3. bölüm · İnsan Kendinden Yaralanır
İnsan Kendinden Yaralanır -3-
‘’İtirazım var bu zalim kadere’’
İso, duyduklarından sonra kendini konağın önündeki sahile atmıştı. Amcası çıkar çıkmaz başlarına
bela açmaya başlamıştı ve içinden bir ses, bu ilk açtığı bela değil, son da olmayacak diyordu.
‘’Ne yapıyorsun burada?’’ Gelen sesle arkasına döndü; babaannesi gelmişti. Babaannesi, çaresiz
bir şekilde sahilde gezinip duran İso’yu görmüş ve yanına inmişti. Torununun neden bu halde
olduğunu merak etmişti.
‘’Neden babaanne?’’ İso birkaç gündür yaşadıklarının ağırlığını kalbinde hissediyordu; içinde
dışarıya yansıtamadığı bir fırtına vardı. Kızgındı babaannesine; kendi neydi ki yetiştirdiği adam ne
olsun…
‘’Ne ney uşağım?’’ Anlamazlıktan geldi Şirin Furtuna. Aslında neyi sorduğunu çok iyi biliyordu.
‘’Amcam...’’ Bir nefes aldı, ona söylemek bile zor gelirken. Amcası bunu yapmayı planlayan kişiydi.
‘’Amcam telefonda birine Fadime’yi öldürme emri veriyordu,’’ dedi İso; tek nefeste demeseydi
diyemeyecek gibiydi. Eliyle bir yandan konağı gösteriyor, diğer eliyle de göğsünün ortasını
tutuyordu. Birinin canını almak bu kadar kolay olmamalıydı.
‘’Ben size boşuna mı evleneceksiniz diyorum?’’
‘’Hâlâ mı babaanne? Ben sana kızı öldürecekler diyorum!’’ İki elini de hararetli olduğunu belli eder
şekilde hareket ettirmeye başlamıştı İso. Ne evliliği ya? Kızın canı tehlikedeyken derdi hâlâ evlilik
miydi babaannesinin? Gerçi ne bekliyordu ki...
‘’Senin karın olursa kim öldürebilir Fadime’yi?’’ dedi Şirin. İso anlık bir durdu, babaannesine baktı.
Haklıydı ama çözüm evlenmesi olmamalıydı tabii ki.
‘’Gidip oğlunu durduracağına bana evlen mi diyorsun?’’ İso sinirleniyordu artık babaannesine ama
saygısızlık etmek istemiyordu; son zamanlarda tanıyamıyordu babaannesini. Onu yetiştiren kadın
bu olamazdı; eğer böyle biriyse çocukluğunu kaybederdi…
‘’Durdurabilir miyim sanıyorsun? Durdurabilsem 20 senedir ayrı mı kalırdım?’’
‘’Kocanın intikamını alsın diye yetiştirdin ya onu babaanne!’’
‘’İso, sevdiğin mi var?’’ Babaannesinin sorusuyla şok oldu, sertçe yutkundu. Bu nereden çıkmıştı?
‘’Ne alaka ya!’’ İso ellerini iki yana açıp hafif geriye doğru gitmişti. Streslenince el hareketleri ve
mimikleri artıyordu.
‘’Niye istemiyorsun Fadime’yi?’’ Babaannesinin sorusunu duyunca göz teması kurdu.
‘’Babamın katilinin kızı olduğu için!’’ Bıçak gibi keskin bir ses tonuyla söylemişti İso bu cümleyi.
Şirin’in eli kalbine gitmişti anlık; ölen sonuçta onun da oğluydu.
- Koçari Konak -
Fadime sandıktan çıkan gelinliğe odaklanmıştı. Hemen üzerinde bir defter duruyordu; kahverengi,
eski bir defterdi. Titreyen ellerle tuttu defteri. Tam bu sırada telefonu çalmıştı; oturduğu yerden
kalkacak gücü bulamadığı için sadece telefonun çalışını dinledi bir süre. Ses kesilince gözlerini
kapattı. Yeni bir mektuba hazır değildi; bu defterde neler yazıyordu bilmiyordu ve içten içe bilmek
istemiyordu, hiç hazır değildi. Düşüncelerinin arasında telefonun sesi tekrar odayı doldurdu; bu
sefer bir şekilde o gücü bulup kalktı olduğu yerden Fadime ama defteri bırakamamıştı, hâlâ elinde
tutuyordu.
