1. bölüm · İnsan Kendinden Yaralanır
İnsan Kendinden Yaralanır -1-
Arabanın sarsılıp durması ile ‘hay babasını satayım’ diye söylendi Fadime, kapıyı açarken.Taş köprünün ortasındaydı ve araba çalışmıyordu. Abisi ‘’Esme’nin pansiyonuna gel.’’ Yazdığı için apar topar çıkmıştı fabrikadan.
Tam telefonunu almak için tekrar arabanın içine yönelmişken duyduğu sesle sinirleri tepesine çıktı.
‘’Ne oldu koçari kızı, karbüratörün su mu kaynattı?’’ Fadime yakınından gelen sesin kime ait olduğunu çok iyi biliyordu ama nerden çıktığını anlamamıştı.
‘’Nerden çıktın şimdi sen.’’ Diye sinirle İso’ya döndü suratındaki rahat gülümsemesi sinirini daha da bozmuştu. İso biraz daha Fadime’ye doğru yaklaştı.
‘’Gördüm ki koçariden bir keçi, furtunaya kaçıyordu, hayırdır demeye geldim.’’ Dedi İso, ona keçi dediği için Fadime’nin surat ifadesinin anında değişmesi daha da keyiflendirmişti onu. Bu sefer bir adımda Fadime yaklaştı.
‘’Seni koçari keçilerinin altına atarsam da böyle espiriler yapabilir misin, Furtunacuk?’’ Dedi, gözlerini kısarak ama İso’nun suratında ki o muzip ifade değişmemiş hatta büyümüştü.
‘’Nasıl yapacakmışsın onu? Yap bir görelim.’’ Dedi, ona ‘furtunacuk’ demesinden hiç hoşlanmamıştı. Ciddiye alınmıyor gibi hissemişti aslında ciddiye alınmak gibi bir amacı da yoktu ama bu his ona çok yabancıydı. Bazı gerçekleri Fadimeden önce öğrenmiş olmanın yükünü taşıyordu belki de. Kafasında bir an sabah olanlara dalıp gitti.
-Bu Sabah-
Furtuna Konağı
İso, babaannesinin öksürmesiyle kafasını kaldırdı. Her zamanki gibi huzursuz bir kahvaltı sofrasının etrafında toplanmışlardı. Abisi karşısında, annesi yanında oturuyordu. Yengesi ise yine yoktu.
‘’İso…’’ diyerek derin bir nefes aldı Şirin Furtun. İsoyla göz teması kurdu. ‘’Bir şey diyeceğim torunum.’’
İso kafasını sallayarak, ‘’buyur babaannem’’ dedi. Ne olursa olsun babaannesinin yeri çok başkaydı.
‘’Koçari kızı Fadime’yi bilyor musun?’’ Tek kaşını kaldırarak sormuştu bu soruyu. İso huzursuzca yerinde kıpırdandı ne alakaydı şimdi bu soru? Annesine ve abisine baktı hızlıca; ikiside gözlerini önünde ki tabaklara dikmiş, çıt çıkarmıyorlardı.
‘’Biliyorum babaanne.’’
‘’Amcanın hapisten çıkmasına az kaldı, kan hakkı koçarililere geçti. Zamanında aramızda verilmiş bir sözümüz vardı. Amcanın hapisten çıkma vakti geldiğine göre sözleri tutma vakti geldi.’’ Kendinden emin bir şekilde konuşmasında devam ederken bir an duraksadı, yutkunup devam etti.
‘’Fadime’yle evleneceksiniz.’’ Şirinin sesi bu sefer biraz titrek çıkmıştı. Tam tahmin ettiği gibi İso’nun anında kaşları çatıldı ve sinirlendiğini belli eder bir şekilde nefesi de hızlandı, hızla ayağa kalktı.
‘’Ne sözü babaanne? Benim üzerimden kim haberim olmadan söz veriyor?’’ Tek tek çıkan kelimelerle zar zor oluşturmuştu cümlelerini, nerden çıkmıştı koçari kızıyla bu evlilik işi?
