İLLEGAL KALPLER kitap kapağı

6. bölüm / 5

İLLEGAL KALPLER

4.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: ⋆𐙚 𝑽𝒆𝒍𝒍𝒊𝒐𝒓𝒂

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 4.BÖLÜM

Merhabalarr! Yeni bölümle geldim.

Aslında cumartesi Varan'ın doğum gününe özel yayınlanacaktım bölümü ama yetiştiremedim.

Umarım bölümü beğenirsiniz. Kalbe basıp, yorum yaparsanız çok sevinirim. 💞

Keyifli okumalar... ✨️🌸

EVELİNA ALİHAN

Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum, nereye gittiğimizi bile bilmiyordum. Sadece yanımda tanımadığım bir adamla, nereye varacağını bilmediğim bir yolda ilerliyorduk. İçimde garip bir huzursuzluk vardı.

Başımı çevirip adının Varan olduğunu öğrendiğim adama baktım. Camdan dışarıyı izliyordu. Gittikçe kararan gökyüzü yüzüne vuran son ışıkları da yavaş yavaş kaybediyordu. Sanki gece, şehrin üzerine ağır ağır çöküyordu.

Ben onu fark ettirmeden incelerken birden başını bana çevirdi.

Hadi ama! Gerçekten mi? Tam da ben ona bakarken mi çevirmişti başını?

Bakışlarımız kesiştiğinde gözlerimi kaçırma ihtiyacı hissettim. İçimde şu an tarif edemediğim bir sürü duygu vardı. Ne olduğunu anlamaya çalıştıkça daha da karmaşık bir hâl alıyordu.

Yan gözle hâlâ beni izlediğini görünce bu kez geri adım atmadım. Çenemi hafifçe dikleştirip gözlerimi onun orman gözlerine çevirdim.

"Ne bakıyorsun?" diye sordum. Sesim neredeyse küfür edercesine sert çıkmıştı.

Varan yarım ağız sırıttı ve tek kaşını yukarı kaldırdı. "Sen niye bakıyorsun?"

Bu ne saçma bir soruydu?

Yalandan boğazımı temizlemiş gibi yapıp hemen sözünü yalanladım. "Ben sana niye bakıyım? Dışarıyı izliyordum ben." Sırıtışı biraz daha genişledi. "Bana pek öyle gelmedi."

Ne yani, onu kestiğimi mi düşünüyordu? Saçmalık!

Gözlerimi devirdim. “Sana nasıl geldi acaba merak ediyorum.” dedim. Sesimde alaycı bir ton vardı.

Yerinde bana doğru eğilip fısıldadı. “Daha çok beni kesiyor gibi.” dediğinde, onun yakışıklı suratına bir tane patlatasım geldi.

“Sen bu egonla fazla yaşayamazsın.” dedim ve bu doğruydu.

Geri çekilip yerinde dikleştiğinde dudaklarının arasından erkeksi bir gülüş döküldü.

“Merak etme canım beni kimse ben istemediğim sürece öldüremez.” dedi, sesindeki emin ve kararlı tavırla.

Kaşlarımı çattım. “Ben senin canın değilim!” dedim sinirle.

Kısa bir an yüzüme baktı. Sonra tek kelime etmeden önüne döndü.

...

Yarım saatin ardından camdan, ağaçların arasında geniş bir arazinin ortasında duran büyük bir depo gördüm. İçimi bir ürperti kapladı.

'Umarım beni buraya kilitlemeye getirmemişlerdir.' Diye geçirdim içimden.

Araba demir kapının önünde durduğunda Varan hızla indi. Arabanın etrafından dolaşıp kapımı açtı.

'İnmem için mi?'

Ama hiç inmek istemiyordum. Beni neyin karşılayacağını bilmiyordum. Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda ciddi ifadesiyle karşılaştım.

İçimdeki endişeyle mecburen arabadan indim. Daha ne olduğunu anlamama fırsat kalmadan Varan bir hışımla bileğimi tuttu ve beni kendisiyle birlikte yürütmeye başladı.

Onun hızlı ve büyük adımlarına ayak uydurmak hiç kolay değildi. Attığı bir adım, benim neredeyse iki adımıma denk geliyordu.

Büyük demir kapının önüne geldiğimizde yanımızdaki adamlardan biri öne çıktı ve kapıyı yana doğru açtı. Kapı tamamen açılınca yeniden yürümeye başladık.

Deponun tam ortasına geldiğimizde Varan bileğimi bıraktı. Ona ters bir bakış atıp bileğimi ovuşturdum. Ardından merakla etrafa bakınmaya başladım.

Gördüğüm manzara karşısında olduğum yerde kaldım.

Birkaç metre ileride, yerde yaralı bir adam yatıyordu. Başında duran iki kişi yaralarına müdahale etmeye çalışıyordu.

Bileğimi ovuşturmayı bırakıp hemen yanlarına koştum. Dizlerimin üzerine çöktüğümde bütün dikkatimi adama verdim. Doktorluk alışkanlığıyla önce durumunu anlamaya çalıştım. Bacaklarından yaralanmıştı ve hâlâ ciddi şekilde kan kaybediyordu.

Bakışlarım ellerine kaydığında ise içim daha da kötü oldu. Adamın elleri de ağır şekilde zarar görmüştü.

Başımı kaldırıp arkamdaki kişiye baktım. Bunu kimin yaptığını anlamak hiç zor değildi.

Öfkeyle ayağa kalkıp ona doğru yürüdüm. Deponun içinde yankılanan sesimle bağırdım. “Ne yaptığını sanıyorsun sen!?”

Bağırmama rağmen karşımdaki adamın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. Elleri hâlâ cebindeydi ve sanki karşısında öfkeden deliye dönmüş biri değil de sıradan bir insan varmış gibi sakince bana bakıyordu.

Omuzlarını hafifçe silkti. "Ne yapmışım?”

Sakinliği gerçekten insanı çileden çıkarıyordu. "Bu adamın bu hâlde olmasının sebebi sensin!” dedim öfkeyle.

Varan gözlerini devirdi. Sanki söylediklerim onu hiç ilgilendirmiyormuş gibiydi. "Beni çözmen takdire şayan." Dedi umursamaz bir tavırla. "Ve evet, o adamı bu hâle ben getirdim.”

Sesinde en ufak bir pişmanlık yoktu.

Tam tersine, söyledikleriyle beni daha da sinirlendirmek ister gibiydi.