Telefonu eline alıp arayan kişiye baktı: ‘İso Furtuna’. Kaşları çatıldı, ne diye arıyordu? Bir sinirle ret
tuşunu yana doğru kaydırdı, telefonu yatağa doğru fırlattı. Diğer elinde duran deftere takıldı gözü,
sıkı sıkı tutuyordu. Derin bir nefes aldı. Kapağını açtı.
Açmasıyla aynı anda defterin arasından bir fotoğraf düşmüştü yere. Gözleri yerde duran fotoğrafa
takıldı: Annesi ve babası bir koltukta oturuyor, aralarında abisi, kendisi ise daha kundakta
babasının kucağındaydı. İlk defa görüyordu bu fotoğrafı. Defteri yan tarafta duran komodine
bıraktı, ardından yavaş hareketlerle fotoğrafı yerden almak için eğildi ama kalkamadı; dizleri daha
fazla onu tutamayınca dizlerinin üzerine düştü. Onun kontrolü dışında bir damla yaş süzüldü
gözünden. Ne kadar güzellerdi...
Fotoğrafın arkasını çevirdi, dört satır yazıyordu; kırmızı kalemle yazılmıştı:
‘’Bir yanım toprak kokar, bir yanım güneş gibi
Ölüm kapımda bekler, yaşam içimde diri
Dünümü aldı kader, yarınım belirsiz
Yaşamak da zor imiş, ölmek kadar sessiz’’
Annesinin el yazısıydı. Baştan en az beş kez okudu, sonra tekrar tekrar son satırı okudu: ‘Yaşamak
da zor imiş, ölmek kadar sessiz.’
Yatağın üzerindeki telefon tekrar çalmaya başladığında gözlerini devirdi Fadime. Gözünden akan
yaşı silip telefonuna uzandı. ‘İso Furtuna’ yazısına baktı biraz. Başına bela olmuştu.
‘’Ne var ula?’’ diyerek açtı telefonu Fadime. Ağladığı için sesi biraz boğuk ve titrek çıkmıştı.
‘’Buluşmamız lazım, neredesin?’’ İso kızın sesinden ağladığını anlamış ama anlatmayacağına emin
olduğu için sormamayı tercih etmişti.
‘’Ben. Seninle. Neden. Buluşayım?’’ Tek tek kelimelerini bastırarak söylemişti Fadime.
‘’Canın için,’’ dedi İso, sıkıntılı bir nefes verdi. ‘’Amcamın bir planı var, buluşmamız lazım yayla
evinde tekrar.’’
Fadime, İso’nun görmeyeceğini bile bile kafasını iki yana salladı. ‘’Yok. Gelmiyorum ben hiçbir
yere, arama beni.’’
İso’nun bir şey demesine müsaade etmeden telefonu suratına kapattı. Defterin arasına fotoğrafı
koyup tekrar sandığa yerleştirdi. Sandığı kapatıp annesinin odasından çıktı. İso’nun neden onunla
buluşmak istediğini merak ediyordu; amcasının rahat durmayacağı çok belliydi.
Kendi odasına geçip sandığın anahtarını çekmecede bir kutuya koydu. Telefonuna gelen mesaj
sesiyle odasındaki koltuğa oturdu.
‘İso Furtuna’dan bir yeni mesaj’ yazısında kaşlarını çattı. Yapmıştı resmen.
‘’Amcam, seni öldürmesi için birine emir verdi. Bunu konuşmak için çağırdım. Kendi canın için
değilse bile bunu duyduğunda abinin yapacakları için gel konuşalım.’’
