İLLEGAL KALPLER kitap kapağı

2. bölüm / 5

İLLEGAL KALPLER

2.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: ⋆𐙚 𝑽𝒆𝒍𝒍𝒊𝒐𝒓𝒂

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 2.BÖLÜM

VARAN KUZEY ROMANOV

Olaylar Olmadan 14 Saat Önce

Sabah havanın puslu ve yağmur damlalarının cama vuruş sesleriyle uyandım. Aylardan Aralıktı. Bu sene Aralık ayı soğuk ve sert geçiyordu. Bu da bana Rusya'yı anımsatıyordu. Rusya'nın büyük bir çoğunluğu yağmur, kar ve sert geçerdi. Bu yüzden bizim ülkemize gelen turistler sık rahatsızlanır ve evlerine geri dönerlerdi. Ama benim gibi orada doğup büyüdüysen soğuk artık sana işlemezdi.

Baba tarafım rus olduğu için kökenimin yarısı rus, yarısı ise Türk'tü. Rusya da doğup büyümüştüm ve yirmi beş yaşıma kadar da orada yaşamıştım. Bundan onbir sene önce babamla yaşadığımız büyük bir tartışma sonucu ben Rusya'dan ayrılıp Türkiye'ye yerleşmek zorunda kalmıştım.

Babamı neredeyse onbir senedir hiç görmemiştim. Ne birbirimizi aramıştık ne de birbirimizin ziyaretine gitmiştik. Çünkü ikimizinde gururu el vermiyordu.

Babam öldü mü yoksa sağ mı onu bile bilmiyordum. Ama açıkçası onu artık çokça umursamıyordum. Ne de olsa bana iyi bir babalık yapmamıştı.

GEÇMİŞ

Türkiye'ye ilk geldiğimde benim için çok zordu. Ne dilini biliyordum ne de kalacak yerim vardı. Ama artık eve dönemeyeceğimi bildiğimden mecbur bir yerden başlayacaktım.

Önce kalacak bir yer bulmam gerekiyordu ama yanımda az miktar da para olduğu için otelde kalacak durumum da yoktu. Daha sonra bir süre gizlice evlerin bodrumlarına saklanmıştım. Şans benden yanaymış ki o süre zarfında kimse beni yakalayamamıştı. Yanımda son kalan paramı ise yiyecek ihtiyacım için kullanmıştım.

Dilini öğrenmek içinse telefonumdan veya dışarıdan duyduklarımla öğrenmeye çalışmıştım ve biraz da olsun işe yaramıştı. Konuşmayı yeni öğrenen bir bebek gibi ilk başlarda temel şeyleri öğrenerek çevremdeki insanlara ihtiyaçlarımı söyleyebiliyordum. Sonra konuşmamı daha da ilerletip bir işe girmeye karar vermiştim. Ve bir süre iş aradıktan sonra bir ilan bularak ona başvurmuştum ve şansıma hemen kabul edilip işe başlamıştım.

Bir süre çalışıp istediğim parayı elde ettikten sonra elimdeki paraya göre biraz eski ama en azından başımı sokabileceğim bir ev bularak bulduğum daireyi satın almıştım.

Orada yaşarken dilimi biraz daha geliştirmiş, yaptığım işten de çıkmıştım. Çünkü maaşı az geliyordu ve her ihtiyacımı da karşılayamıyordu. Yeni bir iş arayışındayken ünlü bir şirkette personel eksik olduğu için personel alım ilanı görmüştüm. Şirketin yerini ilan dan bulup öğrendiğimde hemen oraya giderek başvurumu yapmıştım. Bir kaç gün sonra şirket iş için çağırdığında heyecanla gitmiş ve şansım yine yaver giderek işi bana vermişlerdi.

O zamanki aklımla anlamamıştım ama aslında orası bir şirket değildi. Evet, dışarıdan öyle gözüküyordu ama aslında arkasında karanlık işler yapılıyordu. O personel ilanı da yalandı. Bunu fark ettiğimde artık çok geçti. Çünkü bu işlere bende bulaşmıştım. Artık geri dönüşü yoktu.

İşte o günden sonra geldiğim nokta tam da şu an bulunduğum noktaydı...

--------------------

Kötü geçmişimi bir kenara bırakıp komidinin üstünde duran telefonuma uzandım. Saat sabah 7:53'ü gösteriyordu. Bugün önemli bir toplantım vardı. Ama toplantıdan önce şirkete geçip eksik bir şeyler ve bakılması gereken belgeler var mı diye kontrol edecektim.

Telefonu yerine koyarak hızlıca yataktan kalktım. Kahvaltı yapmadan önce duşa girmek için banyoya yürürken dağınık olan saçlarımı ellerimle biraz daha dağıtıp banyoya girdim. Hızlıca bir duş alıp boyadan çıktım ve giyinme odasına yürüdüm.

Dolaptan gömlek ve pantolon alıp giydikten sonra ceketimi giymeden elime aldım. Boy aynasının önünde saçlarımı düzeltip, kendime son kez baktıktan sonra hazır olduğuma emin olarak odadan çıktım.

Hızlıca merdivenleri inerek yemek salonuna yürüdüm. Odaya vardığımda Burnuma gelen konularla keyfim yerine geldi. Karnım kurt gibi açıkmıştı.

Keyifle kahvaltımı yaparken buraya doğru yaklaşan adım sesleriyle yönümü kapıya çevirdim.

Bir süre sonra kapıda beliren sarınç'ı gördünce önüme dönüp kahvaltımı yapmaya devam ettim.

Sarınç masanın yanına ilerleyip yanımdaki sandalyeye oturduğunda uykulu bakışları benim üzerimdeydi. Elimdeki kahve kupasını masaya bırakıp bezmiş gözlerle beni izleyen Sarınç'a döndüm.