‘’Olmaz…Ben o kızı almam oda bana varmaz zaten.’’ Dedi, kendinde emin bir şekilde tek tek masadakilere baktı.
Şirin kaşlarını yukarı kaldırdı. ‘’O varırsa alır mısın?’’ Dedi. İso bu eminlikten şüphelenmişti o koçari kızı hiçbir koşulda onunla evlenmeyi kabul etmezdi, buna emindi.
‘’O bana varmaz babaanne, varsada ben onu almam.’’ Dedi, ellerini masaya koymuş, öne doğru eğilmişti, bu sefer sesi netti.
‘’Yeter’’ dedi Şirin Furtuna, ‘’Bu kan bitecek. Ben bir oğlumu daha toprağa koyamam.’’ Dedi, ayağa kalkarken kalbine giren ani sancıyla eli göğüsüne gitti. Oruç ilk defa sessizliğini bozmuş ve ‘’babaanne’’ diyerek kolundan destek olmuştu. 1 ay önce Şerifin hapiste bir olaya karıştığını ve cezasının uzama ihtimali olduğunu duyunca kalp krizi geçirmiş, ölümün kıyısından dönmüştü. Onu o halde gören İso çok tepki verdiğini düşünerek pişman olmuştu bile. Annesi ve abisi, babaannesinin koltuğa oturmasına yardım ederken o da gözleriyle babaannesini inceliyordu.
‘’Babaanne’’ diyerek yavaşça yaklaştı.
‘’Bizi yalnız bırakın’’ dedi Şirin, diğerlerine. İso annesinin bu sessizliğine hiçbir anlam verememişti. Normalde olsa, ’benim kocamın katilinin kızını gelin olarak almam’ diyerek ortalığı yakacak kadının sesini daha duymamıştı bile.
‘’İso otur’’ ikiletmeden babaannesinin dediğini yaptı ve yanına oturdu. Onun elinde büyümüştü babasının vefatı annesini çok etkilemişti ona bakan babaannesiydi nasıl ikiletebilirdi ki…
‘’Bu kan davası asırlardır sürüyor, ben bu kan davasına; babamı verdim, kocamı verdim, oğlumu verdim şimdi diğer oğlumuda alacaklar benden. Ne doya doya çocuk olabildim ne eş ne de anne. Bu kan davası devam etmesin… Kaderiniz çocukken başladı. Çocuk olamadınız. Böyle devam ederse eş de olamayacaksınız baba da, babanın gençliğine o kadar benziyorsun ki sana baktıkça onu hatırlıyorum.’’ dedi. Gözleri dolmuştu, eliyle hafifçe İso’nun dizine vurdu iki kere.
‘Uzun süre düşündüm bu kan daha ne kadar devam edecek diye.En sonunda kalktım gittim koçari’ye. Amcan babanla, dedenin intikamını alalı 1 yıl olmuştu, Fadime’nin annesi çok hasta diye duymuştum, görünce emin oldum. O gün o kadına ‘kızını da korurum, oğulunu da’ dedim sözüm sözdür. Fadime kabul ederse bu evlilik olacak.’’ Dedi.
İso bu hikayeyi ilk defa duymuştu ama bu evililiği kabul etmesi için yeterli değildi.
‘’Babaanne, ben istemiyorum?’’ Dedi, söyler gibi değilde soru sorar gibiydi ama sakindi, kırmak istemedi babaannesini. Üstü kapalı ‘benim isteğimin bir önemi yok mu?’ diye soruyordu.
‘’Ya abini koçari’ye veririm ya da koçari kızıyla evlenirsin.’’ Dedi Şirin, dilini ısırdı ardından, bu işin kolay olmayacağını biliyordu.
‘’Anlamadım?’’
‘’Ben bir oğul daha vermem koçari’ye. Kan hakkı isterse abinin kanını veririm.’’ Dedi, sesi buz gibiydi. Kendinden emindi. Göz dağıydı aslında, yapmazdı ama bu duruşu sanki İso’ya bunu yapacağını hissettirmişti. Şaşkınlığını gizleyemedi.
‘’Oğulunu vermezsin, torununu verirsin öyle mi?’’ Duraksadı.