Dış kapıdan sesler gelince gözleri mesajda takılı kalan Fadime telefonu kapatıp odadan çıktı. Abisi
Adil, Gezep ve İlve ablasıydı. En son konuşmalarını hatırladı ve sadece ‘’Hoş geldiniz,’’ demekle
yetindi. Hastanede çok bile kalmıştı; abisinin hemen çıkıp gelmesine hiç şaşırmadı. Kapı iki kez
vuruldu. Adil ve Gezep koltuklara geçerken İlve kapıyı açmıştı; gelen Melek’ti.
‘’Melek, hoş geldin.’’ Adil ilk ‘hoş geldin’ diyen kişi olurken diğerleri de ona eşlik etmişti hemen
arkasından. Fadime geleceğini bilmediği için çaktırmadan göz kırptı Melek’e: ‘Ne oluyor?’
‘’Fadime’yle bir şey konuşacaktım da ben...’’ dedi Melek. Herkes ona baktığı için kendini açıklama
ihtiyacı duymuştu.
‘’Konuşun abim,’’ dedi Adil kafasını sallayarak. ‘Niye bize açıklama yapıyorsun’ gibi bir tonlamayla
söylemişti.
Melek ve Fadime odaya geçtiler. Fadime odanın kapısının kapandığından emin olduğunda Melek’e
döndü.
‘’Ne oluyor?’’
‘’Eyüphan evleneceğinizi söylemiş bizimkilere, duydun mu?’’ dedi Melek. Ses tonu sinirli çıkmıştı.
‘’Ne?’’ dedi Fadime. Allah’ın manyağı yıllardır kafayı takmıştı Fadime’ye. Fadime her seferinde
arkadaş olduklarını belli ederken o hep kendi istediği gibi yorumlamış ve Fadime’yi bezdirmişti.
‘’Asıl... Fadime, herkes duymuş!’’ dedi Melek bir çırpıda. Bu sefer Fadime ses tonunu
ayarlayamamış ve ‘’NE!’’ diye bağırmıştı.
‘’Fadime, bizimkilere söylemiş dedim ya. Onların ağzında laf mı durur? Herkese duyurmuşlar.’’
Fadime’nin vücudu sinirden titrerken artık olanları kaldıramıyordu. Hayatının her kısmı
kontrolünden çıkmış, başkaları tarafından yönetiliyordu. Sinirle ağzından ‘’Millet evlilik delisi
olmuş!’’ diye bir cümle çıktı; bunu da yüksek bir sesle söylemişti. Anlamsızca ona bakan Melek’le
göz göze gelince yaptığı şeyi anlamıştı.
‘’Kim? Ne? Evlilik delisi mi? Anlamadım.’’ Art arda anlamadığını belli edercesine kelimeler söyleyen
Melek’e baktı. En yakın arkadaşıydı; ona anlatmalı mıydı yoksa susmalı mıydı? Bunu düşünürken
Melek’in yüzünü inceliyordu.
‘’Annemin mektubunu okudum.’’ Derin bir nefes aldı. ‘’Şirin Furtuna’yla annem vefat etmeden
önce anlaşma gibi bir şey yapmışlar,’’ dedi. Boğazı yanmaya başlamıştı. Melek, Fadime’nin yavaş
yavaş konuşmasına dayanamadı; biraz tez canlı olduğu için araya girdi.
‘’Ne anlaşması yapmışlar?’’
‘’Torunuyla evlendirmek istiyor beni,’’ dedi, bir nefes verip kafasını yukarı kaldırdı. Melek
duyduğuyla şok olmuştu.
‘’Torunuyla mı evlendirmek istiyor?’’ diye sordu. Sorusunu sorarken bir gerçek yüreğine bıçak gibi
saplandı; ağzında tekrar mırıldandı: ‘Torunuyla mı evlendirmek istiyor?’ Bunu Fadime duymamıştı.
‘’Evet,’’ dedi Fadime tekrar Melek’e bakarken. ‘’Annemin mektubu da bu evliliği kabul etmem
içerikli bir mektup.’’
‘’O kılçık İso’dan koca mı olur ya?’’ dedi Melek. Kafasındaki soruya cevap bulunca, İso ismini
duyduğunda rahatlamış gibi kasılan omuzlarını serbest bıraktı. Arkadaşının üzgünlüğünü gördüğü
için hangi torunu diye soramamış, merakını içine atmıştı...
