9. bölüm · HOKEYCİ BOZUNTUSU(YARI TEXTİNG)
0.7
Selamlar , güzel bir bölüm sizleri bekliyor gibi beğenirseniz buraya düsüncelerinizi alalim.
Yalniz evrenin en uzun bölümünü yazdım heralde.
Bölüm Şarkımız:
"Sana bakınca ne hissettiğimi biliyor musun? Onca kalabalığın içinde sadece sen varmışsın gibi."
10 Things I Hate About You (1999)
𓃠
İstanbul'un göbeğindeyim. Köprünün göz alıcı ışıkları tam karşımda. Kırmızı bir spor arabanın kaputuna yaslanmışım. Üzerimde kırmızı çok güzel bir gece elbisesi var. Arkamdaki arabadan Gökhan Türkmen'in sesi geliyor.
"Gitme bitmesin diye bütün gece ağladım.
Hayır olmaz böyle biteceğine inanmadım
Gidersen kalan hayalinle ben ne yaparım
Sensiz olmaz böyle gideceğine inanmadım..."
Başımı yanıma çeviriyorum. Hemen yanımda, acı kahve gözleri üzerimde olan adama bakıyorum. Giray...
Gülümsüyor. Gamzesi de varmış.
Sonra yavaşça ona doğru yaklaşıyorum... İlk öpücük benden olsun.
Yaklaşıyorum ... yaklaşıyorum... yaklaşıyorum... yaklaşıyorum...
Dudaklarımız arasında bir nefes kadar az mesafe kalıyor.
Ve boom!
"Gece! Uyan haydi. Öğle arasına girdik..." Baş ucumda bana dokunanarak uyandırmaya çalışan Asya ile beraber gözlerimi huysuzca araladım.
"Ya Asya..! Rüyanın en güzel yerinde beni neden uyandı-" Bir anda kafamı sıradan kaldırdığım gibi oturduğum yerden fırladım. Ben rüyamda o uyuz hokeyci bozuntusunu mu öpmüştüm?! Refleks olarak dudaklarımın üzerine gittiğinde Asya gülerek sıraya yaslandı.
"Hayırdır Gece Hanım? Kimi görüyordunuz rüyanızda?"
"Sus be. Rüya değil kabustu o..."
Yanından geçerek sınıfın çıkışına doğrı ilerlediğimde peşime takılmıştı.
"Bana daha çok peri masalı gibi geldi ya. Nasıl bir rüyaydı Gece? Anlatsana. Mırıldanıp duruyordun zaten sürekli... Anlamadım ama ..."
"Sussana Asya ya. Dedim ya kabustu o! Hatta karabasan falan da olabilirdi yani. Emin değilim." Karabasan gibi çöktü çocuk resmen üzerime.
"Hıhım Gececiğim . Kesinlikle. Bu arada biz nereye gidiyoruz ya?" Diye sordu.
"Kantine," Dedim.
"Ay! İyi olur. Hem şu Giray meselesini oturur konuşuruz. Dün gece-" Sözünü kestim.
"Asya! Ulu orta yerde şundan öyle ismiyle bahsetmesene. Malum yerli bir 'Gossip Girl'ümüz var. Sağdan soldan falan nereden çıkacağı belli olmuyor kızın. Bir de o meseleyi okulun itiraf sayfasına falan mazAllah dağıtır. Bir ton mesele..."
"Aa Gece. Sen de fark ettin mi? Sizin şu buz sahasında mahsur kalma meselesi nasıl Dedikoducu Kızın ağına düşmedi? Hala tek bir mesaj yok o olayla ilgili. Üç günü geçiyor...Şahsen ben manşetlerde Olay Olay Olay ünlü hokey oyuncusu Giray Çakırca Gece Gürsoy ile aynı buz sahasında bütün gece mahsur kaldılar. Bütün gece. Kim bilir neler olmuştur?xoxo, Gossip Girl. Diye bir tweet falan bekliyordum aslında..." dediğinde sinirle omzuna bir tane indirdim. "Ah! Acıdı be?" Dediğinde sinirle ona döndüm.
"Yapmasana Asya. Biri gerçekten duyacak şimdi?" Elini ağzına götürüp fermuar çeker gibi yaptığında arkama dönüp sıcak bir çikolata ve bir tost söyledim. Sıcak çikolata ve tost. Ne iyi bir seçimdi ama değil mi? Bundan reglimin yaklaştığını çıkardım ve ücreti ödedikten sonra tepsiyi aldım.
Asya'ya döndüm. "Bir şey istiyor musun?"
"Alırım ben. Sen şey etsene... masa tutsana bize."
"Tamam. Fatoş'lar nerede bu arada?"
"Geliyorlar."
Arkamı dönüp hızlıca etrafı taradım. Kantin fazlasıyla doluydu. Köşelerde küçük bir masa bulup ona doğru ilerlediğim esnada kantinin kapısının açıldığını gördüm. Giray'ı yanında bir kaç arkadaşıyla içeri girerken görmemle beraber telaşla arkama döndüm. Gitmeliydim. Gitmeliydim. Gitmeliydim.
"Gece?" Asya. "Ne yapacaksın?" Diye fısıldadı kulağıma." İstersen bahçede oturabiliriz."
"İyi olur," Hızlıca Asya önde ben arkada kantinin çıkışına doğru ilerlediğimiz esnada tanımadığım bir kızın tam biz Giray'ların yanından geçerken ayağıma çelme takmasıyla kantinin içinde benim koca çığlığım yankılandı. Elimdeki tepsi bir anda havaya doğru fırladığı esnada gözlerimi kapatmış ve kaderime razı gelmiştim. Ama öyle olmadı...Belime sıcak bir elin sarılmasıyla beraber sert zemine kapaklanmadan yakalandım. Tarçın... Giray Çakırca.
Bir anda bir ona baktım bir de biraz yukarıda tek eliyle havada tuttuğu tepsime. Spiderman? Yok. Bu çocuk kesinlikle Daredevil.
Sakince bütün herkesin gözlerinin üzerimde olmasını umursamadan ayaklandım. Sanırım kaçmadan önce teşekkür etsem iyi olurdu.
Tepsimi uzattı.
Aramızda soğuk bir rüzgar vardı.
Geçerken kulağına doğru fısıldadım. "Doğru söyle. Daredevil'sın ve geceleri maske takıp iyi insanları kurtararak kahramanlık yapıyorsun, değil mi?"
Gülmek ister gibi baktı ama gülmedi.
"Sadece refleks , Gece..."
Tepsimi alıp ters ters ilerlerken konuşmaya devam ettim. "Güzel refleksler ,Hokeyci." Dedim başımı sallayarak.
Etraftaki insanların gözlerinim üzerimde olması beni utandırdı ve koşar adım kantinden çıktım.
"Çıldıracağım ya. Ben bir de bu çocukla okuldan sonra tüm gün stantta görev alacağım. Allah'ım bana lütfen sabır ver. O uyuzu boğup geberterek katil olup hapishane köşelerinde heba olmak istemiyorum ben..."
"Ne oldu kızlar? Gece yine kimi boğuyor?" Deniz.
"Gece itiraf etti. Giray'dan kaçıyor yani itiraf etmedi tam ama ben anladım. Sabahtan beri sınıftan çıkmamalar, kantine giderken on defa sağı solu kontrol etmeler falan ... Ha bir de Giray'ı görünce telaşlandı kaçmak isterken ayağı takıldı falan. Kesin bu kız dün geceden sonra Giray'dan köşe bucak kaçıyor..." Dedi Asya hevesle."Bir de onu boğarak öldüreceğini ama sonra gidip teslim olacağını açık açık itiraf etti.Bir de Giray tüm kantinin ortasında Gece'nin ayağı takıldığında onu tekte yakaladı. Bir de tepsisini havada tuttu. Bir kaç hafta konuşulur bu. Haberiniz olsun önden."
Cümledeki bir de yoğunluğu...Sonra aptal dedim ona. Sonra...
"Acaba Dedikoducu Kız sen olabilir misin Asya?" Diye sordum sinirle.
"Ne dedi? Ne dedi?"
"Oha falanım kızım şuan. Ciddi misiniz? Nasıl oldu? Tüm detayları istiyorum..."
"Sen iyi misin Gece? Bir yerinde bir şey var mı? Neden ayağın takıldı senin? Fazla sakar birisi olduğunu da sanmıyorum..." Merih'e doğru döndüğümde ilk defa birisinin bana uzun zaman sonra nasılsın diye soruşuna şahit olmuştum. Samimi bir şekilde gülümsedim.
"Salağın biri çelme taktı Kantinde," dedim omuzlarımı düşürerek.
"Kim yapar ki bunu? Sen öyle çok göze batan bir kız değilsin?"
"Evet. Haklı Merih. Kimin seninle sorunu olur ki çok saçma?"
"Kesin o Selin cadısının işidir. Ama ben yanında bırakmam tatlım. Köşede bir yerde sıkıştırırım..."
