5. bölüm · İnsan Kendinden Yaralanır

İnsan Kendinden Yaralanır -5-

neyselii ney

''Dün gece yaralı küçük bir kız bulunmuş etrafına sarı kurdeleler sarılmış.''

Üç genç, Fadime'nin "Evlenmeyi kabul ediyorum," demesi üzerine saatlerdir susuyorlardı. İso, duyduğunun üzerine gitmekten vazgeçerek Fadime'nin hemen yanındaki koltuğa oturmuştu. Melek de Fadime'nin yanına oturmuş, elini arkadaşının omzuna koymuştu; bu, kendince "Ben buradayım," deme şekliydi.

"Fadime..." En son Melek, bu sessizlikten daralıp konuşmayı seçen taraf olmuştu. Elleriyle hâlâ yüzünü kapatmış şekilde oturan Fadime hafifçe hareketlendi. Derin bir "of" çekerek doğrulup önce neredeyse dibinde ona bakan İso'yla göz göze geldi; ardından yanına oturan arkadaşına doğru baktı omzunun üzerinden.

"Efendim."

"Bir şey oldu," dedi Melek. Yemek masasında yapılan konuşmayı anlatacaktı.

"Ne oldu?"

"Sen yemek yerken çıktın ya..." Melek sözünü yarıda kesip İso'ya baktı kısacık. Fadime bu hareketle yerinde kıpırdanıp tamamen Melek'e doğru döndü; sırtı İso'ya dönüktü.

"Çıktım evet, ne oldu sonrasında?" Melek, İso orada olduğu için tereddüde düşmüştü; anlatıp anlatmamak arasında gidip geliyordu. Fadime sabırsız ve biraz sert bir ses tonuyla:

"Söylesene Melek artık!" dedi. Bir eliyle de bacağını dürtüp kendine bakmasını sağlamıştı.

"Adil abi bana Eyüphan'la ilişkiniz olup olmadığını sordu." Melek dudağını dişleyerek söylemişti; Fadime'den yüksek bir tepki bekliyordu ama Fadime sadece gözlerini kapatıp yarım ağız gülmekle yetindi. Abisinin bir dedikoduya inanıp bunu sorgulaması Fadime'yi şok etmemişti. Normalde abisinin asla yapmayacağı bir şey olduğu için buna sinirlenir, bağırır çağırır, hatta "Nasıl inanırsın sen buna?" diye kavga ederdi abisiyle ama artık hiçbir şey normal değildi...

Abisi ilk defa onu kendinden uzağa göndermeyi teklif etmişti. Fadime üniversiteyi bile abisinin yanında okumuştu; birbirlerinin tek ailesi oldukları için birbirlerine tutunmuşlardı ama şimdi aralarına giren bir şeyler vardı, aşamadıkları mesafeler oluşmaya başlamıştı. "Muhtemelen o konuşmanın devamında bana soracaktı Eyüphan mevzusunu," diye düşündü Fadime. Gözlerini açınca eliyle "devam et" der gibi bir işaret yaptı. İso sessiz bir şekilde kızları izliyordu. Fadime'nin sessiz kalması onun içine de bir kuşku düşürmüştü; "Acaba," dedi kendi kendine, "Acaba birlikteler mi? Başkasını mı seviyor?" Ama o an müdahale edecek hakkı kendinde görmedi, bu yüzden sessiz kalmayı tercih etti.

Melek, Fadime'den bir karşılık gelmeyeceğini anlayınca devam etti:

"Ben tabii ki inkâr ettim. O da şey dedi... Anlamadım ben tabii ne fotoğrafı olduğunu, yani görmedim öyle bir şey. Belki yoktur, bana yem atmıştır." Melek tek nefeste upuzun bir cümle kurmuştu ama o bile ne dediğini anlamamıştı. Streslenince kelimeleri art arda diziyor, karşıdakinin cümle oluşturmasını bekliyordu. O hep böyleydi, o yüzden Fadime arkadaşının bu haline alışmıştı ve onu böyle çok seviyordu; onda, kendinde uzun süredir göremediği hayat enerjisini görmek kendine de iyi geliyordu. Fotoğraf kısmını duyunca istemsizce hem İso'nun hem de Fadime'nin kaşları çatılmıştı ama bir şey anlamamışlardı.

"Ne fotoğrafı?" Fadime ve İso'nun dudaklarından aynı anda dökülmüştü bu soru. Kızlar, eş zamanlı olarak uzun süre sonra sesi çıkan İso'ya baktılar; yüz ifadeleri "Sana ne oluyor?" der gibiydi. İso ellerini "teslim" olurmuş gibi kaldırıp arkasına yaslandı, kollarını birbirine kavuşturdu. Fadime, onun bu hareketine göz devirirken Melek'e dönmüştü tekrar.

"Eyüphan'la sarıldığınız bir fotoğraftan bahsetti," diye mırıldandı ağzının içinde Melek. Ağzının içinde lafı dolandırmasına rağmen ne demek istediği net bir şekilde anlaşılmıştı. İso'nun kaşları daha çok çatılırken oturduğu yerde doğrulup koltuğun ucuna geldi; koltuklar çapraz durduğu için yan yanaydılar. Fadime'nin koluna dokundu bir parmağıyla. İso'ya arkası dönük olan Fadime, omzunun üzerinden ona doğru döndü.

"Bana bak, sizin bu itle aranızda bir şeyler mi var?" İso sakin bir ses tonuyla sorsa da sesindeki gerginlik anlaşılır türdendi. Fadime, Melek'ten duyduğuna değil, İso'dan duyduğuna daha çok sinirlenirken oturuşunu düzeltti.