‘’Fadime, sence bu evlilik düşmanlığı bitirir mi peki?’’ diye sordu Melek. Fadime bu soruya karşılık
telefonunu açıp İso’nun son attığı mesajı gösterdi, ardından:
‘’Bu düşmanlığı harlayacak olan kişi girdiği delikten çıktı ve o ölmeden bu düşmanlık son bulmaz,’’
dedi. Eliyle şakaklarını sıkarken cümlesine devam etti: ‘’Özellikle bir evlilikle asla son bulmaz.’’
Gözleri Melek’e döndü. ‘’Hayırdır, düşmanlık bitsin diye sen de mi 'evlen' diyeceksin?’’ Sesi kızgın
değildi, arkadaşına takılıyordu.
‘’Neden olmasın? Hem İso, Eyüphan’dan iyidir,’’ deyip güldü Melek. İşi goygoya vurmuştu;
Fadime’nin yüzünü güldürmek istiyordu ama pek işe yaramamıştı.
‘’O Eyüphan’la ayrıca görüşeceğim,’’ dedi Fadime.
Hava iyice kararmıştı. Akşam yemeği yemek için sofraya oturmuşlardı; Melek de onlara eşlik
ediyordu. Fadime sessizce tabağına bakıp çorbayı karıştırıyordu. Adil, kardeşinin bu düşünceli
halini fark etmişti. Hâlâ onu sevmediğini mi düşünüyordu bilmiyordu; böyle düşünmesi Adil’i
paramparça etmişti.
‘’Buz gibi oldu çorba tattaram,’’ dedi. Fadime abisinin ona söylediğini duymamıştı bile; transa
geçmiş gibiydi.
‘’Fadime!’’ dedi Adil ama yine abisini duymadığı için tepki vermedi Fadime. Melek’in masa altından
bacağını çimdiklemesiyle kendine geldi.
‘’Hı?’’ diye bir tepki verdi.
‘’Abim, ne derdin var senin?’’ dedi Adil. Fadime duyduğuyla histerik bir şekilde gülmeye başladı.
‘’Ne derdim mi var?’’ Gülmeye devam ederken kafasını da iki yana sallıyordu. Masadakiler
şaşırırken Melek üzülüyordu arkadaşının yaşadıklarına. Biraz olsun keyfi yerine gelsin diye
konuşmuşlardı ama bir noktada Fadime susmuş ve sadece duvarı izlemişti. Melek ise belki tepki
verir diye kendi kendine konuşmaya devam etmişti.
‘’Hiç ya, hiçbir derdim yok! Abim katil olmak istiyor, ölümden çekinmiyor falan; dert değil bunlar,’’
dedi gülüşlerinin arasında Fadime. Adil sıkıntılı bir nefes verdi.
‘’Fadime...’’ dedi, sesi sıkıntılıydı. Nasıl diyecekti bunu bilmiyordu. ‘’Abim, İlve’yle İstanbul’a mı
taşınsanız siz?’’ Bir çırpıda söyledi. Fadime’nin histerik kahkahası bıçak gibi kesilmişti. Kafasını
hızlıca abisine çevirdi.
‘’İstanbul’a mı taşınayım?’’ dedi. Yüzünde tiksinir gibi bir ifade oluşmuştu. İstanbul’a mı
postalamaya çalışıyordu abisi onu?
‘’İyi gelmiyor sana burası belli ki abim; oradaki şirketle ilgilenirsin hem,’’ dedi. O, Fadime’nin aksine
gayet sakin konuşuyordu. Fadime hiçbir şey demeden hızlıca kalktı masadan. Abisi de hızlıca
arkasından giderken:
‘’Tattaram nereye?’’
‘’İstanbul’a göndermeyi düşündüğün kardeşinin nereye gittiği seni gerçekten ilgilendirir mi?’’ dedi
Fadime. Görünmez iki el boğazına yapışmıştı ve günlerdir giderek daha çok sıkıyordu. Koçari
konağının kapısını çekti ve çıktı.