Sarınç sadece yanımda çalışan biri değil aynı zamanda en yakın da arkadaşımdı. Bu yüzden onun yeri diğer çalışanlardan ayrıydı. Tek yanımda olan dostum da oydu.

Ben sarınç'ı izlerken Sarınç boş gözlerle etrafı inceliyordu. Hâlâ uykusu olduğu yüzünden belliydi. Benim yüzümden uykusunu alamadığı için bir an içimi bir hüzün kapladı. Sarınç uykuya düşkün biriydi ve dün yaptığımız sevkiyat da bazı aksamalar olduğu için geç saate kadar çalışıp, eve geç saatte dönmüştük.

Sarınç ağzını açmayınca ona sataşmak adına alaycı bir ses tonuyla konuştum. "Günaydın ama sana daha gün aymamış gibi." Bana dönüp kaşlarını çatarak tersledi. "Birileri yüzünden bok gibi hissediyorum." Dedi beni ima ederek.

Yanaklarımın içini ısırarak gülüşümü bastırmaya çalıştım. Şuanda kendini görseydi eminim gülmeden duramazdı.

Yalandan gözlerimi belerterek işaret parmağımla kendimi işaret ettim. "Bana laf mı soktun sen?" Esneyerek dağınık olan saçlarını biraz daha karıştırdı. "Üstüne alınmak istiyorsan alınabilirsin." Diyerek masanın üstündeki peynire uzandığında ondan önce davranarak elinden kaptım.

Kaşlarını çatarak bana döndü. "Versene abi şunu. Kahvaltı yapacağız." Çenemle masadaki diğer yiyecekleri gösterdim. "Oğlum masada bir sürü şey var yesene onlardan." Sarınç'ın en sevdiği şey peynir olduğu için bilerek elinden almıştım. Sarınç kahvaltıya peynir yemeden asla başlamazdı. Öyle bir sevgisi vardı peynire karşı.

Çatık kaşlarla elimdeki peynir tabağına uzanmaya çalıştı ama elimi onun ulaşamayacağı bir yere uzatarak almasına izin vermedim.

Ben onu şirin edecek sinsi bir sırıtışla sarınç'a bakarken sarınç'ın daha fazla sabrı kalmayarak bir hışımla sandalyesinden kalkıp peynir tabağını tutan elimi sertçe kavrayarak tabağı elimden aldı. Peyniri almanın sevinciyle sırıtarak yerine otururken sesim sitemli çıkmıştı. "Lan oğlum bizi şu peynir kadar sevmedin." Diyerek masada duran kahveden bir yudum aldım.

Göz ucuyla sarınç'a baktığımda keyifle kahvaltısını yapıyordu. Karnını doyurmaya o kadar dalmıştı ki ne dediğimi bile duymamıştı.

Sarınç kadar obur olmadığım için kendimi bir kez daha sevdim.

Kahveden son bir yudum daha alıp masadan kalktım. Sarınç ayaklandığımı görünce ağzına bir iki salatalık sıkıştırarak o da kalktı. Birlikte kapıya yürürken omzumun üstünden bakarak ciddi bir ifade takındım. "Hızlıca üstüne çekidüzen ver de çıkalım. Şirkete geçeceğiz." Dediğimde onu arkamda bırakıp odadan çıktım.

Evin çıkışa ilerleyip kendimi bahçeye attım. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda gözlerimi kapatarak ciğerlerime derin bir nefes çektim. Bir süre öylece durduktan sonra ceketimin cebinden sigara ve çakmağımı çıkarıp bir sigara yaktım. Sigaradan derin bir nefes çektiğimde ciğerlerim sigara dumanıyla doldu.

Kısa bir sürenin ardından bana doğru yaklaşan adım sesleriyle arkamı kapıya döndüm. Sarınç'ın yanıma yaklaştığını görünce elimdeki bitmek üzere olan sigarayı yere atıp ayağımla söndürdüm.

Sarınç normalde her zaman hazırlıklı olurdu ama dün yorgunluktan dolayı yataktan kalktığı gibi yanıma gelmişti.

Sarınç yanımda bittiğinde beni beklektiği için mahcup bir sesle başını eğdi. "Kusura bakma abi, dün yorgunluktan sabah hazırlanamadım." Babacan bir tutumla elimi omzuna koyarak hafifçe gülümsedim. "Sıkıntı yok aslanım. Olur öyle şeyler." Dediğimde başını kaldırarak aynı şekilde bana tebessüm etti. Daha sonra ikimizde harekete geçerek evin önünde hazır duran araca ilerledik. Sarınç şoför koltuğuna geçti bense onun çaprazın da kalan arka koltuğa oturdum. Ardından arabayı çalıştırıp şirkete gitmek için evden ayrıldık.

ROMANOV HOLDİNG

Sarınç arabayı şirket binasının önünde durdurduğunda vakit kaybetmeden arabadan indim. Otumaktan bozulan ceketimi düzeltip şirket binasına adımladım. Kapının önüne geldiğimde kapıdaki korumalar hafifçe başlarını eğerek selam verdi. "Hoşgeldiniz efendim." Dediler aynı anda gülümseyerek. Aynı şekilde hafifçe tebessüm edip selamlarını alarak dönen kapıdan içeriye girdim.

Hızlıca yürüyüp benim için ayrılmış asansörün önüne geldim. Metal düğmeye basıp aşağı inmesini beklemeye başladım. Ben asansörün gelmesini beklerken Sarınç çoktan yanıma varmıştı.