"Hayır yani o kimde kendine bu kadar güvenebiliyor? Onun sonradan görme yerinde bir doğuştan tapu sahibiyiz kızım. Ne bu havalar yani? Hayır Giray'da dünya üzerinde kız mı kalmadı da o cadı Selin'le çıkma gafletine düştü acaba ya çok merak ediyorum..."
"Tamam. Gençler. Sakin olalım. Ben iyiyim ve kimseyle de bir sorunum yok. Selin'le de..."
"Selin'le de mi?Hiç inandırıcı değildi bu Gece!" Asya.
"Katılıyorum." Merih.
"Küçük at da civciler yesin cimcime," Deniz.
"+1 atıyorum ben de hayatım," Fatoş.
Cidden o kadar mı belli ediyorum ya?
Sinirle elimdeki tosttan bir lokma alıp koridorda arkama dönerek yürümeye başladım.
Pekala, kim hoşlandığı çocuğun onu aldatan eski sevgilisinden gördüğü zorbalığa rağmen ona karşı sorunsuz bir şekilde kalmaya devam edebilirdi ki?
Şahsen ben... kesinlikle hayır!
"Gece! Sınıf bu tarafta nereye? Aklın mı şaştı? Gelsene kızım..."
"Hava alacağım..."
Onlar sınıfa girdiğinde ben de bir kaç dakika temiz hava alabilmek adına bahçe kapısına doğru ilerlediğim esnada kalbim anlamsızca küt küt atmaya başladım. Adımlarım bahçe kapısının aksine -1 deki spor salonuna ilerlediğinde bunun sebebini bir kaç saniye içinde anladım. Giray Çakırca. Buz sahasında tek başına hokey oynuyordu. Az önce kantinde değil miydi o?
Sanırım ona görünmeden kaçsam fena olmazdı.
Arkamı dönmemle beraber bir anda ayağımın köşedeki bir kaç file içerisindeki voleybol ve basketbol toplarına takılması ve benim yeri boylamam bir oldu. Tabii bu sefer anında yakalayan bir Daredevil'ımız yok! Kes sesini içses!
"Hoş geldin Röntgenci Güzeli," Bir anda kalçamın üzerine düştüğüm zeminden hızlıca kalktığımda canım yandı. Alt dudağımı ısırdığımda onu kapının hemen yanında buldum.
"Ben ... şey... burada olduğunu bilmiyordum ... Gidiyorum zaten... şimdi ..." Kapıya doğru ilerlediğim esnada elini kaldırdı ve bir anda kapıyı sertçe kapattı.
"Ben de tam seni bekliyordum Röntgenci Güzeli," Soğuk nefesini ensemde hissettim.
"A-anlamadım?"Sakin ol. Nefes al. Kalbimin küt küt atmasına izin verme. Kokusuna yenilme.
"Forma mı diyorum? Çok mu beğendin? Bugün getirirsin diye düşünmüştüm ..." Ona doğru döndüğümde gülümsediğini gördüm.
Tarçın ... buram buram tarçın kokuyordu. Acaba parfümü müydü ? Beçlki de duş jeliydi? Öğrenip stok yapsam fazla saplantılı bir manyak gibi görünür müydüm? Sanırım... Evet. Duymadınız sayalım.
"Hah! Şey...aslında... bu arada kuru temizlemeye falan vereceğimi sanıyorsan yanılıyorsun makineye atıp getireceğim."
"Atmana gerek yoktu aslında. Direkt getirseydin sen..." Dedi bir eli hala yanımda kapının üzerindeyken.
Başımı salladım. "Olmaz öyle. Sonuçta üzerime giydim." Dedim. Bir anda gözleri dudaklarıma doğru indiğinde nefes alamadım. Hatta bir ara nefes alışverişlerim dahi bozuldu. Bana bunu yapamazdı. Hayır. Hayır. Daha fazla yaklaşırsa veyahut düşündüğüm şeyi yaparsa buradan beni ambulansla yoğun bakıma götürürlerdi.
Elimle yakamı genişlettim. "B-başka bir şey ... söylemek istediğin bir şey falan yoksa yani..." Derin nefes al Gece! O sadece bir insan Deniz gibi Merih gibi düşün. Hayır , değil. Onlardan daha başka bir konumda.
Başını iki yana salladı. Bana ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Tam o anda hala nefes alışverişlerim düzende değilken arkasına yaslandığım kapı zorlandığında onu ittirdiğim gibi kurtup kapıyı açtım.
"Giray! Müdür kayıt işi tamam dedi. Ben ne yapayım şimd-" Ve sarışın bir kızı elinde bir kaç dosya ile gördüğümde yürürken dengemin bozulmasıyla ona çarpıp elindeki belgeleri yere düşürdüm.
"Ö-özür dile..." Öksürmeye başladım. Yere eğilip onunla beraber belgelerini toplamak istedim ama kız bir anda beni iki yanımdan tuttu.
"Önemli değil. Ben hallederim. Sen iyi misin? Neyin var? Giray?" Derin nefesler almaya çalışırken Giray'ın bana doğru yaklaştığını görmemle arkamı dönüp kaçmam bir oldu.
Ben zaten kaçardım hep. Hem de çok iyi. Şimdi de olduğu gibi ...
Zilin çalmasıyla beraber sınıfa geçmemizle beraber ben en arkada cam kenarı sırama doğru ilerledim. Sırama oturup bizimkilere bir şey fark ettirmeden çantamdan ilacımı aldığım esnada sınıftan içeri giren Selin ve tayfasını gördüm. Benim olduğum tatafa doğru yönelip dakikalar içinde sıramın tam önünde üç kız durdu.
Selin , Alev ve Kübra.
Bu durumdan hoşlanmayan ve çevremdeki sıralarda oturan Asya , Fatoş , Deniz ve Merih'te bize doğru döndü.
Bir kaç saniye daha bekledikten sonra konuşmayacağını anladığımda başımı salladım.
"Ee Selin? Hayırdır? Hangi rüzgar attı seni bu tarafa?" Birden önüme bir broşür koyulduğunda çatık kaşlarla ona baktım.
Happy Birthday mi?
Selin Kayasoy!
"Ee Selin yani?"
"Yarın akşam doğum günü partim var. Ve geçen gün yaşadığımız yanlış anlaşılmadan ötürü senin de gelmeni istedim Gece. Giray'la soyunma odasında basmıştım ya hani seni? Öyle değilmiş o aslında tatlım. Bunu bir barış ilanı gibi düşünelim mi?" Gıcık. Resmen bütün sınıf zaten ilgiyle bize döndüğünden bilerek soyunma odası meselesini açarak beni küçük düşürmek istemişti.
Ya sabır!
"Asya ,Fatoş , Deniz ve Merih'te gelecek hem partiye Gece. Lütfen sen de gel. Hem sınav günü öncesinde hepimiz kafalarımızı dağıtmış oluruz."
"Sınav gecesi kafa dağıtmaktan ziyade ders çalışmayı tercih ederim Selin,"
"Haydi Gençler. Zil çalalı epey oluyor. Sıralarınıza geçin!" Yeliz Hoca.
"Doğum günü kızını üzme lütfen. Bekleyeceğim seni Gece..." Sırasına doğru ilerlediği esnada sinirle önüme bıraktığı broşürü avuçlarımda buruşturdum.
Ay bir de prenses tacı takıp kendine doğum günü pankartı bastırmış... cringe komasına girecektim şimdi. Prenses.
Arkama yaslanıp bacak bacak üzerine attığımdaysa Selin'le göz göze geldik. Elimde buruşturduğum broşürünü işaret etti kaşlarıyla. Gülümsedim. Ardından buruşturduğum kağıdı tekrar açıp sıradan düz bir hale getirdikten sonra iki ucundan katlayarak küçük bir uçak haline getirdim. Hala beni izliyordu.
Ona son bir bakış attıktan sonra Yeliz Hoca'nın tahtaki slaytla ilgilendiği esnada elimdeki uçağı pencereden dışarı Hokey antremanı yapan bir kaç sınıfın olduğu saha köşesine doğru uçurdum . Ne yapayım sınıfın penceresi bahçedeki antreman sahasına bakıyordu. Ee malum. Spor salonundaki sahayı kullanmadan önce küçük elektrik panosu sorunlarını çözmeleri gerekirdi. Onlar da bu süreçte bahçedeki taş zeminde antreman yapacak gibiydi.
Güzel! Evren Giray Çakırca'yı hatırlatan her şeyi karşıma çıkarmaktan bıkmayacak gibiydi sanırım.
𓃠
Son dersin ziliyle beraber ayaklandığımda,"Biri lütfen bana sağlam bir kafa atsın. Üç gece hastanede yatmaya razıyım. Yeter ki Giray'la bir arada kalmayayım..."
Sırtımdan sınıfın dışına doğru itildim.
"Hadi Gece..."