Adil kendini çok kötü hissediyordu. İlk defa Fadime’yle böyle ters düşüyorlardı; ne dese, ne yapsa
kardeşi farklı anlıyor ve giderek ondan uzaklaşıyordu. Kardeşine ulaşamamak onun canını yediği
kurşundan çok daha fazla yakıyordu. Daha duyduğu Eyüphan mevzusunu açmamıştı bile;
herhalde bunu da sorsa Fadime iyice kapatacaktı kendini.
Sıkıntılı bir şekilde yemek masasına döndüğünde İlve’yle konuşan Melek’i gördü. Yerine geçmek
yerine Melek’in yanına oturdu.
‘’Abim...’’ dedi içten bir şekilde Adil. Melek’i asla Fadime’den ayırmaz, abilik yapardı ona hep.
Melek de onu öz abisi gibi görürdü.
‘’Efendim abi?’’ dedi Melek.
‘’Ben bu aralar Fadime’yle düzgün iletişim kuramıyorum.’’ Cümlesini yarıda kesip eliyle yüzünü
ovuşturdu. ‘’Ne desem yanlış anlıyor beni.’’ Sesi çok üzgündü.
‘’Abi, 'İstanbul’a git' dedin,’’ dedi Melek, ne yaptığını anlatmaya çalışır gibi.
‘’Eyüphan’la Fadime’nin arasında bir şey mi var?’’ diye sordu çat diye Adil. Melek şok olmuştu.
Adil abisi de duyduysa gerçekten herkes duymuştu. İlve bu soruyla konuya dahil olup:
‘’Ne saçmalıyorsun?’’ derken, eş zamanlı Melek de şok içinde:
‘’Abi, nasıl böyle bir şey düşünürsün?’’ demişti. Fadime abisinden böyle bir şeyi saklamazdı;
olsaydı, bu dedikodulardan şüphelenecek en son kişi bile o olmamalıydı.
‘’Fadime ve Eyüphan sarılırken fotoğrafını çekmişler.’’ Adil tane tane konuşuyordu; bir İlve’ye bir
Melek’e bakıyordu. ‘’Kardeşim hakkında kötü bir şey düşünüyormuşum gibi neden
davranıyorsunuz?’’ dedi. Artık Adil de gerilmişti.‘’Bir soru sordum Melek. 'Evleneceğiz' demiş
Eyüphan; benden mi çekiniyorlar? Fadime o yüzden mi böyle dalgın?’’
‘’Abi, Fadime’nin böyle olması sen-’’ Adil elini 'dur' der gibi kaldırdı.
‘’Melek, onu biliyorum abicim ama Fadime kan davasının içinde büyümüş biri, başka bir şeyler de
var,’’ dedi. Sıkıntılı bir nefes aldı. ‘’Eyüphan mı?’’
Melek orada asla yapmayacağı bir şey yapıp: ‘’Hayır ya! Hem Fadime başkasına aşık!’’ demişti.
Kendi dediği şeye şok olurken masada bomba etkisi yaratmıştı. Gezep, Adil ve İlve bir ağızdan
‘’KİM?’’ derken; Adil ve Gezep ayağa fırlamıştı.
‘’Kim kim?’’ dedi Melek şok olmuş bir şekilde. Eyüphan mevzusunu kurtarayım derken daha çok
batırmıştı. İçinden ‘Dilini eşek arıları soksun Melek’ diye kendine sövmeye başlamıştı bile.
Fadime arabaya binmiş, titreyen elleriyle bir şekilde arabayı sürerken kendini taş köprünün
ilerisinde bir ormanlık alanda bulmuştu. Kafa dinlemek için buraya hep geliyordu; o yüzden ilk
sığınağı burası olmuştu. Telefonuna gelen bir bildirimle telefonunu yan koltuktan aldı.
İso Furtuna’dan bir yeni mesaj: > ‘’Dikkat et kendine, izliyorum seni.’’
Okuduğu mesajla derin bir nefes aldı, kafasını arkasına yaslarken ‘’Allah’ım sen bana yardım et,’’
dedi.
