3.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Fatma Akkoyun

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 3.BÖLÜM

KALBİN COĞRAFYASI
ZERALYA
Büyük, görkemli bir ağacın gölgesi altındaydık. Üzerimize tatlı bir huzur çökmüştü. Başımı daha önce hiç bilmediğim, hissetmediğim bir göğse yaslamıştım. Garip olan şuydu ki; o göğüste hayat bulurken ben kendi rüyamda onun kim olduğunu bilmiyordum, o da kendi rüyasında göğsünde uyuyan kadının kim olduğunu...
İçimde yankılanan o soru fısıltıyla döküldü ruhumdan: "Göğsüne yattığım bu adam kim?"
Aynı anlarda, onun da içinden aynı sorunun geçtiğini hisseder gibiydim: "Göğsümde yatan bu kadın kim?"
Gözlerimi sabaha, odamın sessizliğine sakince açtığımda kalbim hala o rüyanın ritmiyle çarpıyordu. Yatağımda öylece kalakaldım. Kendi kendime soruyordum: "Neydi bu gördüğüm? Ben başımı tanımadığım bir adama nasıl böyle güvenle yasladım? O ağaç ne ağacıydı, o his neyin nesiydi?"
Düşüncelerimin arasında annemin şefkatli sesi yankılandı koridordan:
"Kalk kızım, namazını kıl. İşe gecikeceksin."
"Tamam anne, kalkıyorum," diye seslendim.
Yataktan çıktığımda, dışarıda çiseleyen Eylül yağmurunun ağaçlardan döktüğü sarı yaprakların o eşsiz huzuru kapladı içimi. Heyecanlanmıştım. Sonunda beklediğim, ruhumun hissettiği o rüya gelmişti işte. Ama bana ne getirecekti? Benim doğrularıma ters düşer miydi? İçimde tatlı bir tedirginlikle banyoya geçip abdestimi aldım. İş kıyafetlerimi giydikten sonra seccademin başına geçtim, namaza durdum. Selam verdiğimde ellerimi açıp bu rüyanın benim için hayırlara vesile olmasını diledim.
Aynı saatlerde, belki de bambaşka bir hayatta, rüyamdaki o yabancı da aynı hislerle uyanmış, seccadesinde aynı huzura durmuştu; ikimiz de ayrı dünyalarda, farklı hayatların içinde birbirimizden habersizce aynı sabaha uyanmıştık.
Namazım bitince mutfağa geçtim. Sabahın o tatlı soğukluğunu bedenimde hissederken hızlıca kahvaltımı yaptım. Kardeşim beni arabasıyla durağa bıraktı, oradan da gelen tramvaya binip işe ulaştım.
İş yerinde psikolog Ayşe Hanım vardı, aramız çok iyiydi. Kendisi hamile olduğu için bu aralar merdivenleri çıkmakta oldukça zorlanıyordu. Asansör korkusu olduğu için de yukarılara hiç çıkamazdı; bu yüzden onun raporlama, dosya getirip götürme gibi ayak işlerini hep seve seve ben üstlenirdim. Yine odasından bana seslendi. İçeri girdiğimde her zamanki zarafetiyle gülümsedi.
"Zeralyacım, bana şu dosyaları falan kişiden alıp getirebilir misin canım?" dedi.
"Tabii, hemen getiriyorum Ayşe Hanım," dedim ve odadan çıkıp dosyaları hızla halledip geri döndüm.
"Otur iki dakika, hemen şunları yapıp vereyim, geri götürürsün," dedi.
"Gerek yok, ayakta beklerim," desem de eliyle işaret etti: "Otur otur, ayakta kalma."
Karşısındaki sandalyeye yerleştim. Ayşe Hanım o kadar zarif, o kadar ince bir kadındı ki, kurumda herkes tarafından çok sevilirdi. Bir derdi olsa gelir bana anlatır, hamilelik sürecinden bahsederdi. Yine öyle tatlı bir sohbet başlarken birden duruldu.
"Zeralya, ben haftaya doğuma ayrılıyorum," dedi.
Şaşkınlıkla gözlerim açıldı. "Aaa ne güzel! Ne zaman peki tam olarak?"
"Haftaya işte. Buraya yeni biri verilecek benim yerime ben gelene kadar onunla idare edeceksiniz. Zaten ben gittikten sonra sen de daha rahat edersin, sürekli aşağı yukarı dosya taşımak zorunda kalmazsın."
