20. bölüm · İki yüz bir kalp

19.Bölüm

☆⋆ Hale ⋆☆

MASKELİ YALANCI
Artık önümüzde hiçbir engel yoktu. Yapmamız gereken tek şey Ezel'i oraya güvenle sokmak ve özel davette Karan Alaca'nın ilgisini çekmeyi kesin olarak sağlamaktı. Gerisi Ezel'in ne kadar iyi oynadığına ve bizim ne kadar dikkatli olduğumuza kalıyordu.
"Son kez üzerinden geçelim," dedi Arif Hoca.
Hepimiz masanın etrafında biraz daha yaklaştık.
"Ezel içeri girdikten sonra kimseyle gereğinden fazla yakın olmayacak. Öncelikle davetin akışını izleyecek, insanları tanımaya çalışacak. Karan'ın yanına gitmek için acele etmeyeceğiz."
Ezel kollarını göğsünde birleştirip başını hafifçe salladı.
"Yani adamın peşinden koşmayacağım."
"Kesinlikle," dedi Mirza. "Tam tersine, onun seni fark etmesini sağlayacağız."
Ezel dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı.
"Bu kısmı hallederim."
Beliz hemen araya girdi.
"Bak, sakın kendine fazla güvenip planı bozma."
"Ben mi?"
"Evet, sen."
"Ben ne zaman plan bozmuşum?"
Barlas kahkahayı bastı:
"Geçen hafta sırf marketteki kadın bir sıra önüne geçti diye kavga eden sen değil miydin? Oysaki hiç dikkat çekmememiz gerekiyordu."
Ezel ona ters ters baktı.
"Ben öyle bir şey hatırlamıyorum."
"Tabii, ben kesin yanlış hatırlıyorumdur," dedi Barlas gülmeye devam ederken.
Gülüşmeler arasında benim de yüzümde küçük bir tebessüm oluştu. Birkaç saat önce annemin karşısında paramparça olan ben değildim sanki. İçimdeki ağırlık hâlâ duruyordu ama şu an onu düşünmek istemiyordum.
Bu gece Ezel'in yanındaydım.
Ve bu kez bir şeylerin ters gitmesine izin vermeyecektim.
Arif Hoca önümüzdeki dosyayı kapattı.
"Araca beş dakika içinde geçiyoruz. Davet Boğaz'ın karşı tarafında. Trafiği hesaba katarsak erken çıkmamız gerekiyor."
Ezel çantasını eline alıp derin bir nefes çekti.
"Ben hazırım."
Mirza bilgisayarın başından kalkıp ona baktı.
"Bir şey daha."
"Evet?"
"Karan'la ilk kez konuştuğunda kendinden fazla bahsetme. Bırak o sana soru sorsun."
"Tamam, orası bende. Siz merak etmeyin, her şey olması gerektiği gibi kusursuz olacak."
"Ve en önemlisi..." Mirza'nın yüzündeki gülümseme kayboldu. "Onun yanında tek başına olduğunu düşünme. Biz orada olacağız."
Ezel birkaç saniye sustu.
"Sizi seviyorum ya."
Bu kez sesi daha farklı çıkmıştı.
"Biz de seni çok seviyoruz Ezel’im," dedi tüm samimiyetiyle Beliz.
Ancak ortamda hâlâ yoğun şekilde hissedilen bir gerginlik vardı.
Çünkü hepimiz bunun sıradan bir davet olmadığını biliyorduk.
Karan Alaca'nın dünyasına ilk kez bu kadar yakından girecektik.
Ve onun karşısına çıkan kişi Ezel olmayacaktı.
Melek Sancak olacaktı.
Yarım saat sonra araç Boğaz boyunca ilerliyordu.
Dışarıda akşam yavaş yavaş çökmeye başlamıştı. Deniz, şehir ışıklarını üzerinde taşıyor; yol boyunca uzanan binaların camlarında son güneşin izleri görünüyordu.
Ben Ezel'in yanına oturmuş, son kez elbisesine bakıyordum.
"Bir yerinde sorun var mı?" diye sordu.
"Hayır."
"Saçım?"
"Harika."
"Gözlerim?"
"Fazla güzel."
Ezel gülümsedi.
"Demek kıskandın."
"Birazcık yani... Ucundan olabilir."
İkimiz de güldük.
Ön taraftan Barlas'ın sesi geldi:
"İkiniz de sakin olun. Daha davete varmadan görev dağılımını bozmayın."
Ezel başını koltuğa yasladı.
"Barlas, sen benim annem misin? Biraz sakin ol, rahatla!"
