sırada bilinmeyen bir numaradan üç mesaj gelmişti:
"Geliyor musun?"
"Gelmezsin ama merak ettim."
"Şansımı denemek istedim :)"
Fadime'nin kaşları çatıldı. Numara kayıtlı değildi; gruptan biri olsa numarası kayıtlı olurdu. Profil fotoğrafı da yoktu. Numarayı kaydedip tekrar baktı ama yine de profili görünmedi. Mesajı görüldüde bıraktı. "Nasıl olsa gidiyorum, orada sorarım kimmiş." diye düşündü.
İso, Fadime'nin mesaj okuduğu için sessizleştiğini fark etmişti. "Kim?" diye düşündü; sonra düşünmekle kalmayıp istemsizce sordu:
"Kim?"
"Bilmiyorum." dedi Fadime.
"Anlamadım?" Fadime'nin kaşları çatıldı.
"Sanane? Kılçuk." Melek'e mesaj atarken bir yandan da İso'ya laf yetiştirmeye çalışıyordu.
"Ne yazmış?" İso iyice meraklanmıştı.
"'Geliyor musun?' sormuş. Bizimkilerden muhtemelen, numara değiştirdi herhâlde." dedi Fadime, sussun diye.
"Kaydedip fotoğrafına baksaydın." Gözlerini devirdi Fadime.
"Ha, bir sensin zeki... Yok fotoğrafı." İso sessiz kalmayı tercih etmişti. Yolları uzundu ama onlar konuşa konuşa neredeyse gelmişlerdi.
"Mert'le Cansu'nun düğünleri ne zamandı?" İso sormuştu bu soruyu. Mert ve Cansu üniversiteden beri birlikteydiler; sonunda evlenme kararı almışlardı ama tarih hakkında hiç konuşmamıştı İso'yla Mert.
"Bilmiyorum ki, Cansu tarihten hiç bahsetmedi." dedi Fadime de. Cansu hep "Yazın yaparız ya." diyordu ama yüzeysel konuşulmuştu bu konu; daha isteme bile olmamıştı, sadece aileleri tanıştırmışlardı.
"Ben birlikte geleceğimizi söylemedim." dedi Fadime.
İso kafasını salladı. "Ben de... Abine ne dediysen herkese aynısını deriz." dedi. Ardından arabanın içini sessizlik kapladı; mekâna ulaşana kadar ikisi de konuşmadı.
——
İso arabayı park ederken Fadime çantasını eline alıp kemerini açtı. Derin bir nefes aldı. Stresten elleri buz gibi olmuştu, kalp atışı hızlanmıştı. Ne yapacağını bilemediği anlarda hep böyle oluyordu. Vücudu ekstra soğuyor, nefesi hızlı ama kesik kesik bir hâl alıyordu. İso, Fadime'nin hâlini fark etmişti ama bir şey demeden arabadan indi. Fadime de eş zamanlı olarak indi zaten.
Mekânın kapısına geldiklerinde İso, Fadime'nin kolundan tutup durdu. Fadime, bir adım arkasında olan İso'ya doğru dönerken onun uzattığı eline baktı, ardından gözlerine baktı. Masmavi gözleri gecenin karanlığında parlıyordu.
"Rol icabı." diyerek Fadime'nin elini tutmasını bekledi İso.
Fadime elini İso'nun elinin üzerine koyarken "Rol icabı..." diye mırıldandı, kendini rahatlatmak için. İso, Fadime'nin elini sıkıca kavrarken üşüdüğünü fark etti.
"Neden arabada üşüdüğünü söylemedin?"
"Üşümedim?" Fadime bunu 'Onu nereden çıkardın?' der gibi söylemişti.
"Elin buz gibi." dedi İso. Kaşları belli belirsiz çatılmıştı bunu söylerken ama hemen toparladı yüz ifadesini.
"Girelim mi içeri?" Fadime nefesini vererek söylemişti bunu. Aşırı gergin hissediyordu.
Mekândan içeri girdiklerinde loş bir ışıkla karşılaştılar. Müzik sesi gelmeye başlamıştı bile. İso'yu gören Mert, "Buradayız!" der gibi oturdukları masadan elini kaldıracakken gördüğüyle donup kaldı.