Asansörün metal kapıları sürülerek açıldı. İkimizde sessizce asansöre bindik. Ardından sarınç otuzuncu kat düğmesine bastığında bende sırtımı arkamdaki aynalı duvara yaslayıp bekledim. Kapılar kapanıp yukarı çıkarken ikimizde fazla sessizdik. Sabah ki halimizden eser yoktu. Çünkü ne kadar yakın dahi olsak dışarıda hep mesafeli olurduk.

Eğer bana çalışan insanlara disiplinli davranmazsam bir zaman sonra kendi kafalarına göre iş yapmaya başlarlardı. İnsanoğluna taviz verdiğin de senin tepene bile çıkar hatta nankörlük bile yapardı. Ama bana çalışan kişileri kendim seçtiğim için şu ana kadar öyle bir sorun olmamıştı ki eğer olsaydı da zaten o kişi şuan da toprağın altında olurdu.

Asansör kapıları sürülerek açıldı. Bedeni mi sulardan ayırıp asansörden çıktım. Büyük adımlar atarak uzun koridorun sonundaki ofise ilerledim.

Siyah, büyük ve iki kapıya sahip olan ofisin önüne geldiğimde kapılarını ellerimle ittirip açtım ve içeriye girdim. Arkamda benimle birlikte yürüyen Sarınç da ofisin içine girip kapıyı arkasından kapattı.

Üstümdeki ceketi çıkarıp arkamdaki vestiyere özenle astım. Siyah deri sandalyeme otururken Sarınç masanın önünde ayakta dikilirken bugün toplantı yapacağım isimleri ve detaylarını anlatıyordu.

"Abi görüşme yapacağın kişiler; Sergei Volkov ve Diego Valdez." Önümdeki dosyayı açıp incelerken sordum. "Niye görüşmek istiyorlarmış?" Hızlıca cevap verdi. "Abi dün yaşanan sevkiyattan dolayı görüşmek istediler." Çatılan kaşlarımla başımı dosyadan kaldırdım. "Dün hallettiğimizi sanıyordum." Yüzümdeki ifadeyi görünce telaşla açıklama yaptı. "Abi hallettik zaten ama kamyon ellerine ulaştığında malın eksik olduğunu söylediler." Kaşlarımın çizgileri daha da belirirken elimdeki dosyayı sertçe masaya fırlattım. "Nasıl mallar eksik gelmiş lan?" Sarınç mahcupla hafifçe başını yere eğerek ellerini önünde birleştirdi. "Abi bütün malların hepsi tek tek sayıldı bir eksik yoktu." Sesi paniklemiş bir tonda çıktı.

Burnumdan sertçe soluyarak ayağa kalktım. Ağır adımlarla karşımda duran Sarınç'ın yanına vardım sırada Sarınç taş kesilmiş bir halde başı eğik bir şekilde sadece duruyordu. Ben sinirlenince gözümün döndüğünü bildiğinden sesini çıkaramıyordu.

Bir elimi sertçe omzuna geçirip sıktım. Aslında Sarınç'ın bir suçu yoktu ama sinirden ne yaptığımı biliyordum. Çünkü eğer sattığım mallarda bir hata olursa cümle âleme rezil olurdum. Sonuçta mal sattığım adamlar benim kadar güçlü adamlardı ve onların karşısında küçük düşmeyi veya rezil olmayı hiç istemezdim. Bizim dünyamızda bir kere rezil oldun mu kimsenin dilinden düşmez, kimsede seninle iş yapmazdı.

Sarınç'ın omzunu sıkarken o kadar fazla sıkmıştım ki kemiğin çıtırtı sesi duyuluyordu. O ise canını yakmama rağmen acısını göstermemeye çalışarak dimdik karşımda duruyordu. Birkaç saate omzunun moraracağına emindim.

Omzundaki elimin sıkışı Hafifleyerek ağır bir hareketle kulağına eğildim. Boğazımdan gelen kalın sesle, sadece onun duyabileceği bir tonla fısıldadım. "Emin olmak için bir kere daha sayacaktınız. Yoksa bir kere daha. Gerekirse sabaha kadar sayacaktınız. Ama tek bir hata yapılmayacaktı. Siz onu da beceremediniz. Bu duyulsa arkamdan ne derler bir düşündün mü Sarınç?" Sözlerim mermi gibi keskin çıktı.

Sarınç utanç içinde başını daha da eğdi. "Haklısın abi, benim hatam. Merak etme bir daha böyle bir şey olmayacak." Burnumdan soluyarak elimi sertçe omzundan çektiğim esnada bir anda kapı arkadaki duvara çarparak yüksek ses çıkardı. İçeriye adeta kendini atan kişi bir diğer korumam olan sencerdi.

Ters bakışlarımı ona çıkardım ve yüzüne baktım. Koşmaktan kan ter içinde kalmıştı. Nefesi düzensizdi.

Sencer hızlı ve düzensiz nefeslerini dizginleyip soluklanmaya çalışırken çatık kaşlarla sorunun ne olduğunu sordum. "Söyle sencer ne oldu?" Kuruyan dudaklarını ıslatmak için dilini dudaklarında gezdirdiğinde nihayet konuştu. "Abi bir sorunumuz var." Dışarıya sertçe nefesimi verip burun kemerimi sıkarken söylendim. "Sencer söyleyecek misin artık?" Sesi telaşlı ve panikti. "Abi, şey...senin mallarının bütçeleri ve satacağın kişilerin isimlerinin yazılı olduğu defter varya," yarım yarım söyleyeceğine birden söylese olmuyordu. "Ee, devam et." Sarınç gibi o da başını hafif eğdiğinde "Abi o defter yok. Çalınmış." Duyduğum sözle bir an ne olduğunu idrak edemedim.