Öfkeyle gözlerimi devirdim. Karşımdaki adamın bu kadar rahat olması gerçekten sinirlerimi bozuyordu. “Ya sen kendini ne sanıyorsun? Adamı öldürmekten beter etmişsin!” diye çıkışırken sinirle ellerimi saçlarıma götürüp hafifçe çekiştirdim.

Ellerini cebinden çıkarıp bakışlarını benden çekerek yerde yatan adama çevirdi. Yüzündeki ifade bir anda değişmiş, bakışlarına öfke ve kin yerleşmişti. “Az bile yaptım o şerefsize.” dedi.

Sinirden kısa bir kahkaha attım ve ellerimi iki yana açtım. “Gerçekten inanılmazsın.” dedim.

Ardından önüme dönüp adamın yanına tekrar diz çöktüm.

Hastaneden çıkarken yanıma bir ilk yardım çantası almıştım ama şu an yanımda değildi. Karşımdaki adamın durumuna müdahale edilmezse kan kaybından ölebilirdi. Öncelikle ne kadar ciddi olduğunu anlamam gerekiyordu.

Yerde diz çökmüş hâlde dururken omzumun üzerinden Varan'a baktım. “Adamın hastaneye götürülmesi gerek.” dedim.

Varan başını geriye doğru atıp kaşlarını havaya kaldırarak söylediklerimi onaylamadı.

“Hastaneye gitmeyecek!” Sesi, tartışmaya yer bırakmayacak kadar netti.

“Ne demek gitmeyecek? Adam kan kaybından ölüyor!”

“Seni bu yüzden getirdim. Sen iyileştireceksin!”

Sözleri karşısında birkaç saniye ona baktım. Gerçekten ciddi miydi?

"Yanımda malzeme yok. En azından eve götürelim.” Birkaç saniye düşündü. Aklından ne geçirdiğini anlayamadım ama sonunda başını sallayarak onayladı.

"Adamlarına söyle adamı arabaya taşıyalım!” Önce gözlerime baktı, ardından arkasını dönüp adamlarına başıyla işaret verdi.

İki koruma yanımıza geldiğinde ben biraz geriye çekilip ayağa kalktım. Koruma yerdeki adamı bacaklarından ve kollarından tutarak kaldırdı, ardından depodan dışarı çıkardı.

Burada yapacak başka bir şeyimiz kalmadığını anlayınca Varan arkasını dönüp yürümeye başladı. Ben ise birkaç saniye olduğum yerde öylece kaldım. Sonunda başka çarem olmadığını düşünüp peşinden yürüdüm.

Deponun çıkışa doğru yürürken aklım hâlâ az önce gördüğüm adamdaydı. Varan'ın bu kadar rahat davranması, sanki yaşananlar onun için sıradan bir şeymiş gibi hareket etmesi içimi huzursuz ediyordu.

Büyük demir kapıya doğru ilerlerken dışarıyı gördüm. Ve o an, içimde uzun zamandır susturmaya çalıştığım o düşünce yeniden ortaya çıktı.

Kaçabilirim. Ya da en azından deneyebilirdim.

Depodan çıktığımızda gece çoktan şehrin üzerine çökmeye başlamıştı. Eminim, saat gece yarısına yaklaşıyordu. Hatta belki de geçmişti.

Deponun dışına adımımı attığım anda başımı gökyüzüne kaldırdım. Ciğerlerimi soğuk gece havasıyla doldurup derin bir nefes aldım. Gün boyunca üzerime yapışan o ağır koku ve içimde biriken sinir, sanki nefesimle birlikte bedenimden çıkıp gecenin karanlığına karışacakmış gibi geldi.

Sonra başımı yavaşça indirdim. Ve o an, aklımdan tek bir düşünce geçti.

Kaç.

Öylece yürüyüp uzaklaşmak değil... koşarak kaçmak.

Bacaklarım düşüncelerime yetişmeden hareket etti. Bir an bile duraksamadan ileri atıldım. Ayakkabılarımın altında taşların çıkardığı ses gecenin sessizliğini parçalarken nefesim hızla düzensizleşti. Kalbim göğsümün içinde çılgınca çarpıyordu ama durmaya hiç niyetim yoktu.

Arkamdan sesler yükseldi. "Lina!"

Duymamazlıktan geldim. Ve koşmaya devam ettim.

Birkaç saniye sonra arkamdaki ayak sesleri çoğaldı. Biri değil, iki kişi birden peşimden geliyordu. Adımların giderek yaklaşan sesi, kulağımda bir alarm gibi çalmaya başladı.

Daha hızlı koşmaya çalıştım.

Nefesim boğazımı yakıyor, ciğerlerim soğuk havayı her çekişimde sızlıyordu. Önümde uzanan yol bulanıklaşırken tek düşündüğüm şey biraz daha ilerlemekti.

Belki kurtulabilirdim. Belki bir köşeyi döner, gözden kaybolur ve bir daha beni bulamazlardı. Ama aramızdaki mesafe gittikçe kapandı.

Bir el önce koluma, ardından diğeri omzuma uzandı. "Bırakın!" Kurtulmak için bütün gücümle kendimi geriye doğru çektim. Fakat iki korumanın arasında çırpınmanın hiçbir anlamı yoktu. Beni sıkıca tutup geri çevirdiler. "Bırakın dedim!"

Beni yeniden Varan’ın yanına götürdüklerinde koşmaktan nefes nefese kalmıştım. Daha ona yaklaşır yaklaşmaz yeniden geriye doğru çekildim. "Bırak beni!" Arabanın kapısı açıldı. "Hayır!" Ayaklarımı yere sabitledim. "Arabaya binmeyeceğim!" Diyerek direnmeye başladım.

Korumalardan biri kolumdan tutup beni içeri doğru çekti. Kapının kenarına tutunmaya çalıştım, ayaklarımı yere bastım ama sonunda kendimi arka koltukta buldum. Kapı üzerime kapandığında öfkeyle kapı kulubuna asıldım. "Bırak beni!" Diye bağırdım. "Beni zorla götüremezsin!" Varan karşı tarafa oturup sakinliğini korurken ona ters ters baktım. "Duyuyor musun beni? Bırak beni!" Cevap vermedi. "Senden nefret ediyorum!"