"Bu gece evet."
"Allah yardımcımız olsun."
Arabanın içindeki kısa kahkaha, birkaç saniyeliğine bütün gerginliği dağıttı.
Ama yalıyı uzaktan gördüğümüz anda herkes sustu.
Büyük ve gösterişli bir yapıydı. Bahçesinde onlarca araç vardı. Girişte bekleyen görevliler, içerideki davetin sıradan bir gece olmadığını açıkça gösteriyordu.
Mirza telefonuna baktı.
"Beş dakika."
Ezel derin bir nefes aldı.
Ben elini tuttum.
"Her şey yolunda gidecek," dedim yüzümü olabildiğince sakin tutmaya çalışarak.
"Ya gitmezse?"
"Gitmek zorunda."
Sözlerim ağzımdan çıkar çıkmaz bunun aslında Ezel'e değil, kendime söylediğimi fark ettim.
Her şey yolunda gitmek zorundaydı.
Çünkü artık hata yapma lüksümüz yoktu.
Araç girişe yaklaştığında Ezel'in telefonu kısa bir ses çıkardı.
Mirza hemen kontrol ettikten sonra konuştu:
"Kimlik bilgileri onaylandı."
Barlas öne doğru eğilip Ezel'in yanağından bir makas aldı.
"Tamam. Şimdi Melek Sancak olma zamanı."
Ezel derin bir nefes aldı.
Sonra yüzündeki ifadeyi değiştirdi.
Az önce bizimle şakalaşan Ezel gitti; yerine sakin, kendinden emin ve mesafeli bir kadın geldi.
Şoför kapıyı açtı. Ezel arabadan indi, birkaç adım atmıştı ki arkasını dönüp bize güzel yüzünden bir öpücük gönderdi.
Bir an hepimiz onu izledik.
Yeşil elbisesiyle birkaç adım attı; peri kızı olabilir miydi? Görevlilerden biri yanına gelince Barlas kulaklıktan "Sakin ol, isim soracaklar," dedi.
"İyi akşamlar. İsminiz?"
Ezel hiç düşünmeden cevap verdi:
"Melek Sancak."
Görevli elindeki listeye baktı.
Ardından başını kaldırıp gülümsedi.
"Hoş geldiniz Bayan Sancak. Karan Bey sizi bekliyor."
Ezel'in yüzündeki o soğuk ifade hiç değişmedi.
"Memnun oldum. Artık içeri geçebilir miyim?" dedi eliyle kapıyı işaret ederek.
Görevli kenara çekildi ve Ezel tüm zarafetiyle gözden kaybolup içeri girdi.
Bizim için asıl bekleyiş ise o anda başladı.
Mirza, Ezel’in kolyesine gizlediğimiz mikro kameradan görüntüyü açtı.
"Ezel içeride," dedi Barlas rahatlamış bir ifadeyle. Operasyonun ilk aşaması tamamlanmıştı, şimdi geriye Karan’ın ilgisini çekmek kalıyordu.
Barlas nefesini verdi:
"İlk aşama tamam."
Ben ekrana bakarken kalbimin hızlandığını hissediyordum.
Ezel kalabalığın arasından ağır ağır ilerliyordu.
İnsanlar birbirleriyle konuşuyor, garsonlar ellerindeki tepsilerle salonun içinde dolaşıyor, fonda hafif bir müzik çalıyordu.
Her şey normal görünüyordu.
Salonun ortasında yükselen devasa kristal avizenin ışığı, Ezel’in üzerindeki yeşil elbiseye vurdukça adeta her bir taş ayrı bir parıltıyla parıldıyordu. Ezel, Arif Hoca’nın söylediklerini harfiyen uyguluyor; acele etmeden, sanki o şatafatlı dünyanın tam ortasında doğmuş gibi kendinden emin adımlarla yürüyordu. Etraftaki şık elbiseli kadınlar ve takım elbiseli adamlar birbirleriyle alçak sesle sohbet ederken Ezel gözlerini salonda gezdirdi. Kulaklığındaki hafif hışırtının ardından Mirza’nın sesi duyuldu:
"Sakin ol Ezel, Karan sağına doğru ilerliyor. Sana yaklaşık on metre mesafede."
Ezel yüzündeki soğuk ve mesafeli ifadeyi bozmadan garsonun tepsisinden bir kadeh aldı. Tam o sırada salonun derin, loş köşesinden bir hareketlenme oldu. Karan Alaca, elinde viski kadehiyle iki iş adamının arasından sıyrılarak salondaki devasa tablonun önüne doğru yürüdü. Üzerindeki koyu lacivert, kusursuz kesim takım elbisesi, duruşundaki o karşı konulmaz otoriteyle birleştiğinde salondaki herkesin neden ona odaklandığını anlamak hiç de zor değildi.