"O ne lan?" dedi masadakilere dönerek. "Benim gördüğümü siz de görüyor musunuz?" diye bağırdı. Müziğin sesine rağmen bağırdığı bariz belliydi.
Cansu, sevgilisinin işaret ettiği yöne bakarken etrafına bakınan Fadime ve İso'yu gördü.
"Yok artık!" diye bağırdı. Tencere kapak birbirlerini bulmuşlardı; Cansu ve Mert...
Masadakiler gördüklerinin şokunu yaşarken İso ve Fadime de onları görmüştü. Saniyelik birbirlerine bakıp masaya doğru yürümeye başladılar, insanların arasından. Karışık bir mekândı; kenarlarda masalar vardı, sadece rezervasyonla ayarlanıyordu. Geniş bir yerdi. Kırmızı ve beyaz ışık olabildiğine kısıkken loş bir ortam yaratılmıştı. Yıllardır geldikleri yere sanki ilk kez geliyor gibiydiler.
Masaya ulaşan ikilinin ellerine baktı önce Mert, ardından:
"Abi..." dedi, İso'ya bakarak.
"N'abersiniz?" diyip şoku ilk atlatan Burak'la tokalaştı İso.
"İyi abi, senden?" Konuşurken bir yandan da Fadime'yi eliyle belinden yönlendirerek oturmasını sağladı. Kendisi de yanına oturdu.
"Bir dakika." dedi Cansu, Fadime'ye bakarak. Elindeki bardağı masaya koymuştu.
"Biri bana ne olduğunu anlatabilir mi? Çünkü ben buna 'normalmiş' gibi davranamayacağım." dedi. Müzik sesinden dolayı biraz bağırarak konuşuyordu. Fadime'nin gözleri Melek'i aradı, destek almak için ama daha gelmediğini de biliyordu içten içe.
"Uzun hikâye..." dedi Fadime ve yerinde huzursuzca kıpırdandı. İso masaya doğru eğildi, bağırmamak için.
"Yarın buluşursunuz, o zaman kız kıza konuşun, Cansu." dedi. Kafasıyla belli belirsiz Fadime'yi işaret etmişti. Arkadaşının gerginliğini anlayan Cansu, kafa sallamakla yetindi. Aklı karışmıştı; burada olmasa bile sürekli iletişim hâlindeydiler. "Fadime bunu benden niye sakladı?" diye düşünmeden edemedi.
Tarık, masadaki herkesin sormak isteyip de soramadığı soruyu sormuştu.
"Birliktesiniz, onu anladık ama ne alaka?" dedi. Fadime gelen sesle birlikte Tarık'a dönerken onun burada olduğunu fark etti. Gözleri şokla açılırken, az önce önüne konulan kokteyli eline alıp bir yudum aldı; stresten kuruyan ağzını ıslattı. Tarık'ın burada ne işi vardı, o kısmı anlayamamıştı. Bakışlarını Cansu'ya çevirdi.
Omzunu silkerek gözleriyle İso'yu işaret etti Cansu. 'Nereden bileyim?' der gibi dudaklarını hareket ettirdi. Tarık, üniversite döneminde Fadime'ye âşıktı ve bunu ondan hiç saklamamış, pes etmeden hep şansını denemişti. Fadime de istemediğini her seferinde söylemişti. Bir süre sonra Tarık herkesten kendini soyutlamış ve tek dolaşmaya başlamıştı.
"Ne alaka derken?" dedi İso. Tarık'ın lafa girmesine müsaade etmeden Ayça atlamıştı.
Ayça, Burak'ın sevgilisiydi; aynı zamanda Tarık'ın kuzeniydi. Kızlarla pek samimi değildi, genel olarak da insanlarla çok samimi olmayan, kendi hâlinde, sessiz sakin biriydi.
"Mutluluklar dileriz, gerisi bizi ilgilendirmez." diyerek konuyu kapatmaya çalıştı. Aslında o da merak etmişti ama Tarık'ı durdurmak istediği için merakını ikinci plana atmıştı. Cümlesi bitince de Tarık'a dönerek, "Değil mi?" dedi.