İlk otuz saniye olduğum yerde taş kesilmiş bir halde duyduklarımı yedirmeye çalıştım. Sencer'in sözleri kulaklarımda çınlıyordu.

Daha sonra kendimi toparlayıp içimdeki yoğun öfkeyle adeta ölüm gibi sencer'in üstüne yürüdüm. Yakasını tuttuğum gibi arkasındaki kapıya adeta mıhladım. "NE DEMEK ÇALINMIŞ LAN! HANGİ OROSPU EVLADI BÖYLE BİR ŞEYE CÜRET EDER?" Diye bağırdım sencer'in yüzüne doğru. Sencer korkudan ne yapacağını bilmez bir halde konuştu "A-abi evin etrafına pusuda bekliyorlarmış. Siz gittikten sonra evdeki korumalara sıkıp içeri girmişler." Öfkeden gözüm dönüyordu. O defter kimin elindeyse ve polise verirse artık işim çoktan bitmişti.

Bugün veya yarın polis kapıma dayanırdı artık.

Aklımda tek bir soru vardı. Kasada duran defteri ve kasanın şifresini sadece benim bilmeme rağmen kasayı nasıl açmayı başarmışlardı? En önemli soru ise bu emri kim vermişti? Şu sıralar bana düşmanlık besleyen kimse yoktu. Eskiden bana düşman olan insanlarda şuan da mezardaydı.

O zaman kim olabilirdi?

Düşünmeyi sonraya erteleyip sinirle sencer'in yakasından tutup sırtını duvara daha sert vurdum. "Oğlum ben sizi evin önüne süs olsun diye mi dikiyorum lan? Herifler elini kolunu sallaya sallaya eve giriyor, kasa patlatıyor ve sizin haberiniz yok öyle mi sencer?" Panikle açıklama yapmaya çalıştı ama şuan da bunun faydası dokunmazdı. Hiçbir açıklama defterin çalındığı gerçeğini değiştirmiyordu.

"Abi ö-" konuşacağı sırada sözünü boğazına dizerek bıçak gibi kestim. "Defol git sencer, bir süre gözüme gözükme." Elimi yakasından savurup bıraktım.

Ardından sencer onca sözüme rağmen saygı da kusur etmeyerek başıyla selamlayıp bir hışımla odadan kaçarcasına çıktı.

İçimdeki alevlenen öfkeyle derimin altı yanıyordu resmen. Oda bir anda boğucu olmaya başlamıştı.

Odanın içinde adımlarken gömleğimin yakasını çekiştirdim. Odanın sol tarafında olan deri tekli koltuğun yanındaki sehpaya yürüdüm. Sehpanın üstünde duran viski şişesini alıp bardağa doldurdum. Aldığım nefesleri burnumdan solurken sek viskiden bir yudum aldım. İkinci bir yudumu almadan içimdeki ateş topu patladı ve elimdeki bardağı duvara fırlattım. Bardakla yetinmeyip viski şişesini de duvara fırlattım. İçindeki sarı sıvı odanın zeminine dağıldı. Cam kırıkları her yere yayıldı.

Ayağımla yanımdaki koltuğa bir tekme savurduğumda öfkeyle ağzımdan bir küfür savruldu. "Sikeyim böyle işi." Sinirle koltuğa tekme atarken varlığını unuttuğum Sarınç kısık bir sesle adeta fısıldadı. "Abi dur kendine zarar vereceksin." Ölümcül bakışlar atarak arkamı ona döndüm. Şuan da yüzüm nasıl gözüküyor bilmiyordum ama sarınç öyle bir yüz ifadesi görmüş olmalı ki sertçe ard arda yutkunmasına sebep olmuştu.

Sarınç ağzını açıp konuşacakken elimle dur işareti yaparak sözlerini boğazına tıktım. "Sarınç şuan hiç sırası değil. İyiliğin için sus." Sarınç sorgulama yapmadan "Peki abi." Dedi.

Bir süre odanın içinde ileri geri yürüyüp ne yapmam gerektiğinin planını düşündüm. Kimin yaptığını bulup konuşturmadan önce eve gidip ne durumda olduğunu, başka bir şey çalınıp çalınmadığına bakmam gerekiyordu.

Az ileride benim emir vermemi bekleyen Sarınç'ı es geçerek büyük adımlarla vestiyere yürüdüm. Ceketimi kaptığım gibi odadan koşar adımlarla çıktım.

Koridordan geçip asansörün önüne geldiğimde asansörün gelmesi için düğmesine bastım. Stresle ayağımı yeri inletir gibi vururken ilk kez iliklerime kadar bir ürperti yayıldı.

Hiçbir şeyden korkmayan adam, bir defteri çalındığı için deli gibi korkuyordu.

Asansör bir türlü gelmeyince onu bekleyecek bakitim yoktu. Bende acil çıkış merdivenlerine yöneldim. Merdivenleri ikişer ikişer inerken ne kadar salakça bir karar olduğunu fark ettim.

Yani varan beş saniye daha beklesen asansör zaten gelmişti. Senin neyine otuz kat merdiven inmek.

Hızlı inmekten nefes nefes kalmıştım. Ağzımdaki kuruluk boğazımı düğümlüyordu. Kısa bir an merdivenin ucunda durup soluklanmaya çalıştım. Dilimi çöl gibi Kuruyan dudaklarımın üstünde gezdirdim.

Sıkışan nefesimi düzene sokarken karşımdaki duvarda asılı olan tabelayı görünce istemsizce ağzımdan bir küfür savruldu.

İnmeme daha 25 kat vardı!

Gerçekten yarım saattir sadece beş kat mı inmiştim?

Sen harbi yaşlanmışsın be varan.