"Velev ki var, sana ne ula!" Fadime bağırmak istemişti ama gecenin bir yarısı olduğu için apartmandakilerin Melek'e herhangi bir sıkıntı çıkarma ihtimalini göze alamadığından sessizce göstermeye çalışmıştı tepkisini. İso'ya bakarken durdu anlık gelen düşüncelerle. Daha birkaç saat önce abisi onu İstanbul'a göndermeye çalışmış, sonra kaçırılmıştı; üzerine tüm köyde Eyüphan'la dedikoduları çıkmıştı ve şimdi İso Furtuna'yla evliliği kabul etmişti. Öyle günlerce değil, bir günde bile değil, sadece birkaç saatte yaşamıştı bunların hepsini. Boğazında ani bir yanma, midesinde de dehşet bir kasılma hissetti. Fadime eli ağzına giderken ayaklanıp hızlıca kendini banyoya atmıştı.

Arkasından Melek ve İso'nun "Fadime!" diye seslenişini ve ayak seslerini de duymuştu. Melek ve İso banyonun önüne gelince Melek kapıya vurdu iki kere; içeriden Fadime'nin kusma sesi geliyordu.

"Fadime gireyim mi?" Melek sorusuna yanıt bulamazken eli kapının koluna gitti ama kilitli olduğunu fark etti. Birkaç kez kolu zorladı ve kapıya vurdu.

"Fadime aç hadi, benim Melek!" diyordu bir yandan.

Fadime kendini klozetin kenarına bırakıp sırtını soğuk fayansa dayarken kesik kesik nefes aldı. Biri boğazını sıkıyor gibi hissediyordu yine. Bir süre öylece oturduğu yerde kaldı. Bu zamana kadar kimseye açmamıştı Fadime kalbini ama sevmediği biriyle zorla evleneceği ihtimalini de hiç düşünmemişti. Özellikle de bir Furtunalıyla evleneceğini hiç düşünmemişti. Kafasında hep "düşman" olarak kodlanan bu aileyle ne yapacaktı bilmiyordu.

"Ulan..." dedi kendi kendine kafasını fayansa dayarken. Elleri iki yanına düştü, bileklerindeki sızıyı içinde hissetmişti.

"Ulan bu adamın amcası kaçırdı beni, abi yardım etti." deyip kafasını hafif bir şekilde fayansa çarptı.

"Aralarına gireceğim aileye bak; beni öldürmek istiyorlar." dedi. Kendi kendine konuşuyordu artık. Sonra diğer bir gerçekle gülmeye başladı. "Lan..." dedi gülüşlerinin arasından. Sonra zar zor kalktı yerden destek alarak. Ani kalkması başını döndürürken kilitli olan kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında karşısında yere çökmüş oturan bir Melek ve sırtını duvara yaslamış dikilen İso karşıladı onu. İso'yu görünce gülüşü kahkahaya döndü.

"Amcan," dedi; nefes nefese gülmekten nefesi kesilmişti. "Bugün beni öldürmeye kalktı." Bunu söylerken işaret parmağıyla önce İso'yu sonra kendini işaret etti. İso, Fadime'nin bu tavrı karşısında kavuşturduğu kollarını çözüp yavaşça sırtını duvardan ayırırken Fadime'nin bir sinir patlaması yaşadığının farkındaydı.

"Babamı öldürmüş amcan," dedi. Sesi titremeye başlamıştı gülüşlerinin arasında; ardından bir hıçkırık kaçtı. "Babamı göğsünden 6 kurşunla vurarak öldürmüş amcan!" dedi. Bu son cümlesi olmuştu çünkü der demez arkasını dönüp kapıyı sertçe kapatıp tekrar kilitledi. Ağlamasını gizlemek için kaçmıştı ama ne kadar kaçsa da hıçkırıklarının sesi kapının dışına geliyordu.

Melek, İso'ya bakarak "İnsanlar da solar," dedi. İso, taşın kendisine geldiğini fark ederek Melek'e döndü.

"Bu kanın kurbanı olan çocuklardan biri de bendim Melek." dedi. Gitmek için kapıya yöneldi; gitse iyi olacaktı. Hem amcasına sorması gereken bir hesap hem de halletmesi gereken bir evlilik mevzusu vardı. Birkaç adım atıp durdu, arkasını dönüp hâlâ koridorda banyonun kapısını bekleyen Melek'e baktı.

"Fadime ile Eyüphan birbirini seviyor mu?" Melek'e yönelttiği bu sorunun cevabı İso için önemliydi. Bunu ilk defa duymuyordu; birkaç kez daha Eyüphan'ın "Fadime Koçari benim," dediğine dair dedikodunun köyde gezdiğine şahit olmuştu ama o çocuğun lafını ciddiye almamıştı az önceye kadar.

"Hayır," dedi Melek tekdüze bir sesle. İso için yeterliydi bu cevap; çünkü kendinden aşırı emin bir "hayır" çıkmıştı Melek'in ağzından. Kafasını sallayarak tekrar çıkışa yöneldi İso.

Merdivenin son basamağını inince abisinin arabasını gördü. Aklına yukarıda hatırladığı an gelirken ellerini yumruk yaptı; abisinin arabasına doğru yönelip adımlarını hızlandırdı. Oruç kafasını arkaya yaslamış gözlerini kapatmıştı; İso'nun kapıyı açmasıyla olduğu yerde sıçradı. İso'nun ani hareketi karşısında korkmuştu.

"Destur!" Oruç kardeşine bakarken doğruldu. İso gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. "Belki de düşündüğüm gibi değildir," diyerek kendini kontrol etmeye çalıştı. Sakinleşmesi lazımdı.

"Amcamın, Fadime'yi kaçırmasında sen mi yardım ettin?" Soru netti; tek kelime cevabı vardı, "evet" veya "hayır" diyecekti. Oruç yüz ifadesinden kendini ele verdi; pişmanlığı net anlaşılıyordu.

