1. bölüm / 7
İçimdeki Gökyüzü1.BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 1.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM502 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.BÖLÜM362 kelime
- 3 3.BÖLÜM2.140 kelime
- 4 4.BÖLÜM809 kelime
- 5 5.BÖLÜM770 kelime
- 6 6.BÖLÜM716 kelime
- 7 7. BÖLÜM574 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İSTANBUL BEYEFENDİSİ
Sabahın o en kuytu, en sessiz saati... Gökyüzü henüz lacivertten griye dönmemişken, Alaz uyanmıştı. Her zamanki gibi güne ruhunu arındırarak başladı. Huşu içinde aldığı abdestin serinliği yüzünde, seccadesinin başında diz çöktü. Alnı secdeye gittiğinde dünya dışarıda kalıyor, sadece O ve Yaradan kalıyordu. Ellerini semaya açtığında dudaklarından her sabahki o samimi yakarış döküldü:
"Rabbim, gönlüme ferahlık, ömrüme hayırlı bir eş ve neslimi sürdürecek salih evlatlar nasip eyle..."
Duasının huzuruyla ayağa kalktı. Alaz için hayat, intizam demekti. Yatak odasının geniş pencerelerinden İstanbul’un puslu sabahı görünürken, o gardırobunun önüne geçti. Üzerine tam oturan, her çizgisi jilet gibi keskin lacivert takım elbisesini büyük bir özenle giydi. Gömleğinin manşetlerini iliklerken aynadaki aksine baktı; sert hatlı yüzü, otoriter ama bir o kadar da yorgun bakışları vardı.
Son dokunuş ise vazgeçilmeziydi: Şifonyerin üzerinde duran, odunsu ve baharatlı notaların harmanlandığı o ağır, vakur parfümünü boynuna ve bileklerine hafifçe sıktı. Etrafa yayılan koku, sadece bir koku değil, Alaz’ın geçtiği yerlerde bıraktığı o sarsılmaz imzanın adıydı.
Merdivenlerden ağır ve ritmik adımlarla inerken ceketinin kollarını düzeltti. Modern mimarinin soğuk ama lüks detaylarıyla döşenmiş evi, bu saatlerde derin bir sessizliğe gömülüydü. Mutfağa geçtiğinde ilk işi kahve makinesini hazırlamak oldu. Çekirdeklerin taze çekilmiş kokusu mutfağı sararken, suyun kaynama sesini dinledi. Filtre kahvesini büyük bir titizlikle demlenmeye bıraktı; ne bir saniye eksik, ne bir saniye fazla... O sert ve şekersiz kahveyi yudumlarken, zihninde ailesinin sorumlulukları ve o bitmek bilmeyen baskılar yankılanıyordu.
Evden çıkıp hastaneye vardığında, koridorlar onun gelişini sessiz bir saygıyla karşılıyordu. Alaz, işinde profesyonelliği ve disipliniyle tanınan, hastalarına şifa dağıtan bir psikologdu. Ama eve döndüğünde, o devasa evde tek başınaydı. Babasının vefatından sonra ailenin hem babası hem abisi olmuş; kardeşlerinin eğitimini üstlenmiş. Özellikle babasının ikinci evliliğinden olan 15 yaşındaki kardeşi Nisa’ya olan düşkünlüğü başkaydı. Ona her baktığında babasının emanetini görüyordu.
Ancak son zamanlarda telefonları susmak bilmiyordu. Amcaları, halaları ve kardeşleri bir ağızdan tek bir şey söylüyordu: "Evlenmelisin Alaz. Bu yalnızlık sana yakışmıyor."
O akşam, ailesinin "ısrar" adı altındaki dayatmasıyla, uygun gördükleri bir kızla görüşmek üzere lüks bir restorana gitti. Niyeti sadece onları kırmamaktı. Karşısında oturan genç kadın, ailesinin anlattığı o "hanımefendi" profilinden çok uzaktaydı.
**Alaz:** (Sert bir ses tonuyla) "Bakın, ben buraya sadece ailemi kırmamak için geldim. Sizin de bu konuda bir zorlamanız olmadığını umuyorum."
**Kız:** (Hafifçe gülümseyerek telefonunu masaya bırakır) "Aslında Alaz Bey, ben de buraya gelmek istemedim. Zaten ailelerimizin bildiğinin aksine, ben bir başkasını seviyorum ve... Aslında evliyim. Sadece babamın mirasını alabilmek için bu oyunu oynamak zorundaydım."
Alaz duydukları karşısında donup kaldı. Gözlerindeki merhamet bir anda yerini kor bir öfkeye bıraktı. Ailesinin onu içine düşürdüğü bu oyun, bardağı taşıran son damla olmuştu. Restorandan fırtına gibi çıktı ve hemen telefonuna sarıldı. Antep’teki kuzeni Fırat’ı aradı.
**Alaz:** "Fırat... O teklifin hala geçerli mi?"
**Fırat:** (Şaşkınlıkla) "Alaz? Kardeşim, başım üstüne! Her zaman geçerli. Antep seni bekler, burada sana çok ihtiyaç var."
**Alaz:** "Hazırlan o zaman. Tayinimi istiyorum. İstanbul'un bu riyakarlığı artık bana dar geliyor. Ben geliyorum."
İstanbul'un gürültüsünü arkasında bırakan Alaz, sadece bir şehre değil, hayatının en büyük dönüm noktasına, Antep'in sıcaklığına ve kim bilir, belki de o meşhur karşılaşmaya doğru ilk adımını atmıştı.
Bölüm etkileşimi