Arkamı dönüp gelen kimse var mı diye baktım ama yoktu. Kendime gelip yerimde dikleştim. Ceketimi düzeltip hızla inmeye devam ettim.

Bir saatin ardından son basamakları da inmiştim. Büyük adımlarla ana kapının önüne geldim ve bir hışımla kendimi dışarı attım.

Otoparkta bekleyen valenin yanında bittiğimde vale tuhaf gözlerle bana baktı. Arabanın anahtarını almak için elimi uzattığımda "Çabuk anahtarı ver." Dedim. Vale şaşkın gözlerini bana çıkardı. "Efendim sizin için ge-" konuşmasına müsaade tanımayarak sözünü kestim. "Gerek yok. Anahtarı ver." Dedim kalın sesle emir vererek.

Anahtarı kaptığım gibi arabanın yanına âdeta koştum. Şu bir kaç saatte hareket etmediğim kadar hızlı hareket etmiştim. İşte insanın içine bir kere korku saldı mı ondan beklenmeyenleri yapabiliyordu.

Arabanın yanına koştum ve hemen bindim. Arabayı çalıştırmış çıkacakken uzaktan sarınç'ın bağıran sesini duydum. "ABİ DUR BEKLE." Koşarak arabanın yanına geldi. Eliyle cama vururken başımı çevirip camı yarım olacak şekilde açtım. Sarınç koşmaktan nefes nefese kalmış bir halde konuşarak "Abi dur nereye gidiyorsan bende geleyim. Yanlız gitme." Dedi. Başımı iki yana sallayıp onaylamadım. "Sen burada kal. Eğer peşimden gelmek istiyorsan arkamdan gelirsin." Diyerek camı kapattım. Burada durdukça vakit daralıyordu. Ve benim bir dakika daha duracak ne vaktim ne de zamanım vardı.

Sarınç yumruklarla cama vurup bir şeyler anlatıyordu ama bu beni durdurmazdı. Şuan da beni bir Allahın kulu bile durduramazdı. İçim öfkeyle yanıp kül oluyordu.

Kornaya abanıp Sarınç'ın çekilmesini bekledim. Sarınç oflayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Çünkü üstüme giderse ona patlayacağımı iyi bildiğinden her sözümü ikiletmiyordu.

Arabayı ani bir manevrayla döndürüp otoparktan hızlıca çıktım.

Arabanın yan aynasından arkaya baktığımda Sarınç'ın dışarıdaki valeye araba getirmesini söylediğini duymadım ama gördüm. Çünkü Sarınç'ı tanıyan birisi onun rahat durmayıp peşimden geleceğini bilirdi.

...

Yol boyunca gaza o kadar bastım ki yarım saatlik yolu 15 dakika da gelmiştim. En son gaz ibresinin iki yüz olduğunu görmüştüm.

Yolda giderken aklımın bir köşesinde o adamı defalarca kez öldürdüm. Şimdi ise gerçekte bunu yapmak kalmıştı.

Arabanın tekerleklerini patinaj yaparak durdurdum. Hızlıca indim ve uzun mermer basamakları tırmanıp kapının önüne geldim. Büyük, beyaz, işlemeli olan kapıyı iki kere tıklattım. Kapı anında açıldı. Hizmetçiyi yok sayıp evi iki yana ayıran merdivene geldim. Merdiveni çıkıp çalışma odasının önüne geldiğimde kapısını hiddetle açıp içeri girdim. Kapı şiddetin eşiğiyle sesli bir şekilde duvara çarptı.

İçeri girip göz gezdirirken karşılaştığım manzarayla bir anda duraksadım.

Siktir!

Odada dağınık olmayan tek bir yer dahi yoktu. Anlaşılan defteri çalan kişi her yere eksiksiz bir şekilde bakmıştı. Ağır çekimde odanın içinde adımladım ve asıl önemli olan yere yani kasanın yanına yürüdüm. İçine bakmak için dizimi yere koyup eğildim. Başımı eğdim kasanın içine bakmak için ama bir tuhaflık fark ettim. Kasanın içindeki her şey olduğu gibi duruyordu. Sadece defter yoktu. Buraya gelen kişi para için değil, defter için gelmişti. Yani kasti bir şekilde yapmıştı.

Varan sen boku yedin aslanım.

Buz kesmiş bir halde olduğum şekilde dururken kapısı açık odaya birisi daldı. Yavaş hareketle başımı kaldırdım gelen kişiye bakmak için. Gelen Sarınç'dı.

Benim ciddi ifademi görünce saniyesinde yanımda belirdi. Başını eğip kasaya baktığında ağzından bir küfür mırıldandı.

Ne yapacağını bilmez bir halde olan Sarınç bir bana, bir kasaya bakıyor benim ifademi ve tepkimi ölçüyordu.

Dönük ifademle eğildiğim yerden kalktım. İçimdeki yanardağ patlayarak heryere alev saçmaya başladı. Masanın üstündeki dağılmış olan bütün dekorları ellerimle yere ittirdim. Eşyalar odanın her yerine sesli düşerek dağıldı. Kendimi ilk kez bu kadar çaresiz hissediyordum ve bu bok gibi bir şeydi. Ben bu hayatta hep korku salan, çaresiz hissini bilmeyen biriyken nasıl böyle bir hale gelebilirim. Çıldırmak üzereydim.

Hızla Sarınç'a döndüğümde hâlâ yerde oturan Sarınçla göz göze gelince hemen ayağa kalktı. Alev saçan gözlerle işaret parmağımı sallayarak emir verdim. "Sarınç bir saatin var. Bir saat içinde bunu yapan herifi karşımda istiyorum!" Sözlerim mermi gibi keskin çıktı. "Hemen abi." Dedi Sarınç sorgulamadan. Daha sonra odadan koşar adımlarla çıktı.