Fadime'nin elinde duran telefon titreyince bakışlarını telefonuna indirdi. İso kısa bir bakış attı Fadime'nin telefonuna ve "Melek" yazısını görünce tekrar önüne döndü. O da, Fadime gibi, mesaj atan kişinin Tarık olduğunu anlamıştı. Elini Fadime'nin oturduğu yerin arkasına atarak koltukta biraz daha yanaştı ve kulağına doğru eğildi İso.
"Sana yürüyordu, değil mi bu lavuk?" dedi kısık bir ses tonuyla. Bu yüzden Fadime dışında kimse duymamıştı.
Fadime hızlıca kafasını İso'ya çevirdi. Az önce İso iyice yaklaştığı için yüzleri çok yakındı. İso'yla bu kadar yakın olmak Fadime'yi huzursuz etmişti ama geri çekilememişti de.
"Sana ne?" dedi Fadime.
İso'nun gözleri anlık olarak Fadime'nin dudaklarına kayarken gelen sesle toparlandılar.
"Fadime?" Melek gelmişti. Melek, Fadime'nin diğer yanına otururken Tarık'ı fark edince bir an ne yapacağını bilemeyip:
"Sen ne alaka ya?" dedi yüzüne baka baka. Herkes Melek'ten gelen bu atağa şaşırırken İso keyifle oturduğu yerde iyice yerleşmiş, biraz da bacaklarını açmıştı. Gevşek bir sırıtış yerleştirmişti suratına. Fadime koluyla Melek'i dürttü.
"Ha yani, uzun süredir yoktun da..." dedi Melek toparlamak istercesine."Görmek için geldim." dedi Tarık, Fadime'ye bakarak. İso'nun birkaç saniye önce yaşadığı keyif anında kaybolurken gülüşü yüzünde dondu.
"Kimi görmek için geldin? Duyamadık?" dedi İso. Ses tonu değişmişti. Fadime bakışlarını Tarık'tan çekip İso'ya kaydırdı.
"Hepinizi." dedi Tarık. Hiç kimse buna inanmamıştı; niyetini az önce bariz bir şekilde belli etmişti.
"Biz bu yaz evleniyoruz." Cansu konuyu değiştirmek için araya girmişti.
"Hangi ay?" diye sordu Melek.''Ağustos dedik ama bakalım.'' dedi Cansu.
"Darısı başınıza." dedi Mert, İso'ya takılarak.
"Bir bakmışsınız sizden önce evlenmişiz." dedi İso gülerek. Tarık'a yandan bir bakış atmıştı.
"Nasıl, anlamadım?" dedi Cansu, şok içinde.
"Evleniyoruz biz." dedi İso "çat" diye.
"Bizle kafa mı buluyorsunuz lan siz?" dedi Burak gülerek.
"Fadime?" dedi Cansu, sessizliğini koruyan Fadime'ye bakarak.
"Efendim." Fadime anlamamazlığa vurmuştu Cansu'yu.
"Evleniyorsun, hem de İso'yla. Bana ne zaman söyleyecektin?" Sesi biraz kırgın çıkmıştı. Etraflarındaki gürültüye rağmen iletişim kurmaya çalışıyorlardı.
"Geldiğinde... Yani bunu telefonda anlatmak istemedim." dedi Fadime omuzlarını indirerek.
"Zaten ani bir karar oldu." diye ekledi. Cansu kafasını sallamakla yetindi ama yarın her şeyin en detayına kadar soracaktı; şu an sırası değil diye düşündü.
"Bizden önce evlenemezsiniz abi." Mert elindeki bardağı masaya sahte bir öfkeyle koymuştu. "Biz kaç yıldır sevgiliyiz, ilk biz evlenmeliyiz!" dedi.
"Evlenseydin kaç yıldır, neyi bekliyordun?" dedi İso gülerek.
"Hatunun keyfini." diyip Cansu'yu gösterdi kafasıyla. Cansu bir elini saçından geçirip ileri doğru savurmuştu şımarıkça. Mert üç kez evlenme teklifi etmişti Cansu'ya ve "evet" cevabını üçüncü teklifte alabilmişti.