‘’Bu kadar kolay mı bizi gözden çıkarmak?’’ dedi. Hayal kırıklığı sesine yansımıştı bu ailede hep ilk gözden çıkarılanlar abisi ve kendisiydi.
‘’Veririm. 2 tane daha torunum var ama başka oğlum yok.’’ Dedi Şirin Furtuna, dedikleri kendine bile ağır gelmişti göğsünde ki ağrı giderek büyüdü.
İso sessiz kalmayı seçerek çıktı evden. Evin arkasındaki deniz kenarına indi. Nefesi az geliyordu, daralmaya başlamıştı. Karadeniz’in bu soğuğunda terlemeye başlamıştı…
‘’Ne daldın gittin, dikildin karşıma. Çekil, işim gücüm var.’’
‘’Hoppp’’
İso, Fadime’nin söylenmeleriyle daldığı düşüncelerinden çıktı canı sıkkındı.Onu bir anlığına görünce unutmuştu, kısa süreli de olsa keyfi yerine gelmişti ama şimdi hatırladıklarıyla tadı daha çok kaçmıştı. İso’nun yüzünde ki o gevşek sırıtmanın bir anda kaybolmasına ve ciddileşmesine anlam veremedi Fadime ama umurunda da değildi, sorgulamadı.
Arabanın çalışmayacağını tahmin ettiği için abisine mesaj attı. ‘’Araba bozuldu, taş köprüde kaldım.’’ diye. İso ise tekrar dalıp gitmişti. Fadime her denk geldiğinde dünyayı umursamayan çocuğun neyi bu kadar kafasına taktığını istemsizce bu sefer merak etti.
‘’Nereye gidiyordun sen.’’ diye sordu İso. Fadime suratını buruşturdu.
‘’Sanane furtunacuk.’’ Dedi arabanın kapasını kapatıp, arkasına yaslandı.
‘’Bırakayım?’’ diye sordu İso. Anlık yaptığı saçmalığı fark etti ama çoktan ağzından çıkmıştı, geri döndüremedi.
‘’Destur, daha neler. Git burdan.’’ Dedi ama İso bir adım bile kıpırdamadı taş köprünün demirlerine yaslanmış göz hapsine devam ediyordu.
Abisinden mesaj gelmeyince aramaya karar verdi Fadime ama bu seferde aramayı açmadı. Abisinin yanındadır diye Gezep abisini aradı ama o da açmadı telefonunu.
‘’Noldu açmıyor mu ithan telefonu? dedi İso. Tek kaşı havaya kalkmıştı ve anlık keyfi düzelmişti. Fadime kimden bahsettiğini anlamadı.
‘’İthan?’’
‘’Eyüphan iti işte.’’ dedi, gıcık olduğunu belli eder ses tonuyla. Fadime derin bir nefes alıp arabadan sırtını ayırdı birkaç adım atarak İso’ya yaklaştı.
‘’Abimi arıyorum, Esme’nin pansiyonuna çağırdı.’’
‘’Yengemin pansiyonunda senin abinin işi ne ya?’’
‘’Arabam bozulmasa bende onu öğrenecektim ya furtunacuk.’’
Bu sefer İso ‘bırakayım’ demedi ama kıpırdamadı da. Fadime’yi burada ayalnız bırakıp gitmeyecekti. Bunun onunla alakası bile yoktu bir kadını böylece bırakıp gitmezdi. Yoksa koçari kızına gıcık kapıyordu.
Fadime huzursuzca olduğu yerde kıpırdanarak,
‘’Esmeyi arasana’’ dedi. İso cevap vermeden telefonunu çıkardı ve yengesini aradı, açmamıştı.
‘’Açmadı.’’ Fadime derin bir nefes alarak saate baktı akşam altıya geliyordu. Birkaç saate hava kararacaktı.
‘’Sen arabadan anlamıyor musun?’’ Dedi gözlerini kısarak Fadime.
‘’Anlıyorum.’’ Dedi İso dalga geçmek için Fadime gibi gözlerini kısmıştı.
‘’İyi hadi yap da bir işe yara furtunacuk.’’ Diyerek arabanın anahtarını İso’nun üzerine doğru attı. Refleksle arabanın anahtarını havada tuttu İso.