Ezel, Karan’ın durduğu tabloya doğru birkaç adım attı ama ona bakmıyordu. Amacı doğrudan onun yanına gitmek değil, görüş alanına girmekti. Mirza’nın uyarısı kulaklarında çınlıyordu: “Bırak o sana gelsin.”
Ezel tablonun önünde durdu. Tabloda fırtınalı bir denizin ortasında sallanan tek bir filika tasvir edilmişti. Gözlerini tablodan ayırmadan hafifçe gülümsedi. İşte tam o an Karan’ın adımları Ezel’in olduğu tarafa doğru yöneldi. Karan, genç kadının yanına kadar gelip tablonun tam karşısında durdu. Bakışları tabloya kaymış gibi görünse de Ezel onun dikkatini çektiğini çoktan hissetmişti.
"Kasvetli bir resim, değil mi?" dedi Karan. Sesi derin, kendinden emin ve oldukça etkileyiciydi.
Ezel başını yavaşça sesin geldiği tarafa doğru çevirdi. Yüzünde abartılı bir şaşkınlık ya da heyecan belirtisi yoktu. Sadece hafifçe kaşlarını kaldırdı.
"Kasvetli mi?" diye sordu Ezel, ses tonunu tam da olması gerektiği gibi mesafeli tutarak. "Bence daha çok umutsuzluğun içinde bir güç gösterisi. Herkes fırtınayı görür ama ben fırtınaya rağmen batmayan o küçük tekneye bakıyorum."
Karan Alaca kadehinden küçük bir yudum aldı ve bakışlarını tablodan çekip ilk kez Ezel’in gözlerinin içine baktı. Gözlerinde derin bir merak çaktı. Karşısında, kendisini etkilemeye çalışan onlarca kadından çok farklı bir duruş vardı.
"İlginç bir bakış açısı," dedi Karan, dudaklarının kenarında beliren belirsiz bir tebessümle. "Genelde bu davetlere gelenler tablonun altındaki imzaya bakar, fırtınaya değil. Ben Karan. Karan Alaca."
Ezel elini uzattı. Parmaklarındaki hafif dokunuş bile son derece hesaplıydı.
"Melek Sancak," dedi Ezel, adını söylerken bir milim bile tereddüt etmeden. "Memnun oldum Karan Bey."
"Ben de memnun oldum Melek Hanım," dedi Karan uzatılan eli yavaşça bırakırken. "İsminizi daha önce bu çevrelerde duyduğumu hatırlamıyorum. Davetime katılan her misafirimi az çok tanırım oysa."
Ezel hafifçe gülümsedi ve gözlerini Karan’ın gözlerinden ayırmadı. Kulaklıktan Barlas'ın "Sakin ol, tam planladığımız gibi gidiyor," dediğini duydu ama hiç renk vermedi.
"Duyamamış olmanız çok normal," dedi Ezel sakin bir sesle. "Uzun yıllardır yurt dışındaydım. Fransa ve İtalya'da sanat tarihi ve mimari restorasyon üzerine çalıştım. Türkiye’ye yeni döndüm diyebilirim. Aile şirketimizin buradaki yatırımlarını toparlamak ve kendi projelerimi yürütmek için geldim."
Karan başını hafifçe salladı. İçinde en ufak bir şüphe kırıntısı bile yoktu; karşısındaki kadının özgüveni, bilgisi ve duruşu anlattığı hikâyeyle birebir örtüşüyordu.
"Anlıyorum," dedi Karan. Bakışları Ezel'in yüzünde bir süre daha oyalandı. "Sanat tarihi ve restorasyon... O yüzden bu tabloya bakışınız salondaki diğer insanlardan farklıydı demek ki."
"Sadece işimi seviyorum diyelim," yanıtını verdi Ezel, kadehinden küçük bir yudum alarak. "Gözlemlenecek çok şey var."
Karan, arkadan geçen bir garsona elindeki kadehi bıraktı ve yeniden Ezel’e döndü. Salonun gürültüsünden biraz uzaklaşmak ister gibi hafifçe yan taraftaki bahçeye açılan geniş cam kapıyı işaret etti.
"Gözlemlerinizi ve yurt dışındaki projelerinizi dinlemek isterim Melek Hanım. Burası biraz fazla gürültülü. Bahçeden bir şeyler içmeye ne dersiniz? Ya da isterseniz size malikanenin diğer salonundaki tabloları gezdirebilirim."
