7. bölüm · i loved you in silence / yoon jeonghan

⁷ an unrelated daisy

Red Spider Lily

(𝓗𝓪𝓫𝓲𝓽 - 𝓢𝓮𝓿𝓮𝓷𝓽𝓮𝓮𝓷 💎)

17 Yıl Önce

Soğuk.
Her şey soğuktu.

Beş yaşındaydım ve ağlıyordum.

Babam beni buraya bırakmıştı. Elimi tutmuştu, kapıya kadar getirmişti. Sonra-
"Güçlü ol, Lili," demişti. Sesi titriyordu. "İki ayda bir gelip seni alacağım. Testler yapacağız. Ama burada kalmalısın. Burada güçlenmelisin."

"Ama baba neden güçlü olmak zorundayım."
"Hayatta kalmak için." Gözlerime bakmadan konuştu. "Burası senin için en iyi yer."
Sonra gitmişti.
Arkasına bakmadan.

Burası The Abyss'ti.
Uçurum.
Ve ben düşüyordum.

İlk gün beni bir odaya koydular. Karanlık, soğuk, boş.
"Ağlama," dedi eğitmen. Sesi keskin, acımasızdı. "Burada ağlamak yasak."
Ama ben ağlıyordum.
Çok ağlıyordum.
"Sana dedim ki ağlama!"
Tokadı yüzüme çarptı. Acı beynime kadar yayıldı.

Yere düştüm.
"Ayağa kalk."

Kalkmadım. Kalamadım.
"Ayağa kalk!"

Kalkamadım.
Tekme geldi. Karnıma. Nefesim kesildi.

"Zayıf," dedi eğitmen. "Çok zayıfsın. Ama öğreneceksin. Ya güçlenirsin, ya ölürsün."
Ayak sesleri uzaklaştı.

Yerde kaldım. Tek başıma.
Ve o an-
O an anladım.
Burada kimse beni kurtarmayacaktı.

Bir hafta geçmişti, eğitimler başlamıştı. Dövüşmeyi, kendimizi savunmayı öğreniyorduk.
Yorgunlukla kenara geçmiştim. Burada 25 çocuktuk. Hepimiz neredeyse yaşıttık.

"Hey."
Bir ses.
Başımı kaldırdım.
İki çocuk yanımda duruyordu. İkisi de erkekti. Birinin gözleri griydi, siyah saçlı. Diğeri kahverengi saçlı, yeşil gözlü.

"Sen yeni gelen çocuksun, değil mi?" dedi gri gözlü. "Ben Raze. Bu da Yoru."
Yoru sessizce bana baktı. Gözlerinde bir şey vardı. Acı mı? Anlayış mı?
"Ben... Lili," dedim zayıfça, sesim titriyordu.
"Lili," tekrar etti Raze. Gülümsedi ama soğuk bir gülümsemeydi. "Kız çocuğu mu? İlginç. Genelde kız almıyorlar."

"Demek özelsin," dedi Yoru. Sesinde ne sıcaklık vardı ne de düşmanlık. Sadece... gözlem.

"Özel değilim," dedim. Gözyaşlarımı tutarak. "Sadece... babam beni buraya bıraktı."
"Hepimizin babaları bıraktı," dedi Raze omuz silkerek. "Ya da anneleri. Ya da ikisi birden. Önemli değil."
"Önemli olan hayatta kalmak," dedi Yoru.

Raze elini uzattı. "Gel. Sana yardım ederiz. Ama unutma- dost değiliz, burada herkes rakip. Sen de bizim rakibimizsin."

Elini tuttum. Titreyerek.
Ayağa kalktım.
Burada dost yoktu.
Sadece hayatta kalanlar vardı.

6 Ay Sonra

"Başını suya sok!"
Eğitmenin sesi yankılandı.
Ellerim suya daldı. Kafamı tuttular. Zorla.
Su burnuma, ağzıma girdi. Nefes alamıyordum.
Ciğerlerim yanıyordu. Kalbim çılgınca atıyordu.
Ama bırakmadım.
Bırakamadım.
Çünkü eğer bırakırsam-
Zayıftım.

"Daha fazla!" diye bağırdı eğitmen.
Otuz saniye daha.
Elli saniye daha.
Bir buçuk dakika...
Kafamı çektiler. Yukarı.
Öksürdüm. Su kustum. Nefes alamıyordum.

"İyi," dedi eğitmen. "Şimdi sen, Raze."
Raze'in sırası.
Onu da batırdılar. Ama o dayanamadı. Otuz saniyede çırpınmaya başladı.
Çektiler.
"Zayıf," dedi eğitmen.