Hemen tebessüm ettim. "Estafurullah Ayşe Hanım, seve seve yapıyorum biliyorsunuz. Rabbim sağlıkla kucağınıza almayı nasip etsin inşallah. Bu arada hiç sormadım, bebeğin cinsiyeti nedir?"
"Kız diyorlar," dedi gözlerinin içi parlayarak. "Cinsiyet partisi falan yapmadım, bana biraz gereksiz geliyor açıkçası."
"Aynen," diyerek onu onayladım. "Bana da çok gereksiz geliyor, biraz israf gibi sanki. Onun yerine yapılabilecek en güzel şeyi yapmışsınız."
"Evet, oraya yapacağım masrafı yetimhanedeki çocuklara harcadım."
"Allah hayrınızı kabul etsin, sağlıkla gelsin teyzesinin gülü," dedim içtenlikle.
Ayşe Hanım bu sözüme gülümsedi. Kafamdaki merakı gizleyemeyerek sordum: "Peki buraya nasıl birini verecekler acaba, sence nasıl biri olur?"
"Hiç bilmiyorum canım. Kız mı erkek mi olacak, yerime gelecek kişi hakkında bilgi vermediler. Ama geçici olarak, 6 aylığına gelecek."
Bir an durup odanın ortamına baktım ve muzipçe gülümsedim. "Ben bu sefer erkek birini verirler diye düşünüyorum. Fark ettim de, sürekli buraya gelen kadın çalışanlar hamile olup ayrılıyor."
Söylediğim şeyle ikimiz de kahkahayı bastık.
"Bu koltukta bir keramet var herhalde, gelen nasibini buluyor!" dedim gülerek.
Ayşe Hanım da başını salladı: "Evet ya, gerçekten öyle!"
Sonunda dosyadaki işini bitirip bana uzattı. Yüzümdeki o taze gülümsemeyle odasından çıktım. Aslında Ayşe Hanım adına çok mutluydum, anne olacaktı ve bu harika bir duyguydu. Ama bir yandan da içimi bir burukluk kaplamıştı; ona çok alışmıştım. Burada herkes beni tanır, severdi ama kimseyle Ayşe Hanım'la olduğu kadar samimi, yakın değildim.
Koridorda yürürken dosyayı sıkıca tuttum ve içimden o soruyu geçirmeden edemedim:
"Acaba haftaya Ayse hanımın yerine kim gelecekti?"

ALAZ
Gaziantep’te birinci günümü doldurmuştum. Arkamda bıraktığım o malum olaydan sonra, sadece biraz kafamı dinlemek, düşüncelerimi temize çekmek için kuzenim Fırat’ın yanına gelmiştim. Bizim ailede, akranım olsun olmasın herkes bana ‘Abi’ diye hitap ederdi. Evin tüm sorumluluğunu erkenden sırtlanmış, kimin ne derdi, ne ihtiyacı varsa ilk elden yardımına koşmuş bir adamdım çünkü. Ama Antep’teki ikinci sabahımda, tüm o sorumlulukların ötesinde, ruhumu sarsan bir rüyayla açtım gözlerimi.
Bir rüya görmüştüm ama ne rüya... Hiçbir anlam veremiyordum. Büyük bir ağacın gölgesinde oturmuştuk. Göğsümde bir kadın yatıyordu ama yüzünü göremiyordum. Sadece oradaydı, kalbimin tam üzerindeydi.
Yatakta doğrulup saçlarımı geriye doğru karıştırırken kendi kendime söylendim: "Ne bu şimdi? Rüyanda bile rahat yok sana Alaz..."
Ben daha rüyanın şaşkınlığını üzerimden atamamışken, kuzenim Fırat odaya daldı.
"Uyandın mı abi?" diye sordu neşeyle.
"Uyandım," dedim sesimdeki mahmurlukla.
"Ben de tam seni namaza kaldıracaktım. Ezan okunuyor, kalk hadi namazı kılalım."
