4. bölüm / 11
Hokeyci Bozuntusu(Yarı texting)0.3
Bölümler 11Şu an: 0.3
Bölüm Şarkımız:
Medya: Asya Tezcan.
asy.tzx:🌟
3.455 kişi beğendi.
45 kişi yorum yaptı.
"İnsan sokak sokak kaçtığı zaafına tutuluverirmiş. Ansızın. Göz göre göre ..."
"Ne saçmalıyorsun sen? Derhal çekil üzerimden!" Onu ittirip bir kaç adım geri atmamla beraber hızlıca omzumdan yere düşen çantayı eğilip aldım ve arkama dönüp ilerlemeye başladım.
Bir anda bileğimi sıcak eliyle sardı.
"Dur bakalım. Ne işin vardı gerçekten bu odada?"
"Seni ilgilendirdiğini sanmıyorum."
"Öyle mi? Burası erkek soyunma odası. Ben de bir erkek olduğuma göre oldukça ilgilendiren bir durum var ortada. Çünkü buraya ait olmayan sensin."
"Siz böyle... ait değilsiniz falan. Bütün okula sahipsiniz ya ego tavan dimi? Hayır yani en basitinden yolumu karıştırmış olamam mı?"
"Bir ihtimal. Belki." Dedi ve gülümsedi."Gözler kaç numara onu söyle o zaman Röntgenci Güzeli." Kaşlarımı çattım."Kapıda asılı olan kocaman 'erkek soyunma odası' tabelasını görmediğine göre epey yüksek."
"Uyuzsun!"
"Röntgencisin!"
"Egoistsin."
"Olmaman gereken yerlerdesin."
"Pisliksin."
"Ve bakmaman gereken şeylere epey ilgi duyuyor gibisin!" Sinirle çıplak göğsüne vurarak onu ittirdim.
"Defol git şuradan."
"Burası benim alanım. Senin gitmeni tercih ederim."
"İyi. Giderim ben de o zaman "
Tekrardan kolumdan tutularak geriye çekildim. "Soruma cevap vermeden hiç bir yere gidemezsin. Burada ne işin vardı? Ya da şöyle mi sormalıyım. Başka adamların dolaplarını hobi olarak mı karıştırıyorsun yoksa bir amacın mı var?"
Kollarımı bağlayıp ağırlımı tek ayağıma verdim. "Anlamadım?"
"Pekala. Şöyle sorayım o zaman. Seni daha önce bu okulda hiç görmedim. Yani ya yeni bir kızsın ya da bu okulun öğrencisi değilsin. Yeni biri nakil aldırsa illa ki kulağıma gelirdi. Görünmez değilsen. O yüzden ikinci ihtimalin üzerinde daha fazla duruyorum. Söyle şimdi. Evren piçi mi gönderdi seni? Ne o karşıma kendisi çıkamadığından ağzı süt kokan küçük kızları mı gönderiyor artık pis işlerine?" Bir anda sinirle elimi kaldırdım ve tam ona tokat atmak üzereyken sol bileğimi tuttuğu gibi beni arkamızdaki demir dolaplara sertçe çarptı. Ellerini iki yanıma koyarak beni kafeslediğinde artık ferah kokusu daha fazla burnuma doluyordu. Tarçın mıydı? Sigarayla karışık. "Söyle ona daha fazla ayağıma dolaşırsa önümüzdeki hafta onu o hokey sahasına gömerim. Taktik mi çalmaya gönderdi seni? Hım? Gözlem yap gel mi dedi? Kaç para verdi bunun için sana? Söyle. Konuş."
"Sen kim oluyorsun da beni hırsızlıkla suçluyorsun? Çekil önümden. Ben hırsız falan değilim. Senin o ukala suratını biraz daha görürsem ciddiyim patlatacağım." Onu ittirdim. Tam önünden çekilip gideceğim esnadaysa son anda eli belime dolandı ve beni sertçe kendine doğru çekti.
"Bırak beni Ukalaca Hokeyci!"
"Ver şu formayı!"
"O forma sana ait değil."
"Sana da ait değil. Kimin forması bu? Ne yapıyorsun bununla? Çalıp gece evinde sarılarak falan mı uyuyorsun?"
"Bana bak öldürürüm seni. Terbiyesizleşme. Ben kimsenin bir şeyini çalmadım. Arkadaşımın forması bu. Evinde unutmuş. Bırakmaya geldim."
Ukalaca bir tavırla,"Taktik çalıp soyunma odalarına gizlice girebilmek için iyi bir bahane. Sonraki durağın neresi Röntgenci Güzeli? Ama bak buraya kadar yormuşlar seni. Sahaya inmeden olmaz. Antremanı görebilmen lazım değil mi? Onun için uydurduğun bahane neydi? Çok merak ediyorum."