‘’Merak etme kaçırmam seni, gel bırakayım abinin yanına’’ dedi sıkılmış bir nefes verdi.
‘’Neydi şu senin kıvırcık arkadaşının adı ona canlı konumunu at.’’ dedi. Neden ona güven vermeye çalışıp, yardım etmek istiyordu anlamamıştı İso kendini ama çokta üzerinde durmadı, sonuçta burda karanlıkta bir kadını bırakıp gidecek değildi, içinden ‘kim olsa aynısı yapardım’ diyerek rahatlattı kendini.
‘’Ha, telefonumu alıp atmayacaksın bir köşeye. Salak mı sandın sen beni?’’ dedi, bir furtunalıya asla güvenmezdi. İso, kendi arabasının anahtarını uzattı.
‘’Sen kullan?’’ Fadime bu fikre ikna olmuş gibiydi içten içe abisini merak ediyordu furtuna köyündeydi ve ne ona ne de diğerlerine ulaşabiliyordu. Kafasını isteksizce salladı ve anahtarı alıp arabaya adımladı, ayakları geri geri gidiyor ve içinde ki huzursuzluk büyüyordu.
Direksiyona oturduğunda gözlerini kapatıp kendini sorguladı ‘ne yapıyorum ben’ diye yanında İso Furtuna oturuyordu daha saçması onun arabasını kullanmak üzereydi. Derin bir nefes alıp arabayı çalıştırdı. Pansiyona gidene kadar hava kesin kararacaktı. İso kemerini bağlarken arabadaki gerginliği en az Fadime kadar hissediyordu, onun içinde dünya saçması bir andı. Fadime Koçari onun arabasını kullanıyordu bir gün önce bunu biri dese gülmekten nefessiz kalırdı.
İso arabadaki gerginiliği almak için radyoya uzandı ve açtı ilk çıkan şarkıda bıraktı. ‘Sakin ol evladım’ çalmaya başladı, arabanın içi müziğin sesiyle dolarken Fadime direksiyonu biraz daha sıkı kavradı bu şarkı ona abisini ve esmeyi anımsatıyordu. İso ‘’ güzel şarkı’’ dedi ama o kadar belli belirsiz söyledi ki Fadime cevap vermekte tereddüt etti, gözleriyle onayladı ama İso bunu fark etmedi.
Şarkının nakarat kısmı gelince ikiside aynı anda derin bir nefes aldı.
‘’İnsan kendine yakalanır
İnsan kendinden yaralanır’’
İso’nun kafası tekrar sabah babaannesinin dediğine gitti.Kazık yemiş gibi hissediyordu insan hiç babaannesi tarafından abisinin canıyla tehdit edilir miydi? Kafasını Fadime’ye çevirdi gözleri bir süre ciddiyetle yola odaklanmış yüzünde gezdi bir şeyler düşündüğü belliydi acaba babaannesi Fadime’yi neyle bu evliliğe ikna edecekti? Kendinden çok emindi çünkü.
‘’Çek gözlerini üzerimden.’’ Dedi Fadime, abisiyle Esme aklına gelince oda dalmıştı düşüncelere ama izlendiğininde farkındaydı. Az kalmıştı ilerdeki yoldan dönünce pansiyona varmış olacaklardı ve bu garip ortamdan ikiside kurtulacaktı. İso gözlerini hiçbir şey demeden Fadimeden çekti.
Pansiyona geldiklerinde bir furtunalıların ortasında abisinin bağırdığını gördü Fadime, hızla arabayı durdurup aşağı indi onunla eş zamanlı arabadan İsoda indi herkesin gözleri onlara dönmüşken Fadime, abisinin karşısında duran Şirinin ‘’yıllar önce annene verdiğim sözü tutma vaktim geldi sana zamanı gelince bu iş olacak demiştim.’’ Dediğini duydu belli belirsiz.
Adil, duyduklarından sonra İsoyla aynı arabadan inen kız kardeşini görünce iyice delirdi, İso’ya doğru adımladı ve bir tane yumruk atıp yakasına yapıştı.