"Takip et beni," diyerek abisinin kapısını sertçe kapattı. Kendi aracına yürürken cebinden telefonu çıkarıp mesajlar kısmına girdi. Arabanın yanına geldiğinde önce mesajını yazdı İso:

"Fadime, işleri halletmek için çıkmak zorunda kaldım. İyi olduğunda yaz." Telefonu cebine koyup arabaya bindi.

Arabayı çalıştırdı. Furtuna'ya gidiyordu İso; Oruç onun saptığı yoldan anlamıştı Furtuna'ya gittiklerini.

İso da Fadime'den farksız bir durum yaşamıyordu artık. Abisinin canı ve Fadime'nin canı vardı omuzlarında ve daha önce hiç böyle bir sorumluluk almamıştı. Yola bakarken görüşü titredi anlık. İso kafasını sağa sola sallayarak kendine gelmeye çalıştı.

"Bir anda altüst oldu her şey." Sonra bir anda: "Ya hayatının altı, üstünden daha iyiyse?" Bu cümleyi bir yerde duymuştu İso ama nerede duyduğunu anımsayamadı o an. Anlık gelen öfkeyle elini direksiyona geçirdi.

"Böyle hayatın altını ayrı, üstünü ayrı..." diye bağırdı. Abisi onu öyle bir çıkmaza sokmuştu ki babaannesinin onu vermesine gerek bile yoktu artık; bu ortaya çıkarsa Adil onu diri diri gömerdi. Arabayı, Esme yengesinin pansiyonundaki boş alana doğru çekti; aynadan arkasındaki abisini kontrol etti. Hemen arkasında durmuştu o da.

"Sakin İso, sakin." Kendi kendine telkin vererek indi arabadan; Oruç da onunla eş zamanlı inmişti. Karşı karşıya geldiklerinde İso ellerini abisinin yakasına götürecekti ki havada yumruk yapıp durdurdu kendini.

"Niye abi?" Omzundan ittirmişti yakasına yapışmak yerine. Oruç, arkasındaki araca doğru çarparken gözlerini kapattı.

"Özür dilerim." dedi. Kendi çıkarı için yapmıştı evet ama onun da kendince sebepleri vardı. Ne kadar yaptığı yanlış bile olsa, kendi sevdiği kadını korumak o an Oruç için daha öncelikli olmuştu.

"Niye diye sordum abi!" İso "özür" beklemiyordu, böyle bir şeyin özrü olmazdı ve kafasında özrü İso'ya değil Fadime'ye dilemesi gerekiyordu Oruç'un.

"Mecbur kaldım."

"Niye diyorum işte ulan!" diye bağırdı İso. Birkaç adım geri gidip arkasını döndü, ellerini saçından geçirdi; bunu yaparken tekrar abisine dönmüştü.

"Niye öldürülmesine yardım ettin birinin? Doktorsun sen!" diye bağırdı, pansiyonu inletmişti sesi. Oruç da artık sinirlenmişti; kardeşinin ona "abilik" taslaması zoruna giderken İso'ya doğru yaklaştı, bir elini "Sen hayırdır?" der gibi kaldırırken diğer eliyle de bu sefer o itti İso'yu.

"Sevdiğim için!" diye bağırdı Oruç; gözleri dolmuştu. İso'nun kaşları çatıldı; abisinin bir sevdiği olduğunu bilmiyordu, hiç hissetmemişti. Oruç da bunca zaman hissettirmemek için elinden geleni yapmıştı zaten.

"Sevdiğim için..." dedi tekrar Oruç; bu sefer sesi kısıktı ve İso'nun ittirdiği omzunu tutmuştu destek almak için.

"Kim? Ne?" diye iki ayrı soru çıktı İso'dan; şaşırmıştı, tepki veremiyordu.

"Boş ver. Sadece seni oyalamamı söyledi; yapmazsam da sevdiğime zarar vermekle tehdit etti," dedi. İso, Oruç'un amcasından bahsettiğini anlamıştı. Kafasını "Ya sabır," der gibi sola çevirip dudaklarını yaladı.

"Fadime ölsün daha iyi dedin sen de yani." Sorusunu abisine değil, sessizce gökyüzüne yöneltmişti; gece, kaderin kara yazısı misali üzerlerine çökmüş, her şeyi susturmuştu. Oruç sıkıntılı bir nefes verdi; gerçekten de sevdiği kadın için Fadime'nin canını hiçe saymıştı, kendini savunacak hiçbir yanı yoktu. O da savunmaya çalışmadı.

İso, abisine gerçekleri anlatıp anlatmamak arasında tereddütteydi ama bu konuşmaların üzerine anlatmamaya karar vermişti. Bugün sevdiği için Fadime'yi yok sayan, yine olası bir durumda yok sayardı; bu yüzden abisine güveni yerle bir olmuştu. Kimi sevdiğini bilmiyordu ve şu an pek de merak etmiyordu İso bu detayı.

"Evleniyoruz biz Fadime'yle." İso gözlerini gökyüzünden abisinin gözlerine çevirdi bunu söylerken.

"İstemiyordun?" dedi Oruç. Şaşırmış gibi değildi, daha çok "Ne değişti?" der gibiydi sesi.

"İstiyordum da istediğimi dile getiremiyordum." İso yalan söylemişti abisine; hem de ilk defa. Çocukken abisiyle bir anlaşma yapmışlardı, "Aramıza ne sır ne yalan girmeyecek," diye; ama abisinin bu sözü bozduğuna az önce şahit olmuşken şimdi kendi yalan söylediği için vicdan yapmayacaktı.

Hem onun canını kurtarmak için evlenirken hem de ona hesap mı verecekti bir de?

"O ne demek?" Oruç, İso'nun dediği şeye anlam verememişti.

"Seviyorum ben Fadime'yi." Bir çırpında söyledi İso. Oruç tek kaşını havaya kaldırırken "Ne?" der gibi bir surat ifadesi takınmıştı.