"O zaman bu gece 'size' içiyoruz." diyip bardağını masanın ortasına doğru getirdi Cansu. Garip hissettirmişti bunu demek. Birbirlerini yanlışlıkla öldürmesin diye çabaladıkları arkadaşları evleniyordu?..
Herkes bardağını tokuştururken tek tokuşturmayan Tarık olmuştu. Mert ve Burak birbirine bakarken, İso'nun ne zaman Tarık'a dalacağını tahmin etmeye çalışıyorlardı. Üçü de Tarık'la pek yakın değillerdi. Tarık hepsinden kendini soyutladığında Burak, Mert ve İso daha da yakınlaşmışlardı. Buluşmaya gelmesine ses etmemelerinin tek sebebi Ayça'nın kuzeni olmasıydı. Fadime'nin geleceğini bilselerdi çağırmazlardı.
——
Saat biraz daha ilerlerken kızlar dans etmek isteyince Mert ve Burak onlara eşlik etmişlerdi. Fadime, alkolün verdiği rahatlıkla stresten biraz uzaklaşmış, Melek'le konuşuyordu.
"Öyle işte, 20 yaşında doktor olmuş." dedi Melek.
"Ee, madem bu kadar zeki, ne diye Trabzon'un hastanesine gelmiş çalışmaya?" oldukları ortamı umursamadan sohbetlerine devam eden ikiliyi bölen İso olmuştu.
"Abim arıyor, konuşup geleceğim hemen." Fadime kafasını sallarken İso ayağa kalkıp mekânın çıkışına doğru yürümüştü. Oruç "şirketle ilgili" diye mesaj atınca çıkmak zorunda kalmıştı.
Melek tam kaldıkları yerden devam edecekti ki bu sefer Tarık böldü:
"Gerçekten mi, Fadime?"
"Efendim, Tarık?" dedi Fadime.
"Aynı ortama 'zorla' girdiğin çocuğa bir anda âşık mı oldun?" diye sordu. Üniversitede toplu buluşmalara Fadime'yi zorla getiriyorlardı. Üniversite bitince Fadime bir daha gitmemişti.
"Tarık, seni ilgilendiren bir şey yok." dedi Melek, Fadime'ye bırakmadan.
"Sen karışma." dedi Tarık sert bir şekilde Melek'e.
"Ben karışayım?" İso'nun sesi kulaklarına gelirken herkes bir anda susmuştu. İso'nun yürüyüşü yavaştı ama niyeti çok net belliydi, gözlerini Tarıktan ayırmıyordu.
Tam İso, Tarık'a doğru adımlayacakken Fadime hızla ayağa kalktı. İso'nun önüne doğru geçti.
''Napıyorsun?'' dedi Fadime Ama sesi düşündüğü kadar güçlü çıkmamıştı. Daha çok...
Bir şeylerin kontrolden çıkmasından korkan biri gibiydi.
İso'nun bakışı bir an Fadime'ye kaydı. Geri çekildi ama gözlerindeki şey gitmemişti...
Arkada bir anda "Öyle Kolay Aşık Olmam" çalmaya başlayınca Fadime, İso'nun kolundan tutarak dans edilen alana doğru çekiştirdi. İso'nun bu hamleye karşılık kaşları havalandı; az önceki gerginliğini hâlâ üzerindeydi ama karşısında dikilmiş, ne yapacağını bilemeyen kadına baktı. Yüzünde eğlenceli bir ifade belirdi.
"Dans mı etmek istiyorsun benimle?" Kavga çıkmasın diye buraya sürüklendiğinin farkındaydı ama bunu kaçırmazdı.
"Kavga çıkartmamanı istiyorum." dedi Fadime dişlerinin arasından.İso bir şey demeden elini Fadime'nin beline koyup onu kendine çekti. Bedenleri hafifçe çarpıştı. Fadime'nin kalbi anlık hızlandı. Kollarını isteksizce İso'nun omzuna bıraktı.
Bu yakınlık...
Yanlıştı...Huzursuz oldu Fadime. Geri çekilmek istedi ama çekilemedi.
"Çıkartmam." dedi İso, bu sefer daha ciddi bir tonla.
"Abin ne dedi?"
"Şirkette bir problem varmış." umursamaz bir ses tonuyla demişti.
"Ne problemi?"