‘’Senin benim kardeşimin yanında ne işin var ulan.’’ Diyerek ikinci yumruğu attı. İso karşılık vermemeyi seçmişti, temiz bir dayak belki sabah yaşanılanların üzerine iyi gelir diyip bıraktı öylece kendini. Kansa belki onun kanı yeterdi bu davayı bitirmeye. Fadime abisine doğru adımlayacakken biri kolundan tuttu.
‘’Dur abim.’’ Diyerek onu geriye çeken kişi Gezep abisiydi. Herkes Adili, İso’nun üzerinden almaya çalışırken Adil belinde ki silahı çıkarıp çoktan İso’nun alnına dayamıştı.
‘’Adil dur, ne olur dur.’’ Sesiyle gözlerini onu yaşarken öldüren kadına çevirdi. Esme karşısında ağlıyordu, silahı İso’nun alnından çekip ‘’kardeşimden uzak dur’’ dedi tehdit eder gibi çıkmıştı sesi sonra arkasını dönüp Furtunalılara baktı, ‘’uzak durun.’’ diye genel bir ikazda bulundu. Korkudan yerinde kaskatı kesilen kardeşinin yanına gidip onu kendi arabalarına yönlendirdi.
‘’Abi yolda kaldım, size ulaşamayı-‘’
‘’Açıklama gerek yok abim ama uzak duracaksın bu furtunalılardan.’’ dedi Adil, Fadime’nin sözünü keserek.
Eve gidene kadar ikisininde ağzını bıçak açmamıştı. Ortamda ki sessizliği bozan arabanın camına sakince vurmaya başlayan yağmur damlalarıydı. Fadime abisine çaktırmadan Melek’e mesaj yazmak için telefonunu çıkardı.
‘’Hastanede misin?’’ Anında görüldü oldu mesajı…
‘’Evet ama çıkıyorum birazdan.’’
‘’Sakın.’’ yazıp, gönderdi hemen ardından
‘’İso Furtunayı getirebilirler. Abim yüzüden, ne yap et kal hastanede’’ yazdı. Dikkat çekmemek için telefonunun ekranını kapatıp başını cama yasladı…
Fadime evin en sessiz köşesindeki cam kenarına oturmuş dışardaki fırtınayı izliyordu, düşünceleri yağmurun yere iniş hızıyla aynı hızda değişiyor ve olanları tekrar tekrar yaşıyordu, yıllardır anne-baba hasreti çekmiş olan içindeki kız çocuğu bugün abisinin hasretini çekebilme ihtimaline ağlamıştı saatlerce. Atalarından onlara kalan bu lanet üzerlerinde kara bulutlar gibi sanki tekrar gezmeye başlamıştı yıllar sonra.
Adil kardeşini cam kenarında görünce yanına yöneldi iki adımda ‘’İyi misin abim.’’ Dedi ve eğilip saçlarından öptü. Fadime abisinden tarafa bakmadı çünkü ona hem kırgın hemde kızgındı ne olursa olsun abisinin onu düşünmeden böyle bir şey yapmasına anlam veremiyor, onların ailesi bu düşmanlık bitsin diye çabalamışken şimdi abisinin bu yaptığını kafasında oturtamıyordu.
‘’İyi mi? Değilim tabii ki!’’ dedi, asla göz teması kurmadan. Adil yaptığı hatanın farkındaydı ama bu hayat onların gerçeği olduğu için özür dileyemiyordu çünkü bugün özür dilese yarın yine aynısını yapmak zorunda kalabilirdi ve Adil için özür tekrar edilmeyecek hatalarda dilenmeliydi.
Fadime dayanamadı ve abisinin gözlerine baktı, bakar bakmaz gözleride dolmuştu. Abisinin elinden tuttu ve yanına oturması için işaret verdi. Adil ikiletmeden yanına otururken Fadime çoktan konuşmaya başlamıştı.
‘’Ben küçücük yaşımda hem annesiz hem babasız kaldım yetmedi 2 yıl sensiz kaldım sonra yetmedi her günümü seni kaybetme ihtimaliyle yaşadım, tek ailemi…’’ Derin bir nefes alıp kaldığı yerden devam etti.