Arabanın içindeki sessizlik söylediklerimi daha da ağırlaştırıyordu. Ben söylenmeye devam ederken şehir ışıkları camın ardından birbiri ardına kayıp gidiyordu. Dışarıdaki özgürlüğüm birkaç santimlik camın arkasındaydı ve ben ona ulaşamıyordum.

...

Bir süre sonra araba yavaşladı.

Camdan dışarı baktığımda tanıdık demir kapıları gördüm.

İçimdeki huzursuzluk bir anda yeniden kabardı. Araba tamamen durduğunda koltuğa biraz daha gömüldüm. Parmaklarım istemsizce kenara tutundu. Sanki yerimden ne kadar az kıpırdarsam buradan çıkmak zorunda kalmayacakmış gibi saçma bir düşünce geçti aklımdan.

Varan kapısını açıp dışarı çıktı. Ben ise yerimden kıpırdamadım. Sırtımı koltuğa iyice yaslayıp kollarımı göğsümde kenetledim. Ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın bu arabadan kendi isteğimle inmeyecektim.

Birkaç saniye sonra arka kapım açıldı. Varan kolunu kapının kenarına yaslayıp sessizce bana baktı. İnmemi beklediği belliydi. Ben ise bakışlarımı ondan kaçırmadan koltuğa biraz daha yaslandım.

İnmeyeceğimi anladığında varan bedenini kapıdan çekip içeriye doğru uzandı. Sertçe bileğimi kavradığı anda kendimi geriye çekerek kurtulmaya çalıştım ama parmaklarının arasından sıyrılmak neredeyse imkânsızdı. "Dokunma bana! Bıraksana!" Sesim gecenin sessizliğinde yankılanırken varan söylediklerimi duymazdan geliyordu. Bileğimi bırakmadan beni kendine doğru çekti. Direnmeye çalıştıkça ayakkabılarım taşlı zeminde sürtünüyor, çıkardıkları ses sinirlerimi daha da geriyordu.

"Bırak dedim!" Adımlarımı geri atmaya çalışıyordum ama o hiç durmadan ilerliyordu. Bir yandan kurtulmaya çalışıyor, bir yandan da onun uzun adımlarına yetişmek zorunda kalıyordum. Her adımında aramızdaki mesafe biraz daha açılıyor, ben ise neredeyse sürüklenerek peşinden gidiyordum.

Sonunda malikânenin kapısına ulaştık. Kapı açıldığı anda varan bileğimi bıraktı.

Elinin sıcaklığı çekildiğinde bile bileğimdeki baskıyı hâlâ hissedebiliyordum.

Bir adım attım. Sonra durdum. Kapının eşiğinde öylece kaldım. İçerisi gözlerimin önünde uzanıyordu. Yüksek tavan, loş ışıklar, mermer zemin ve o ağır sessizlik... bir an içeri girmekten korktuğumu fark ettim.

Çünkü bu eşikten geçersem her şey daha kötü olacaktı. Belki de hayatımın bundan sonrası burada şekillenecekti. Ve ben bunu istemiyordum.

Başımı kaldırıp Varan’a baktım. O çoktan birkaç adım ilerlemişti. Gelmediğimi ayak seslerimin kesilmesinden anlamış olacak ki durup başını geriye cevirdi.

Bakışları doğrudan beni buldu. Ciddi ve ürkütücü ifadesiyle içeri girmemi işaret etti. Omuzlarımı hafif silktim. "Ne!?" Varan hiçbir şey söylemedi. Sadece aynı hareketi bir kez daha yaptı. Bu kez daha netti.

Gözlerimi devirdim. Ve istemeye istemeye bir adım attım.

Varan çoktan önüne dönmüş, koridorun ilerisine doğru yürümeye başlamıştı. Ben ise arkasından oflayarak onu takip ettim.

İçeriye birkaç adım daha attığımda varan çoktan gözden kaybolmuştu. Holde tek başıma kalınca etrafa baktım. Duvarların iki yanında uzanan koridorun sonunda çift kanatlı geniş bir kapı gördüm. Açık bırakılmıştı. Belli ki salondu. Yavaşça oraya doğru ilerledim. Kapıya ulaştığımda içeriyi kısa bir süre süzdüm.

Sonra içeri girdim. Ama aslında bu evde bir saniye bile daha fazla kalmak istemiyordum.

Ben evimi özlemiştim.

Abimi.

Mirayı.

Tanıdığım duvarları, kendi odamı, alıştığım sesleri... buradaki her şey ne kadar gösterişli olursa olsun, hiçbirinin bana ait olmadığını hissediyordum. İçimde ağır bir özlem yükseldi.

Şimdi kim bilir nasıl endişelenmişlerdi?

Belki beni arıyorlardı. Belki nerede olduğumu anlamaya çalışıyorlardı. Belki de ben burada, bu yabancı evin içinde dururken onlar hâlâ benim geri dönmemi bekliyorlardı.

Bu düşünce göğsümün ortasına ağır bir taş gibi oturdu.

Başımı eğip derin bir nefes aldım. Aslında burada olmak istemiyordum. Hem de hiç.

Ardından salonda birkaç adım daha ilerlediğimde Varan'ı gördüm. Siyah, geniş koltuğun başlığına başını yaslamış, gözlerini kapatmıştı. Ceketini koltuğun üzerine atmış, gömleğinin birkaç düğmesini daha açmıştı. Yanındaki sehpanın üzerinde ise yarısına kadar içilmiş bir viski bardağı duruyordu.

Bakışlarım istemeden üzerinde biraz fazla kaldı. Bunu fark ettiğim anda başımı hafifçe sallayıp kendime geldim. Kollarımı göğsümün üzerinde bağlayarak olduğum yerde dikildim. Ağırlığımı bir ayağıma verirken gözlerimi tekrar ona çevirdim.

Birkaç dakika boyunca salonda çıt çıkmadı. Varan'ın ya gözlerini açıp bana bakmasını ya da bir şey söylemesini bekledim. Ama o, sanki odada yalnızmış gibi sessizliğini koruyordu. Sonunda daha fazla dayanamadım.

“Ben ne zaman eve gideceğim acaba?” Dedim alayla. Yine cevap vermedi. Kaşlarımı çatıp birkaç adım daha attım. Tam karşısında durduğumda hâlâ kıpırdamayınca aralık duran ayaklarından birine hafifçe vurdum. “Hey, Sana diyorum!” Nihayet beklediğim tepki geldi. “Hiç bir yere gitmiyorsun!” Dedi sert, hırıltılı sesiyle. Sinirle kaşlarımı daha da çattım. “Nasıl gitmiyorum? Ne yani, ben burada mı kalacağım?”

