2. bölüm · İki Şehrin İki Mevsimi
Tam beklediğim gibi 'erkek' adamsın!
Sabah olduğunda Nida’nın aklında tek bir şey vardı:Osman ile arasında ne varsa onu netleştirmek. Alelacele kahvaltısını yapıp evden ayrıldı. Gelir gelmez nereye gittiği konusunda ailesi biraz kızmıştı ama Nida’nın tahammülü kalmamıştı. Hele ki Kaan’ı yıllar sonra tekrar görmek onu gerçekten sarsmıştı. Osman’ın dediği üzere Uğur Mumcu Parkı’na gitti Nida. Atatürk Heykeli ve onun arkasındaki dev Türk bayrağını geçtikten sonra çok ilerlemeden bir banka oturup beklemeye başladı; şehrin her zamanki sakinliği aksine, Nida'nın her bir zerresi gerilmişti. Az sonra Osman göründü ve hiçbir şey olmamış gibi gelip yanına oturdu. "Beni neden bu kadar acele çağırdın?Anlamıyorum," dedi, bakışlarını kaçıran kıza sitem ederek."Bazı şeyleri netleştirmem lazım,belirsizliği sevmiyorum," dedi Nida. Bakışlarını boşluktan çekip yanındaki adama yönelttiğinde, ondan ne kadar soğuduğunu iliklerine kadar hissetti.Yanında oturması bile artık rahatsızlık veriyordu. Memnuniyetsiz bir ifadeyle yüzüne baktı; Nida için aslında her şey çoktan netleşmişti.Osman, Nida’nın tekrar uzaklara, parkın içindeki ağaçlara baktığını görünce savunmaya geçti: "Ne zamandır seni arayıp sormuyorum, sen de kızgındın haliyle...""Böyle ilişki olur mu peki? Benden soğuduysan'hayalet sendromuna' girmeye gerek var mıydı? Ayrılalım da bitsin," dedi Nida, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak."Senden soğumadım ama seninle bir adım ilerleyemiyoruz Nida. Elini tutmak bana yetmiyor, liseli çocuklar gibi takılıyoruz. Asıl bu normal mi?""Ben sınırlarımın bilincinde bir insanım," dedi Nida dik bir duruşla. "Benim sorumluluğumu almayan,yanımda durmayan bir adamla neyin adımını atacağım?"Osman’ın, "Ben de keşfetmediğim bir kadınla evlenmek istemem," demesiyle Nida şaşkınlıkla donakaldı. Osman devam etti:"Ne bakıyorsun öyle? Belki kadınlıkta berbatsın, belki sana sahip olmadanaynı evde yaşamak istemem. Haksız mıyım?""Haklısın Osman," dedi Nida, alaycı birşekilde ellerini birbirine vurup alkışlayarak. "Haklısın ya, tam beklediğim gibi 'erkek' adamsın!" Hemen ayaklandı ve son sözlerini zehir gibi akıttı: "Benim seninle işim yok o zaman. Üç yılımıza yazık, gerisine yazık olmasın. Sen kendi yoluna, ben kendi yoluna."Nida arkasına bakmadan oradan uzaklaşırken Osman yerinden bile kıpırdamadı. Zaten onun için de bu ilişkinin bir geleceği kalmamıştı.Nida, İzzet Baysal Caddesi’ne doğru hızlı adımlarla ilerlerken az önce yaşadıklarını idrak etmeye çalıştı. Burası şehrin en işlek caddesiydi . Şehre gelen herkesin yolu bir şekilde buraya düşerdi. O meşhur lokantalarıyla âdeta Bolu’nun yemek tanıtımına ant içmiş gibiydi. Yer yer araç trafiğine kapalı oluşu oraya kendine has bir hava katıyordu Nida ,en bitkin olduğu zamanlarda Osman’ın karşısına çıkışını, yaptığı o büyük jestleri, sürprizleri düşündü. O zamanlar Osman, karanlığın içindeki bir ışık gibi gelmişti ona. Hiç sevilmeyeceğini sandığı bir dönemde, sevgisini cömertçe gösteren biri vardı karşısında... Ama o illüzyon artık bitmiş, gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştı.Caddenin kalabalığına karışmadan hemen önce, Belediye Meydanı'na yakın bir köşede durdu. Ayrılmış olmanın verdiği o tuhaf hüzün ansızın göğsüne çöktü. Gözlerinden yaşlar tıp tıp damlamaya başladığında önce anlam veremedi. Yol kenarındaki bir duvar dibine adeta çöktü ve ağlamaya başladı. Bir yandan kendine kızıyordu, "O beş para etmez herif için değmez," diyordu ama kalbi söz dinlemiyordu.Bir süre sonra gözyaşlarını sildi, derin bir nefes aldı ve telefonunu çıkardı. Kızılay Hamamı'nın oradan aşağıya, evine doğru yürürken Şebnem’e o kısa ama kesin mesajı attı:"Osman’la işim bitmiştir."
