İnadına kitap kapağı

9. bölüm / 10

İnadına

Bilinmeyen

Vaveyla Yazarı: ♧ NoVi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Bilinmeyen

Duyduğum cümlelerin yarısı kafamda dönüp duruyordu.
“Ben seni kendim gibi gördüm.”
“Aile olmak istedim.”
“En hassas olduğum noktadan vurdun.”
Ve en çok da şu cümle…
“Sen o adamın…”
Devamını söylememişti.
Yatağın üzerinde doğruldum.
Kapının arkasından hâlâ Göktuğ ve Uraz'ın sesleri geliyordu ama artık daha alçaktı.
Ayağa kalkıp kapıya doğru birkaç adım attım.
Tam kapının koluna uzanacaktım ki halıyı kaydırdım Uraz'ın sesi geldi.
“Gökçe?”
Elim havada kaldı.
Kapıya baktım.
Sonra elimi hemen geri çektim.
“Ne?”
“Uyuyor musun?”
“Evet.”
Bir saniyelik sessizlik oldu.
“Uyuyan insan cevap vermez.”
“Ben farklıyım.”
Kapının diğer tarafından hafif bir gülüş duydum.
“Belli.”
"Hem uyuyan insana soru mu sorulur" diye söylendim.
Ayak sesleri uzaklaştı.
Ben de tekrar yatağa oturdum.
Kalbim hâlâ hızlı atıyordu.
Bir şeyler olmuştu.
Hem de düşündüğümden çok daha büyük bir şey.
Ama Uraz'ın bunu bana anlatmayacağı belliydi.
En azından şimdilik.

~

Ertesi sabah mutfağa girdiğimde Göktuğ çoktan kahvaltısını hazırlamıştı.
Masada iki tabak vardı.
Birinin önünde kendisi oturuyordu.
Diğerinin önünde ise...
“Bu benim mi?”
Göktuğ başını kaldırmadan:
“Evet.”
“Niye?”
“Çünkü kardeşimsin.”
“Bundan emin misin?”
“Gökçe.”
“Tamam.”
Sandalyeye oturdum.
Bir süre sessizce kahvaltı yaptık.
Ama aklım hâlâ dün geceydi.
Sonunda dayanamadım.
“Göktuğ.”
“Hı?”
“Uraz'ın ailesini tanıyor musun?”
Elindeki çatal havada kaldı.
Sonra yavaşça tabağına bıraktı.
“Nereden çıktı?”
“Merak ettim.”
“Uraz mı bir şey söyledi?”
“Hayır.”
“Buse mi?”
Bir an sustum.
“Hayır.”
Göktuğ bana dikkatlice baktı.
“Bir şey mi duydun?”
“Hayır.”
Bu kez kaşlarını kaldırdı.
“Gökçe.”
“Ne?”
“Yalan söylemeyi bilmiyorsun.”
“Biliyorum.”
“Belli.”
Başımı eğdim.
“Dün Uraz'ın telefonda Buse'yle konuşmasını duydum.”
Göktuğ'un yüzündeki ifade değişti.
“Ne kadarını?”
“Tamamını değil.” yalan.
“Ne dedi?”
“Bilmiyorum.” yalan.
“Gökçe.”
“Gerçekten bilmiyorum.”yalan.
Bir süre sustu.
Sonra derin bir nefes aldı.
"Bu konuda yorum yapma yetkisine sahip değilim.”
“üff Göttuğ ciddi misin?”
“Göttuğ ne ya saygısız seni”
“ama napıyım merak ediyorum.”
“Bunu Uraz anlatmalı.”
“Sen biliyorsun.”
“Bazı şeylerini biliyorum.”
“Peki neden bana söylemiyorsun?”
“Çünkü onun hayatı.”
Bu cevaba sinirlendim.
“Ben de sadece merak ettim.”
“Biliyorum.”
“E o zaman?”
“Gökçe, bazı şeyleri öğrenmenin zamanı vardır.”
Sandalyeye yaslandım.
“Sen de son zamanlarda çok gizemli konuşmaya başladın.”
Göktuğ gülümsedi.
“Avukat olduğumu söyleyeyim mi?”
“Bir kere daha söylersen masayı kafanda kırarım.”
“Tehdit mi bu?”
“Uyarı.”
Göktuğ kahkaha attı.
Tam o sırada kapı açıldı.
İkimiz de dönüp baktık.
Uraz içeri girdi.
“Günaydın.”
Göktuğ:
“Günaydın.”
Ben:
“Günaydın.”
Uraz bana baktı.
“Sen niye bana öyle bakıyorsun?”
“Nasıl bakıyorum?”
“Bilmiyorum.”
“Normal bakıyorum.”
“Senin normalin biraz şüpheli.”
“Senin normalin de biraz sinir bozucu.”
Uraz montunu çıkarıp sandalyenin arkasına bıraktı.
“Güzel. Sabah sabah özlemişim bunu.”
“Beni mi?”
“Sinirlenmeni.”
“ıy.”
Uraz masaya oturdu.
Göktuğ ona bir tabak uzattı.
“Ye.”
“Ben kahvaltı yaptım.”
“Bir daha yap.”
“Niye?”
“yapmadığını biliyorum şimdi ye.”
Uraz tabağa baktı.
“Bana emir mi veriyorsun?”
“Evet.”
“Tamam.”
Çatalı aldı.
Ben ikisine bakarken Uraz bir anda bana döndü.
“Ne?”
“Hiç.”
“Yine mi?”
“Ne yine mi?”
“Senin şu ‘hiç’lerin.”
“Benim hiçlerimle ne alıp veremediğin var?”
“Çok şey.”
Göktuğ araya girdi.
“İkiniz kahvaltı yaparken tartışmasanız?”
“Ben tartışmıyorum.”
“Ben de.”
Göktuğ gözlerini kapattı.
“Allah'ım…”
Uraz güldü.
Ben de istemeden güldüm.
Her şey normalmiş gibi görünüyordu.
Ama değildi.
Çünkü dün gece duyduklarım hâlâ aklımdaydı.