Varan başını koltuğun başlığından kaldırdı. Gözlerini ağır ağır araladığında o yeşil bakışları doğrudan beni buldu. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden yüzüme baktı. Sonra sanki söylediklerim hiç önemli değilmiş gibi bakışlarını üzerimden çekip sehpadaki viski bardağına uzandı.

Bardağı eline alırken bile yüzündeki o sakin ifade değişmemişti.

Bu adamın bu kadar rahat olması gerçekten sinirlerimi bozuyordu.

Elindeki viski bardağını ağır bir hareketle sehpanın üzerine bıraktı. Bu kez gözlerini kapatmadı. Başını hafifçe kaldırıp karşıya, tam önümdeki boşluğa bakmaya başladı.

Onun bu umursamaz tavrı sinirlerimi iyice bozmuştu.

Ayağına bir kez daha vurdum. “Beni burada tutamazsın!” Dedim. Sesim salonda yankılanacak kadar yüksek çıkmıştı.

Kollarımı göğsümün üzerinden çözüp arkamı döndüm. Daha fazla onunla uğraşmak istemiyordum. Salonun kapısına doğru yürürken kendi kendime söylenmeye devam ettim. “İyi, ben kendim giderim o zaman.”

Kapının eşiğine geldiğim anda kolumdan tutan eli hissettim. Ne olduğunu anlamama fırsat bile kalmadan sertçe geriye çekildim. Sırtım duvara çarptığında gözlerim irileşti. Birkaç saniye ne olduğunu anlamaya çalışırken Varan'ın karşıma dikildiğini gördüm. Bir kolunu başımın yanındaki duvara dayamıştı. Diğer eli hâlâ kolumdaydı.

Gözleri gözlerime kilitlenmişti. Aramızdaki mesafeyi ancak o an fark ettim.

Fazlasıyla yakındı.

Bir adım daha atsa aramızda neredeyse hiç boşluk kalmayacaktı.

Elimi göğsüne dayayıp onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. Fakat Varan yerinden bile kıpırdamadı. Sinirlenip avuçlarımla göğsüne birkaç kez vurdum. “Çekil önümden.” Bu kez diğer eli bileklerimi yakaladı. Hareketi o kadar hızlıydı ki karşı koyamadan ellerimi başımın üzerinde duvara sabitledi.

Gözlerimi ondan ayırmadım.

Varan biraz daha yaklaştığında nefesini yüzümde hissettim. Sıcak nefesi tenime değdikçe kalbimin neden bu kadar hızlandığını anlamaya çalışıyordum. Ama yüzümde bunu belli etmemeye kararlıydım. O ise sanki bunu çoktan fark etmiş gibi gözlerimin içine bakıyordu. Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. "Gitmek için daha çok erken." Kaşlarımı çattım. "Bırak beni!" Bırakmadı.

Bileklerimdeki baskısı biraz daha arttı. Gözleri bir anlığına gözlerimden ayrılıp yüzümde dolaştı, sonra yeniden gözlerime döndü. “Beni dinlemeyi ne zaman öğreneceksin?”

“Senin sözünü dinlemek gibi bir niyetim yok!" bir kaç saniye sessiz kaldı. Sonra yüzünü kulağıma doğru biraz yaklaştırdı. Sesi bu kez çok daha alçaktı. "Bu evden ben istemediğim sürece tek bir adım bile atamazsın. Ama bu kadar cesur olman hoşuma gitti."

Benimle bu kadar yakın olması hiç hoşuma gitmiyordu. İçimi giderek artan bir rahatsızlık kaplamıştı. İnsan, tanımadığı bir adamla bu kadar yakın olmak istemezdi. Ama ben şu an tam olarak bunu yaşıyordum.

Kirpiklerimin arasından dik dik Varan'a bakarken o hâlâ aynı yerde duruyordu. Bakışları zaman zaman aralık duran dudaklarıma kayıyor, yüzündeki ifade her saniye biraz daha cüretkâr bir hâl alıyordu. Neden böyle davrandığını anlamıyordum.

Varan başını biraz daha bana doğru yaklaştırmaya başladığında, telaşla iki elimle göğsünden ittim. Kendimden uzaklaştırmak için bütün gücümü kullanmıştım. Hazırlıksız yakalandığı için bir an geriye doğru sendeledi ama hemen toparlandı.

Aramıza birkaç adımlık mesafe girdiğinde öfkeyle işaret parmağımı ona doğru salladım. "Bir. Daha. Sakın. Bana. Yaklaşma!" Kelimeler ağzımdan tane tane, oldukça net çıkmıştı.

Varan eğik olan başını kısa bir an salladı. Ardından dudaklarının arasından kendinden emin, erkeksi bir gülüş çıktı. Bir adım daha yaklaşıp başını kaldırdı.

"Ne oldu? Cazibemin seni etkilemesinden mi korktun?"

Bunu söylediği anda kalbim hızla çarpmaya başladı. Kulaklarımdan aşağı doğru yayılan sıcaklığı hissedince neye uğradığımı şaşırdım.

Ne saçmalıyordu bu adam?

Tam dudaklarımı aralayıp söylediklerini inkâr edecekken merdivenlerden gelen bir sesle irkildim. "Abi?" dedi Rusça.

Varan sesi duyar duymaz benden uzaklaştı. Ardından bana kısa bir bakış atıp merdivenlerden gelen sese doğru döndü.

"Güzelim, iyi misin? Bir şey mi oldu?" dedi Varan da Rusça konuşarak.

Az önceki alaycı tavrından eser kalmamıştı. Sesi öyle değişmişti ki sanki birkaç saniye önce karşımda duran adam gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti.

Bu adamın ruh hâli gerçekten bir garipti.

Duvarın dibinden çekilip üzerimi düzelttim. Ardından merdivenlere baktım. Az önce duyduğumuz sesin sahibi yavaş yavaş aşağı iniyordu.

Karşımda genç bir kız belirdi. İlk dikkatimi çeken, beline kadar uzanan sarı saçları oldu. Saçları benimkiler kadar uzundu. Siyah gözleri Varan'ın yeşil gözlerinden tamamen farklıydı. İnce yapılıydı ve oldukça güzel bir kızdı.