Araçtaki ekranın başında oturan bizler bu teklifi duyduğumuzda nefeslerimizi tuttuk. Mirza hemen araya girdi:
"Hemen kabul etme. Fazla istekli görünme."
Ezel, Mirza’nın uyarısını harfiyen uygulayarak nazikçe başını iki yana salladı.
"Teklifiniz için teşekkür ederim Karan Bey ama bu gece sadece kısa bir selamlama için uğramıştım. Birkaç dakikaya ayrılmam gerekiyor, önemli bir iş görüşmem var."
Karan’ın kaşları hafifçe havalandı. Şehrin en güçlü adamlarından biri olarak ilk kez bir kadından böyle kibar ama net bir ret cevabı alıyordu. Bu durum Karan'ın ilgisini daha da artırmış gibiydi. Yüzündeki meraklı ifade derinleşti.
"Anlıyorum," dedi Karan, sesindeki o etkileyici tonu koruyarak. "O zaman bu konuşmayı yarım bırakmak büyük bir kayıp olur."
Ceketinin iç cebinden şık bir kartvizit çıkardı ve Ezel’e doğru uzattı.
"Yarın öğleden sonra şirket merkezinde olacağım. Eğer vaktiniz olursa bir kahve içip hem restorasyon projelerinizden hem de şirketimiz için düşündüğümüz yeni sanat yatırımlarından bahsetmek isterim. Ne dersiniz?"
Ezel uzatılan kartviziti parmaklarının arasına aldı, hafifçe inceledikten sonra Karan’ın gözlerine baktı.
"Teklifinizi değerlendireceğim Karan Bey. Yarın programıma bakıp asistanınıza haber veririm."
Karan, Ezel’in bu mesafeli tavrına karşı saygıyla gülümsedi.
"Haberinizi bekliyor olacağım Melek Hanım. İyi akşamlar."
"Size de iyi akşamlar."
Ezel arkasını dönüp salonun çıkışına doğru yavaş ve zarif adımlarla yürümeye başladı. Karan Alaca ise olduğu yerde durmuş, arkasından giden o gizemli kadını izliyordu.
Ezel kapıdan çıkıp bahçeye adım attığı anda kulaklıktan Barlas’ın sevinç dolu sesi yükseldi:
"Kızım sen naptın öyle ya! Adamı resmen büyüledin, adama resmen kartvizit verdirttin!"
Mirza da rahat bir nefes vererek konuştu:
"Harikaydın Ezel. Sıfır şüphe, tam hedef. Şimdi hemen arabaya gel, seni bekliyoruz."
Ezel kapıdan uzaklaşıp karanlık yolda ilerlerken derin bir nefes verdi. Yüzündeki o soğuk Melek Sancak maskesi bir anda eriyip gitti ve yerine bizim bildiğimiz Ezel geldi. Arabanın kapısına yaklaştığında elindeki kartvizite bakıp gülümsedi.
İlk adım başarıyla tamamlanmıştı. Balık oltaya takılmıştı.
Ezel arabanın kapısını açıp içeri geçtiği an, içerideki o buz gibi sessizlik yerini bir anda derin bir nefese bıraktı. Barlas hemen öne doğru uzanıp Ezel’in omzunu sıktı, yüzündeki rahatlama her halinden belliydi.
"Sana yemin ederim bir ara kalbim duracak sandım kızım! O nasıl rol yapmak be, önceki hayatında oyuncu falan mıydın?" dedi Barlas bıyık altından gülerek. "Adam ret cevabını yiyince neye uğradığını şaşırdı resmen. Karan Alaca hayatında ilk defa bir kadından 'Şu an işim var, gitmem lazım' lafını duymuş olabilir."
"Bence kendisini reddedecek bir kadının dünyaya gelmeyeceğini düşünüyordu, ta ki Melek'le karşılaşana kadar," dedim yüzümdeki tebessümü gülüsemeye çevirerek.
Ezel sırtını koltuğa iyice dayadı, derin bir nefes verdi. Yüzündeki o soğuk, mesafeli maske bir anda eriyip gitmiş, yerini yorgun ama gururlu bir tebessüme bırakmıştı. Elindeki siyah, üzeri altın rengi baskılı kartviziti parmaklarının arasında evirip çevirmeye başladı.