Yataktan kalkıp banyoya geçtim, güzelce abdestimi aldım. Seccadenin başına geçip namaza durduğumda, içimde uzun zamandır kimseye açamadığım o sessiz boşluk hareketlendi. Dışarıdan bakıldığında evlenmeyi düşünmeyen, kadınlardan köşe bucak kaçan, aşka mesafeli bir adam olarak bilinirdim. Çevremde ne kadar güzel kız olursa olsun hiçbirine dönüp bakmazdım bile. Hatta bu halimi, yakışıklılığımı övenler duyduğunda hayretler içinde kalır, "Nasıl sevgilin olmaz?" diye şaşırırlardı. Ama ben bu işlere hiç yaklaşmazdım.
Oysa kimsenin bilmediği, göremediği iç dünyamda, hep o sessiz saygıyı ve gerçek sevgiyi arıyordum. Kalbimde bir sevgi isteği vardı ama bunu kimseye anlatamazdım, gururuma yediremezdim. Selam verip ellerimi açtığımda, o rüyanın da etkisiyle içtenlikle fısıldadım: "Rabbim... Eğer gerçekten nasibimde biri varsa, onu bana yakınlaştır."
Namazı bitirip içeri geçtiğimde mutfaktan mis gibi kokular yükseliyordu. Fırat döktürmüş, sabah sabah şahane bir menemen hazırlamıştı. Sofrayı kurup bana seslendi:
"Abi gel, menemen hazır!"
"Tamam kardeşim, geliyorum," diyerek sofraya oturdum.
Fırat büyük lokmalar halinde ekmeğini menemene bandıra bandıra yiyiyordu. Şunu çok iyi biliyordum ki; ne kadar zengin olursan ol, şu ekmek banmanın verdiği lezzeti, samimiyeti hiçbir lüks lokantada bulamazdın. Çatal kaşık kullanmayı bir kenara bırakıp ben de onun gibi ekmeği menemene daldırdım.
"Abi bugün ne yapacaksın?" diye sordu Fırat lokmasını çiğnerken.
Bir an durup düşündüm. "Bilmem... Bugün biraz Antep’i gezmeyi planlıyorum aslında. Şehri bir görmek, keşfetmek istiyorum. Biliyorsun, artık önümde koca bir 6 ay var, buradayım."
Fırat’ın gözleri parladı, elindeki ekmeği sallayarak gururla gülümsedi:
"Tamam abi, gidelim! Seni her yere götürüp gezdireceğim. Antep’te görmediğin, ayak basmadığın tek bir köşe bile kalmayacak, söz."
Onun bu samimi coşkusuna hafifçe gülümseyerek karşılık verdim. Kahvaltımızı neşeyle tamamladıktan sonra, üzerimizi değiştirip Antep’in o kendine has, hareketli sokaklarına karışmak üzere evden çıktık.
ZERALYA
Ayşe Hanım o gün odasından çıkıp tatlı bir telaşla yanıma geldi.
"Zeralyacım, çarşıya çıkmam lazım, bazı eksikler var. Eşimle bebek için alışveriş yapmıştık ama aklımda kalan şeyler oldu. Beyim de bugün çok yoğun, yalnız gitmemi hiç istemiyor, sıkı sıkı tembihledi. Ben de 'O zaman kurumdan bir arkadaşla giderim, yalnız kalmam' deyip ona haber verdim. Bana eşlik edersen çok sevinirim, birlikte çıkalım mı?" dedi.
Hemen mahcup bir tebessümle cevap verdim: "Ayşe Hanım, ben gelmeyi çok isterim ama biliyorsunuz, mesai saatindeyiz. Bana kolay kolay izin vermezler."
Ayşe Hanım göz kırptı. "Sen orasını hiç dert etme, ben hallederim," dedi ve hemen kurum yönetiminin yanına çıkıp ikimiz için de izni kopardı.
Yanına geri döndüğünde yüzü gülüyordu. "Hadi bakalım Zeralyacım, senin için izin aldım, onayladılar. Gidiyoruz!" dedi.
"Çok teşekkür ederim Ayşe Hanım. O zaman ben hemen bir anneme haber vereyim," dedim.
"Tamam canım, ben seni kapıda, arabada bekliyorum," diyerek önden ilerledi.