Bize doğru yürüyüp Varan'ın yanında durdu. Önce beni baştan aşağı süzdü, ardından bakışlarını abisine çevirdi.

“Abi bu kadın kim?” diye sordu Rusça.

Varan, kızın sorusuna cevap vermeden önce bana baktı. Yüzündeki o küçük sırıtışı görünce yine neyin peşinde olduğunu anlamadım. Sonra bakışlarını kız kardeşine çevirip cevap verdi. “Bir süre misafirimiz olacak biri.” dedi.

Ne konuştuklarını tam olarak anlayamıyordum. Rusça bilmiyordum. Sadece daha önce duyduğum birkaç kelimeyi seçebiliyordum. O yüzden ikisinin konuşmasını anlamaya çalışmak yerine sessizce bekledim.

Varan kıza birkaç kelime daha söyledi. Kız da söylediklerini dinledikten sonra bana doğru yöneldi.

Yanıma geldiğinde yüzüne biraz şaşkınlıkla baktım. Bana elini uzattığında kısa bir tereddütten sonra eline baktım.

“Merhaba ben Leyal.” dedi. Bu kez Türkçe konuşmuştu.

Sözcükleri Türkçe olsa da aksanı hemen dikkatimi çekmişti. Konuşmasından Rus olduğu belli oluyordu.

Şaşkın ve tuhaf bakışlarla kızın eline baktım. Elini hâlâ çekmemişti. Ne olduğunu ben de tam olarak anlayamıyordum. Kısa bir an öylece kaldıktan sonra kendimi toparlayıp elini hafifçe kavradım.

“Merhaba bende Evelina.” diyerek kendimi tanıttım.

Ardından kısa bir tokalaşmayla ellerimizi ayırdık. Leyal bana tebessüm edip tekrar abisinin yanına yürüdü. Yanına geldiğinde elini Varan’ın omzuna koyup yanağına doğru uzandı ve onu öptü. Varan da ona gülümseyince Leyal biraz geri çekildi ama elini hâlâ omzunda tutmaya devam etti.

İkisine uzaktan baktığımda boylarının neredeyse aynı olduğunu fark ettim. Fakat Leyal’ın topuklu ayakkabı giydiğini görünce aslında aralarındaki boy farkının düşündüğümden çok daha fazla olduğunu anladım. Tıpkı benimle Varan arasındaki fark gibi.

Boy farkını daha fazla düşünmeden Varan’ın yanına doğru ilerledim. Bana dönmesi için işaret parmağımla omzuna hafifçe dokundum. Arkasını dönüp bana baktığında hiç beklemeden konuştum. "Ben ne zaman gideceğim?”

Sanki az önce bu konu hakkında hiç konuşmamışız gibi davranıyordu. Oysa ben bu evde tek bir gece bile geçirmek istemiyordum. Varan hiçbir şey söylemeden suratıma bakmaya devam edince içimdeki sabır da yavaş yavaş tükenmeye başladı.

“Varan!” dedim. İlk kez adını söylüyordum. Bunu beklemediği yüzündeki ifadeden belliydi. Kaşları hafifçe havalandı ve birkaç saniyeliğine şaşkın bir hâl aldı. Sonra aklından ne geçtiyse dudaklarının kenarı yavaşça kıvrıldı.

Hafifçe bana doğru eğilip fısıldadı. “Adım, o güzel dudaklarına çok yakıştı. Hep söylemeni tercih ederim.” Ardından göz kırpıp geri çekildi.

Gerçekten bu adam benimle flört etmek için mi yanımda duruyordu, bir türlü anlayamıyordum. Yüzümü buruşturup ona baktım. "Sen manyak mısın?” dedim ciddi bir şekilde.

Bana gideceğim hakkında tek bir şey söylemiyordu. Belli ki burada kalacaktım.

Eminim Mira da meraktan deliye dönmüştü.

MİRA ALKAN

Neredeyse bir gün olacaktı ama hâlâ Lina’dan hiçbir haber yoktu. En son nöbetteyken konuşmuştuk. O zamandan beri kendisine ulaşamıyordum. Birkaç dakika önce Lina’nın abisi Ata abiyle de konuşmuştum. O da en az benim kadar endişeliydi. Hatta sesinden korktuğu bile belli oluyordu. Çünkü daha önce bir kez kardeşini kaybetmenin eşiğine gelmişti ve aynı şeyi bir kez daha yaşamaktan korkuyordu.

Evde dördüncü kez aynı odanın içinde dönüp dururken kapının sertçe çalınmasıyla olduğum yerde durdum. Hiç vakit kaybetmeden koşar adımlarla kapıya gidip açtım.

Karşımda Ata abi duruyordu. Üstü başı dağılmış, saçları darmadağınık hâlde ve nefes nefeseydi. Yüzüne baktığım anda içime kötü bir his çöktü.

Hemen yanına gidip koluna girdim ve onu içeri aldım. Salona geçmesini sağlayıp yavaşça koltuğa oturttum. Ardından karşısındaki koltuğa geçerek biraz olsun sakinleşmesini bekledim.

Birkaç saniye boyunca sadece düzensiz nefes alışlarını dinledim. Sonunda nefesi biraz olsun düzene girdi. Başını kaldırıp gözlerini bana çevirdiğinde yüzündeki korkuyu açıkça görebiliyordum. Öfke, endişe ve korku birbirine karışmıştı.

Gözlerimin içine bakarak konuştu. “Mira, Linaya ulaşabildin mi?” Başımı iki yana salladım.

Ardından Ata abi ayağa kalkıp pencerenin önüne geçti. Bir süre dışarı baktıktan sonra ellerini beline koyarak başını iki yana salladı.

“Nereye gitti bu kız? Nereye?” diye söylendi. Sesinde saklamaya çalıştığı endişe açıkça belli oluyordu.

Bir süre daha pencerenin önünde durduktan sonra oradan ayrılıp yeniden koltuğuna oturdu. Bakışlarını bana çevirdi. “Mira, Lina’yı en son gören kişi sensin. Bana ne olduğunu baştan sona anlatır mısın?”

Dirseklerimi dizlerime yaslayıp öne doğru eğildim. Ellerimi birbirine kenetleyerek derin bir nefes aldım. “Benim mesaim bitince Lina’nın yanına uğradım, görüşürüz demek için. Hatta ‘İstersen bende kalayım,’ dedim ama sen git dedi. Sonra ben çıktım ve gittim. Zaten ne olduysa nöbetteyken olmuş.”