"Biz seviyorduk birbirimizi ama işte bu kan davası yüzünden olmadı; biz de oldurmaya çalışmadık." İso kendinden emin bir şekilde söylemişti bunu. Oruç bir anlık yalan olup olmadığından şüphelenirken kardeşinin kendinden emin duruşundan dolayı inanmıştı.

"Ne zamandan beri?" Oruç'un bu sorusu İso'nun yüzünde anlık bir gülümseme oluştururken hemen toparladı kendini; role fazla kaptırıyordu her zamanki gibi.

"Üniversiteden." Uzatmadı, bir zaman dilimi verdi ve sustu. Aklına bir an Fadime'yi üniversitede ilk gördüğü zaman gelmişti.

-Üniversite Yılları-

Fadime, pikaptan inerken etrafına bakındı. Trabzon'da okumaya karar vermişti; abisinden uzağa gitmek istemediği için aslında istese giderdi ama tek ailesinin yanında kalmak istediği için mutluydu. Bugün de üniversitenin ilk günüydü; 18 yaşına yeni basmanın toyluğu vardı üzerinde. Biraz çekiniyordu ama yine de bunu dışarıya yansıtmadan başını dimdik tutuyordu. Abisinden böyle öğrenmişti; asla güçsüzlüğünü belli etmezdi. Hangi duyguyu yaşarsa yaşasın içinde yaşar, içinde halletmeye çalışırdı.

"Keçi kokusu nereden geliyor diyordum ben de." Yakınından gelen sesle hızla arkasını dönerken İso Furtuna'yı birkaç adım uzağında görmüştü. Kaşlarını çattı; ne işi vardı ki burada?

"Hemen de sinirlenirmiş çeyrek mafyacık." İso kaşlarını çatmış, Fadime'ye bir kere daha laf atıp yarım ağız gülmüştü. İstanbul'da işletme okuyordu ama annesinin her telefonda ayılıp bayılmasından, "Gittin yaban ellere," demesinden bıktığı için üçüncü senesine geçerken kaydını Trabzon Üniversitesi'ne aldırmıştı. Fadime Koçari'nin burada olması ona da sürpriz olmuştu.

"Senin ne işin var burada?" dedi Fadime. Arabadan çantasına uzanırken bakışlarını, ne olur ne olmaz diye İso'nun üzerinden çekmiyordu.

"Derse geldim çeyrek mafya, seni görmeye gelmedim." Cümlesi bitince göz kırptı İso. Gevşekliğine devam ederken ekstra cıvık davranıyordu; karşısındaki kızın bu tavra kurulduğuna emindi çünkü. Hoşuna gitmişti onunla uğraşmak. Kolundaki saate bakınca ufak bir ıslık çıktı dudaklarından. Fadime, karşısında duran genç adamı izliyordu, bir an dalmıştı.

"Geç kalmışım derse," diye mırıldandı İso. Madem geç kalmıştı, derse girmezdi o zaman. Elini alnına götürerek Fadime'ye "Görüşürüz," anlamında bir selam çakarken arkasını dönüp arabasına doğru gitti. Arabaya bindiğinde Fadime'nin olduğu yere doğru kafasını eğdi; İso hâlâ aynı yerde dikildiğini, kendi kendine kaşları çatık bir şekilde konuştuğunu, bir yandan da elindeki su şişesini açmaya çalıştığını gördü.

Arabayı çalıştırıp Fadime'nin olduğu yere doğru sürdü. Genç kadının önünde arabayı durdururken camdan kafasını çıkarıp:

"Dersine gitsene," dedi; eliyle fakültedeki binanın girişini göstermişti. Fadime, bünyesine gelen anlık sinirle elindeki su şişesini İso'nun suratına doğru atarken suyun yarısı İso'ya, yarısı arabaya dökülmüştü.

"Sana ne ula!" diye bağırışı bahçede çınlarken etraftaki birkaç kişi onlara doğru dönmüştü.

-Günümüz-

''İso, şşt iyi misin?'' İso, abisinin sorusuyla 'Hı' gibi bir ses çıkarıp kendine gelmişti.

''Üniversitede sevgili miydiniz diye sordum, daldın gittin.'' dedi Oruç.

''Yok. Sorma artık, uzun hikaye.'' deyip abisini kestirip attı İso.

''Eve gidelim yürü, daha amcamla görülecek bir hesabım var.'' diyerek abisini arkasında bırakarak arabasına bindi İso. Arabayı çalıştırırken camı açıp 'hadi' dercesine kapıya iki kere vurmuştu. Oruç kafasında dönen şeyleri bir kenara bırakırken arabasına doğru yürüdü. Dalgındı çünkü aşıktı.

Melek, İso gittikten sonra Fadime'nin kapısına tıklatıp ''İso gitti hadi, sen de çık artık.'' demişti; merak ediyordu arkadaşını. Fadime ise duş alacağını söyleyerek duşa girmişti.

Melek ocağa ıhlamur koyarken arkadaşına birkaç parça kıyafet çıkardı. Fadime arada ona kalmaya geldiği için onda da eşyaları vardı. Melek'in anne ve babası Koçari köyünde yaşıyorlardı; Melek, hastanede hemşire olarak çalıştığı için merkeze daha yakın bir yere taşınmıştı. Annesi ve babası iyi insanlardı, kızlarına ellerinden gelen tüm imkanları sunmuşlardı. Melek eve çıkarken Fadime'ye ev arkadaşlığını teklif etmişti; Fadime ise 'Abimi bırakamam,' diyerek teklifini reddetmişti ama arkadaşını da yalnız bırakmıyor, arada sırada gelip onda kalıyordu. Melek de sık sık köye ailesinin yanına geldiği için hep yan yanaydılar.

Fadime duştan çıkıp arkadaşının odada yatağa koyduğu kıyafetlerini üzerine geçirdi; saçlarında havluyla oturma odasına geçti. Melek koltuklardan birinde oturmuş, önündeki sehpada duran ıhlamurlara dalmıştı gözü. Fadime arkadaşının yanına oturdu.