‘’Bana hak gördüğün bu olmamalı abi, her gününü ‘ya abimi kaybedersem’ diye yaşayan kardeşini seni kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak olmamalı.’’ bir damla yaş düştü yanağına eliyle hızlıca silerken peşinden diğer gözyaşları akmaya başlamıştı bile…Her şeyiydi; Babasıydı çünkü evi olmuştu, annesiydi çünkü saçlarını örendi, abisiydi çünkü onu çok sevendi.
Adil bir şey diyemedi, bir açıklaması yoktu ‘seni istediler kan davasını bitirmek için. O yüzden delirdimde dövdüm o çocuğu.’ deseydi kabul etme ihtimalinden korkuyordu. Tek yaptığı tekrar kardeşini saçlarından öpüp odasına gitmek oldu. Fadime sessizliğine karşı sessiz kaldı abisinin içini biliyordu, vardı bir şeyler fakat sorgulamadı.
Telefonuna gelen mesaj bildirimiyle sıçradı. Ekrana gözlerini çevirmişti ağladığı için hafif bulanık görüyordu, lise arkadaşı Melek beklediği mesajı atmıştı.
‘’İso iyi..’’ Yazıyordu. Melek hastanede hemşire olarak çalıştığı için arabada ilk ona yazmıştı.
‘’Ne ifade verdiler, duydun mu?’’ Yazıp, gönderdi.
‘’Abinin adını vermemiş, görmedim yüzünü, karanlıktı demiş, diğerleride biz sonradan geldik demişler zaten.’’ Mesajını okuyunca derin bir nefes aldı. Abisinin, Şirinle konuştuktan sonra gözü dönmüştü resmen. Şirin, abisine ‘’Yıllar önce annene verdiğim sözü tutma vaktim geldi sana zamanı gelince bu iş olacak demiştim.’’ derken, ne sözünden bahsediyordu anlamamıştı Fadime. Abisinin gözü dönüp İso’yu döverek hastenelik edecek, kafasına silah dayayacak kadar problem olan söz neydi? Bunu sorguluyordu.Aynı arabadan inmelerinin sonucu değildi bu yaşanan farkındaydı.
Saat gece 1’e geliyordu hiç uykusu yoktu.Yıllardır hiç bozulmamış anne-babasının odasına gitti bu odaya girmek çok ağır geliyordu ama kendini en güvende hissettiği yerdi aynı zamanda. Yatağın ortasına bıraktı kendini ve cenin pozisyonunu aldı.
‘’Nolur, nolur abisiz de kalmayayım.’’ diye mırıldandı dudağından harfler tam çıkamamıştı bile…
1 saat kadar öylece durdu, yağmurun sesi, anne-babasının varlığı rahatlatır sandı ama rahatlatmadı huzursuzca kalktı yataktan karşıda duran sandığa takıldı gözü annesinin anıları vardı o sandıkta bir kere bile bakmaya cesareti olmamıştı.Bunu yaparsa annesinin yokluğunu daha çok hissedeceğini düşünüyordu…
Telefonuna bakındı; yatağın kenarından aldı, Melek’e mesaj atmak için.
‘’Hastaneye geliyorum’’ yazdı, anında mavi tik oldu birkaç saniye sonra telefonu çalmaya başladı.
‘’Saçmalama Fadime, ne demek hastaneye geliyorum herkes burda.’’ dedi, sessizce konuşuyordu.
‘’Duramıyorum evde.’’ Gözlerini kapatıp açtı sanki Melek görecekmiş gibi ‘’Hem hava almış olurum hemde şirinle konuşacağım. Sen bir şeyler ayarlarsın’’ dedi. Melek derin iç çekişi geldi telefondan bu tamam demekti Fadime’ye göre telefonu kapatıp sessizce çıktı odadan.