"Off Asya..." Sinirle çantamı alıp sınıftan dışarı çıktım ve bahçeye doğru ilerledim. Bahçe kapısından çıktığımız esnada Asya ve Fatoş arkamdan seslendi.
"Biz buralardayız. Haberleşiriz. Çıkışta bekle bizi şu senin hokeyci meselesinin tüm detaylarını alacağız..." Onlara kafamı sallayarak çantamdan kameramı çıkarttım.
"Müdür Bey Şenlik alanını sosyal medya hesaplarında paylaşmak istediğini söyledi. Benim için bir vlog çekersiniz hazır buradayken o zaman. Ben pek müsait olamayabilirim..." Kamerayı Fatoş'a verip stanta doğru ilerlediğim esnada yine kalbim bana ihanet ederek küt küt atmaya devam etti. Elimi göğüs kafesimden içeri sokup o ürkek şeyi oradan çıkarsam ne olurdu..?Müdür Bey'i ve Giray'ı yan yana gördüğümde utana sıkıla ben de yanlarına doğru ilerledim.
"Gece'de geldiğine göre o zaman sizi Mutlu Bey ile tanıştırayım. Kendisi gönüllü olarak bugün organizasyonumuzun liderliğini üstlenecek ..." Bizi çocukların arasında onlarla birlikte çocukça eğlenen adamın yanına götürdü. "Mutlu Bey. Giray ve Gece ile tanıştırayım sizi. Onlarda bugün gönüllü olarak size yardımcı olup stantta görev alacaklar..."
Adam etrafında durmadan koşuşturan küçük çocukların arasından sıyrılarak, "Durun bakalım. Yeni arkadaşlarımız gelmiş..."
"Merhaba çocuklar ben Mutlu Mesut," Bir anda gülmemek için kendimi tuttuğumda Giray'ın benim aksime kocaman bir kahkaha attığını duydum.
"Merhaba Mutlu Mesut Bey. Tanıştığımıza memnun olduk. Benim adım Feryat Figan. Bu arkadaşımız da Derya Deniz ..." Bir anda ortamda bir sessizlik oluştu. Müdür Giray'a uyarıcı bakışlar attığı esnada bir anda Mutlu Bey'in kocaman bir kahkaha atmasıyla ortam yumuşadı.
"Sevdim bu çocuğu..."
Üçü de gülmeye başladığında dayanamayıp ben de gülmeye başladım.
"Haydi! Tabanlara kuvvet. Bu kadar gülme yeter..." Bir anda Mutlu Bey birine seslendi ve adam elinde bir şeylerler bize yaklaştı. "Alın bakalım. Bunları giyinip beş dakikaya yanımda olun..." Kırmızı ve mavi iki tulumu bize doğru uzattığında kırmızı olanı aldım ve arkama dönerek soyunma odasına doğru ilerledim. O da hemen arkamdan ıslık çalarak geliyordu. Uyuz. Hangi şarkının melodisiydi o? Sevdik sevdalandık? Elim kapı koluna değdiğinde ona doğru döndüm.
Sırtını erkekler soyunma odasının kapısına yaslamış elleri cebinde beni süzüyordu. Ve hala aynı melodiyi ıslık olarak çalıyordu.
"Keser misin şunu?"
"Bugün çok güzel bir gün olacak. Hissediyorum Röntgenci Güzeli..."
"Keşke benim için de öyle olabilseydi Hokeyci Bozuntusu..."
"Senin için nasıl bir gün olacakmış?"
"Kabus gibi ..."
"Ne? Mükemmel ötesi mi?Abartma canım sen de . Mükemmelin ötesinde olamaz ama zorlarız merak etme sen ..."
"Uyuzsun Giray,"
"Ne? Çok mu sempatiğim?Daha neler canım?"
Soyunma odasına girip cevap olarak kapıyı suratına çarptım.
Hızlıca üzerime yanıma sabah aldığım siyah atleti giydikten sonra kırmızı tulumu geçirip aynanın karşısında durdum ve hafif dalgalı saçlarımı atkuyruğu yaptım. Hava çok sıcaktı ve bütün saçım enseme dolmuştu. Toplamak iyi gelirdi. Hızlıca işimi halledip çantama formalarımı sıkıştırdığım esnada çantamdan düşen not kağıtlarına gülümseyerek baktım.
Bunu sen istedin Hokeyci Bozuntusu... Bu bir hodri meydandır!
Hızlıca pembe kalpli kağıdın üzerine siyah tükenmezle bir not yazdım.
Skor hala 2-0 Hokeyci Bozuntusu! Unuttum sanma.Pusulan yanlış yönde... Bir sonraki raunt sandığından daha zor olacak senin için.
#gizlibelan
Hızlı ve sessizce soyunma odasından çıkaracak ayak ucumda karşı odaya doğru ilerledim. Önce kapıya kulağımı yaslayıp ses olup olmadığına baktım. Ardından yapışkanlı kağıdı kapıya yapıştırdığım gibi ayak ucumda tekrar soyunma odasına dönüp kapımı kapattım ve kulağımı kapıya yasladım. Utanmasam damacanayla yan komşusunu dinleyen adama dönüşecektim o derece yani! Bir kaç saniye sonra karşı odanın kapısı açıldı. Bingo. Bir anda bulunduğum odanın kapısı paldır küldür çalındığında ödüm kopmasa da bozuntuya vermedim.
Kapıyı aralık açtım.
"Ne oluyor be?"
"Çık!"
"Sizin köy de kapı çalma adeti yok mu?"
"Ne köyü Gece?"
"Pardon canım. Plazada diyecektim..."
"Çıksana sen bir dışarı..."
"Olmaz!"
"İyi ben gireyim o zaman,"
"Manyaklaşma be..."
"Ne o? Bir sen mi karşı tarafın soyunma odalarına dalabilirsin?"
"Çıplağım..."
"Gelinlik mi giyiyorsun kızım? Alt tarafı bir tulum. Giy gel. Hadi bekliyorum kapıda. Kıpırda biraz...Palyaçoya döndürdü zaten herif bizi ..." Kıkırdadım. O içine beyaz bir kısa kollu giymişti. Bicepsleri çok güzel duruyordu beyaz tişörtle. "Gülmesene kızım... Sen çıksana şu oradan." Kapıya tekrar yüklendiğinde daha çok güldüm.
"Mavi sana çok yakışmış Hokeyci Bozuntusu!"
"Gel bir de seninkini görelim Kırmızılı,"
"Olmaz! Bekle biraz,"
"Sen bir haltlar çeviriyorsun ama..." dedi ve ardından ekledi. "Daha önce hiç birinin gizli belalısı oldun mu?" Diye sordu bir anda konudan bağımsız ciddi bir halde.
Başımı iki yana salladım. "Hayır..."
"Güzel," diye mırıldandı bir anda. Ardından pembe kağıdı iki parmağı arasında kaldırdı. "Bu notu sen mi yapıştırdın kapıma?"
"Ne notu? Senin kapına not mu yapıştırmışlar?" Kahkaha attım. Kapıyı zorlamayı bırakmıştı. "Senin gizli belalında mı varmış?" Dedim dalga geçer gibi. Elinde ikiye katladığı notu iki parmağı arasında kaldırdı.
"Bu meselenin altından da sen çıkarsan hesabın katlanıyor Röntgenci Güzeli haberin olsun."
"Ben ne alaka ya? Ben burada üzerimi giyiniyorum?"
"Bir numaralı şüphelimsin Röntgenci Güzeli..."
"Bir numaralı uyuzumsun 22 Numara,"
"Sen neden hala üzerini giymiyorsun?"
"Ne giyinmesi?Giyiniğim ki zaten!" Pot kırdın Gece. E aferindi o zaman sana.
Tam tekrar kapıya yükleneceği esnada kapıyı kapatmak üzereydim ki,"Gel buraya bana bunun hesabını ver çabuk!"
"Ya bir git başımdan. Plazaların tepesinde başına taş düşse benden bilirsin sen,"
"Anlamayacağımı mı sandın?"
"Ya asıl ben bir şey anlamıyorum. Şuan yargısız infaz yapılıyor..."
"Kameralara yakalanmışsındır eminim, Gizli Belalım." Bir anda kapıdan uzaklaşıp gitmeye başladığında ani bir refleksle koca bir çığlık koyurdum.
"Fare var! Giray Fare var! Gördüm. Kocamandı..." Bir anda kapıyı açtığım gibi koşarak koluna yapıştığımda çatık kaşlarla bana baktı.
"Ne faresi?"
"Gördüm. Kocamandı. Kafan kadardı Giray,"
"Güzel. Oyunculuk desen o da var...Bizi fena uğraştıracak gibisin sen Röntgenci Güzeli..."
Bir çığlık daha koyurdum. "Oradan geçti. Görmedin mi? Nasıl görmezsin?" Bir çığlık daha atıp elimi ağzıma götürdüm. Resmen ahtapot gibi boynuna yapıştım. "Çıkar beni buradan. Dayanamıyorum. Fare fobim var. Bayılacağım Giray!" Bir anda ona doğru düşer gibi yaparken bayılma taklidi yaptım.