Ata abi birkaç saniye düşündü. Kaşları çatılmıştı. “Peki mesain kaçta bitti?”

“Akşam beşti, sanırım.”

Koltuktan kalkıp Ata abinin yanına oturdum. İçimde gittikçe büyüyen korkuyu daha fazla bastıramıyordum. “Ata abi... Ya başına kötü bir şey geldiyse?” dedim, sesim titreyerek.

Ata abi bana döndü. Hiçbir şey söylemeden iki elini yüzüme götürüp avuçlarının arasına aldı. “Merak etme. Lina’yı sağ salim bulup eve getireceğiz,” dedi, beni yatıştırmaya çalışarak. Gözlerimden süzülen yaşları başparmaklarıyla yavaşça sildi. “Tamam mı?” Başımı hafifçe salladım.

Bir süre sonra ellerini yüzümden çekip ayağa kalktı. “Şimdi benim gitmem gerekiyor. Emniyete geçip kayıp ihbarı çıkaracağım.”

Hiç tereddüt etmeden ayağa kalktım. “Ben de geleyim. Seninle birlikte arayayım.” Ata abi başını iki yana salladı. “Gelsen bile bir faydası olmaz. Sen burada bekle. Bir haber olduğunda seni ararım, tamam mı?” Başımı sallamaktan başka seçeneğim olmadığından, istemeyerek de olsa onayladım.

İkimiz de kapıya doğru yürüdük. Ata abi kapıyı açıp dışarı çıktı. Tam gidecekken arkasını dönüp bana baktı. “Endişelenme. Lina’yı bulacağız. Sadece biraz zamana ihtiyacımız var,” dedi. Başımı salladım. O da daha fazla bir şey söylemeden dönüp gitti.

Kapı kapandığında ev bir anda sessizliğe büründü.

Ata abinin de içinin yandığından emindim. Çünkü Lina’nın üstüne çok titrerdi. Yıllardır hem onu hem de Lina’yı tanıyordum. Ata abi duygularını dışarıya belli eden biri değildi. Ne yaşarsa yaşasın çoğunu içinde tutardı.

Anne ve babalarını kaybettikleri zaman bile Lina’ya üzüntüsünü göstermemişti. Onun yanında güçlü durmaya çalışmış, ağladığını belli etmemişti. Ama Lina uyuduktan sonra ya da tek başına kaldığı zamanlarda ne kadar zorlandığını görmüştüm.

Bazen geceleri salonda oturur, uzun süre hiçbir şey yapmadan karşıya bakardı. Yanına gittiğimde hemen kendini toparlardı.

...

Ata abinin dediğini yapıp salona geçtim. Beklemekten başka şansım yoktu. En azından benim için. Ama içimdeki korku bir türlü dinmek bilmiyordu. Ata abi kardeşini bulurdu. Sonuçta başarılı bir başkomiserdi ve ona güvenmekten başka çarem yoktu.

Üzüntüden yıpranan bedenimi koltuğun üzerine bırakıp uzandım. Battaniyeyi başıma kadar çektiğimde göz pınarlarımda biriken yaşlar yanaklarıma doğru süzüldü. Ağlayışım sessizliğe dönüştüğünde aklımdan geçen tek düşünce Lina’nın iyi olmasıydı. Başına ne geldiğini bilmiyordum ve bu belirsizlik beni içten içe yiyip bitiriyordu.

----------------------

SAAT 6.40

Gözlerimi açtığımda odanın hâlâ karanlık olduğunu fark ettim. Birkaç saniye tavana bakıp nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra olanları hatırlayınca içimdeki huzursuzluk yeniden kendini gösterdi. Gece boyunca doğru düzgün uyuyamamıştım. Birkaç saat önce Leyal’ın ayarladığı odada kalıyordum. Fakat aklımı kurcalayan bir şey vardı. Varan, beni odaya bıraktığında kapıyı kilitlememişti. Hatta kapının açık olduğunu fark ettiğimde ilk düşüncem kaçmak olmuştu. Sonuçta önümde açık bir kapı vardı. Ama bunun o kadar kolay olmayacağını biliyordum.

Yataktan kalkıp sessizce kapıya ilerledim. Elimi kapı koluna götürüp yavaşça bastırdım. Kapı açıldığında önce koridora baktım. Ortalık sessizdi. Birkaç adım atıp merdivenlere doğru ilerlemeyi düşündüm ama hemen vazgeçtim. Bu evin içinde kaç kişinin olduğunu bilmiyordum. Üstelik dün geldiğimden beri neredeyse her köşede bir korumayla karşılaşmıştım. Biri beni görmese diğeri mutlaka fark ederdi.

Yine de bir anlığına kaçabileceğime inanmak istedim. Pencereye doğru ilerleyip dışarı baktım. Evin çevresindeki geniş araziyi ve farklı noktalarda duran korumaları görünce bu düşüncenin ne kadar saçma olduğunu anladım. Buradan çıkmaya çalışsam daha bahçeye ulaşamadan yakalanırdım. Güvenlik sandığımdan da sıkıydı.

İç çekerek pencereden uzaklaşıp yatağın kenarına geri oturdum. Bir süre ne yapacağımı düşünmeden öylece kaldım. Sonunda daha fazla burada oturmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine karar verdim.

Yumuşak yataktan kalkıp üzerimi düzelttim. Leyal bana kendi geceliklerinden birini vermişti. Üzerimdeki geceliğe bakarken aklıma yine Leyal geldi. Görünüşüyle bile içimi ısıtan, oldukça sıcak ve tatlı bir kızdı. Varan gibi birinin nasıl böyle bir kardeşi olabildiğini hâlâ anlayamıyordum. Birbirlerine bakınca bile karakterlerinin ne kadar farklı olduğu belli oluyordu.

Bütün bunları daha fazla düşünmeyi bırakıp odadan çıktım. Koridorda birkaç saniye etrafı dinledikten sonra ikiye ayrılan merdivenlere yöneldim. Sessizce basamakları inip mutfağa doğru ilerledim.

İçeri girdiğimde kapıyı tamamen kapatmak yerine aralık bıraktım. Boğazımın kuruduğunu fark edince tezgâhın üzerinde duran sürahiyle bardağı aldım. Bardağa su doldurup neredeyse kana kana içtim.