Odada yanlız kaldığımda kendime gelmem gerekiyordu. Ofisin uzun, siyah olan camların önüne ilerledim. Ardından ceketimin iç cebinden sigara ve çakmak çıkarıp dudaklarımın arasına bir dal yerleştirdim. Çakmakla sigarayı ateşledim ve bir duman çekip, sertçe burnumdan verdim tüm dumanı. Ciğerlerim sigara dumanıyla dolduğunda karşımdaki manzarayı izledim.

Yine yoğun bir İstanbul günüydü. Yollar arabayla dolmuş, trafik yoğundu. İnsanlar otobüse biniyor, yürüyüş yapıyor, gençler kendi aralarında şakalaşıyordu.

Bir an o insanlar gibi normal bir hayat yaşamak geldi içimden. Ne yaparsam yapayım böyle bir imkanım yoktu ama içimden gelmişti işte.

Bir tarafım hep keşkelerle doluydu. Keşke hiç bu işlere bulaşmasaydım, keşke zamanı geriye alıp şimdi yaşadığım hayattan önceki yaşamıma geri dönebilseydim. Sefil bir hayattı belki ama en azından şimdi ki yaşantımdan faha iyiydi. En azından mutluydum.

Ama sen ne kadar kaçmak istesende şimdi yaşadığın hayattan kaçamıyordun.

Şuan ki yaşadığım hayattan kurtulmanın tek yolu ölümdü. Ve benim şuan için ölme niyetim hiç yoktu.

İçtiğim sigaradan son nefesimi de çekip yere attım. Ayağımla üstüne basarak söndürdüm. Normalde titiz bir insandım ama şuan da odanın amına koyulduğu için umursamadım.

Ellerim pantolonumun cebinde, Sarınçdan gelecek haberi beklerken cebimdeki telefon titreyerek çalmaya başladı. Cebimden çıkardığım gibi ekrana baktığımda bir an içime rahatlama geldi. Ama kısa sürdü.

Telefonu yanıtlayıp kulağıma yasladım. "Umarım herifi bulmuşsundur Sarınç." Sarınç mutlu gelen sesiyle konuştu. "Buldum abi. Buldum." Dediğinde göğsümde tuttuğum nefesi dışarıya verdim rahatça. Çok şükür bir sorun daha ortadan kalkmıştı.

Sıkıntıdan ve sinirden solan yüzümün rengi yeniden canlanmıştı. Yüzümde oluşan zafer gülümsemesiyle odadan çıkarken hâlâ telefonda olan Sarınç'a "Sağol Sarınç. Bu yaptığının karşılığını bir gün vereceğim." Dediğimde telefondan kısık bir sesle gülüşünü duydum. "Ne demek abi. Görevimiz." Dedi. Telefonu kapatacağım esnada bir kez daha sesini duydum. "Abi, adamı nereye götürelim?" Diye sordu. Doğru ya az kalsın unutuyordum.

Bunca yaşanan şeyden sonra akıl mı kalmıştı bende?

Merdivenleri inerken götürmeleri gereken yeri söyledim. "Bizim depolarda birine götürün. Sonra da bana konum at geliyorum." Diyerek uzatmadan telefonu yüzüne kapattım. Merdivenin son basamağını da inip büyük adımlarla holden geçerek evin kapısına yürüdüm.

Yüzümdeki ciddi ifadeyle dışarı çıktım. Arabanın oraya yürürken ileride duran korumalardan birine elimle işaret ettim yanıma gelmesi için. Koşarak yanıma geldi. "Evin etrafındaki korumaları arttırın. Eve giren ve çıkan tek bir kişi bile olmayacak. Aksi bir durum olduğunda da hemen beni arıyorsunuz. Anlaşıldı mı?" Sesim emir verir gibi çıktı. Koruma başını eğip onayladı. "Anlaşıldı efendim." Yanımdan uzaklaştığı sırada bende arabama binip evden çıkmak için demir kapının önüne geldim. İki koruma kapıyı açar açmaz gazı kökleyerek Sarınç'ın attığı konuma gitmek için yola koyuldum.

Bir saatin yol gittikten sonra Sarınç'ın attığı konuma gelmiştim. İstanbul’un çeşitli yerlerinde bir sürü Depom vardı ama bazılarını neredeyse hiç kullanmazdım. Sarınç ise nişantaşında ormanlık alana yakın, kullanmadığım bir deponun konumunu atmıştı.

Arabayı deponun önüne süratle durdurdum.

Az sonra beni eğlenceli dakikalar bekliyordu. Kimsenin görmediği yeteneklerimi sergileyecektim. Bu yüzden biraz heyecan kaplamıştı içimi. Sanki yeni oyuncak almış küçük çocuklar gibi kıpır kıpırdı.

Canavar yanım tekrar aydınlandı...

Aslında bu tarafımdan çok hoşlanmazdım ama bazen sıkıcı hayatıma eğlence kattığını söyleyebilirdim.

Şuan damarlarımda kan değil intikam arzusu yanıp tutuşuyordu...

Boynumu hızla sağa sola sallayarak kıtlattım. Ardından karşımda duran Depoya yürüdüm içerideki adama cehennemi yaşatmak için. İçeri girdiğim an Burnuma kan ve ağır rutubet kokusu doldu. Yumruklarımı sıkarken gözlerimin beyazları karardı. Öfkeli bakışlarım karşımda iken depoya âdeta ölüm gibi yürüyordum. Attığım her adımda yerde tok bir ses çıkıyordu.