İso, Fadime onunla buluşmaya gelmeyince, Koçarileri drone ile izledikleri şirketteki bilgisayar
odasına gitmiş ve oradaki adama, Fadime evden çıkarsa ona haber vermesi gerektiğini söylemişti.
Telefonuna ‘’İsmail Bey, Fadime Koçari evden çıkış yaptı’’ mesajı gelince görevi devralmış ve kendi
bilgisayarından izlemeye başlamıştı. Amcasının o konuşmasını duyduktan sonra yüreğine oturan
bir ağırlık, omuzlarına yüklenen bir sorumluluk olmuştu. Nasıl görmezden gelecekti bu bilgiyi?
Birinin canı söz konusuydu. Fadime’nin canı söz konusuydu.
Telefonundan mesajlar kısmına girip Fadime’ye mesaj yazmaya başladı: ‘’Yanına gelmemi ister
misin?’’ yazdı. Yazdığını bir kere okuyunca kendi kendine, ‘’Aptal mısın oğlum? Kız seninle
buluşmaya gelmedi,’’ deyip yazdığını geri sildi. Bu sefer ‘’Evine dön,’’ yazdı. Tekrar okudu: ‘’Aynen
İso, sen 'evine dön' yazdın diye koşarak eve dönecek.’’ Tekrar yazdığını sildi. Bu sefer de: ‘’Dikkat
et kendine, izliyorum seni,’’ yazdı ve çat diye gönderdi. Gönderdikten sonra tekrar okudu yazdığını.
‘’Senin ben kafanı... Sapık mısın sen İsmail? 'Seni izliyorum' ne lan?’’ dedi. Bu sefer yüksek bir
sesle kızmıştı kendine.
‘’Kendi kendine konuşacak kadar delirdin mi ula?’’ Gelen sesle kafasını kaldırdı; abisiydi.
‘’Delirttiler,’’ dedi sıkıntılı bir sesle.
‘’Hayırdır, evlilik mevzusu mu?’’ dedi Oruç. ‘Evet’ anlamında kafasını sallayıp geçiştirdi abisini.
Abisinin hiçbir şeyden haberi yoktu; ne canıyla tehdit edildiğinden ne de Fadime’nin canının
tehlikede olduğundan. O sadece, babası yerine koyduğu amcasının hapisten çıkmış olmasının
sevincini yaşıyordu.
İso’nun telefonundan gelen bildirim sesi aralarındaki sessizliği böldü.
Fadime KOÇARİ’den bir yeni mesaj: > ‘’Sapık mısın ula sen?’’
Gelen mesajla gülümsedi İso; haklıydı kız, öyle mesaj mı atılırdı? ‘’Güvenliğin için,’’ yazıp gönderdi.
Toparlayamayacaktı buradan.
‘’Babamın katilinin yeğeni mi benim güvenliğimi düşünüyor?’’
Bu mesajı beklemiyordu İso; gülen yüzü bir anda dümdüz oldu. Mesaja cevap vermemeyi seçti.
‘’Neye bakıyorsun ula sen bilgisayardan?’’ deyip ekrana doğru yönelen abisi görmesin diye çat
diye bilgisayarı kapatırken, ‘’Abi... Abi bir huzur verin da!’’ dedi.
‘’Abim ne oluyor sana?’’ dedi Oruç. Ciddi bir şekilde sormuştu. Gözaltları mosmor olmuş
kardeşine baktı. ‘’İstemiyorsan evlenmezsin abim, kimse zorlayamaz seni,’’ dedi. Karşısında oturan
kardeşine baktı; ilk defa onunla iletişim kuramıyordu. Her şeylerini paylaşırlardı ama İso içine
kapanmış gibiydi. Abisini duymazdan geldi İso ve eliyle masada ritim tutmaya başladı gerginlikten.
‘’Cevap verecek misin abim?’’ dedi Oruç. Sinirli değil, aksine sinir bozucu şekilde sakindi.
‘’Bir şey olduğu yok,’’ deyip bilgisayarı alıp mutfaktan çıktı İso. Odasına geçip bilgisayarı açtı;
gözlerini hiç çekmeden Fadime’nin içinde olduğu arabayı izliyordu. Eğer evlilik Fadime’nin canını
kurtaracaksa, bu evliliği kabul edecekti. Sonuçta amcası, yeğeninin sevdiği kadına dokunamazdı.