Suyumu bitirdikten sonra sürahiyi ve bardağı tekrar tezgâha bıraktım. Tam mutfaktan çıkmak için arkamı dönecektim ki gözüm diğer tezgâhın üzerinde duran telefona takıldı.

Olduğum yerde durup birkaç saniye telefona baktım. Kimin olduğunu bilmiyordum ama o an aklıma gelen ilk şey abimdi. Eğer telefonu açabilirsem belki onu arayıp nerede olduğumu söyleyebilirdim.

Hemen telefonu elime aldım. Sağını solunu kontrol ettikten sonra açma tuşuna bastım ve ekranı kaydırdım.

Fakat karşıma çıkan şifre ekranını görünce bütün umudum bir anda söndü.

Şifreyi bilmiyordum.

Hayal kırıklığıyla telefonu yerine bırakacağım sırada arkamdan bir ses geldi.

Bir ayak sesi...

Arkamdan gelen sese doğru döndüğüm anda elimdeki telefonu hemen arkamda sakladım. Ayak sesleri giderek yaklaşmış, birkaç saniye sonra tam önümde durmuştu. Ortalık karanlık olduğu için karşımdaki kişinin yüzünü seçemiyordum. Ama burnuma gelen tanıdık koku, kim olduğunu anlamam için yeterliydi. Odunla karışmış o tütün kokusu...

'Hayır, Varan olmasın,' diye geçirdim içimden. Ama belli ki şans yine benden yana değildi.

Panikle bir adım geriye çekildim. O da bir adım attı. Bir adım daha geri gittim, o da aynı şekilde üzerime doğru geldi. Aramızdaki mesafe her seferinde biraz daha kapanıyordu. Sonunda bir adım daha attığında sırtım tezgâha çarptı ve daha fazla geri gidemeyeceğimi anladım. Varan'ın bedenini karanlıkta tam olarak göremesem de varlığını fazlasıyla hissedebiliyordum. Kokusunu almak bile içimdeki korkuyu ve telaşı bir anda artırmaya yetmişti.

Neden acaba evelina? Adamın telefonu senin elinde olduğu için olabilir mi?

Kalbim göğsümde hızla çarpmaya başlarken bir elin bana doğru uzandığını gördüm. Ne yapacağımı bilemeden olduğum yerde kaldım. Eli kolumu kavradığı anda refleksle geri çekmeye çalıştım ama başaramadım. Varan'ın parmakları kolumu sıkıca kavramıştı. Ne kadar kurtulmaya çalışsam da gücü karşısında hiçbir şey yapamıyordum.

Kolumu kendine doğru çektiğinde hazırlıksız yakalandığım için hafifçe sendeledim. Bir anda yine ona doğru yaklaşmıştım. Bu adamda gerçekten garip bir şey vardı. Daha ilk karşılaşmamızdan beri ne zaman fırsat bulsa beni kendine doğru çekiyordu. Sanki aramızdaki mesafe birkaç adımdan fazla olduğunda bundan rahatsız oluyordu.

Telefonu tuttuğum kolum açığa çıktığında hemen gözlerimi kaçırdım. Görmediğini umuyordum ama içimde, yakalandığımı söyleyen kötü bir his vardı. Diğer eliyle telefonunu bir hamlede çekip aldı. Bense ne diyeceğimi bilemeden yalnızca yutkundum.

Elini kolumdan çekmeden, sesi alçak bir fısıltıya dönüşerek konuştu. “Korkusuzluğun insanı etkiliyor doktor ama bir şahinin göremeyeceği bir şey yoktur. Bunu unutma.” dedi. Boğazından çıkan o kalın ses, içimde istemsiz bir ürpertiye neden oldu.

Elini kolumdan çektiğinde yüzüne baktım. Sinirli miydi, yoksa sadece her zamanki gibi mi davranıyordu, anlayamıyordum. Ama ilk kez ona karşı sesimi bu kadar yükseltmiştim ve artık kendimi tutacak hâlim kalmamıştı. İnsan bir yerden sonra gerçekten sınırına geliyordu.

“DAHA NE KADAR DEVAM EDECEK BU SAÇMA OLAY! NE YAPACAKSIN? NE KADAR BENİ HERKESTEN SAKLI BURDA TUTACAKSIN? YETMEDİ Mİ ARTIK? SAL GİDEYİM!"

Sözlerim ağzımdan peş peşe dökülürken Varan bir anda bana döndü. Ne yaptığını anlamama fırsat bile kalmadan birkaç hızlı adımla yanıma geldi. O kadar hızlı hareket etmişti ki elindeki telefonla ne yaptığını bile fark edememiştim. Bir sonraki saniye belimin iki yanından tutup beni tezgâhın üzerine oturttu. Ne olduğunu anlamaya çalışırken şaşkınlıkla yüzüne baktım.

Üzerime doğru eğildiğinde bedenimin korkudan titrediğini hissettim. Ne kadar sakin durmaya çalışsam da bu titremeyi engelleyemiyordum. Üstelik Varan'ın yeşil gözleri artık eskisinden çok daha koyu görünüyordu.

Bağırmamalıydım.

Bunu çok geç fark etmiştim.

Yüzünü bana doğru biraz daha yaklaştırdığında onu itmek için elimi göğsüne koymak istedim ama elimi kaldırmama bile izin vermedi. Bileğimi havada yakalayıp tezgâha doğru bastırdı. Diğer eliyle de üzerime destek alarak beni olduğum yerde tuttu. Ne yaptığını anlamaya çalışırken korkuyla yüzüne baktım. Aramızdaki mesafe gittikçe kapanıyordu ve bu durum nefesimi bile tutmama neden olmuştu.

Varan başını biraz daha yaklaştırıp kulağıma doğru eğildi. Geri çekilmeye çalıştığımda buna izin vermedi. Sesi kulağımın hemen yanında duyuldu.

“Bir daha o güzel sesin bana karşı yükselmesin doktor." dedi sesi kararlı ve fazlasıyla sertti. “Herşeyi geçiyorum ben istemeden hiç bir yere tek adımını bile atamazsın!"

Sözleri karşısında ne diyeceğimi bilemedim. İçimdeki korkuya rağmen ona cevap vermek istiyordum ama sesim bir türlü çıkmıyordu. Varan'ın üzerimde kurduğu baskı yüzünden olduğum yerde kalmıştım.

“Kimse bulamaz mı... zannediyorsun sen?” dedim. Sesim titriyordu ama geri adım atmaya hiç niyetim yoktu.