''Özür dilerim Melek.'' dedi derin bir nefes alırken. Onu bu olayların merkezine kadar soktuğu için suçlu hissediyordu; sabah olacaktı neredeyse ve kız şu an uyuyor olabilirdi.

''Sen hiç saçmalamaya başlamadan şu ıhlamuru iç, sonra anlatmak istiyorsan anlat, istemiyorsan yat uyu,'' dedi Melek. Arkadaşının sanki üç günlük arkadaşlarmış gibi bir tavır takınmasına sinirlenmişti. Fadime, Melek'in eline tutuşturduğu ıhlamurdan bir yudum aldı; sıcaklık dudaklarını yakarken dilini dudaklarında gezdirdi.

''Ben evden çıkıp her zaman kafa dinlediğim yere gittim,'' dedi Fadime. Olayı en kısa şekilde özetlemeye çalışacaktı. ''Sonra işte bana İso mesaj attı,'' dedi; telefonunu açıp göstermek istedi ama o an telefonunun olmadığını fark etti. Melek arkadaşının telefonuna bakındığını anlayınca önlerinde duran masayı işaret etti. Fadime telefonunun İso'da kalmadığına rahatlarken masaya doğru uzanmıştı.

Telefonu açarken bir yandan da konuşmaya devam etti. ''En son ben mesaj attım ondan sonra zaten bir araba geldi, üç tane adam indi arabadan. Her şey bir anda oldu; adamları da göremedim, yüzlerinde maske vardı.'' diye kısacık bahsetti. O anları hatırladıkça kötü oluyordu.

''Fadime,'' dedi Melek. 'Ne anlatıyorsun be abla' ses tonu vardı bu seslenişte. Fadime telefonun SIM kart şifresini girerken 'Hı' diye bir ses çıkardı.

''Nasıl hissettiğini merak ediyorum.'' Fadime'nin duyduğuyla kafası telefondan kalkarken Melek'e baktı.

''Seni merak ediyorum arkadaşım.'' dedi Melek. Fadime'nin gözleri bunu bekliyormuş gibi dolarken burnunun ucu kızarmaya başlamıştı.

''İyi hissetmiyorum.'' dedi Fadime. Melek oturduğu koltukta kenara kayarken Fadime'ye yer açmıştı. Arkadaşının ne yaptığını anlayan Fadime ona eşlik ederek arkadaşının dizlerine yattı.

''Fadime, kendini istemediğin bir evliliğe mahkum etmek zorunda değilsin.'' Melek söylediğine kendi bile inanmamıştı; arkadaşına destek olmak istiyordu ama bir yandan içinde bir yerlerde bir ses 'Bu evlilik bu düşmanlığı bitirebilir,' diyordu. Fadime sessiz kalmayı tercih etti; mecburdu. Abisi bu kaçırılmayı duyursa Şerif'i de işbirlikçilerini de öldürür, Furtuna'yı ateşe verirdi.

''Abim 200 kere aramış,'' diye mırıldandı Fadime birkaç dakika sonra sessizliği bölerek.

''Dönmeyecek misin?'' Melek'in sorduğu soruyla olduğu yerde doğrularak Melek'e baktı.

''Önce İso'yla konuşacağım, ne yapacağımızı bilmiyorum.''

''Bende kaldığını söyleseydin bari.''

''Tahmin ettiğine eminim Melek.'' Melek aldığı cevapla kafasını sallamakla yetindi.

Furtuna konaktan içeri girer girmez amcalarıyla kafa kafaya gelmişlerdi İso ve Oruç. Bu gece hepsine uyku haram olmuştu ve kimse gözünü bile kırpmamıştı. Şirin; bu evlilik olmazsa ve kaçırılma mevzusu da ortaya çıkarsa Adil'in durmayacağını söylerken fenalaşmıştı. Dil altı hapı, limonlu sular derken zar zor kendine gelmişti ve torunlarını bekleyeceğini söyleyerek yatmayı reddetmişti.

İso amcasının karşısına geçerken ''Nereden biliyordun benim Fadime'yi izlediğimi?'' diye sordu. Bunu bilen adam başka neler biliyordu, merak ediyordu.

''Benim adamlarıma emir veriyorsun yeğenim.'' dedi Şerif. İso kafasını 'Anladım' der gibi salladı. Doğruya doğruydu; bu adamların hepsi Şerif'in köpeğiydi, ona haber uçmasına şaşırmamak gerekirdi. İso yaptığı şeyin kendi hatası olduğunu düşünürken ellerini yumruk yaptı...

''Bundan sonra,'' işaret parmağını amcasıyla çok az mesafe olan aralarına sokarak yüzüne doğru sallamıştı, ''Fadime'ye dokunmayacaksın.'' dedi. Ardından dönüp aile fertlerine baktı tek tek.

''Biz Fadime'yle evlenme kararı aldık.'' deyip kimseye soru sorma hakkı vermeden odasına doğru yönelmişti. Kendini kıyafetleriyle birlikte bir çuval gibi yatağa bırakırken telefona gelen mesaj sesiyle cebinden telefonunu çıkardı.

Fadime KOÇARİ'den bir yeni mesaj:

''Ne yazayım?'' Fadime'nin yazdığı mesaj İso'nun yüzünü gülümsetmişti; 'İyi olunca yaz' mesajına karşılık yazmıştı bunu. Parmakları telefonun ekranında hareket etti İso'nun.

''Yarın abine evleneceğimizi söylemeye gidelim.'' yazıp gönderdi.

Fadime yattığı yerden okuduğu mesaja baktı. ''Ula salak bu çocuk,'' diye mırıldandı. Planı bu muydu? Abisinin karşısına geçecek ve biz evleniyoruz diyecek, abisi de ''İyi tamam,'' mı diyecekti? Ölmeyi bayılmak sanıyor herhalde diye düşünüp omuz silkti.

