3. bölüm · HOKEYCİ BOZUNTUSU(YARI TEXTİNG)

0.2

vanpelt .

Bayaa uzun oldu ya bölüm. Neyseee iyi okumalar.
Buraya düşüncelerinizi alayım.
Medyamız: Fatoş Aslan.

fatos.asln:🦊
279 kişi beğendi.
15 kişi yorum yaptı💬
Denizxkaya: Tilki Güzeli.

Bölüm Şarkımız : Askın ertesi
𓃠
"Halide Sultan. Ben okula gidiyorum."
"Mutfağa gel hele Zilli Gece."
Mutfağa girdiğimde Anneannemi tüpün başında buldum.
"Aç kız ağzını. Yine bir deri bir kemik kaldın sen. Ben besleyeceğim artık seni." Bir anda tüpün üzerinde pişem tencereyi açıp içinden bir yaprak sarmasını bana uzattı. "Artık erkenden kalkacaksın. Kahvaltı yapacaksın."
"Zeytinyağlı sarma mı yaptın sen Haloşum? Bayılırım ama gitmeliyim. Simit falan yerim ben merak etme." Yanağına koca bir öpücük kondurup evden çıktım
"Tüylerim diken diken olur hatırladıkça
Gözlerin ecel olur
Satır satır yazardım da mecalim var mı ki? (Var mı ki?)
Uyumakla geçen bir pazardı hâlbuki..."
Kulağımdaki şarkının sesini sonuna kadar açtıktan sonra hızlıca evimden çıktım. Üzerimdeki okul formasınun kravatını takmaya çalışırken bir yandan da yokuş aşağı iniyordum.
"Kız! Gece. Nereye bu saatte kocaya mı?"
Kulaklığımın teki takılı olmadığı için Meliha teyzeyi duyabilmiştim. Camdan bana seslenmişti.
Tanıştırayım Meliha teyze mahallemizin yüksek desibelli dedikodu kaçağıdır.
Ama siz ona Telgraf Meloş diyebilirsiniz.
Telgraf gibi haber nerede o orada yani. Sekmez. Anlamadım sansa da beni deniyordu. Ağzımdan bir laf kaçırsam bütün mahalleye Gece koca bulmuş kaçıyor diye telgraf çekerdi . O derece yani. Hani yani 200 yıl önce yaşama gözlerini açmış olsa dedikodu yetişsin diye güvercinin kanadına kendi binerdi. O derece yani.
"Hımmm. Ağzımdan laf mı alacaksın? Okula. Meloşum. Okula."
"Kız sen bu gidişle evde kalırsın demedi deme!"
"Gece kızım günaydın."
"Günaydın Ahmet Amca. Okuldan sonra kafeye yardıma uğrarım."
"Mücver! Rahat bıraksana küçücük kuşu."Mücver mahallenin kıdemli kedisiydi. Gözüne bir kuş kestirmiş çitlerin üzerinden ona sessizce yaklaşmaya çalışıyordu. Onu elime aldığımda mırladı." Sus. Slyvester koymalıydık senin adını. Şanına yakışırdı." Mücver'i sakin bir yere bırakıp caddeden karşıya geçtiğim esnada diğer kulaklığımı da taktım ve o andan itibaren mahallemizden çıktığım gibi tek başıma kaldım.
"Düştüysek aşkın ertesi yine bir pazartesi
Seyretti dost düşman bizi, onlara film dizi
Beş günde sildim herkesi, iki duble ertesi
Bize hep cumartesi..."
Bir anda cebimdeki telefon titrediğinde kalbim küt küt atmaya başladı. Hızlıca telefonu cebimden çıkaracağım esnada kablolu kulaklığım elime dolandı ve telefon pat diye yere düştü. Hızlıca eğilip yerdeki telefonu aldığımda mesajı atan kişiye baktım.
Deniz: Günaydın Gece. Okula henüz gelmedin. Acaba rica etsem bir şey yapabilir misin benim icin?
Siz :Günahımı iste onu da vermem. İt. Dün aksam yaptiğiniz götlüğü unutmadım daha. Gözüme görükmeyin.
Deniz: Ayıp. Ayıp. İt denir mi arkadaşa?
Siz :

Deniz:

Deniz: Tamam bir dinle ama bak beni.
Siz:

Deniz:Lütfen atma sunlaerı Gece
Deniz: tüm ciddiyetimi siktin iki dakikada
Siz:

Siz:Olmayan bir seyi sikemezsin
Deniz: La bi dinle antremana gircem
Siz:

Deniz:Yarım saat sonra
Siz:

Deniz: Antreman var.
Siz:

Deniz: Gece lan bi due iki dakika yazim
Siz:

Deniz: Lan amk bi dur kızım
Siz:

Siz:

Siz:

Siz:

Deniz sizi görüntülü arıyor
"Ne var ya? Ben size aramayın beni enselediğim yerde hepinizi -"
"Lan bir dinle lan. Allah aşkına. Çok önemli."
"İyi. Be. Söyle."
"Şimdi yarım saat sonra antremanımız var."
"Ee nolmuş varsa var?"
"Ama ben çok önemli bir şeyi unuttmuşum?"
"Unutmasaydın kardeşim. Balık hafızalı mısın sen?"
"Olmuş işte öyle."
"Ee? Deniz? Ee? Neyini unutmuşsun?"
"Hokey formamı. Yıkamak için götürmüştüm."
"Yani? Abi ben ne alaka? Ne istiyorsun?"
"Anneme söyledim. Haberi var. İki dakika aşağı indirse de gelirken alsan formayı? Olmaz mı?"
"Götlük yapmaya benzemiyormuş demi Deniz Bey? Nasıl işin düştü ama? Olmaz.Okula geldim ben."
"Gece lütfen. Antremana almıyor Tarık Hoca formasız."
"Dur bakayım? Ne kadar umurumda? Hiç değilmiş ya?"
"Lütfen."
"Ama senin sesin gitti be Deniz Çocuğu ya?"
"Özür dilerim."
"Ne dedin?"
"Benim için bu antreman çok önemli. Lütfen kızım ya. Hadi bir iyilik yapıver."
"Pekala ama... bir daha böyle kepazeliği kabul etmem ona göre."
"Cansın sen!"
"Öyleyimdir!"
"Tamamdır. O zaman sen onu soyunma odasına getirirsin. Ben orada olacağım."
"Ne soyunma odası be? Bahçeye çıkarsın alırsın."
"OLMAZ! OLMAZ ORAYA GETİR LÜTFEN."
"Bak ben bunun altında bir bok seziyo-"
"Tarık hoca ceza verdi. Forman yoksa soyunma odasında otur. Gelince antremana katıl dedi."
"Çık iki dakika o zaman."
"Olmaz. Tarık hocanın sözü vatan sözü gibidir. Onu çiğneyemem. Sen gel. Bekliyorum. Annem de kapıda seni bekliyor. Haydi." O telefonu kapattığında zaten çoktan evlerinin önüne gelmiştim bile.
"Nasılsın kızım?" Diye sordu Annesi.
"İyiyim Nesrin teyze. Deniz formasını unutmuş sanırım." Elindeki formayı bana uzattığında direkt çantama attım.
"Kendini nasıl unutmamış sabah giderken şaşırdım açıkçası. Seni de yordu buraya kadar."
"Yolumun üstüydü zaten ama şimdi gitmem gerek ders başlayacak."
"Haydi iyi dersler kızım size." Arkamı dönüp tekrar okula doğru yol aldım.
Böyle de insaflı bir arkadaştım işte.
Okula giriş yaptığım esnada gözlerim kolumdaki saatte kaydı. Daha derslerim başlamasına on beş dakikadan az vardı. Hızlıca içeri ilerlediğim esnada girişteki sandalyede oturan okulumuza yeni atanan Antrenörümüz -normalde bana bunun numarasını vermeleri lazım olan hocam- Tarık hocaya yaklaştım.
"Günaydın. Hocam."
"Günaydın Geceydi değil mi?"
"Evet."
"Gel bakalım Gece. Vallahi seni Allah gönderdi. Senden bir şey isteyebilir miyim?"
"Tabii hocam."
"Biliyorsun gelecek haftaya Alasoy Koleji ile çok önemli bir maçımız olacak. Büyük Final. Müdür bey az önce bu broşürleri verdi. Okulun dört bir yanına asalım. Velilere falan da ulaştıralım dedi. Kalabalık bir ortam olsun istiyor. Geldiğimden beridir de senin adını epey duyuyorum. Okulun sosyal medya içerikleriyle de ilgileniyormuşsun. Seni bana Burcu Hoca önerdi aslında. Gece halleder bu işi dedi. Bu broşürleri dağıtır mısın acaba rica etsek?"
"Tabii ki de hocam." Broşürleri elinden alıp hızlıca çantama attığımda Burcu hocanın ona seslenmesiyle Tarık hoca benimle vedalaşarak yanımdan ayrıldı.
Ben de hızlıca soyunma odalarının olduğu tarafa doğru ilerledim. Bir taraftan da kulaklıklarımı çantama atıp Deniz'e yazdım.
Siz: Nerdesin?
Siz: Kapıya cik
Siz: geldim
Deniz: Olmaz.
Deniz: Çıkamam.
Deniz: Neler oldu anlatamam.
Deniz: Sen gel. Kimse yok. Bu halde çıkarsam bütün okula kepaze olurum. BUNU BANA YAPMA!
Siz: Gelirken bez falan da getiriyim mi?
Deniz: Ne alaka?
Siz: Sıçtık bez getire döndü mesele. Otistik hareketler yapiyosun altina sictigini düsünüyorum
Deniz: La getir iste.
Siz: of iyi bekle
Deniz:

"Bu meselenin altından bir şey çıkamacak ama ..." Gözlerimin pencerenin ardındaki buz hokeyi sahasına kaydı. Çoğu kişi antremandaydı.Hızlıca koridoru dönüp soyunma odalarının olduğu tarafa giriş yaptığım gibi erkekler soyunma odasının önünde durdum.
Herkes gerçekten de antremandaydı. İçeri boş olabilirdi. Belki de gerçekten ceza almıştı. Umarım rezil kepaze olan ben olmam! Yok ya o kadar da değil. Bu çocukta herhalde cıbıldak cıbıldak erkoların içine beni sokmaz yani o kadar da serefsiz değiller.
Elim kapı koluna gitti ve düşünmeden indirdim.
İlk başta ," Deniz. Geldim ben. Al haydi şunu. Gideceğim." Diye seslendim ama ses veren olmadığında kapıyı iyice aralayıp içeri girdim. İçerisi boştu. Sinirle ofladım ve hızlıca içeriye doğru adımladım. "Deniz! Bak bu bir şakaysa hiç hoş değil. Tamam mı? Çık dışarı. Ben burada daha fazla oyalanmak istemiyorum." Sinirle etrafıma bakındım. Pislik herif. Boştu burası. Öldürecektim. Yine eşek şakası falan mı yapıyordu? Hızlıca dolapların üzerindeki isimlerde dolaştı gözlerim. Formasını kafasına fırlatmak vardı ama ... Deniz Aksoy. Sonunda dolabının kapısını açmamla bir anda karşıdaki banyodan çıkan yarı çıplak çocuğu görmem bir oldu. ," Oha. Çüş. Yani pardon!" Diyerek şok içinde kalakaldım.
Çünkü tam karşımdaki altında sadece siyah bir havlu ile duran ve altı karın kasını da net şekil de sayabildiğim ıslak vücutlu çocuk Giray Çakırca'dan başkası değildi.
O kim mi?
Tanıştırayım.
Meşhur 'Hokeyci Bozuntu'muz.
Elindeki baş havlusuyla kömür karası saçlarını kurularken sırıtarak bana baktı. Bir anda ne yaptığımı anlayarak ellerimle gözlerimi kapattım. Hızlıca geldiğim gibi geri dönsem iyi olurdu. Telaşla arkama dönmek istediğimde tam o an ayağımın bir yere takılması ve benim çığlık atarak yeri boylamam bir oldu. Sil. Yer değil. Sıcak bir kol belime dolandı. Gözlerimi açtım.
"Hey! Sen orada beni mi röntgenliyordun?"Ferah bir koku dört bir yanımı esir alırken,"Söyle bakalım.Yolunu mu kaybettin , Röntgenci Güzeli?"
Röntgenci?
Sil .
Röntgenci Güzeli?
BÖLÜM SONU