"Ben de bir an fazla mı kastım dedim ama... Yani adam benim peşimde koşacak değil ya, demek ki etkilendi biraz," dedi Ezel, kartvizitten gözlerini ayırmadan. "Bakışlarındaki o ifadeyi görmeliydiniz. Adam bildiğin meydan okumayı seviyor. Eğer teklifini hemen kabul etseydim 'Bu da diğerleri gibi' deyip bir kenara atardı."
Mirza ön taraftaki bilgisayarın kapağını kapatırken hafifçe gülümsedi. Yüzündeki o gergin ifade biraz olsun yumuşamıştı.
"En doğrusunu yaptın," dedi Mirza, dikiz aynasından Ezel’e bakarak. "Egosunu kırmadın, ucundan merak ateşini uyandırdın sadece. Kartviziti alıp üstüne bir de 'Asistanınıza haber veririm' demen var ya... Ben olsam ben de inanırdım lan!"
Sessizce oturduğum yerden Ezel’e doğru kaydım, elini sımsıkı tuttum. İçimdeki o oturan taş, Ezel arabadan sağ salim içeri girip çıktıktan sonra biraz olsun hafiflemişti.
"Çok iyiydin," dedim gözlerinin içine bakarak. "Gerçekten... Karşısında dururken bir an bile tereddüt etmedin."
Ezel de benim elimi sıktı. Gözlerinde hâlâ o olayın heyecanı, biraz da adrenalinden gelen bir parıltı vardı.
"İçeri girdiğimde bacaklarım titriyordu aslında," diye itiraf etti, sesini biraz düşürerek. "O kadehi tutarken elim titremesin diye bütün gücümle sıktım. Ama o adama baktığım an... Bilmiyorum, sanki kafamda bir şalter attı. Ezel gitti, yerine Melek geldi."
Arif Hoca ön koltuktan bize doğru döndü. Yüzünde nadiren gördüğümüz o tatmin olmuş ifade vardı.
"O şalterin atması gerekiyordu zaten," dedi Arif Hoca. Sesi her zamanki gibi temkinli ama gururlu geliyordu. "Çünkü bundan sonra atacağımız her adım, bu geceninkinden çok daha tehlikeli olacak. İlk raundu aldık ama asıl mücadele şimdi başlıyor."
Sokak lambalarının ışığı camdan içeri süzülürken araç yalının olduğu caddeden hızla uzaklaşıyordu. Dışarıda Boğaz'ın karanlık suları akıp gidiyordu. Birkaç saat önce evde yaşadıklarım, annemin o ağır sözleri ve içimdeki yıkıntı hâlâ oradaydı ama şu an bu arabanın içindeki kenetlenme bana ayakta durma gücü veriyordu.
"Şimdi ne yapıyoruz?" diye sordu Barlas, kulaklığı kenara fırlatırken. "Yarınki plan ne?"
Mirza cebinden telefonunu çıkarıp ekrana birkaç şey yazdı.
"Yarın sabah ilk iş Karan’ın şirketine Melek Sancak adına bir onay mesajı atacağız. Öğleden sonra saat üç gibi randevu ayarlayacağız. Ezel şirket binasına girecek ama bu sefer yalnız olmayacak. Şirket ağına sızmamız için bize içeriden bir erişim lazım."
Ezel başını salladı.
"Benden ne istiyorsan söyle Mirza. O holdinge gireceğim ve o adamın bana tamamen güvenmesini sağlayacağım."
"Güven yetmez," dedi Arif Hoca camdan dışarı bakarak. "Sana hayran olmalı. Karan Alaca gibi adamlar sadece zekâya ve güce saygı duyar. Ona aradığı her şeyi Melek Sancak kimliği altında sunacaksın."
Ezel elindeki kartviziti çantasının iç cebine yerleştirdi. Sonra dönüp bana baktı.
"Sen nasılsın?" diye sordu yavaşça. Sesi arabadaki diğerlerinin duyamayacağı kadar kısıktı. "Gece boyunca hep seni düşündüm. İyisin değil mi?"
Yüzüme küçük bir gülümseme yerleştirmeye çalıştım. İçimdeki acıyı ona yüklemek istemiyordum, en azından bu gece.
"İyiyim," dedim elini hafifçe okşayarak. "Sen böyle güçlü durdukça ben daha iyi oluyorum. Bu gece harika bir iş çıkardın."
Ezel başını omzuma yasladı, derin bir nefes bıraktı.
Araç gecenin karanlığında, güvenli evimize doğru ilerlerken hepimiz aynı şeyi biliorduk: Melek Sancak sahneye çıkmıştı ve artık bu oyundan dönüş yoktu. Karan Alaca kapıyı aralamıştı, yarın ise o kapıdan içeri tamamen girecektik.