''Olur'' yazıp gönderdi. Sanki dayağı kendi mi yiyecekti? Madem İso'nun istediği buydu böyle olsun diye düşünerek telefonu yanına bırakıp birkaç saat olsun uyumak için gözlerini kapattı.

İso 'Olur' mesajına görüldü atarak gözlerini kapatmıştı uyumak için ama saniyesinde gözlerinin önüne gelen amcasının suratıyla geri açtı gözlerini; hırsını alamamıştı. Büyüğüm demeden suratına geçirdiği yumruk bile içini soğutmamıştı İso'nun. Yattığı yataktan kalkarak üzerini değiştirmek için kıyafet aldı dolabından; ardından duşa girmek için banyoya geçti.

Kaç saat uyumuştu Fadime bilmiyordu ama telefonun çalmasıyla açtı gözlerini. İso Furtuna Arıyor yazısını tek açık gözüyle okudu. Sinirle açtı telefonu.

''Bela mısın sen ya? Zırt pırt arıyorsun. Engelleyeceğim ha!'' diye bağırdı. Telefonu açar açmaz onu azar yağmuruna tutan Fadime karşısında İso'nun suratı buruşmuştu.

''Sabahları bile mi huysuz oluyoruz galiba?'' dedi aksine gayet sakin bir ses tonuyla.

''Söyle.'' Fadime kapalı olan gözünü ovuşturuyordu bir yandan.

''Seni almaya geldim, aşağıdayım.'' İso, Fadime'nin arabasının dün kaçırıldığı yerde kaldığını bildiği için onu almaya gelmişti.

''İniyorum,'' diyerek telefonu suratına kapattı Fadime. Yataktan kalkarken yanındaki komodinde duran suyu ve ilacı fark etti. Bardağa dayanmış beyaz kağıdı gözlerini kısarak okudu.

''Biraz baş ağrın olabilir, rahat uyu diye ıhlamuruna uyku ilacı karıştırmıştım. :) '' yazıyordu. Fadime gözlerini devirdi; neden deliksiz uyduğunu şimdi anlamıştı ama aksine baş ağrısı yoktu, hatta iyi gelmiş gibiydi. ':) ' bu işaret Melekçe 'özür dilerim' demekti. Gülümseyerek dolaba gitti. İşe giderken bile onu düşünmüştü arkadaşı ve o muhtemelen ancak 2 saat uyumuştu.

Üzerine hızlıca bir şeyler geçirip ardından banyoya geçti, yüzünü yıkadı. Tersten başlamıştı güne, "İnşallah günüm de ters geçmez," diye söylendi. Alelacele hazırlanıp aşağı inerken telefonuna abisinden gelen mesaja baktı.

''Abim, bugün evine gel.'' yazmıştı. 'Hani İstanbul'a gönderiyordun?' diye mırıldandı ağzının içinde Fadime. Biraz keçi inadı vardı, kolay kolay unutmaz ve affetmezdi. Mesaja görüldü atıp telefonu cebine koyarken binadan çıkmıştı. Kafasını kaldırıp karşısına baktığında arabadan inmiş, sırtını arabaya yaslamış onu bekleyen İso'yu gördü.

Fadime birkaç adımda İso'nun yanına ulaştı. İso hiçbir şey demeden Fadime'nin kapısını açıp oturmasını bekledi. Kapısını kapatıp kendi tarafına geçerek yerleşti.

''Emin misin öylece abimin karşısına çıkmaktan?'' dedi Fadime. İso emniyet kemerini bağlarken yandan bir bakış attı Fadime'ye.

''İstersen gidip habersiz evlenelim, evlendik diye çıkalım karşısına?'' dedi alaycı bir tonda.

''Ölmek için daha acısız yöntemler seç İso.'' Fadime de aynı alaycı tonda karşılık vermişti.

İso arabayı çalıştırırken ''Olanla ölmüşe çare yok,'' diyerek Fadime'ye göz kırptı. Fadime, İso'nun demesi üzerine abisine mesaj atmak için telefonu çıkardı.

''Ne yazayım?'' diye sordu İso'ya. İso tek eliyle direksiyonu tutarken diğer eli çenesine doğru gitmişti.

''Sen kocana bir şey sormadan yapamıyor musun?'' dedi tek kaşını kaldırarak; gevşek gevşek gülüyordu.

''Bir insan hiç mi değişmez ya?'' dedi Fadime. Ses tonu kınar gibiydi, gözleri kısılmıştı. İso'ya bakarken yıllar içinde onu ciddiye almamayı öğrenmişti; her zaman bunu beceremiyordu ama şu an 'Birazdan nasılsa abim onu dağa kaldıracak,' diye düşünerek kendini sakin tutmaya çalışmıştı.

''Taşköprü'ye çağır, İso da var, bir şey konuşacağız de.'' dedi İso. Kendisi de Oruç'a demişti aslında; o dün haberi tüm aile fertlerine vermişti ama iki köye bir daha aynı anda demek istemişti.

Fadime abisine aynen İso'nun dediğini yazmıştı ve çok gecikmeden mesajına cevap almıştı.

'O hıyarla senin ne işin var Fadime?' yazıyordu. İso göz ucuyla mesajı okuyan kıza baktı.

''Ne diyor?'' dedi İso meraklı meraklı.

''Ne işin var o hıyarla diyor.'' dedi Fadime; derken eğlendiği ses tonundan belliydi. İso bir an ciddileşti aklına gelenle.

''Kaçırılmayı abine söyleyecek misin?'' diye sordu. Fadime kaşlarını çatarak İso'ya döndü.

''İso sen salak mısın?''

''Ne?'' Saniyelik gözleri yoldan Fadime'ye dönmüştü İso'nun.

''Ben abim katil olmasın diye seninle evleneceğimi söylemeye gidiyorum ya hani?'' dedi. İso dudağını ısırdı, cevap vermek yerine sıkıntılı bir nefes verdi.