Telefonunu açtı, yine Fadime’ye mesaj atmak için:
‘’Daha fazla kan dökülmesini istemeyen biri olarak seni düşünüyorum. İyi misin?’’
yazıp gönderdi.
Telefonu kapatıp tekrar gözlerini bilgisayarın ekranına çevirdi. İçine bir huzursuzluk
çökmüştü; bu böyle olmayacaktı, uzaktan izlemekle nasıl güvende tutacaktı ki? Hızla yataktan
kalkıp çıktı odadan. Bir yandan da görüntüyü telefonundan açmıştı. Kabanını giyerken bir yandan
da ayakkabılarını giymeye çalışıyordu. Hızlıca çıktı evden İso.
Fadime’nin yanına gidecekti. Telefondan izlemekle nasıl güvenliğini sağlamış oluyordu ki? Bir an
kendi kendine kızdı. Tehlikede olan birini öylece nasıl bırakabilirdi? Yaşananların üst üste
gelmesiyle elini direksiyona geçirdi. ‘’Böyle ızdırabın ben...’’ dedi kendi kendine. Telefonu çalmaya
başlayınca saniyelik bir süreyle kim arıyor diye gözlerini yoldan telefona çevirdi. Amcasıydı. Açtı.
‘’Ula yeğenim, nerdesin sen?’’ dedi Şerif. Sesini duymak, sinirden midesinin kasılmasına sebep
olmuştu İso’nun. Direksiyonu sıktı öfkesini bastırmak için.
‘’İşim var amca.’’ Sesi öfkeli değil ama mesafeli çıkmıştı.
‘’Ula yoksa gelin hanım mı?’’ dedi Şerif. İso'nun kaşları çatıldı. Ne demeye çalışıyordu? Fadime
olayını biliyor muydu?
‘’Anlamadım amca,’’ dedi pot kırmamak için.
‘’Gelinimiz mi var yoksa ula, anla işte!’’ dedi Şerif. İğrenç bir ses tonlaması vardı.
‘’Bakalım, belki de...’’ dedi İso; ne olur ne olmaz diye sorunun ucunu açık bırakmıştı. Olur da bu
evlilik gerçekleşirse, en çok amcasını inandırabilmesi gerekiyordu gerçek olduğuna.
‘’Ooo yiğidim benim!’’ dedi Şerif keyif dolu bir sesle.
‘’Hadi amca, görüşürüz,’’ deyip bir şey demesini beklemeden kapattı telefonu İso. Kapatır
kapatmaz da ‘şerefsiz’ demeyi ihmal etmedi.
Fadime’nin olduğu yere yaklaştıkça yüreğine bir ağırlık doluyordu. Oraya gittiğinden beri izliyordu;
hiçbir şey olmamıştı. Amcasıyla konuşurken bile kapatmamıştı görüntüyü ama nefesi daralmaya
başlamıştı. Görüş açısına Fadime’nin arabası girince biraz daha yaklaşıp durdu. Telefonundan
mesaj kısmına girdi. Son yazdıklarına bakmamıştı Fadime ama yine de İso:
‘’Ben geldim, hiç kızmaya başlama. Uzakta duracağım, yokmuşum gibi,’’ yazıp gönderdi. Fadime
cevap vermedikçe içindeki huzursuzluk giderek artıyordu. Daha fazla dayanamayıp arabanın
torpidosundan silahını aldı. Arabasından inip Fadime’nin arabasına doğru yürümeye başladı.
Her adımında yutkunuyordu. Ya görmediyse? Ya bir şey olduysa? ‘’Allah’ım lütfen...’’ dedi. Fısıltı
gibi çıkmıştı sesi. Arabanın yanına yaklaştığında camdan içeri doğru baktı; kimse yoktu.
Ağzından fısıltı gibi ‘’Fadime’’ çıktı; ardından ‘’FADİME!’’ diye bağırdı. Sesi ormanda yankılanırken
cevap gelmemişti.
-Bölüm Sonu-