"Yoru, sen."
Yoru daha iyiydi. Bir dakika dayandı.
Eğitmen bana baktı. "Sen her zaman daha iyisisin."
Raze bana baktı. Gözlerinde kıskançlık vardı.
Yoru sessizce başını salladı. Kabullenmişti.

Ama ben-
Ben sadece hayatta kalmak istiyordum. İntikam almak için hayatta kalmam gerekiyordu.

Eğitim bittikten sonra köşeye çekilmiştim. Ellerim kesiklerle doluydu-bıçak eğitiminden. Kanıyordu ama umurumda değildi. Acıya alışmıştık artık.

"Lili."
Başımı kaldırdım.
Yoru yanımda duruyordu. Elinde bir bez vardı. Temiz, beyaz.
"Al," dedi sessizce. "Elindeki kesikler için."
Ona baktım. Şaşırmıştım. "Teşekkürler."
Bezi aldım. Elimdeki kanları silmeye başladım.

Yoru yanıma oturdu. Sessizce. Hiçbir şey söylemeden.
"Bugün iyiydin," dedi sonunda. "Su altında. Çoğumuz o kadar dayanamaz."
"Sen de iyiydin," dedim.
"Ama sen daha iyiydin." Bana baktı. Diğerlerinden farklı olarak gözlerinde kıskançlık yoktu, sadece hayranlık vardı.
"Sen-sen farklısın. Güçlüsün."
"Güçlü değilim," dedim. "Sadece... korkuyorum. Korku beni güçlü kılıyor."

Yoru kaşlarını çattı. "Korku mu? Burada hep söyledikleri şeyi unuttun mu? 'Korku aklın katilidir.' Sen korkmamalısın."
"Biliyorum ama-"
"Ama ne?" Yoru sertçe konuştu. "Korku zayıflıktır. Burada hayatta kalmak istiyorsan korkuyu öldürmelisin."
Ona baktım. O da diğerleri gibi düşünüyordu. Beni anlamıyordu.

"Neyse," dedi Yoru ayağa kalkarken. "Sadece... dikkatli ol, Lili. Sen iyisin. Kaybedilmek için fazla iyisin."
Sonra hızla uzaklaştı.

Raze yanıma geldi. "Vay be. Yoru seni gerçekten önemsiyor galiba. Ama tuhaf biri, ne düşündüğünü anlamak zor."
Raze'e düz bir ifadeyle baktım.
İçimde garip bir his vardı. Yoru beni anlamamıştı. Ama en azından... önemsiyordu.

Eğitimler devam etti.
Bıçak savaşı. Hız koşusu. Dövüş. İşkence direnci.
Her gün biraz daha sertleşiyorduk.
Her gün biraz daha duygularımızı kaybediyorduk.

Altı ay önce ağlayan küçük kız-
Artık yoktu.
Şimdi ben-
Ben organizasyonun verdiği lakapla Red Spider Lily'dim.
Hızlı. Ölümcül. Duygusuz.

Bir gün, eğitimden sonra, Raze yanıma geldi.
"Nasıl bu kadar iyi olabildin, Sadece altı ayda nasıl beni geçtin?" dedi. Sesinde hayranlık mı vardı, yoksa düşmanlık mı?
"Sadece çalıştım Raze. Sizinde yaptığınız gibi." dedim düz bir sesle.

"Ama unutma," dedi, gözlerini kıstı. "Ben de iyileşiyorum. Bir gün seni geçeceğim."

"Belki," dedim. "Ya da belki diğerleriyle aynı sonu paylaşıcaksın."
Bazıları burdaki eğitime dayanamayıp kaçmıştı, sonları ölüm olmuştu.
Bazıları ise ilk defa göreve gitmişti, sonları ölüm oldu.
Bazıları ise burdaki işkencenin yoğunluğundan ölmüştü.
Raze'in yüzü gerildi.

Yoru araya girdi. "Hadi, kavga etmeyin. Biz dostuz."

"Hayır," dedim soğukça. "Bana ilk gün dediğiniz gibi burada dost yok. Hepimiz rakibiz."

Yoru bana baktı. Uzun uzun.
"Değiştin," dedi sessizce.

"Evet," dedim. "Değiştim."
Çünkü değişmeseydim-
Zayıftım.

1 Yıl Sonra

"Bugün ilk göreviniz."
Eğitmenin sesi soğuktu.

Önünde dizilmiştik. En sona kalan bizdik. Bütün elemelerin sonucunda sadece biz kalmıştık. Üç çocuk. Altı yaşında.
Raze, Yoru, ben.