''Abim de işin içindeymiş,'' dedi; kaçırılma olayını kastederek demişti.

''Şaşırmadım, kan aynı kan.'' dedi Fadime iğneleyici bir ses tonuyla.

''Tehdit etmiş amcam.'' dedi İso. İster istemez abisini savunmak istemişti. Fadime tekrar bu kaçırılma olayının açılmasından huzursuz olurken yerinde kıpırdandı huzursuzca.

''Kapat artık bu konuyu.'' dedi; detayları bilmek bir şey değiştirmeyecekti Fadime için. Öyle ya da böyle kan aynı kandı. Kan, düşmanın kanıydı. Neyi ne sebeple yaptığının bir önemi yoktu; kendi çıkarını gözettiği aşikardı her koşulda.

''Kaçırıldın Fadime, bu olayı içine atmaman lazım.'' İso olabildiğine sakin konuşmaya çalışıyordu yanındaki kadınla.

''Psikolog kesilme benim başıma, hiç çekemem.'' dedi Fadime. O ise yanındaki adamın aksine onunla son derece gergin bir şekilde konuşuyordu. Taşköprü ileriden gözüktüğünde derin bir nefes aldı Fadime. İso nereden sapmıştı dikkat edememişti ama Furtuna tarafından çıkmışlardı köprüye. Daha kimse yoktu ortalıkta. İso arabayı tam ortada durdurup Fadime'ye döndü.

''Bu savaşı kazanıp bu düşmanlığı bitireceğiz.'' dedi; güven vermek ister gibiydi. Fadime kafasını biraz daha dikleştirdi.

''Bu düşmanlık bitmez.'' diyerek arabadan indi. Taşköprü'nün kenarına gelip tertemiz Karadeniz havasını içine çekerken gelen seslerle birlikte gerçekliğe döndü; saniyelik içini dolduran huzur bir anda huzursuzluğa döndü.

Koçari tarafı dolarken Furtuna tarafı da dolmuştu; İso ve Fadime ise bu iki köyün tam ortasında kalmıştı. Adil'in gözleri ilk karşısındaki Esme'yi bulurken ardından tam ortada olan kardeşine değdi gözleri.

Kardeşine doğru yaklaşırken, ondan önce birkaç adım ötesinde olan İso yaklaştı Fadime'ye. Dibine girip elini eline uzatırken Fadime de bu hamlesine karşılık verdi. Ele ele tutuşmaları Adil'i olduğu yere anlık çivilerken, birkaç adım ötelerinde durmuştu. Ağzından belli belirsiz:

''Ne oluyor ulan?'' çıkarken sorusunun cevabı İso'dan gelmişti.

''Biz Fadime'yle evlenme kararı aldık.'' Adil duyduğu şeyi algılayamadığı için:

''Ne ne ne?'' demişti. Gözlerini kısarken kafasını çevirip sol kulağını yaklaştırmıştı İso'ya, 'duyamadım' dercesine.

''Kardeşini seviyorum.'' dedi bu sefer İso bastırarak. Adil'in karşısında hiç tereddütsüz dikilirken bir saniye olsun elini tuttuğu Fadime'yi de bırakmıyordu. Adil eliyle yüzünü sıvazladıktan sonra Fadime'ye doğru yönelip onu kendine doğru çekerken ellerini ayırmıştı. Her şey saniyelik gelişirken İso'ya sert bir tokat atmıştı.

''Gezep, Fadime'yi al!'' diye bağırdı Adil. Gezep Fadime'ye doğru yönelirken Fadime eliyle 'dur' işareti yaptı. Abisinin karşısına geçerken Adil kız kardeşine bakıyordu. Ne yaptığını anlamaya çalışır gibi gözünün içine bakıyordu.

''Seviyoruz diyoruz, bir şey ifade etmiyor mu senin için?'' dedi Fadime. Bunun imasını Oruç ve İso dışındaki herkes anlamıştı.

''Şirin'in sizi evlendirmek istediği dönemde bunu,'' diye bağırıp bir eliyle İso'yu gösterdi, ''sevdiğini mi iddia ediyorsun?'' dedi Adil. Asla inanmamıştı. Şirin diyeli daha kaç gün olmuştu ki? Kardeşinin tehdit edildiğine emindi Adil.

''Neyle tehdit ediyorlar seni abim?'' diyerek Fadime'nin kolundan tuttu; 'ben varım' tutuşuydu bu. O an Fadime ilk aklına geleni söyledi:

''Tehdit yok.'' Fadime bunu kendinden emin bir şekilde dedi ama titrek bir nefes aldı elinde olmadan, devam etti. ''Seviyorduk biz birbirimizi ama işte kan davası yüzünden olmadı, oldurmaya çalışmadık biz de.'' İso'nun duyduğuyla kaşları havalanmıştı; Fadime bilmeden de olsa İso'yla aynı şeyi demişti abisine. Adil'in kaşları çatıldı, dün akşam yemekte Melek'in dediği çınladı beyninde; 'Fadime başkasına aşık' demişti. Gözleri şok içinde açılırken Adil:

''Yo,'' dedi inanamaz bir şekilde, ''Yok, olmaz.'' diyerek ilk dediğini devam ettirdi. Fadime'yi tekrar yanına çekerken İso'ya bu sefer kafa attı. Fadime sıkıca gözlerini kapatırken Adil bu sefer yumruk atmıştı İso'ya.

''Asla inanmam sevdiğinize.'' dedi Adil. Hangi ara aşık olacaklardı, Adil bunu nasıl fark etmeyecekti? İso'nun yakalarından tutup onu karşısında dengesini sağlarken ittirerek bıraktı.

''Neyle tehdit ettin kardeşimi!?'' diye bağırdı Adil.