Bir de bayıl istersen Feriha!
Tek eliyle beni bacaklarımın altından tutup kaldırdığında düşmedim desem yalan olurdu. Tek eliyle kaldırmıştı ya tek eliyle. "Bir numaralı baş belamsın Röntgenci Güzeli..."
"Bir numaralı kurtarıcım oldun az önce Uyuz Hokeyci,"
"Bu sanırım iyi bir şey oldu."
Ayaklarımı sallaya sallaya beni bahçeye kadar çıkarmasına izin verdikten sonra beni kapıda indirmesini söyledim. O anda itibaren bizi kocaman bir macera selamladı.
"Evet !Çocuklar toplanın etrafıma. Sizi Giray abiniz ve Gece ablanızla tanıştıracağım. Bugün sizinle beraber oyunlar oynayacaklar..." Çocuklar etrafımızda koca bir daire oluşturdu. Düdükler çalındı. Şarkılar açıldı. Giray ve bana bir sürü rengarenk boyama kalemleri verildi.
Kediler.
Aslanlar.
Kelebekler.
Uğur böcekleri.
Bir sürü farklı şekilde boyanmıştı miniklerin suratı.
"Evet Çocuklar! Şimdi iki takıma ayrılmanızı istiyorum. Bir tarafta Gece ablanız diğer tarafta Giray abiniz olacak!"
Yakar top.
"Hadi Gece abla!"
Topu bacağıma doğru fırlattı. "Uyuz!"
Elimdeki topu tam kafasını isabet alarak attım. Havada tuttu."Bak senden can kaptım Röntgenci Güzeli!"
"Öküz!"
"Hocam hakaret var!"
1-0
Bu sefer Çakırca önde!
"Gece , Giray... Yakalayın bu kalemleri. Haydi. Yere daireler çizeceğiz."
Eğildiğim yerde tebeşiri beton zemine o kadar sert bastırmıştım ki ucu 'çıt' diye kırılıp parmaklarımın arasından kaydı. Soluğumu dışarı verirken alnıma düşen saç tutamını elimdeki tebeşir tozuna aldırmadan geriye ittim. Üzerimdeki kırmızı tulumun etekleri çoktan toz içinde kalmıştı ama şu an bunu dert edecek lüksüm yoktu.
Güneşin altında, etrafta koşuşturan onlarca ilkokul çocuğunun bağrışmaları arasında tam anlamıyla bir kaosun ortasındaydık. Ve bu kaosun tek sorumlusu, birkaç metre ötemde kafasına ne ara taktığını bile anlamadığım yamuk sihirbaz şapkasıyla duran Giray’dı.
"Bakın şampiyonlar," diyordu Giray, elindeki yüz boyası fırçasını bir orkestra şefi gibi sallayarak. "Sihirbazın birinci kuralı nedir? Asla sırrını vermez. İkinci kuralı ise... Gece Abla’nızın çizdiği çizgilere basmamaktır, yoksa kurbağaya dönüşürsünüz."
Ellerimi belime koyup doğrulduktan sonra ona en ters bakışlarımdan birini gönderdim.
"Çocukları benim parkurumla korkutmayı kes Uyuz," dedim sesimi net tutmaya çalışarak. "Ayrıca o şapka sana hiç olmamış. Bir sihirbazdan daha çok katil palyaçoya benzemişsin."
Çocuklar kıkırdayınca Giray bana doğru adımladı. Yüzündeki o meşhur, sinir bozucu sırıtış yerli yerindeydi. "Palyaço mu? Ben burada sanatı icra ediyorum kızım. Arkadaşın yüzüne kaplan çizdim, bak!"
Yanındaki küçük çocuğun yüzünü bana doğru çevirdiğinde gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Çocuğun yanağındaki turuncu leke aslandan çok, bıyıklı ve komik bir patatese benziyordu.
"Giray, çocuk daha çok patatese benziyor. Yazık, ver şu fırçayı bana," diyerek elimi uzattım ama fırçayı hemen arkasına sakladı.
"şşşt.Geri çekil bakıyım Röntgenci Güzeli.Yüz boyama bende, çocukları oyalamak sende."
"Uyuz," dedim hırsla. Çocuklara dönüp sesimi topladım. "Evet çocuklar, toplanın! Oyunun adı Renkli Parkur! Kırmızı karede zıplıyoruz, mavi dairede kendi etrafımızda dönüyoruz, sarı çizgide ipte yürür gibi dengede kalıyoruz. Şaşıran kim olursa..."
"Doğrudan bana geliyor ve yüzüne kocaman bir ejderha çiziyorum!" diye araya girdi Giray.
Ona doğru bir adım yaklaşıp sadece onun duyabileceği bir fısıltıyla konuştum. "Hile yapıp çocukların kafasını karıştırma. Şu cezayı çabuk bitirip gitmek istiyorum sadece."
Eğilip kulağıma doğru fısıldadığında nefesi tenimi teğet geçti. "Akşama kadar buradayız. Tadını çıkar."
Ellerimi sinirle belime koydum ve sağ ayağımı çatık kaşlarımla yere vurdum.
Omuzlarımdan tutarak beni işime geri döndürdü. "Mızmızlanma Röntgenci Güzeli. Daha akşama çok var haydi..."
"Tepemi attırma benim ,Uyuz Hokeyci!"
İlk çocuğu parkura saldığımda her şey yolunda gidiyordu. "Zıpla, zıpla... Aferin! Şimdi maviye geç!" derken Giray aniden araya kaynak yaptı:
"Sihirli kural! Maviye basan Gece ablasının taklidini yapar!"
Küçük kız anında durup ellerini beline koydu, kaşlarını çatıp ayağını yere vurdu. Tam olarak benim az önce yaptığım hareketin birebir aynısıydı. Çocuklar kahkahaya boğulurken Giray’a baktım. O ise omuz silkip gayet rahat bir tavırla gülümsüyordu.
"Sihirli kuralımız değişti. Kırmızıya basan da Giray abisinin taklidini yapsın bakayım hemen!"
Bir anda kırmızıya basan erkek çocuk ile maviye basan kız çocuğu aynı anda birbirlerine döndü.
Küçük çocuk çapkınca gülümsedi. Saçını arkaya doğru attı ve tıpkı az önce uyuz Giray'ın yaptığı gibi ,"Mızmızlanma Röntgenci Güzeli," dedi.
Kız ise çatık kaşları ile bütün ağırlığını sağ ayağına verdi.
"Tepemi attırma benim, Uyuz Hokeyci,"
Bir anda biz de dahil bütün alandan koca bir kahkaha attı. Resmen bizim küçük versiyonlarımızdı bunlar.
"Tamam," dedim parkuru bitiren son çocuktan sonra hırsla öne çıkarak. "Çocuklar bittiğine göre... Bu parkur öyle değil, böyle tamamlanır. İzle de gör Uyuz Hokeyci."
Giray tek kaşını kaldırdı. "Sanki bir sporcudan daha hızlı bitirebilirmişsin gibi konuşuyorsun Röntgenci Güzeli."
"İddiaya var mısın?"
"Kabul ama kazanan kaybeden suratına istediğini çizer!"
"Ama baştan söyleyeyim, ikimiz için de çelme takmak serbest."
"Hileci bir Röntgeci Güzelisin sen!"
Çocukların "Gece! Giray! Gece! Giray!" tezahüratları arasında parkurun başına geçip yan yana durduğumuzda, gözüm bir yandan yerdeki çizgilere, bir yandan da bana çelme takmak için fırsat kollayan Giray’ın muzip yüzüne takıldı. Bu ceza bugün bitmeyecekti, biliyordum; ama onu bu parkurda rezil etmeden de şenlik alanından çıkmaya hiç niyetim yoktu.
Gözlerimi Giray’dan ayırmadan omuzlarımı gerdim. Çocuklar etrafımızda dev bir halka oluşturmuş, tempolu alkışlarla bahçeyi inletiyordu.
"Üç deyince!" diye bağırdı kenardan minik bir kız çocuğu. "Bir... İki... Üç!"
Aynı anda fırladık. İlk kırmızı kareye ilk basan ben oldum ama Giray o uzun bacaklarının avantajını kullanarak daha ikinci adımda dibimde bitti. Mavi daireye geldiğimizde kendi etrafımda hızla dönüp dengemi korumaya çalıştım. Giray tam yanımdan geçerken kolumu hafifçe tutup kendi etrafında fır fır dönmemi fırsat bildi ve beni hafifçe geriye itmeye çalıştı.
"Uyuz!" diye bağırdım dengemi son anda toparlayarak.
"Çelme takmak serbest dedin, unutma!" diye arkasını dönüp sırıttı ama bu onun son hatası oldu.