"Hedef," dedi eğitmen. Bir fotoğraf gösterdi. "Bir kadın. Yirmi sekiz yaşında. Eski bir ajan. Bizden bilgi çaldı. Şimdi saklanıyor. Onu bulacaksınız. Ve susturacaksınız."

Susturmak.
Öldürmek.
Kalbim... hiçbir şey hissetmedi.
Sadece ben hiçbir şey hissetmemesi için onu zorlamıştım.

"Tahmin ettiğiniz gibi eski bir Abbys üyesi ve deneyimli. Bu ilk ve zorlu görev olucak. Yaşama ihtimaliniz az." dedi eğitmen soğuk sesiyle.
Bize sadece piyon gözüyle bakıyorlardı. Yeri doldurulabilirdik.

Raze öne çıktı. "Ben yapabilirim-"
"Hayır," dedi eğitmen. "Lili gidecek."
Dona kaldım.
Henüz yeterince güçlü değildim.
Bütün eğitimleri geçmiştim, en iyisi ben ve Yoru idik. Ancak ben duygusal açıdan güçsüzdüm. Sadece bunu saklıyordum.

"Ben mi?" Sesim düz çıktı. Şaşkınlık yok. Sadece... merak.
"Sen." Eğitmen bana baktı. "Eğitimlerde en iyi sonuçları sen elde ettin. En soğukkanlısın. En kontrollüsün. Sen yapabilirsin."
Onları sadece yapabilceğime inandırmıştım. Yoru benden daha iyiydi. Daha soğukkanlıydı.
Raze'in yüzü gerildi. "Ama ben de-"

"Hayır," dedi eğitmen keskin bir şekilde. "Lili gidecek."
Yoru sessizce bana baktı. Gözlerinde bir şey parladı. Kıskançlık mı? Yoksa... hayranlık mı?

Ama Raze-
Raze bana öfkeyle baktı.
Gözleriyle "Neden o?" sorusu vardı."Neden ben değil?"

O günden sonra her şey değişti.

Gece oldu.
Hedefin evine gittim.
Yanımda bir eğitmen vardı. Ama sadece izliyordu.
"Sen yapacaksın," demişti. "Tek başına."
Pencereden içeri girdim. Sessizce.
Kadın oturma odasındaydı. Kitap okuyordu.
Ona yaklaştım. Adımlarım sessizdi. Nefesim düzenliydi.
Elime bıçağı aldım.
Kadın başını kaldırdı. Beni gördü.
Gözleri büyüdü. "Sen-sen bir çocuksun-"
Hareket etti. Hızla.
Silahını çekti.
Ama ben daha hızlıydım.
Shurikeni fırlattım. Bileğine saplandı. Silah düştü.
Üzerine atıldım. Bıçağımla.
Kadın savundu. Dövüştük.
Tekme attı. Karnıma. Acı duydum ama durmadım.
Kolunu tuttum. Güçsüz olduğum için hassas bölgelere saldırıyordum. Bu yüzden silahlarımda bana uygundu.
Bıçağı boğazına götürdüm.
"Lütfen," dedi. Gözlerinde yaşlar vardı. "Ben-ben bir anneyi-"
Kestim.
Tek hamlede.
Kan fışkırdı. Ellerime. Yüzüme.
Kadın yere düştü. Gözleri boş kaldı.
Ona baktım.
Hiçbir şey hissetmemeliydim.
'Hiç bir şey hissetmiyorum.' bu cümleyi beynimden defalarca tekrarladım.
Ama tek duyduğum kelime 'anneyim.' oluyordu.
"Mükemmel," dedi eğitmen arkamdan. Sesinde gurur vardı. "İşte bu yüzden seni seçtik."
Tesise döndüm.

Raze ve Yoru beni bekliyordu.
"Nasıldı?" diye sordu Raze. Sesinde kıskançlık vardı.
"Kolaydı," dedim düz bir sesle.
"Kolay mı?" Yoru şaşırdı. "Birini öldürmek kolay mıydı?"
"Evet," dedim. Yalan söylüyordum. Ama onlar bilmemeliydi.
Raze gözlerini kıstı. "Sen... sen değiştin."
"Hepimiz değiştik," dedim.
"Hayır," dedi Yoru. "Sen-sen artık biri değilsin. Sen o çiçek gibi herkesin ölümünü getiren bir şey oldun."
Ona baktım.
"Burada hayatta kalmak için bir şey olmalısın," dedim. "Bunu siz de biliyorsunuz."
Sessizlik.
Arkamı dönüp onların yanından uzaklaştım. Gözümden damlayan yaşı hızla silerken odama ilerledim.