"Halledilir." diyerek geçiştirdi İso. Amcasıyla alakalı herhangi bir şey konuşmak istemiyordu şu anda. Annesiyle amcasının taht kavgalarını konuşmanın hiç sırası değildi. Kollarında olan kızı inceledi.
İso'nun umursamaz tavrı Fadime'yi daha da gerdi. Ama asıl gerildiği şey bu değildi.
Bu kadar yakın olmak...
Bu kadar kolay olmamalıydı.
Gözleri İso'nunkilerle kesişti. Bir anlığına müzik, kalabalık... hepsi silindi.
Ve ikisininde o an geldi aklına.
—Üniversite—
Fadime bir anda arkasını dönüp etrafına bakındı. Az önce yanında olan Cansu'nun nereye kaybolduğunu anlamaya çalışırken yürümeye başladı. Her sene okulun ikinci haftası yapılan topluluk günlerinde gezerken kaybetmişti Cansu'yu. Daha yeni tanışmış sayılırlardı ama içi ısınmıştı ona.
Kendini bir anda kalabalığın içinde bulurken horon tepen kişilerin arasından çıkmaya çalışıyordu. Herkes başka bir teldeydi. Kimisi horon tepiyor, kimisi kostüm giymişti. Fadime istemsizce ortamın rahatlığından gardını düşürüp gülümsedi. Herkes kendi gibiydi.
Aralardan geçmeye çalışırken bir anda ayağı takıldı; tam düşecekken kolundan birinin tutmasıyla dengesini toparladı. Teşekkür etmek için kafasını kaldırdığında gördüğü yüzle kaşlarını çattı Fadime. Horon çalan topluluk bir anda şarkıyı "Öyle Kolay Aşık Olmam"a çevirmişti, sanki bilerek yapar gibi... Etraflarındaki herkes birden eşlerini bulup dans etmeye başlarken Fadime hızlıca kolunu çekti.
"Her yerde böyle karşıma mı çıkacaksın sen benim?" diyerek diklendi İso'ya.
"Teşekkür mü ettin, duyamadım. Rica ederim." İso iğneleyici bir şekilde söylemişti bunu.
"Ne teşekkür edeceğim sana be?"
"Düşmekten kurtardım?" Fadime birkaç adım atarak İso'nun iyice dibine girerken:
"Zamanı gelince öldürmek için kurtarmışsındır." dedi, aynı İso gibi iğneleyici bir tonda.
İso derin bir nefes alıp gözlerini kapattı, ardından Fadime'nin kolundan tutup kendine doğru çekti. Fadime aralarındaki mesafeyi azaltırken, İso bu hamleyle sıfırlamıştı. Fadime tam "Destur!" diye bağıracakken İso diğer eliyle Fadime'nin ağzını kapatıp buna müsaade etmedi.
"Her düşman sadığın, kötü değildir. Her dost sandığın da iyi değildir." deyip Fadime'nin ağzındaki elini çekti. "Ufak bir hayat dersi."dedi. Fadime'nin bir şey demesine fırsat vermeden yanından geçip giderken müzik de bitmişti.
—Günümüz—
"Her düşman sandığın, kötü değildir..." diye mırıldanırken buldu Fadime kendini, hatırladığı anıyla. Dip dibe oldukları için İso duymuştu bunu.
"Hatırlıyorsun?" dedi, soru sorar gibi.
"Hatırlıyorum." dedi Fadime. İso, Fadime'nin belindeki elini biraz daha sıkıştırırken:
"Önemli olan katılıyor musun?" diye sordu. Fadime, İso'nun boynundaki ellerini çekip kendini uzaklaştırdı.
"O zaman arkandan demiştim, şimdi yüzüne diyorum: Düşmanın Furtuna olmadığı için böyle düşünüyorsun."
İso aldığı cevaba güldü ama bu gülüş eğlenceli değildi, aralarına mesafe koyan Fadime'ye doğru birkaç adım attı. Dans etmeyi bırakmışlardı.
"Belki de'' dedi yavaşça
''Dostum Furtuna olduğu için böyle düşünüyorumdur?" Dedi. Fadime cevap verememişti.