Korumaların hepsi onlara yaklaşan adım sesi duyduğunda bana döndüler.

Ellerim cebimde, rahat bir tavırla deponun ortasında sandalyeye bağlı olan yarım akıllı herifin karşısına yürüdüm. Başına geçirilen torba yüzünden yüzü gözükmüyordu. İleride elleri önünde bekleyen Sarınç'a dönüp Başımla herifin başındaki torbayi işaret ettim. Sarınç ileri atılıp torbayı tuttu ve çekti.

Nihayet adamın yüzü gözler önüne serildiğinde öfkem tekrar alevlendi. Öne eğilip yüzümü karşımdakine çıkarttım. Yüzü kan içinde kalmış, dudağı patlamış ve burnu da kırılmıştı. Bizim çocuklar adamı alırken biraz hırpalamışlardı. Geriye çekilip duruşumu dikleştirdim. Ellerim cebinde iken Sarınç'a döndüm. "Demek defteri çalan orospu çocuğu buymuş. Öyle mi Sarınç?" Başıyla onaylayarak "Evet abi, buymuş." Dedi.

Kendimi daha fazla tutamadan ellerimi cebimden çıkardım ve karşımdaki herifin suratına sağlam bir yumruk geçirdim. Adamın başı sol omzuna düştüğü sırada bir kere daha yumruğumu geçirdim. Attığım yumruklardan ağzına gelen kanı yere doğru tükürdü. Güç bela başını kaldırıp bayık gözleriyle bana bakarak mırıldandı. "Bu yaptığınız büyük bir aptallık. Beni bulduklarında hepinizi gebertecekler." Dediğinde sesli bir kahkaha patlattım.

Bu herif harbi malın önde gideniydi. Birazdan kendi geberecek haberi yoktu.

Alaycı ses tonuyla "Bakalım önce kim kimi gebertecekmiş." Dediğim gibi Sarınç'a bakmadan "Sarınç, getirin aslanım aletleri." Hemen harekete geçip ilerimizde duran tekerlekli masayı sürerek yanıma bıraktı. Sandalyede ki herif gördükleriyle öyle bir titredi ki bir an içimden ona acımak gelmişti.

İşimi yaparken rahat olayım diye üstümdeki ceketi çıkardım ve Sarınç'a uzattım. Ceketi aldığı sırada bende gömleğimin kollarını dirseklerime kadar katladım. Yüzüme yerleştirdiğim şeytanı sırıtışla masada kullanmamı bekleyen işkence aletlerine göz gezdirdim. Masada kerpeten, çekiç, balta... aklınıza gelebilecek her şey vardı. Sonra masada gözüme çarpan şeyi elime aldım. Yani kerpeten.

Adam elimdeki kerpeteni görünce sandalye de huzursuzca kıpırdandı. Ben elimdeki kerpetenle ona yaklaşırken, o da korkuyla bağırıyordu. "HAYIR! NOLUR YAPMAYIN! LÜTFEN YALVARIYORUM. BIRAKIN BENİ NOLUR!" gözlerimi kapatıp onun o korkmuş çığlıklarını dinledim. Birinin ölmeden önce bana böyle yalvarıp, benden af dilememi istemesini çok seviyordum.

Biraz psikopatça bir düşünseydi ama benimde yapım buydu ve gayette memnundum.

Gözlerimi açarak adamın önünde hafifçe eğildim. Aynı boya geldiğimizde elimdeki kerpeteni gözünün önünde sallayıp bir anlaşma sundum. Eğer kabul etmezse gerçekten salak olduğunu kabul edecektim.

"Şuan sana bir şey yapmıyorken konuşmaya ne dersin? Eğer konuşursan belki bir iki sıyrıkla canını bağışlayabilirim. Şimdi, sana o defteri çalma emrini veren kim?" Adam bir kaç saniye düşündükten sonra düşündüğüm cevabı verdi. "Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum." Dediğinde akılsız olduğunu kanıtlamış oldu.

Böyle bir işi tek başına yapmış olması imkansızdı. Biri bu adama işi yapması için emir vermişti. Emindim.

Dilimi damağıma vurup kafamı ağır ağır salladım. "Cık, cık, cık. Hiç yakışıyor mu senin gibi bir adama yalan söylemek?" Dedim alaycı bir ses tonuyla. Adam başını yerinden çıkacakcasına sallayarak söylediğim sözleri onaylamadı. "Hayır yalan falan söylemiyorum. Tek başıma yaptım ben." Gözlerimi belertip parmağımla yüzümü gösterdim. "Sence buna inanacak kadar aptal mı gözüküyorum?" Sinirlenmeye başlamıştım artık. "Bu kadar konuşma yeter! Sana bir şans verdim ve ona da düzgün kullanamadın." Yerimde doğrulup kerpeteni iki ucundan tutarak açtım. Sandalyenin başında duran iki korumaya döndüm. "Tutun şunun elini." Diyerek emir verdim.

Adamın yanında duran iki koruma adamın sol eline yapışıp sıkı sıkı tuttu. Karşımdaki herif elini tutan korumalardan kurtulmaya çalıştı ama bilekleri bağlı olduğundan mümkün olmuyordu. Karı gibi çığırmaya başlayınca istemsizce yüzümü ekşittim. Boşuna çabalıyordu. Konuşmadığı sürece benim elimden kurtulamazdı.

Sarınç'a Başımla adamı işaret ettim susturmak için. Hemen beni anladığında masada duran bez parçasını alıp adamın ağzına sokup sesini kesti. Sesi ağzındaki bez parçası yüzünden boguklasmaya başladı.