Abisi muhtemelen uyumamıştı önce ona bir bahane uydurması lazımdı, abisinin odasının kapısına vurdu iki kere ses çıkmadı, tekrar vurdu yine ses gelmeyince kapıyı yavaşça açıp kafasını uzattı
‘’abi’’
Sesi boş odada karşılık bulamadan kayboldu, kimse yoktu. Hastaneye gitmiş olma ihtimali vücuduna korkuyu çoktan yaymıştı. O kadar hızlı hareket ediyordu ki kendini bir anda ayakkabılarını giymiş ve kapıda ki arabalardan birinde bulmuştu.
Hastanenin önüne geldiğinde Melek’i kapıda gördü biraz rahatladı kasılmış vücudu abisi burda olsaydı Melek onun yanında olurdu.Arabayı sakince park edip indi, stresten kaskatı kesilmiş vücudu karadeniz soğunu yiyince titremişti. Melek’e doğru yürümeye başladı.
Melek liseden beri arkadaşlardı yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi ne zaman kaçmak istese gittiği dostuydu seneler geçmiş ama birbirlerine karşı olan bağları geçen her günde dahada kuvvetlenmişti. Melek bitik gözüken Fadime’ye içten içe üzüldü belli etmeden. Onun abisini ne kadar çok sevdiğini, onun için canını bile vereceğini biliyordu ilk defa abisi için bu halde de görmüyordu onu şaşırmamıştı bu haline.
‘’Abim burda mı?’’ Diye sordu Fadime, Melek’i düşüncelerinden uzaklaştırarak.
‘’Hayır abin ne alaka? Hem sen nasıl çıktın evden?’’ dedi, hastaneye geleceğim dediğinde de ilk bunu düşünmüştü ama Fadime’nin fırıldaklığını biliyordu bir şekilde abisini ikna edeceğine emindi.
‘’Evde olsaydı abim, sana kalmaya geleceğimi söyleyecektim burda olduğunu bilmiyor’’ dedi Fadime, şimdi yine aklı abisinde kalmıştı. Nerdeydi acaba… Gözleri bir anda arkada hastanenin tam girişinde olan Şirine kaydı. Girişe yakın oturuyordu.
‘’Senin geleceğini söyleyip buraya çağırdım yukarısı furtuna kaynıyor, ne konuşacaksan burda konuş.’’ Dedi Melek, Fadime’nin baktığı yeri görünce.
Fadime yavaşça kafasını salladı aşağı yukarı, bu kadını senelerdir çözememişti iyi birimiydi yoksa sadece kendi çıkarlarına göre insanları manipüle eden biri miydi arada kalıyordu. Şirin, Fadime’yi görünce gülümsedi. Garipti mesela bu Fadime’ye göre, torunun bugün bir tek ölmediği kalmıştı ve o gülümseyebiliyor muydu cidden?
‘’Fadime kızım’’ dedi Şirin, Fadime onun yanına gelince. Fadime rahatsızlığını belli eder şekilde ‘’Bana kızım’’ demeyin dedi. Annesini ve babasını elinden alan şerefsizin annesi ona ‘kızım’ dememeliydi.
Şirin aldığı tepki karşısında sessiz kaldı, haklıydı kız kendince.
‘’Annemle ne konuştunuz? Ne sözü verdiniz? Abim söylemez, ağzını açmıyor.’’ Fadime direkt konuya girmişti, merak ettiği tek bir şey vardı annesi, babası’nın vefatından sorumlu olanlarla ne anlaşması yapmıştı? Şirin cebinden bir şey çıkardı ve Fadime’ye uzattı bir kağıt parçasıydı üzerinde ‘kızıma’ yazıyordu. Kaşları anında çatılırken elini uzatıp kağıtı aldı.
‘’Bunun cevabı ne abinde ne de bende, annende.’’ dedi. Şoklanmıştı vücudu, annesi ona mektup yazmıştı ve o yıllar sonra öğreniyordu bunu, hemde Şirindeydi mektup…
‘’Önce bu mektubu oku, ondan sonra yayla evine gel yarın sabah. Konuşacağız.’’ dedi Şirin, arkasını dönüp koridor boyunca yürümeye başladı. Fadime elinde mektupla arkasından bakakalmıştı. Bugünün verdiği huzursuzluk ve ağırlık hissi bambaşkaydı, yıllardır böyle hissetmemişti.