Sarı denge çizgisine geldiğimizde ben bir ip cambazı edasıyla hızla ilerlerken Giray arkadan gelip omzuma çarpmak istedi. Tam üzerime doğru hamle yaptığı an durup kenara çekildim. Kendi ivmesini alamayan Giray, sarı çizginin dışındaki çamurlu alana doğru yalpaladı. Düşmemek için kollarını pervaneler gibi sallasa da sonuç kaçınılmazdı. Bütün ağırlığıyla tebeşir tozlarının ve çamurun üzerine kapaklandı.
Çocuklar dev bir "Ooooo!" çekti, ardından kopan kahkahalar bahçeyi sardı.
Ellerimi belime koyup başucunda durdum. Üzerindeki beyaz tişörtü tamamen çamur ve tebeşir lekesi olmuş, kafasındaki o komik sihirbaz şapkası ise bir iki metre öteye fırlamıştı.
"Ne oldu, Uyuz Sihirbaz?" dedim en tatlı ve en zafer dolu gülümsememi takınarak. "Büyün ters mi tepti?"
Giray yerden kalkarken sırtındaki çamurları silkelemeye çalıştı ama lekeler daha da yayıldı. Yerden fırlayan şapkasını alıp kafasına tekrar geçirdi, gözlerini kısıp bana baktı. Yüzünde kızgınlıktan çok, yenilginin getirdiği o eğlenen ifade vardı.
"Hile yaptın," dedi soluk soluğa. "Tamamen fizik kurallarını ihlal ettin şuan."
"Fizik kuralları değil de reflekslerim iyi diyelim," diyerek elindeki boya paletini ve fırçayı işaret ettim. "Söz sözdür. Gel bakalım Uyuz Hokeyci..."
Arkamı dönüp boya masasına doğru havalı bir adım atacaktım ki, Giray aniden bileğimden tuttu. Beni kendine doğru çektiğinde aramızdaki mesafe sıfırlandı. Neler olduğunu anlayamadan, işaret parmağını paletindeki siyah boyaya batırıp doğrudan burnumun ucuna kondurdu.
"Hey! Ne yapıyorsun sen?!" diyerek geriye sıçradım ama iş işten geçmişti.
"Şimdi tam bir tilki oldun Röntgenci Güzeli," dedi pis pis gülerek. "Unutma .Sihirbazlar asla yalnız kaybetmez."
Çocuklar tekrar kahkahalara boğulurken elimle burnumu silmeye çalıştım ama boya daha da yayıldı. Ona en sert bakışlarımdan birini fırlattım ama içimden yükselen o küçük gülümsemeyi bastırmak her zamankinden daha zordu.
"Sen bittin Giray," dedim fısıltıyla. "Bu şenlik bitmeden o boyaları sana yedireceğim." Benden kaçmaya çalıştı ama başaramadı. Yakaladığım gibi elimdeki boya paletimi açtım ve yüzüne zaferle çizimimi yaptım.
Alnından başlayarak turuncu kalemle yüzüne bir aslan figürü çizdim ve siyah kalemle de bir kaç benek koydum.
Tam işimi bitirip çuvallandığım üzerinden kalkacağım esnada bileğimden tutularak onun altına çekildim birden.
"Ne yapıyorsun be?"
Bir anda elimdeki turuncu kalemi alıp yüzümü çizmeye başladı.
"Hile bu! Böyle anlaşmamıştık! Uyuzsun Giray. Uyuz!"
"Şşşt. Hırçınlaşma Gece..."
Neyse ki bağırmaktan vazgeçip çizimini bitirmesine izin verdim. Ardından üzerimden onu ittiğim esnada hemen biraz ötemizde kavga eden iki çocuk dikkatimizi çekti. Bir kız bir erkek.
"Versene ya tokamı.Gıcık mısın Demir!?"
"Sen de tam bir beş belasısın Ece!"
"Ama tatlı değil mi?"
"Maalesef tatlı bir belasın!"
"Saklambaç oynayalım mı?"
"Olur ama beni bulamayınca sinirlenip mızıkçılık yapmak yok!"
"Gıcık ! Sen de kolay yerlere saklan o zaman...Tokamı da ver!"
Aynı bizim gibilerdi onlarda. Gülümsemeden edemedik ikimizde. Ayaklandığımız esnada stanttan bulduğum el aynasını açıp yüzüme ne çizdiğine bakrım.
Burnumdaki siyah beneğe dokunmadan alnıma ve yanaklarıma doğru yayılan bir tilki yüzüydü bu. Çizimi ne güzelmiş o uyuzun öyle!
"Evet çocuklar şimdiyse tekrardan mavi ve kırmızı takımlarımızda kalmaya devam edelim. Halat çekme yarışı yapacağız ..."
"Ben kabul etmiyorum Mutlu Mesut Bey!"
"Bir saniye! Gece Hanım'ın itirazı var. Buyurun?"
"Bu adam öküz gibi ... ben nasıl yeneyim bunu?"
"Aaa ayıp oluyor ama Röntgenci Güzeli! Mutlu Mesut Bey Mavi takımda tek yarışacağım. Bütün çocukları alsın. Bir şey değişmez. Zaten yine ben kazanacağım..."
"Haydi Gece Abla..."
"Sıkıca tutun çocuklar..." Ona döndüm. "Sen de geri çek şu hayvansı bicepslerini ..."
"Ne o? Odaklanmakta zorluk mu çekiyorsun?" Bir anda halatı daha çoı çektiğinde dengem bozuldu ama son anda toparladım. "Bir de böyle bak bakalım..." Uyuz. Onun bicepsleri halat çekerken ne kadar hayvansı güzellikteydi öyle! Allah'ım sana geliyorum. Ne güzeldi onlar öyle. Ve boom! Bir anda çim sahayı tabiri caize boyladım resmen.
2-1
Hokeyci Bozuntusu yine önde.
"Ya! Hile var! Hile var. Üstünlüğünü kullandı...Mutlu Mesut Bey. İtiraz ediyorum."
"Bir bicepse düşüreceğimizi bilseydik-" Bir anda yerde bulduğum küçük çakıl taşını ona doğru fırlatmamla sustu.
"Şiddet var ama!"
"Göstereceğim ben sana şiddeti!" Düştüğüm yerden kalktığım gibi onu kovalamaya başladığım esnada koca bahçede o anda çocukların da bize katılmasıyla koca bir kovalamaca başladı etrafımızda. Küçücük çocukların arasında iki koca yetişkin olarak kaydıraklardan geçip merdivenlerden çıktık. Salıncakların üzerinden atlayıp demirlerin etrafında dolaştık.
Bir ara rolleri bile değiştik. Bu sefer o beni yakalamaya çalışıyordu. Onun bacakları tabii ki de daha uzun olduğundan ben her seferinde daha çabuk yakalanıyordum. En son belimden tuttuğu gibi beni yere doğru çektiğinde bir anda çim zeminin üzerine paldır küldür düşüverdik.
Bir anda üzerinde oluşumdan mı yoksa kokusunu bu kadar yakından duyuşumdan mı oldu anlamadım ama aklım bana ihanet ederek bu sabah gördüğüm rüyaya gitti.
Onu öpmüştüm.
Gözlerim dudaklarına indi.
Bir anda atkuyruğu saçlarım açılarak yanıma doğru düşüverdi.
Onun da gözleri dudaklarıma indi.
Bir ansa cebimde çalan telefonumla beraber irkilerek ne yaptığımı anladım ve ondan anında uzaklaştım.
Ayaklandığım esnada arayan kişiye cebimdeki telefonumu çıkarıp bakabildim.
Halide Sultan.
"Efendim Haloş'um?"
"Gece'm saat kaç oldu? Ne zaman geleceksin?"
"Dedim ya sabah Haloş'um. Okuldan sonra stantta görevliyim diye. Unuttun mu?"
"Eh! Kızım ihtiyar aklından ne beklersin? Aç mısın? En sevdiğin yemekleri yaptım bak. Hadi. Hızlıca bitir işini gel ..."
"Geleceğim Haloş'um..." Bir anda arkamda hissettiğim ürperti ile kafamı çevirdim.
Yuh! Bir de telefon mu dinliyor bu?
"Al canım. Hal hatır sor bir istersen..." dedim dalga geçer gibi.
"Olur. Valla..." Bir anda telefonum elimden çekildi ve kulağına koyup konuşmaya başladı.
"Hürmetler..." Telefonu uzaklaştırıp bana döndü. "Adı ne Babaannenin?"
"Halide. Anneannem ayrıca. Hem ver şu telefounu iyice sapıttın sen..."
"Hürmetler Halide Sultan. Ellerinizden öperim. Giray ben Efendim. Gecenin arkadaşıyım.Çok iyiyim. Çok iyiyim. Sizler nasılsınız efendim? Öyle mi? Nerede bu kafe? Gece mi kafenizin ismi de ne hoşmuş öyle? Nasipte varsa bir gün güzel yemeklerinizi tadarız Halide Anneanneciğim."
Anneanneciğim?
"Ne konuşuyorsunuz be siz?"