''Kardeşini seviyorum.'' dedi İso. Bunu derken Adil'e değil, Fadime'nin gözlerinin içine bakmıştı. Ardından gözlerini Adil'e çevirerek cümlesini tamamladı: ''İster döv ister öldür. Ben kardeşini seviyorum.'' dedi İso. Adil sinirle bir nefes aldı.

''Bana hikaye anlatma Furtuna!'' diye bağırdı. 'Furtuna' diye bağırdıktan sonra gözleri bir bir arkadaki Furtunalılarda dolaşmıştı. Zarife Furtuna, Şirin Furtuna, Oruç Furtuna ve Esme Furtuna buradaydı. Şerif ortalarda gözükmüyordu. Gözleri en son tekrar İso'ya dönmüştü.

''Hikaye ha?'' dedi İso. Kafasını ağır ağır sallayarak yavaşça dizlerinin üzerine çöktü.

''Çek vur beni, bitir bu hikayeyi o zaman.'' dedi İso. Derin bir nefes alırken kollarını iki yana açmıştı. ''Benden Fadime'yi sevdiğimden başka bir şey duyamayacaksın.'' Fadime, abisinin karşısında diz çöken adama baktı. İso'nun gözleri de cümlesi bittikten sonra Fadime'ye kaymıştı. Fadime'nin gözlerinde 'Ne yapıyorsun sen?' bakışını görmüştü. Gözlerini kapatıp açarken geri Adil'e baktı. Adil birkaç derin nefes alarak sakinleşmeyi bekledi ama sakinleşemeyince eli belindeki silaha gitti. Silahı çekip İso'nun kafasına dayarken eş zamanlı Fadime:

''Abi!'' diye bağırmıştı. Konuşma sırası ise dakikalardır hiç konuşmayan Furtunalılara geçmişti. Şirin bastonunu yere vurarak ''Yeter!'' diye bağırdı. Adil'ye doğru yaklaştı.

''İşte bu yüzden ben geldim konuştum seninle.'' dedi Şirin; o manipülatif tavrını çıkarmıştı ortaya. ''Bana geldi ha bu ikisi, seviyoruz dediler.'' deyip İso ve Fadime'yi gösterdi. ''Ama izin vermezsiniz diye sakladık dediler, ben de sana geldim.'' dedi Şirin Adil'e bakarak. Silah olan elinin üzerine elini koymuştu indirmesi için.

''Yalan konuşma Şirin Furtuna, sen Fadime'yi kan davası bitsin diye istedin.'' dedi Adil inanmaz bir ses tonuyla.

''Heh, tam da ondan istiyorum zaten,'' dedi Şirin Furtuna bozuntuya vermeden. ''Hem annene verdiğim sözü tutuyorum, hem kan davasını bitiriyorum, hem de sevenleri kavuşturuyorum.'' dedi.Sanki dünyanın en iyi şeyini yapıyormuş gibi bir gururla söylemişti. Ardından: ''Seviyor olmaları işime geldi sadece.'' diye ekleyip kaşlarını kaldırdı yukarı. Bunun alt metni; 'Sevgileri umurumda değil, ben asıl davamla ilgileniyorum,' demekti. Adil giderek ikna olduğu için içindeki huzursuzluk büyüyordu.

Silahı beline koyup arkasını döndü, kardeşinin kolundan tutup onu arabaya doğru yönlendirdi. Fadime arabaya bindiğinde kendi tarafına geçerek o da bindi ve arabayı çalıştırdı. Herkesi arkalarında bıraktılar; abi-kardeş konuşmaları gerekiyordu. İso bunu bildiği için sesini çıkarmamıştı Fadime'yi götürmesine.

''Abi...'' dedi Fadime. Bir şeyler deme ihtiyacı hissediyordu. Adil yola bakışlarını dikmiş, hiçbir karşılık vermemişti.

''Sev-'' diyerek başladığında Adil elini direksiyona geçirdi.

''Ben sevgiden anlayacak insan mıyım abim?'' diye bağırdı.

''Ben öyle bir şey demedim.'' dedi Fadime kaşlarını çatarak.

''O zaman neden sevgin için abine gelmedin de Şirin'e gittin Fadime?'' diye sordu Adil; hayal kırıklığı vardı sesinde... O kadar çok yalana batmışlardı ki artık hangisinin yalan hangisinin gerçek olduğunu karıştırıyordu Fadime. Bir yalan daha ekledi:

''İso'nun fikriydi.'' dedi. Sesi cılız çıkmıştı.

''Belli!'' diye bağırdı Adil; sakin kalamıyordu. Fadime de artık sinirlenmişti.

''Gönderiyordun beni İstanbul'a, gidiyorum işte!'' diye bağırdı. Adil'in duyduğu şeyle kan beynine sıçrarken:

''Aynı şey mi Fadime?'' dedi ama bağırmadı; sesinde hayret vardı.

''Bence aynı şey.'' diyerek oturduğu yere pustu Fadime; kafasını da cama dayadı... O an arabada bir sessizlik oldu. Sessizliği bölen telefonuna gelen mesajdı; İso'dan geldiğine emindi Fadime ama baktı mesaja.

''İyi misin?'' yazmıştı. Bir ton dayak yemişti Adil'den ama yine de 'İyi misin?' diye yazan İso olmuştu. İstemsizce gülümsedi mesaja. Adil saniyelik kardeşine çevirdi kafasını; telefona bakarak gülümseyen kardeşini gördü.

''Ne zamandan beri?'' diye sordu Adil; kardeşini yokluyordu. Fadime telefonu kapatıp abisinin sorusuna cevap vermek için dikleşti.

''Üniversiteden...'' Fadime yine bilmeden İsoyla aynı cevabı vermişti abisine.

-Bölüm sonu-

Umarım beğenmişsinizdir ve keyifle okumuşsunuzdur. Lütfen bir eksik yanlış görürseniz söyleyin bana eleştirilerinize açığım.

sizi seviyorum