“Bulamaz.” dedi Varan, soğuk ve kalın sesiyle.

“Sen öyle zannet Varan.” dedikten sonra istemsizce birkaç kelime daha döküldü dudaklarımdan. “Seni korkuluklar arkasında görmeyi çok istiyorum, bundan emin ol.”

Abim beni aramaya çoktan başlamıştır. Bunu biliyordum. Bana böyle bir şey yapan bir adamı cezasız bırakacak biri değildi. Hele ki söz konusu ben olduğumda, karşısındaki kişinin kim olduğuna bakacağını hiç sanmıyordum.

Varan, sinir bozucu bir sakinlikle yüzünü kulağımdan uzaklaştırdı. Ardından yeşil gözlerini gözlerime dikti. Bakışlarında bir şeylerden şüphelendiğini belli eden bir ifade vardı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden beni süzdü.

“Beni devirebilecek birinin olduğunu mu zannediyorsun sen?” dedi alaycı bir sesle. “Var mı öyle biri?”

Sesindeki alay açıkça belli oluyordu. Fakat yüzündeki ifade, söylediklerinden çok daha farklıydı. O bakışlarda alaydan ziyade insanın içini huzursuz eden, soğuk bir ciddiyet vardı.

“Var.” dedim. Sesimin titremesine engel olmaya çalışarak kelimeyi özellikle bastırarak söyledim.

Varan'ın kaşlarının yavaşça çatıldığını görünce söylediklerimin onu düşündürdüğünü anladım. İçimden, Bu işin peşini bırakmayacak, diye geçirdim. Tabii ki bırakmazdı. Lina, sen gerçekten adamın kaçırdığı kadını bulabileceği birinin olduğundan bahsederek onu şüphelendirdin. Şimdi söylediklerimin nereye varacağını ben de merak ediyordum.

Varan birkaç saniye boyunca gözlerini gözlerimde tuttu. Ardından ellerimi tuttuğu yerden yavaşça çekilip geriye doğru bir adım attı. Ben de aynı anda tezgâhın üzerinden aşağı indim. Daha yüzüne bile bakmadan yanından geçip gitmek istedim ama belimde hissettiğim güçlü bir tutuşla olduğum yerde kaldım.

İstemeden gözlerimi kapattım. Beni neden bırakmıyordu bu adam?

Varan hafifçe bana doğru eğildi. “bir daha geceleri odandan dışarı çıkma!” dedi.

Ona daha fazla bulaşmamak ve şüphelerini artırmamak için sadece başımı hafifçe salladım. “Tamam.” dedim.

Varan’ın bakışlarının bir anlığına dudaklarıma kaydığını fark ettiğimde kalbim istemsizce hızlandı. Fakat birkaç saniye sonra kolunu belimden çekip beni bıraktı. Ardından hiçbir şey söylemeden mutfaktan hızlı adımlarla çıkıp gitti.

Ben ise olduğum yerde kalmıştım.

Nefesimin ne kadar hızlandığını ancak o gittikten sonra fark ettim.

Elimi refleksle göğsüme götürdüm. Birkaç derin nefes aldıktan sonra yavaş yavaş sakinleşmeye başladım.

Varan gitmişti ama sanki bakışları hâlâ üzerimdeydi.

VARAN KUZEY ROMANOV

Mutfaktan çıkıp odama geldiğimde kendi kendime söylenip duruyordum.

Daha yeni tanıştığım biriydi. Peki ben neden onun yanında kendimi bu kadar farklı hissediyordum?

Ne yapıyorum ben?

İçimden geçirdiğim bu düşünceye sinirlenip başımı iki yana salladım. Bunları düşünmenin bir anlamı yoktu.

Üzerinde fazla durmadan yatağa doğru yürüdüm ve kendimi yatağın üzerine bıraktım.

Sırtüstü uzanıp bakışlarımı tavana çevirdim.

Aklım istemeden de olsa mutfakta kalmıştı. Ne kadar düşünmemeye çalışsam da birkaç dakika önce yaşananlar zihnimde dönüp duruyordu. Sonunda gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Olmadı.

Gözlerimi her kapattığımda karşıma onun okyanus mavisi gözleri çıkıyordu. Kaşlarımı çatıp diğer tarafa döndüm. Bir süre daha yatağın içinde öylece kaldım ama uyku bir türlü gelmedi.

Sonunda pes edip yataktan kalktım ve terasa çıktım.

Kollarımı korkuluklara yaslayıp başımı hafifçe öne eğdim. Gece havası yüzüme vururken gözlerimi kapattım. Serin havayı içime çekmek, birkaç dakikalığına da olsa kafamı toparlamama yardımcı olmuştu.

Tam biraz sakinleşmeye başlamıştım ki odadan gelen telefon sesiyle kaşlarımı çattım.

İçeri dönüp yatağın yanındaki komodine yürüdüm. Telefonu elime aldığımda ekrandaki numarayı gördüm.

Sarınç.

Bu saatte arıyorsa iyi bir şey olmadığı kesindi.

Telefonu açıp kulağıma götürdüm. "Ne oldu?" Karşı taraftan cevap gelmedi. Kısa bir sessizlik oluştu. "Sarınç?" dedim bu kez daha sert.

Telefondan derin bir nefes sesi geldi. "Abi?" Sesindeki tedirginlik, içimdeki huzursuzluğu daha da arttırdı.

Sinirle burun kemerimi sıktım. "Sarınç, söylesene ne oldu?" dedim, sabrım tükenmeye başlarken.

"Abi, şimdi bir şey söyleyeceğim ama sakin kalacaksın, tamam mı?" Gözlerimi kapatıp kısa bir nefes verdim.

Allah'ım, yine ne olmuştu?

"Sarınç, uzatma da söyle."

"Önce sakin kalacağına söz ver. Öyle söyleyeceğim." Çenemi sıktım. Gece yarısı arayıp bir de beni böyle bekletmesi sinirlerimi iyice bozuyordu. "Tamam, söz veriyorum. Söyle artık."

Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu. Ardından Sarınç'ın sesi yeniden duyuldu. "Abi, senin getirin dediğin adam var ya..."

"Ee?"

Derin bir nefes daha aldı. "Yolda önümüzü kestiler." Hiçbir şey söylemedim. "Adamı elimizden kaçırdık."

Bölüm sonuu...

Bölümü nasıl buldunuz?

🖤🦢🔗

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18