"Efendim siz hiç merak etmeyin. Ben o konuyla ilgilenirim. Gece mi? İyi iyi. Merak etmeyin siz . Ben gözüm gibi bakıyorum ona -" Bir anda telefonu kulağından çektim.
"Ben işim biter bitmez geleceğim Anneanne. Sen merak etme. Kapatmam lazım-"
Bir anda arkamdan üzerime doğru eğilmiş Giray'ı gördüm.
"Ne yapı- Beni mi dinliyorsun sen? Yani bir bunu yapmadığın kalmıştı Uyuz Hok-"
"Gülümseyin bakalım çifte kumrular,"
Bir anda sesin geldiği yöne doğru aynı anda dönmemizle beraber Asya'nın elindeki kamerayla bizi çekmesi bir oldu.
Tam ikinciye bir fotoğraf daha çektiği esnada kameraya doğru atılıp elinden kaptım.
"Ne yapıyorsun Asya? Hem daha neden gitmediniz siz?" Diye sordum kameramı ellerinden alıp boynuma astığım esnada.
"Sana içerik çıkardık ya Gececiğim işte. Bundan güzel vlog mu olur?"
"İçerik üretiyordun sen? Değil mi? Giray'ın kuşkulu sesiyle beraber ona döndüm.
"Yok. Üretmiyorum içerik falan. Saçmalıyor onlar. Ne zaman bitiyor yahu bu etkinlik? Akşam oldu...Hayır yani işimiz gücümüz var bizim de,"
"Tam olarak ne işin var? Aa pardon. Halide Sultan'la pijama partisi mi yapacaktınız?"
"Ne alaka? Benim planlarım olamaz mı?"
"Olabilir. Benim de planlarım vardı ama iptal etmek zorunda kaldım."
"Allah Allah? Ne kadar kötü bir olay? Ne planıymış bu?"
"Söyleyemem."
"Niye? Doğru söyle lan.Kız peşindesin. Değil mi?"
"Gececiğim. Sen hiç beni anlayamamışsın gerçekten. Canım benim kız peşimde olmama gerek yok ki.. onlar zaten bir dakika peşimden ayrılmıyorlar. Alevler, Esralar, Zehralar, Alyalar. Say say bitmez..."
"Uyuzsun!"
"Ne o? Kıskandın mı?"
"Gıcıksın!"
"Kesinlikle kıskandın!"
"Ne kıskanacağım be seni?"
"İtiraf et haydi. Utanma. Giray Çakırca'yı her kız kıskanı-"
"Bir de utanmadan zamparalıklarınla övünecek misin şuan? Lütfen biri beni bu kabustan uyandırsın!"
"Giray! Gece! Haydi çocuklar. Büyük Final'e yaklaşıyoruz. Koşun. Gecenin en büyük gösterisine..."
𓃠
"Hokus pokus..." Şapkadan bir tavşan.
"Abrakadabra..." Ve tavşan bembeyaz bir güvercine dönüşür.
Cidden Büyük Final!
Şenlik alanının ortasında rengarenk ışıkların altında sandalyelerimize oturmuş hemen karşımızdaki yüksek platform üzerinde şaklabanlıklar yaparak çocukları dakikalardır güldüren Mutlu Mesut Bey'i izliyorduk.
Hemen yanımda oturan Uyuz Giray bütün gösterileri otuz iki diş sırıtarak izliyordu resmen.
Asya ve Fatoş on beş dakika önce geç olduğu için gitmeyi tercih etmişlerdi.
Ben ise dakikalardır elimdeki kamerayla oturduğum yerden sahneyi , çevreyi ve dertsiz tasasızca gülüşen çocukları kayıda alıyordum.
"Mutlu Mesut Bey?" Giray.
Gerçekten onu tanıdığım şu bir ay içerisinde ilk defa onu bu kadar hiperaktif ve mutlu görüyordum. Benim bildiğim Giray antremanları ve dersleri biter bitmez okulda silah zoruyla tutuyorlarmış gibi kaçıp giden bir çocuktu.
Bu çocukla ilk defa tanışıyordum.
O gece buz sahasında bence o uyuzu uzaylılar kaçırdı ama ben hatırlamıyordum.
Kesinlikle.
Yerine de ona çok benzeyen birini bırakmışlardı.
Kesinlikle.
"Bir numarada biz yapabilir miyiz acaba?"
Biz.
"Tabii ki de. Buyurun sahne sizin," Bir anda beni kolumdan tuttuğu gibi kaldırdığında elimdeki kameranın sarsılmasıyla söylenmeye başladım.
"Dursana ya! Kamera açımı bozuyorsun..."
Elimdeki kamerayı alıp Mutlu Bey'e uzattığında sinirle ona baktım. "Kamerama dokunulduğunda kişisel alanım ihlal edilmiş gibi hissediyorum!"
"Rica etsek vlogun devamını siz çeker misiniz Mutlu Mesut Bey?"
Beni bileğimden yakaladığı gibi platformun merdivenlerine ilerlettiğinde istemsizce gülümsemeden edemedim.
Beni sahneye çıkardığında sanki bir şey unutmuş gibi koşar adım arkasını döndüğünde heyecandan tökezledi. Ellerini kaldırarak," İyiyim. Ben iyiyim!" Diye seslenerek Mutlu Bey'in yanına ulaştı ve üzerindeki pelerine uzandı.
"Şunu da rica etsek Mutlu Mesut Bey? Çok güzel olur..."
"Tabii. Buyur,"
Şimdi üzerinde bir sihirbaz peleriniyle sahneye ilerlerken son anda tekrar arkasını döndü ve Mutlu Bey 'in kafasındaki şapkayı alıp kendi kafasına taktıktan sonra sahneye ilerledi.
"Hazır mısınız Gençler?"
"Hazırız!"
"Beni kötü emellerine alet edemezsin Uyuz Hokeyci!"
"Ne demek o Röntgenci Güzeli? Yoksa sen bana güvenmiyor musun?"
"Tabii ki de güvenmiyorum. Artı bir de içinde senin gibi bir uyuzla beraber sihir kelimesi geçen bir cümle de... asla!."
"Yoksa sihire inanıyor musun? Uzaylılara inandığın gibi..."
"Ne inanacağım be? O kadar delirmedim daha! Alt tarafı sihir hem. En fazla ne yapabilirsin ki?"
"Alt tarafı sihir demek! Ha?" Elini bir anda saçlarımın arkasından geçirdiğinde ürperip geri çekildim. O an elinde tuttuğu kağıttan turna kuşunu gördüm.
"N- nasıl yaptın bunu?"
Cebinden çıkarttığı ipek mendili havaya kaldırdığı esnada bana gülümseyerek baktı. "Söyle bakalım Röntgenci Güzeli. Bana güveniyor musun?"
Omuzlarımı silkerken kaşlarımı çattım.
"O nasıl söz? Tabii ki de hayır Uyuz Hokeyci!"
Ellerini beline koyarak seyircilere döndü. "Gece ablanız yine sihiri bozuyor Gençler. Onu ikna etmemiz lazım..."
"Lütfen Gece Abla. Lütfen!"
"Bak beni sinir edecek bir şey yaparsa-" Bir anda omuzlarımdan tutularak minik seyircilerimize doğru döndürdü ve sözümü tamamlamama izin vermeden ipek kumaşı gözlerime bağladı.
"Eğer bu gösteri de partnersek ..." Kulağıma eğildi ve fısıldadı. "Bana güvenmelisin Röntgenci Güzeli,"
"Göreceğiz Uyuz Hokeyci,"
"Pekala. Gençler. Bana bir kaç saniye verin!"
Bütün etraf karanlıktı ama sahnede sürekli bir patırtı kütürtü kopuyordu. Ne yaptığını bir kaç saniye anlayamadım. Sonrasında önüme bir şey çekildi. Bit sıcaklık hissettim.
"Ellerini alayım Röntgenci Güzeli," Ellerimi tuttuğunda irkildim. İki elimin üstünden tutuyordu soğuk elleriyle. Avuç içlerime vuran sıcaklığı hissettiğimde ürperdim ve geri çekilmek istedim. Tam arkamdaydı. Soğuk nefesini ensemde hissedebiliyordum. İlk defa ona bu kadar yakındım ama etraf kapkaranlıktı.
"Hey! Evlat! Gece de sen de bana lazımsınız daha. Dikkat et de yakma bizim Gece'mizi..."Mutlu Mesut Bey.
"Nasıl yapabiliyorsunuz onu Giray Abi?" Bir kaç çocuk nidası. Şaşkınlardı.
Ateş. Bu bir ateşti. Elimin biraz altımdaydı. Ürperdim ve refleks olarak geri çektim ellerimi. Anında soğuk elleri bileklerimi tuttu. "Bana güveniyor musun?"
"Başka çarem var mı?"
"Duruma göre değişir. Sen söyle. Güveniyor musun?"
Tüm kontrol ondaydı. Etraf zifiri karanlıktı ve ben ona sığınmak istiyordum.