Kerpeteni sol elinin tırnağına götürdüm ve iki ucunu tırnağa denk gelecek şekilde koyup kapattım. Sonra birde kerpetene asılıp tırnağı yerinden çıkardım. Tırnağı çıkardığım an dipleri kanamaya başladı. Öyle bir kanadı ki kan damlaları yere damladı.

Adam acıdan çığlığı bastığında deponun içinde yankılandı.

Kerpetenin ucundaki tırnağa iğrenerek bakıyordum. Kerpeteni açtığım esnada ucundaki tırnak yere düştü.

Adam acıdan hâlâ kıvranırken kerpeteni bu seferde orta parmağına geçirerek tırnağı çektim. İki parmağının tırnakları kanarken adam acıya danayamayıp bayıldı. Başı öne düştüğünde şaşkınlıkla adama çevirdim bakışlarımı. "Aa, bayıldı lan bu." Dedim Sarınç'a bakarken. Sarınç olduğu yerde dururken belli belirsiz tebessüm etti.

Adamın olduğu yere tekrar döndüğümde yanında duran korumalara "Uyandırın lan şunu!" Dedim keskin dille. Ardından korumalar az ilerideki paslı, içi su dolu kovayı alıp getirdi. Kovanın içindeki suyu adamın başından aşağı döktüklerinde adam yemek görmüş aslan gibi bir anda yerinde dikleşti.

Bir kaç saniye sonra ne olduğunu idrak ederek acıdan tekrar bağırmaya başladı. Fazla gürültü çıkardığı için yüzümü buruşturup söylendim. "Kulağımızın zarını siktin. Biraz susmayı öğren." Dediğimde adam hayretler içinde baktı. Sanki az önce tırnaklarını çıkarmamışım gibi konuşmam eminim onu deli ediyordu.

Kerpetenden sıkıldığım için masaya geri bıraktım. Tekrar göz gezdirirken ilgimi çeken hiç bir alet bulamadığım için vazgeçtim. Adama dönüp itiraf etmesi için son bir şans verdim. "Evet, sana son bir şans. Eğer şu dakika konuşursan sana daha fazla zarar vermem." Dedim ve bez parçasını sertçe çekip yere attım. Adam az önce söylediği şeylerin aynısını söyledi. "B-bakın, yemin ederim t-tek başıma yaptım. B-bana kimse e- emir falan vermedi." Dedi acıdan cümlelerini zor kurarken.

Artık sinirlerim tepeme çıkmaya başladı. Bu adama bu kadar insaflı davrandığıma şükretmesi lazımdı.

Sinirle bir anda belimdeki silahı çıkarıp emniyetini çektim ve adamın bacağına ateş ettim. Madem konuşmuyordu o zaman kan kaybından ölebilirdi.

Elim hâlâ tetikte hazır beklerken bu sefer öfkeyle ben bağırıyordum. "KONUŞ!" adam sesini çıkarmadan, acıyla kıvranmasına müsaade etmeden diğer bir bacağına da ateş ettim. "Son kez soruyorum. Konuş! EMRİ KİM VERDİ?" Acıyla bağırdı. "BİLMİYORUM! GERÇEKTEN BİLMİYORUM!" silahı alnının ortasına doğrulttum. "İyi, öbür tarafta hesap verirsin." Silahı tam ateşleyecekken Sarınç bir anda silahı ateşlememi engelledi. "Abi dur!" Çatık kaşlarla ona döndüm. "Ne demek dur Sarınç? Ne dediğinin farkında mısın sen?" Sarınç depoya kısa bir göz gezdirip yanıma geldi.

Yanımda eğildiğinde dudaklarını kulak hizama getirdi ve kimsenin duymayacağı bir tonla fısıldadı. "Abi, hemen acele etme. Bir kaç gün daha elimizde tutalım." Eliyle herifi gösterdi. "Hem şuan konuşamayacak durumda, hem de baksana korkağın tekine benziyor bir kaç güne konuşur zaten. " Dediğinde karşımdaki adama baktım, bir de Sarınç'a. Kısmen haklı olabilirdi.

Çünkü eğer bu herifi tutsağım yaparsam üç güne kalmaz bülbül gibi şakardı. İnsan psikolojisi böyleydi. Bir yere tutsak edildiğinde seni tutsak eden insanlar sana zarar verir diye dilin açılır ve her şeyi anlatırdın.

Sarınç uzaklaştığında elimdeki silahı belime geri taktım. Karşımdaki herifin tuttuğu nefesini sertçe dışarıya verdiğini duydum. Sarınç'a baktığımda Başımla adamı işaret ettim. "Bir doktor ara gelsin şuna baksın." Dediğimde Sarınç yine halkı çıkacak bir şey söyledi. "Abi, doktoru arasak ne diyeceğiz? Hiç kimse kendi isteğiyle gelmez buraya." Dediğinde ağzımdan bir küfür savruldu.

Bu çocuk nasıl her zaman haklı olabiliyordu?

Dağınık olan saçlarımı daha da dağıtarak hızlı düşünmeye çalıştım.

Bir kaç dakika düşündükten sonra aklıma ilk gelen şeyi yapmaya karar vererek onu dile getirdim. "O zaman bizde hastaneden doktor kaçırırız." Söylediğim söz ile depodaki tüm korumalar, Sarınç da dahil hepsi şaşkın gözlerle bana baktı.

Selamlar Yıldızlarım! ✨️👐🏻

Umarım bölümü beğenirsiniz. Okuduktan sonra rica ediyorum kalbe basıp bana destek olursanız çok mutlu olurum.

Bundan sonraki bölüm yoğunluktan dolayı geç gelebilir. Şimdiden özür dilerim.

Tekrar görüşmek üzere. 💖🥰

🖤🦢🔗

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

86okunma 11beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18