‘’Fadime’’ Melek’in sesiyle yanına geldiğini yeni fark etti. ‘Bir şey deme’ der gibi kafasını iki yana sallayıp arabaya doğru yürüdü. Arabaya bindiğinde aldığı nefesler yetmiyor göğüsü sıkışıyordu, eli göğsüne gitti. Mektubu açmaya yeltendi ama vazgeçti yanında ki koltuğa koyup arabayı mezarlığa yakın, sakin bir yere çekti. Mektubu okuduktan sonra annesiyle konuşmaya ihtiyacı olurdu, emindi.
Mektubu açtığında annesinin el yazısı ilk dikkatini çeken detaydı.
‘’ Fadime’m…
Güzel kızım… Yanımda mışıl mışıl uyuyorsun. Nefesini duyuyorum, saçının kokusu odamı dolduruyor. Ben ise uyuyamıyorum. Korkudan, çaresizlikten, vedanın soğukluğundan uyuyamıyorum.
En çok korktuğum şey oldu… Bir kızım oldu benim. Bu dünyaya bir kız çocuğu getirdim.
Sana sevgimi kelimelere dökemem. Şu hayatta en kıymetlim sizsiniz ama ben çok hastayım kızım… Baban yok. Ve sen hiçbir şey bilmiyorsun. Sana babanın artık olmadığını nasıl anlatacağım bilmiyorum. O kadar küçüksün ki… Anlar mısın, onu bile bilmiyorum.
Ben seni bu dünyadaki her şeyden korurdum ama bu kandan koruyamam. Bunu biliyorum.
Eğer ben ölürsem… Önce Allah’a, sonra birbirinize emanetsiniz. Sen ve abin… Birbirinize tutunun.
Bana kızma annem… Ama senden bir şey isteyeceğim. Bu kanın kadınları, erkeklerden daha cesur savaştı. Ama bu kan hiç bitmedi. Yıllar önce bir söz verilmiş… Koçari’den bir kız, Furtuna’dan bir erkekle evlendirilecek, kanlar birleşecek denmiş ama o kız… Başka birine âşık olmuş. Kaçmışlar. Bir yuva kurmuşlar. Sevmeyi seçmişler. Lanet peşlerini bırakmamış. Uzun sürmemiş mutlulukları, bulmuşlar onları. Oğlanı da aşklarını da kana bulamışlar. Kız hamileymiş… Sonra büyükler demiş ki: “Bu kan bitmez, birleşmez.” Ve kan davası o gün yeniden başlamış.
O iki aşık… Senin babaannenle, dedendi.
Bu kan, bizim yüzümüzden yeniden alevlendi kızım.
Ve şimdi… Bu kan bizden bir kız istiyor. Seni istiyorlar…
Bugün Şirin Furtuna geldi.“Canım pahasına korurum kızını.” dedi.
“Ne oğlun bu kanın bedelini ödesin, ne kızın bu kanla tek başına kalsın.” Dedi.
Öleceğimi hissediyorum Fadime’m.
Sizi emanet edecek kimsem yok. Çok çaresizim.
Sana böyle bir bedel bırakmak… Bir annenin kalbine sığacak bir yük değil. Her gün kendimden nefret edeceğim bunu düşündükçe ama bu uğruda ne abinin bir katil olmasına razıyım…
Ne de senin bu kanla tek başına kalmana.
Kabul ettim. Zamanı geldiğinde seni torunuyla evlendirmek istedi. Ben de “tamam” dedim.
Canınız karşılığında…
Affet beni kızım.
Affet…’’
BÖLÜM SONU...
BU HİKAYEYE BENİMLE BİRLİKTE EŞLİK ETTİĞİNİZ İÇİN HEPİNİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.
BU SÜREÇTE BANA DESTEK OLAN ARKADAŞLARIM,
MEL
ESO
ZEH
EYLÜL'E TEŞEKKÜR EDERİM.
İSTEKLERİNİZİ VE ELEŞTİRİLERİNİZİ YAZMAYI UNUTMAYIN. DÜŞÜNCELERİNİZ BENİM İÇİN ÖNEMLİ.
