13. bölüm / 23
İçimdeki fenerUmuda Adım Adım
Bölümler 23Şu an: Umuda Adım Adım
- 1 Önsöz177 kelime
- 2 Tek arkadaşım gözyaşı184 kelime
- 3 İçimdeki ışık182 kelime
- 4 Çaresizliğin Gözyaşları239 kelime
- 5 İçimdeki Işık240 kelime
- 6 İnanç ve ışık301 kelime
- 7 Işık ve Ateş (Alevilik İnancı)226 kelime
- 8 Güneşe açılan eller178 kelime
- 9 Her Söz Bir Gün Gerçek Olur189 kelime
- 10 Doğanın Işığında Gerçeği Bulmak228 kelime
- 11 Sönmekte Olan Işığın Arayışı204 kelime
- 12 Işığa Doğru Kaçak Yolculuk132 kelime
- 13 Umuda Adım Adım367 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Umudun ışığı68 kelime
- 15 Umutlar ayaklar altında64 kelime
- 16 Bir umudun adı elma68 kelime
- 17 Umudun sönüşü42 kelime
- 18 Umudun adı elma171 kelime
- 19 Sensizliğin içinde varoluş175 kelime
- 20 Çöle dönüş440 kelime
- 21 Çölde bir serap295 kelime
- 22 Çölde ki yıldızlar517 kelime
- 23 Sönmüş fener338 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kaçak yolla Almanya’ya gitmeye karar verdiğimde bunun sadece fiziki bir yolculuk olmadığını biliyordum. Bu, aynı zamanda içimdeki ışığın sönmemesi için verdiğim bir mücadeleydi. Hayatımın yönünü değiştirecek bu karar, aslında geçmişte bastırılmış her duygunun bir patlaması gibiydi. Antalya'daki yaşantımda ne kadar sevilsem de bir boşluk vardı. Arkadaşlarım, ailem, anılarım... Her biri güzeldi ama artık içimdeki ışık başka bir yola çağrılıyordu. Burada yanacak bir şey kalmamıştı. Almanya’da yaşayan abimle konuştukça yeni bir yol göründü gözüme — bilinmez ama güçlü bir çağrıydı bu. Resmî yollarla denedim, olmadı. Ve son bir çare kaldı: kendi yolumu çizmek.
İlk adımı attım ve yürümeye başladım. Önümde ne kadar uzun bir yol olduğunu bilmeden. Sadece yürüdüm. *Tam 32 saat.*
Ne uyku, ne su, ne yemek… Vücudum artık bana ait değildi sanki. Sadece bir içgüdüyle hareket ediyordum. Uyursam, durursam donup kalacağımı biliyordum. Yağmur hiç durmadan yağıyordu. Giysilerim sırılsıklam, ayakkabılarım çamur içinde, ellerim uyuşmuştu. *Hava sıfırın altındaydı.* Ama hâlâ yürüyordum. Titreyerek, ama devam ederek. Ve o anda fark ettim ki, *yağmur damlaları* benim için artık sadece su değil, bir mucizeydi.
Dudaklarımdan içeri giren her damla, *susuzluğumu hafifleten bir lütuf* gibiydi. Her şeyin içinde küçük bir şükür barına bilirdi demek ki. O anlarda umut sadece bir hayaldi, ama yürüyüşüm gerçekti. O gerçek beni ayakta tutuyordu.
Sırbistan sınırına ulaştıktan sonra ormanla çevrili dar bir patika yoldan geçerken yaşlı bir adamla göz göze geldim. Aynı dili konuşmuyorduk ama her şey bakışlarda gizliydi. Bana uzun uzun, üzülerek baktı. *İki elini kaldırarak, “Nereye gidiyorsun, orada bir şey yok” der gibi* bir ifade vardı yüzünde. Sanki bu yolun anlamsızlığını haykırıyordu sessizce.
Ben ise sadece *iki parmağımla yürümeyi işaret ettim.* Elimde kalan son sigara paketini çıkardım ve ona uzattım. Belki beni ihbar etmesin diyeydi, belki de içimde kalan son insanlık kırıntısıydı. Sigaramı aldı ve arkasını döndü. O an anladım: Bu yaşlı adam da hayatta kalmaya çalışan biriydi. Ve belki de sigarayı aldığı için utandı, ama onu geri çevirmedi. Çünkü bu, *bir teşekkür ya da minnet değil, sessiz bir barıştı.*
O an kelimelere gerek yoktu.
*Acı, çaresizlik ve insanlık tek bir bakışta birleşti.*
Yürümeye devam ettim. İçimde korku yok muydu? Vardı. Ama artık bana eşlik eden bir şey daha vardı: sessiz bir direniş.
Ve belki de ilk defa, sadece hayatta kalmaya değil, *yaşamak için yürüyordum.*
Bölüm etkileşimi