Şarkı bittiği için Fadime'yi koltuklara doğru yönlendirdi eliyle. Fadime, İso'nun neden Furtunalılara karşı bu kadar mesafeli olduğunu çözemiyordu.
Fadime az önce kalktığı yere, Melek'in yanına tekrar otururken Tarık'ın yerinde olmadığını gördü. Melek'e baktı. Arkadaşının neyi merak ettiğini anlayan Melek kulağına doğru eğilip:
"Gitti." dedi. Melek dayanamayıp tekrar Fadime'nin kulağına doğru eğildi.
"Ne bu samimiyetiniz, hayırdır?" Ses tonu muzip çıkmıştı.
Fadime, kulağının dibinde vesvese veren şeytan gibi konuşan arkadaşına ters ters bakmakla yetindi ama haklı olduğunun da farkındaydı. İso'yla aralarında gereksiz bir temas ve samimiyet oluşmaya başlamıştı ve buna artık "dur" demeleri gereken bir noktadaydılar. Kendi düşüncelerine dalmışken etrafında ne olup bittiğini ancak herkes ayaklandığında fark etti Fadime.
İso, kalkması için elini uzatmıştı. Fadime önce İso'nun eline baktı, ardından etrafındakilere çaktırmadan göz gezdirdi. Herkesin kendi hâlinde olduğunu fark edince İso'nun elini tutmayı es geçip kendi başına kalktı. Masaya bakıp bir şeyler unuttum mu diye kontrol etti.
Kapıya doğru yöneldiğinde Melek koluna girmişti. İso arkalarında onları takip ediyordu.
"Ağzımı açtığıma pişman edeceksin, yüzüne bakmıyorsun çocuğun." dedi Melek fısıltıyla.
"Sus." dedi Fadime. Geldiğine pişman olmuştu çoktan. Anlamsız bir geceydi; bomboş oturmuşlardı, gürültüden doğru düzgün sohbet bile edememişlerdi.
Arabaya doğru geldiklerinde Melek'le Fadime sarılıp vedalaşırken İso söze girdi:
"Melek, seni de bırakalım."
"Arabayla geldim, teşekkür ederim." deyip Fadime'yle İso'ya el salladı.
Melek uzaklaşınca Fadime arabanın kapısını açıp bindi. İso da arabaya binip Fadime'ye yandan bir bakış attı. Yine o buz gibi, suratına bile bakmayan hâline dönmüştü.
"Bir sorun mu var?" dedi, kendini tutamayarak.
"Yok." kestirip attı Fadime.
İkisi de yol boyunca sessizliğini korudu. İso sorunun üzerine başka hiçbir şey sormazken, Fadime de başını cama dayamış, hiç sesini çıkarmamıştı. İso'dan hiçbir kötülük görmemişti fakat bu, görmeyeceği anlamına gelmiyordu. Üniversitedeki hâllerini de hatırlıyordu; tam bir piyasacıydı. Doğru düzgün derslere gelmediğini duymuştu Mertlerden. Zaten öyle çok da görmüyordu onu.
Araba konağın yokuşuna yaklaşırken Fadime toparlandı. İçindeki huzursuzluk artık dayanılmaz bir noktaya gelmişti. İso hiçbir şey söylemiyordu. Bu daha kötüydü.
Fadime ona döndü.
"Bir daha sakın bana dokunma." İso kaşlarını çattı. Fadime devam etti:
"Sakın." Bu sefer sesi daha netti. Ama içinde anlamlandıramadığı bir korku da vardı.
İso frene sert bastı. Araba konağın önünde durdu. Kısa bir sessizlik oldu sonra İso yavaşça ona döndü.
Gözlerinde ilk kez açık bir his vardı... Fakat Fadime yine de anlayamamıştı.
Bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti, çenesini sıktı.
"Tamam." dedi kısa ve net. Bir saniye durdu.
"Bir daha olmaz." Ses tonu sakindi... ama o sakinliğin altında bastırılmış bir şey vardı. Fadime kapıyı açıp indi.
Kapıyı kapattığı anda İso çoktan gaza basmıştı Fadime arkasından bakarken araba hızla uzaklaştı.
-Bölüm Sonu-
Umarım beğenmişsinizdir.
Sizi seviyorum