"Güvenmek istiyorum."
Sakin bir şekilde bileklerimi kavradı ve ellerimi ateşe yakınlaştırdı.
Kalbim küt küt atıyordu.
Tarçınlı kokusuna sigaranın karıştığını duyabiliyordum.
Bir anda bileklerimdeki elleri çekildi.
Gözlerimdeki kumaş parçası çekildi.
Ve bingo.
Hissettiğim ateş bir anda parladıktan sonra avuçlarımın içinde kağıttan bir turna kuşu belirdi.
Kocaman bir alkış tufanı koptu bahçede.
"Bunu nasıl yaptın?"
"Meslek sırrı."
"Ateşi hissettim, Giray."
"Dedik ya Röntgenci Güzeli. Meslek sırrı."
"Ateşi hissettim ama gözlerimi açtığım da avuçlarımda bir turna kuşu belirdi. Hey! Hadi lütfen söyle. Nasıl yaptın bunu?"
"O kuş senin bana güvendiğinin kanıtı."
"İnanamıyorum. Resmen bir anda sana güvenesim geldi." Dedim kuşu elimde sallarken. Köşedeki aletlerin arasından bir değnek bulup bana doğru fırlattın ve koca bir ıslık çalarak salonu tekrar bize odakladı.
"Gece ablanız birazdan büyük kara büyüyü yapacak ve -"
"Hayır! Ben bir şey yapmadım!"
Bir anda korkuyla elimdeki değneği ona geri fırlattığım esnada değneği yakalayıp sağ taraftan pelerinin içine hapsetti .
"Şimdi bu değnekten bir kuş yapacağım ve hepinizi şaşkınlıkla bana bakakalacaksınız..."Ve değneği sol taraftan aynı şekilde geri çıkardı.
Hayal kırıklığına uğrayarak ellerini beline koydu. "Alın işte. Gece ablanız yine mızmızlanarak büyüyü bozdu!" Dediğinde bahçede koca bir alkış tufanı ve kahkaha sesleri yankılandı.
"Bakalım neredeymiş bu kuş?" Bir anda kafasındaki şapkayı kaldırdı ve bembeyaz bir güvercin uçuverdi. Sahnede eğilerek selam verdikten sonra ,"Gece ablanızı da alkışlayalım yoksa kıskanıp sinsi planlar kurarak büyülerimizi bozar!" Beni yanına doğru çektiğimde gülerek birlikte eğilip selam verdik.
Mutlu Mesut Bey ayaklanıp çocuklara döndü. "Evet çocuklar. Bu güzel geceyi böylesi güzel bir finalle kapatalım mı o zaman? Anneleriniz ve babalarınız gelmiş. Haydi bakalım. Sizleri bekliyorlar!"
Biz sahneden inerken çoğu çocuk koşarak yanımıza gelip bizimle vedalaştı.
"Görüşürüz Gece Abla." Dedi suratında kocaman bir kelebek çizimi olan sarışın kız.
"Görüşürüz tatlım." Dedim ona.
"Görüşürüz Batman," Diye seslendi Giray.Suratında siyah bir maske çizimi olan çocuğa.
"Görüşürüz Hokeyci," dedi çocuk ve iki elini alnına yaklaştırıp ona selam vererek. Giray da aynı selamla karşılık verdi.
Çocuklar ailelerine doğru ilerlerken ben de çantamı ve kameramı almak için Mutlu Bey'e doğru ilerledim.
"Çocuklar!" Diye seslendi bize doğru. "Müthiş bir iş çıkardınız. Gelin bakalım şöyle..." dedi ve elindeki telefonda attığı mesajı bize okudu. "Ali , İyi akşamlar. Çocuklar mükemmel bir iş çıkardı. Bildireyim de cezalarından düşelim istedim. Umarım yeni bir ceza ile tekrardan denk düşeriz bu çocuklarla. Çok memnun kaldım. Dediğin gibi gün sonu bildirmesi anında geldi. Benden tam puan aldı çocuklar. Tekrardan iyi akşamlar. Hop! Fazla bakmayın. Şaşı kalırsınız..."
Çantamı ve kameramı aldım. Kameramı boynuma astıktan sonra Mutlu Bey ile vedalaşıp okulun arka tarafındaki bahçeye doğru ilerledim. Bisikletim oradaydı.
"Röntgenci Güzeli?" Arkamdan seslenen Giray ile beraber yürürken başımı çevirdim.
"Uyuz Hokeyci?"
"Araban var mı?" Elleri cebindeyken bana yetişti.
"Bisikletim var." Bir anda gök gürlemesiyle beraber ikimiz de kafamızı gökyüzüne doğrı kaldırdık. Yağmur yağıyordu.
"Yağmurlu havada bisikletle eve dönmek... üstelik akşam vakti pek mantıklı bir tercih değil gibi..." diye mırıldandığı esnada telefonumun fenerini açtım. Sahneden uzaklaştığımız için ışıktan da uzaklaşmıştık.
O an mavi bisikletimi bağladığım yerde değil de biraz ötesinde yere fırlatılmış bir şekilde buldum. Zinciri kırılmıştı.
Sinirle yere doğru çöktüm.
"Hayır! Hayır! Hayır! Kim yapar bunu? Neden? Hayır!"
"Tamam Gece. Seni evine bırakayım. Sabah hallede-" Bir anda duyduğum patırtı ile arkama döndüm.
"İyi misin Giray?"
"Hadi gidiyoruz,"
"Ben giderdim. Sen zahmet etme istersen..."
"Hadi. Gel dedim..." Beni de beraberinde çevirdiği köşedeki park alanına doğrulttum telefonumu. Boştu. "Hassiktir. Defne kızım bu senin işindir umarım!"
"Ne oldu?"
"Arabam yerinde yok."
"Nasıl yani? Çalınmış olamaz değil mi?"
"Birileri düz kontak yapmayı öğrenmiş sadece..."
"Ee napalım? Yürüyeceğiz o zaman. Hem yaz yağmuru bunlar. Geçer birazdan..."
Çantamı omzuma taktığım gibi fenerimi kapattım ve birlikte yürüyerek okulun bahçesinden çıktık.
"Evin çok uzakta mı?"
"Bir kaç sokak ötede."
"Güzel."
"Ben gerçekten kendim giderdi-"
"Bunu geçtiğimizi sanıyordum Gece."
"Pekala. Sustum."
Birlikte okulun bahçesinden çıktık. Neredeyse yalnızca ikimiz kalmıştık koca okulda. Sokak lambalarının aydınlattığı caddede tıpkı iki yabancı gibi yürümeye başladık. Sanki bir kaç saat önce ki o Giray ve Gece'yi o bahçede hala birbirlerini kovalarken bırakmışız da şimdi yalnızca aynı okula giden ve birbirini tanımayan iki öğrenciymişiz gibi... Bir müddet boyunca ne onun tarafından ne de benim tarafımdan bozuldu bu sessizlik. Sanırım bugünü böylece rafa kaldıracak ve ertesi gün her zaman ki Buz adam Giray ve Yabani kız Gece olacaktık.
Büyük parkın içinden dolaşıp çim alandan geçtiğimiz esnada ona döndüm.
"Diyelim ki tekrar hayata gelme şansın oldu .yine de Giray Çakırca olarak gelmeyi ister miydin?"
Sessizce başını iki yana salladı. "Sanmam,"
Omuz silktim. "Ben isterdim. Sonuçta yaşadıklarımız bizi şuan olduğumuz insan haline getirmiş. Hem kader diye de bir şey var. Sonuçta. Öyle değil mi? İnsan kaderinden kaçabilir mi Giray?"
"Bunu yaşamadan bilemezsin Gece,"
"Çok farklısın."
"İyi anlamda mı dedin yoksa kötü anlamda mı?"
"Sadece ... bir an oluyor bambaşka bir insan oluyorsun. Sonra bir an daha oluveriyor ve sen yeniden o Buz Adam'a geri dönüyorsun. Sanki o diğer tarafın buz adamın kafesinden kilitli kalmış da bazen kaçmayı başarabiliyor gibi...Ama kaçsa da nafile. Ne kadar uzaklaşsa da gidip elleriyle kendini ona teslim ediyor bence."
"Hiç bir şey anlamadım desem."
"Yakında anlarsın-" Bir anda çimlerin arasından geçerken fıskiyelerin çalışmasıyla beraber ağzımdan kontrolsüzce koca bir çığlık kaçıverdi. Ardından ne olduğunu anladığımda kendi isteğimle suyun altına gittim.
"Gelsene..."
"Asıl sen gel. Deli misin sen kızım? Şuna bak ya bile bile ıslanıyor..."
"Kedi misin sen Giray? Sudan mı korkuyorsun?" Bir anda ona doğru biraz su fırlattım.