O gece kaçtım.
Tesisten çıktım. Sessizce.
Kimse farketmedi.
Bir parka gittim. Boştu. Karanlıktı.
Salıncağa oturdum.
Ve ağladım.
İlk defa.
Bir yıldır ilk defa.
Sesli ağladım.
Çünkü artık kimse görmüyordu.
Kimse umursamıyordu.
"Hey."
Bir ses.
Hızla başımı kaldırdım. Gözyaşlarımı silmeye çalıştım.
Bir çocuk yanımda duruyordu. Kahverengi saçlı, sıcak gözlü.
Korktum. "Sen-sen kimsin?"
"Ben Joshua," dedi yumuşakça. Gülümsedi. "Neden ağlıyorsun?"
"Ben-" Panikledim. "Ben ağlamıyorum!"
"Ağlıyorsun," dedi. Sesinde suçlama yoktu. Sadece... merak. "Sorun değil. Ben kimseye söylemem."
Ona baktım. Gerçekten söylemeyecek gibiydi.
"Ben..." Durdum. Ne diyebilirdim ki? "Bilmiyorum. Sadece... üzgünüm."
"Neden?"
"Çünkü... kötü bir şey yaptım."

Birisini öldürdüm.

Joshua başını salladı. "Herkes bazen kötü şeyler yapar. Ama bu seni kötü biri yapmaz."

Ama ben kötü biriydim.

Gözlerim doldu tekrar.
Ve o an-
Joshua bana sarıldı.
Hiç beklemiyordum.
Hiç kimse bana sarılmamıştı.
Dondum kaldım.
"Ne-ne yapıyorsun?"
"Sarılıyorum," dedi Joshua basitçe. "Üzgün insanlara sarılmalısın. Annem öyle derdi."
Sarıldı. Sıkıca.
Ve ben-
Ben ağladım.
Sesli ağladım. Ona tutundum.
Tüm acımı, tüm korkumu, tüm yalnızlığımı döktüm.
Joshua hiçbir şey söylemedi.
Sadece tuttu beni.
Uzun bir süre.
Sonra ayrıldık.

"Teşekkür ederim," dedim. Sesim boğuktu.
"Bir şey değil," dedi Joshua. Gülümsedi. "Arkadaş olalım mı?"
Arkadaş.
O kelime... o kelime çok uzun zamandır duymadığım bir kelimeydi.
"Arkadaş mı?" tekrar ettim.
"Evet," dedi Joshua. "Ben senin arkadaşın olabilirim. Eğer istersen."

Ona baktım.
O kadar sıcaktı. O kadar temizdi. O kadar... masumdu.
Ve ben-
Ben onu bu karanlıktan uzak tutmalıydım.
Ama aynı zamanda-
Ona ihtiyacım vardı. Bencilce davrandım.
"Evet," dedim. "Arkadaş olalım."
Joshua gülümsedi. Genişçe.
"Harika! Ben adımı söylemiştim. Senin adın ne?"
"Lili."
"Lili," tekrar etti. "Güzel isim. Çiçek gibi. Tıpkı bir papatya gibi."
Herkes ölüm getiren çiçek olarak açacağımı düşünüyordu benim. Ama o alakası olmayan bir papatyaya benzetmişti.

Gülümsedim. İlk defa gerçekten gülümsedim.
"Evet. Çiçek gibi."
Ve biz-
Biz orada oturduk.
İki çocuk.
Bir parkta.
Dünya yanıyorken.
Ama o an-
O an her şey iyiydi.

Şimdi
Yerde yatarken, kanlar içinde, o günü hatırladım.
İlk öldürüşümü.
Joshua'yla tanışmamı.
Raze ve Yoru ile olan gecmişimi.
Ve şimdi... şimdi her şey bitiyordu.
Tam o hayatım gibi.
Gözlerimi kapattım.
Elime kunaimi aldım ve kalbime götürdüm.
Belki... belki bir sonraki hayatta...
Her şey farklı olurdu.
Belki Joshua'yla ve diğerleriyle mutlu olurdum.
Belki Raze ve Yoru... hâlâ arkadaşlarım olurdu.
Belki...
Belki ben... sadece Lili olurdum.
Alakası olmayan bir papatya gibi.

𓂃𓂃𓂃☼𓂃𓂃 ☼𓂃𓂃☼𓂃𓂃 ☼𓂃𓂃☼𓂃𓂃 ☼𓂃𓂃𓂃
Diğer bölümde gizemli beyefendi geliyor. 𓆩ꨄ︎𓆪