Annemi aradım. Annem Ayşe Hanım’ı çok iyi tanır, ona iş yerinde seve seve yardım ettiğimi bilir ve ona çok güvenirdi. Durumu anlatınca, "Tamam kızım, git tabii. Ama tam olarak nereye gideceksiniz? Benim de çarşıdan birkaç ihtiyacım vardı, onları alırsın," dedi. Büyük çarşının oradaki Kapalı Çarşı'ya gideceğimizi söyleyince annemin sesi neşeyle yükseldi. Annem el işleriyle uğraşmayı çok severdi. "Aman ne iyi, bana Kapalı Çarşı'dan birkaç el işi malzemesi, iplik al o zaman," dedi. " tamam anne, alırım," deyip telefonu kapattım.
Ayşe Hanım’ın arabasına bindiğimde içimde garip bir heyecan vardı. Neyse ki çarşıya hafta içi geldiğimiz için ortalık sakin, kalabalık yorucu değildi. Yol boyunca havadan sudan konuştuk.
"Ayşe Hanım, tam olarak neler alacaksınız?" diye sordum.
"Birkaç şifalı baharat, kışlık erzak falan bakacağım canım," dedi direksiyonu kırarken. "Peki annen ne istedi, baharat mı?"
"Yok," dedim gülerek. "Annem el işleri yapıyor, örgü örüyor sürekli. Ona renk renk iplikler alacağız ama önce senin işini halledelim, sonra benimkilere bakarız."
Ayşe Hanım’ın gözleri parladı. "Aa, annen örgü mü örüyor? Aslında ben birkaç bebek yeleği modeli beğenmiştim internette. Fotoğraflarını sana atsam annen bana da yapar mı acaba? Bebeğe daha hiç yelek öremedim, şöyle pembiş pembiş yelekleri olsun istiyorum. Malum havalar soğuk, bıcır bıcır gezer içinde. Ayy, çok yakışır kızıma!"
İçtenliğine dayanamayıp gülümsedim. "Siz modelleri atın Ayşe Hanım, sorarım tabii. Annem çok hamarattır, elinden her iş gelir. Kabul ederse seve seve yapar."
"Tamam canım, parasını neyse fazlasıyla veririm, yeter ki o güzel ellerinden çıksın," dedi.
Arabayı park edip aşağı indik. Eylül yağmuru şehri yeni yıkamış, arkasında mis gibi bir toprak kokusu bırakmıştı. Çarşının taş döşeli yolları yağmurdan ıslanmış, parıl parıl parlıyordu. Sonbaharın o sarı, yorgun yaprakları rüzgarla savrulup yerdeki su birikintilerine tutunmuştu. Ayşe Hanım'ın koluna girdim; ıslak sokaklarda, ağaçların altından süzülen o serin rüzgarı hissederek, huzurla yürüyorduk.
Kısa süre sonra Elmacı Pazarı’nın o tarihi, büyüleyici kapısından içeri adım attık. İçerisi tam bir renk cümbüşüydü; çuvallar dolusu baharatlar, kurutulmuş patlıcanlar, biberler duvarları süslüyordu. Ama Ayşe Hanım pazarın o meşhur renkli akide şekerlerini, yöresel tatlılarını görünce gözleri döndü! Hamilelik işte, canı asermişti herhalde. Önümüze gelen her tezgahtan avuç avuç şeker almaya kalktı.
"Ne yapıyorsunuz Ayşe Hanım? O kadar şekeri ne yapacaksınız allah aşkına?" dedim şaşkınlıkla önünü keserek.
Çocuk gibi gülümsedi. "Ben yiyeceğim canım ne yapayım, canım çekti!" dedi.
Onun bu tatlı heyecanını, o anne olma sevincini bozmak istemedim, neşeyle kafamı salladım. Tam o sırada tezgahın arkasındaki esnaf amca bana dikkatle baktı ve yüzü aydınlandı.
"Bacım, sen bizim Ahmet Aksoy'un kızı mısın?" diye sordu sevecen bir sesle.
"Evet, onun kızıyım amca. Nasılsın? Yengem nasıl, iyi mi?" dedim hemen saygıyla.
"İyiyiz çok şükür kızım, yengen de iyi. Ee, Ahmet nasıl, evdekiler nasıl?" diyerek ailemi sordu.
"İyiler çok şükür, elhamdülillah amca," diye cevap verdim.
"Ne istiyorsun, söyle bakalım Ahmet'in güzel kızına ne vereyim?" dedi ve hemen bize ikram etmek için birkaç renkli şeker uzattı. Ayşe Hanım’a döndüm, "Alın hadi," dedim. Kendim de bir tane alıp ağzıma attım, gerçekten çok lezzetliydi. "Amca, ben arkadaşım için geldim, onun birkaç eksiği var, yardımcı olursan sevinirim," dedim.