"Bu bir savaş ilanıydı yalnız. Bunu sen istedin Röntgenci Güzeli..." Bana doğru ilerleyip suyun olduğu kısma ilerledi ve bana biraz su fırlattı. Sonra ben de oma aynı şekilde fırlattım. Bir ara beni omuzlarımdan tutup fıskiyenin altına götürdü. Ondan kurtulduğum gibi koca bir kahkahayla beraber sırtında onu ittirerek suyun altına götürdüm. Beni tekrar yakalamaya çalışırken bir anda ayağımın burkulmasıyla beraber ben tam çimlerin arasını boylayacağımı sanarken sıcak bir el belime dolandı.
İstanbul'un göbeğindeyim. Köprünün göz alıcı ışıkları tam karşımda. Kırmızı bir spor arabanın kaputuna yaslanmışım. Üzerimde kırmızı çok güzel bir gece elbisesi var. Arkamdaki arabadan Gökhan Türkmen'in sesi geliyor.Başımı yanıma çeviriyorum. Hemen yanımda, acı kahve gözleri üzerimde olan adama bakıyorum. Giray...
Gülümsüyor. Gamzesi de varmış.
Sonra yavaşça ona doğru yaklaşıyorum... İlk öpücük benden olsun.
"Yine ben aşık oldum.Darmadağın yağmur oldum. Kadıköy sahilinde esti ruhum rüzgar oldum..."
Parkın diğer tarafındaki bir grup müzisyenin seslendirdiği müzikle beraber onun beni kaldırmasına izin verdim.Fıskiyeler durduğu esnada ellerimi saçlarıma götürdüm ve arkaya doğru taradım. Ardından toplayara çamaşır sıkar gibi sıkarak suyunu akıttım.
"Dans?"
"Parkın ortasında?"
"Ne varmış?"
"Tamam. Komiklik yapmak yok ama..."
"Heybeli'de biz de her gece
Çıktık mehtaba aşk var diye
Kalmamış Kalamış'ta bile
Ne bir huzur, ne bir neşe
Yüreğimi yaktım ben bu gece
Bir deniz feneri ile
Sahile vurdum ben bu gece
Dalga gibi delice..."
Parkın ortasında deliler gibi dans ettiğimiz esnada aklım bana ihanet eder gibi süreklü gördüğüm rüyaya gidiyordu.
Yaklaştı... Yaklaştı ... Yaklaştı...
İlk öpücük kimden olacaktı?
"Köz de mısır! Taze taze köz de mısırlarım var..."
"Mısır mı? Hem de köz de. Bayılırım." Arkama dönerek seyyar satıcının arabasına doğru ilerledim.
"Sever misin sen de?" Dedim çantamdaki cüzdanıma ulaşırken.
"Abi sen bize iki mısır versene..." Dedi ve bir anda ücreti ödeyiverdi.
"Ben ısmarlayacaktım..."
"Bir daha ki ne artık."
Peçeteye sarılmış mısırımı alıp parkın çıkışına doğru ilerlediğim esnada o da bana yetişmişti. Neredeyse evimin olduğu sokağın başına geldiğimde,"Buralarda mı oturuyorsun?" Diye sordu.
Başımı salladım. "Sana bir kaç sokak ötenizde oturduğumu söyleseydim ne derdin?"
"Ciddi misin? Daha önce hiç görmedim seni."
"Görsen asıl buna şaşırırdım zaten." Diye bir şeyler geveledim ağzımda.
"Anlamadım?"
"Komşu sayılırız yani. Onu dedim. Hem yeni taşındık daha buraya aşağı yukarı bir sene olmuştur."
Ondan ses gelmediğinde omzunun üzerinden başımı çevirdim. Kaşlarım çatılmışken Giray'ı iki eli şakaklarında bir halde titrerken buldum. "Siktir! Siktir!" Diye küfretmeye başladığında ayakta duramadığını fark ettim. Fenerimi ona doğru çevirdiğimde eliyle yüzünü kapadı.
"Giray!"
"Git! Gece git. Kendin devam et."
"Giray. İyi misin?"
"Gece. Uzak dur!"
"Neler oluyor?Hiç bir şey anlamıyorum."
"Uzaklaş buradan. Git. Haydi!"
"Giray! İyi değilsin. Hasta-"
"Olmaz. Hastane olmaz. Git Gece!"
Arkasını dönüp gitmeye çalıştığında koluna dokundum ve onu geri çevirdim.
"Giray! İyi değilsin. Hast-"
"Gece! Sana benden uzak dur dedim!" Bir anda sesini öyle bir yükseltti ki boş bahçede resmen yankılandı. Ürkerek geri çekildiğimde kalbim küt küt atmaya başladım. "Git buradan! Şimdi!" Diye tekrar bağırmasıyla beraber elim kalbimin üzerine gitti.
"Neler oluyor? Lütfen. Anlat bana."
Bir anda yanındaki binanın duvarına bir kaç kez daha vurduğunda irkilerek elimdeki telefonu karanlıkta yere düşürdüm. Ardından Giray kayarak yere bıraktı bedenini.
Hemen yanına çöktüğümde tüm bedeninin zangır zangır titrediğini hissettim.
"Kimse yok mu? Yardım edin. Telefonum. Telefonum nerede? Giray. Ses ver. Benimle kal. Lütfen. Bir şey söyle. Korkuyorum. Giray?Neler oluyor?"
Kalbimin atışı hızlanmaya başladığında Giray'ın başı iki elimin arasındaydı. Titriyordu.
"Gece... Git... Uzak dur ... benden... Lütfen... Gitmeli-" Gözlerinin kapandığını gördüğümde korkuyla haykırdım.
"GİRAY!"
Kalbimin atışı her dakika daha fazla artarken bunun bedenim için iyi bir şey olmayacağını biliyordum.
Bir kaç saniye sonra gözleri açıldığında titreyen ellerim ve küt küt atan kalbimle beraber koca bir oh çektim.
"Ne oldu öyle? İyi misin?"
"Evine gitmelisin Gece."
"Seni bırakamam Giray."
"Lütfen. Dediğimi yap..."
"Giray bir kaç saniyeliğine bilincin kapandı resmen. Nasıl git dersin. Sen ne olacaksın?"
"Ben iyiyim Gece. Alt tarafı kriz..."
"Ne krizi Giray?"
"Seni ilgilendirmez..." Dedi ve ayaklandı. Demek öyle. Beni ilgilendirmez. "Evine git Gece. Sokaklar bu saatte tek başına olan bir kız için fazla tekinsiz..."
"Kanıtla o zaman. İyiyim dedin ya. Kanıtla ben de gideyim." Ne derse desin isterse beni kovsun buradan. Yine de iyi olduğundan emin olmadığım müddetçe şuradan şuraya gitmeyecektim.
Çöktüğüm yere iyice yerleştiğim esnada kafasını tutuyordu ve hala titriyordu.
"Bana az önce geçirdiğin o krizle ilgili mantıklı bir açıklama yapana kadar burada oturacağım."
"Seni ilgilendirmediğini söylemiştim. Ayrıca senin ne yaptığın da beni ilgilendirmiyor Gece. İki üç gün takıldık diye seni umursadığımı falan sanma diye söylüyorum bunu. Oturabilirsin burada. Tüm gece. Ben gidiyorum."
İki üç gün takıldık diye seni umursadığımı sanma.
Sokağın başına doğru ilerlediğini gördüm. Bir kaç kez tökezlemişti.
"Güzel bir hanımefendi için yanlış saatte yanlış bir yer seçmiş gibisiniz..." Başımı çevirdim ve bana doğru gelen adama baktım. "Yardımcı olmamı ister misiniz?"
"Defol git başımdan!"
"Güzellikle olmaz zorla diyorsun yani..."
"Yaklaşma bana!"
Bir anda bana doğru geldiğinde oturduğum yerden kalktığım gibi geri geri adımlar attım.
Elini uzatarak beni yakalamaya çalıştı.
"Dokunma bana!"
Bir anda suratına yediği yumrukla beraber yere düştüğünde sokak lambasının aydınlattığı caddede o tanıdık yüzü gördüm. Ayağıma takılan şeyle beraber yere eğildim ve telefonunu bulmuş oldum.
"Başıma bela olmadan seni evine bıraksak iyi olur gibi. Evin nerede?"
"Biraz ileride," Ardından birlikte yürümeye başladık. "Sen... İyi misin... Az önce..?"
Evime ulaşmıştık.
"Kargomuzu sorunsuz bir şekilde teslim edelim." Dedi elini uzatıp kapıyı göstererek.
"Giray! Sana bir soru soruyorum."
"İyi geceler o zaman sana da," Ellerini cebine koyarak tera yönde ilerlediği esnada sinirle soludum.
"Uyuzun tekisin sen. Üstelik kaçık bir uyuz!" Gözden kaybolduğunda sinirle çantamdaki anahtarlığı aradım. Şimdi evin merdivenlerindeydim.
O anda elimdeki telefon titredi.
Hokeyci Bozuntusu: İsterdim.
Hokeyci Bozuntusu: Gece olmanı çok isterdim.
-BÖLÜM SONU-