~

Öğleden sonra üniversiteden çıktığımda Nehir ve Asel yanımdaydı.
Nehir telefonuna bakarken:
“Bugün bir yere gidiyor musun?”
“Hayır.”
“Asel?”
Asel çantasını düzeltti.
“Ben kütüphaneye geçeceğim.”
Nehir yüzünü buruşturdu.
“Yine mi ders?”
“Evet.”
“Senin hayatın çok düzenli.”
“Aslında değil.”
“Bence öyle.”
Asel gülümsedi.
“İstersen sen de gel.”
Nehir birkaç saniye düşündü.
“Olur.”
Ben ikisine baktım.
“Ben de geliyorum.”
Asel:
“Tamam.”
Nehir:
“Üçlü kütüphane.”
“Çok heyecanlandın.”
“Ben her şeye heyecanlanıyorum.”
Asel sakince:
“Onu fark ettik.”
Nehir ona baktı.
“Bana laf mı soktun?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Tamam.”
İkimiz de güldük.
Asel ise hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.
Kütüphanede yaklaşık bir saat geçirmiştik.
Ben gerçekten ders çalışmaya uğraşıyordum.
En azından sayfayı açmıştım.
Nehir ise aynı sayfaya yaklaşık yirmi dakikadır bakıyordu.
“Bir şey anlamadım.”
“Daha okumadın ki.”
“Okudum.”
“Kaç kere?”
“Başlığını üç kere.”
Asel kahkaha attı.
“Çok çalışkanmışsın.”
Nehir ona baktı.
“Sen de başlama.”
“Bir şey demedim.”
“Yüzün dedi.”
Asel gülümsedi.
“Bu cümleyi daha önce duydum.”
Üçümüz de gülerken kütüphanenin kapısı açıldı.
Başımı kaldırdım.
İçeri giren kişiyi görünce yüzümdeki gülümseme anında kayboldu.
Yiğit.
Kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru düzeltti ve etrafa bakındı. Bizi görünce doğrudan bulunduğumuz masaya yöneldi.
Asel bana doğru eğildi.
“Bu niye geliyor?”
“Bilmiyorum.”
Nehir kitabını kapattı.
“Tanıyor musunuz?”
“Evet.”
Yiğit masanın yanında durdu.
“Gökçe.”
“Ne?”
“Bir şey söyleyeceğim.”
“Burada mı?”
“Evet.”
“Tamam, sor.”
Yiğit birkaç saniye Asel ve Nehir'e baktı.
“Yalnız konuşabilir miyiz?”
Asel kaşını kaldırdı.
“Burada konuşabilirsiniz.”
Yiğit ona baktı.
“Ben Gökçe'yle konuşuyorum.”
Asel hiç bozulmadan:
“Ben de onu duymaya çalışıyorum.”
Nehir gülmemek için başını eğdi.
Ben ise Yiğit'e baktım.
“Ne söyleyeceksen söyle.”
Yiğit ellerini cebine soktu.
“ Geçen gün için özür dilemek istedim.”
Şaşırdım.
“anlamadım?”
“Kütüphanede.”
Asel'in bakışları bir anda Yiğit'e döndü.
Yiğit devam etti.
“Biraz fazla üstüne geldim.”
“Biraz mı?”
Asel'in söylediği cümleyle Yiğit ona baktı.
Asel gayet sakin bir şekilde kitabını açtı.
“Ne?”
“Bir şey demedim.”
“Dediniz.”
“Yok.”
Asel omuz silkti.
“Tamam.”
Nehir kulağıma eğildi.
“Bunlar daha iki dakika oldu, yine başladılar.”
Yiğit tekrar bana döndü.
“Özür diledim.”
“Tamam.”
“Gerçekten.”
“Tamam dedim.”
“İyi.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Yiğit arkasını dönüp gitti.
Ardından telefonuma bir mesaj.
Uraz:
Çıktığında beni ara.
Meseja bir süre baktım.
"Noldu?"dedi Nehir.
"Hiç."
"Senin hislerini biliriz biz."
Gözlerimi devirdim.sonra bir mesaj daha geldi.
Ama bu mesaj Uraz'dan değildi.
Bilinmeyen numara

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 5beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.