"Tabii, hemen ilgilenelim kızım," dedi ve bizi dükkanın içine davet etti. "Geçin oturun şöyle, biz hazırlayalım siparişleri."
Biz "Gerek yok amca, ayakta bekleriz" desek de Ayşe Hanım’ın hamile halini gören esnaf amca ısrar etti. Ayşe Hanım da "Kırmayalım adamı Zeralyacım, oturalım" deyince geçip oturduk. Ayşe Hanım o kadar çok şey sipariş etmişti ki, hazırlanması bayağı zaman alacak gibiydi. Esnaf amca bize sıcak birer çay da ikram etti.
İşte tam o an, ne olduğunu anlayamadığım bir şey olmaya başladı.
O Elmacı Pazarı’nın içine adım attığım ilk saniyeden beri içimde tuhaf bir huzursuzluk, garip bir his vardı. Göğsümün içinde kalbim güm güm vurmaya başlamıştı. Sanki yerinden çıkacaktı. Alnıma, boynuma soğuk soğuk terler vuruyordu ama kendimi sıkıyor, Ayşe Hanım’a hiçbir şey belli etmemeye çalışıyordum. "Niye böyle heyecanlandım ki durup dururken? Herhalde sabahtan beri çok ayakta durdum, tansiyonum oynuyor" diye düşündüm kendi kendime.
Ama oturmama rağmen o kalp atışı yavaşlamadı, aksine daha da hızlandı. Ellerimin, ayaklarımın hafifçe titrediğini hissediyordum. İstemsizce, içimden gelen bir dürtüyle kafamı dükkanın dışına, pazarın koridoruna doğru çevirdim.
Oradaydı.
Takım elbiseli, uzun boylu, heybetli bir adam tam dükkanın önünde durmuş, gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Öyle sıradan bir bakış değildi bu; gözlerinde derin bir şaşkınlık, sanki günlerdir aradığı bir şeyi bulmuş gibi hayranlık dolu bir ifade vardı. Kalbimin ritmi o an tamamen kontrolden çıktı. Korkuyla hemen kafamı çevirip önüme baktım, Ayşe Hanım’a odaklanmaya çalıştım.
İçimde adını koyamadığım, beni altüst eden bir his dalgalanıyordu. O adam bana neden öyle bakıyordu? İşin en tuhafı... Ben onu sanki bir yerden tanıyor gibiydim. O yüz, o duruş yabancı değildi. Dayanamadım, sanki bir mıknatıs beni çekiyormuş gibi geri kafamı kaldırıp tekrar o adama baktım.
Bu kez o gözlerini kaçırdı. Ama ben... Ben hayatımda ilk defa birine bu kadar uzun, bu kadar takılı kalarak bakmıştım. Gözlerimi adamdan bir türlü alamıyordum. Adam da arada bir kafasını çevirip tekrar bana bakıyor, göz göze geldiğimiz an hemen bakışlarımı yere, oturduğum yerin önündeki o çuvallar dolusu renkli baharatlara indiriyordum.
İçim fırtınalar koparken, kendime kızarak içimden fısıldadım: "Ey göz, kork Rabbinden! Ne yapıyorsun sen, nereye bakıyorsun? Kendine gel..." Ama kalbimin sesini dükkandaki herkes duyacak sanıyordum.
Tam o sırada esnaf amcanın sesi beni bu girdaptan çekip çıkardı: "Siparişleriniz hazır bacım!"
Ayşe Hanım’la birlikte hemen ayağa kalktık. Paketleri teslim alıp dükkandan dışarı çıktığımızda, o adamın hala orada durduğunu ve bakışlarının üzerimde olduğunu hissettim. İçten içe rahatsız olmuştum, ama daha çok ne yapacağımı bilememenin verdiği o tatlı korku vardı içimde. Görmezden geldim. Kafamı hiç kaldırmadan, doğrudan önüme bakarak Ayşe Hanım’ın koluna sıkıca girdim.
Arkamıza bile bakmadan, pazarın diğer kapısına doğru hızla yürümeye başladık. Arkamda bıraktığım o bakışların, rüyamdaki o yabancıya ait olduğunu henüz bilmiyordum...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18