Sinirle ellerimi saç diplerimden geçirdim. "Bahane mi?" Dedim sinirden gülerken."Asıl benim merak ettiğim, her gördüğün kıza böyle hırsız muamelesi yapacak kadar paronayak bir egoist olup olmadığın. Bırak diyorum sana!"
Gözlerini kısarak yüzüme yaklaştı, dudaklarında sinir bozucu o yarım tebessüm belirdi. "Egoist mi? Soyunma odamın ortasında elinde bir hokey formasıyla yakalanan sensin Röntgenci..."
Sertçe bileğimi kavrayıp beni kendine biraz daha yaklaştırdığında aramızdaki mesafe tehlikeli bir şekilde kapandı. "Şimdi o formayı bana veriyorsun ve amacının ne olduğunu tane tane itiraf ediyorsun." diye fısıldadı sesi alçalırken, " Aksi takdirde seni buradan güvenlik eşliğinde çıkarırım ..." Soğuk nefesini yüzüme doğru üfledi. Sırtım demirden olan dolabın sert kısmına yaslıyken ela rengi gözlerim onun acı kahvelerine bütün hırsıyla odaklandı.
"Yine antremandan atılmışsın Giray. Senin gerçekten derdin ne?"
Bir anda içinde bulunduğumuz odanın kapısının açılmasıyla onu ittirmem ve kapıya doğru kaçmam bir oldu. Yakalanmıştık! Ay, sil. Basılmıştık. "Neler oluyor burada?!" Yere düşen çantamı aldığım gibi telaşla odadan dışarı çıktığımda kapının yanında elleri belinde ağırlığını tek ayağına vererek duran sarışın kızı son anda görebilmiştim. "Bana derhal bir açıklama yap Giray. O kız kimdi?"Kızın sesi boş koridorda yankılanırken koşar adım koridorun soluna dönerek kendimi bulduğum ilk kızlar tuvaletine attım.
Ellerimi saçlarımdan geçirirken sinirle bir o tarafa bir bu tarafa volta atmaya başladım.
Öldürecektim. Bu sefer hepsini öldürecektim. Bu şaka işi artık dozunu kaçırmıştı. Boku çıkmıştı resmen. Bu saçma mesele de kimin parmağı varsa hepsini tek tek kıracaktım.
"Ne yapacağım ben şimdi? Ya o kız Dedikoducu Kız'ı tanıyan biriyse? Ya sevgilisiyse? Selin miydi neydi? Ya bizim öyle bastığını bütün okula yayarsa? Ne yaparım ben? Öldüreceğim sizi. Hepinizi. Pislikler. Ya siz nasıl arkadaşsınız? Geberteceğim hepinizi ya!" Sinirle beyaz gömleğin kollarını kıvırdım. Hızlıca yüzüme bir su çarptım. Kalbim küt küt atmaya başladı. Saçlarımı topladım. Derin bir nefes almaya çalıştım. Ellerimle yüzümü yelledim. Nefes alamıyordum! Nefes alamıyordum! Nefes alamıyordum! O an aklıma bana Giray uyuzunun dediği şey geldi ve daha çok panik oldum.
Röntgenci?
Hatta Röntgenci Güzeli?
"Anladı. Anladı. Kesin anladı yazan kızın ben olduğumu ... ya öldüreceğim hepinizi. Kesin ben olduğumu bildi. Yoksa niye öyle desin ki dimi? OF DENİZ.ONUNLA BENİ TANIŞTIRMADAN BENİ ÖLDÜRECEKSİNİZ SİZ?"
Çantam neredeydi? İlacım neredeydi? Bacaklarım titremeye başladı. Yere düştüğüm esnada lacivert omuz çantamın fermuarını titreyen ellerimle açabildim. İçinde ilacımı aradığım esnada alnımdan boncuk boncuk ter akıyordu. İlacı bulabildim. Hızlıca su ile içsem iyi olacaktı. Tableti kırıp içinden bir hap almak için direndiğim esnada titreyen ellerim buna engel oldu ve avuçlarım arasından kayıp giden beyaz hap tanesi mermer zeminde dönerek yere düştü. Bir tablet daha kırdım. Yapamıyordum. Lanet olası titreme bir kesilseydi çok iyi olurdu.Savaşmaktan vazgeçip srtımı arkamdaki mermer duvara yasladım.
Dilate Kardiyomiyopati.
Kalp kasının zamanla zayıflayıp genişlemesiyle oluşan bir kardiyo-vasküler kalp hastalığı.
Bundan iki yıl önceydi. Ankara'daydık o zamanlar. Annem ve bendik. Babam uzman çavuştu. Bir görevde şehit düştükten sonra annemin zamanla psikolojik rahatsızlıkları boy göstermişti. O zamanlar Ankara'daki bir lisedeydim. Sessiz bir kızdım hep. Fazla arkadaşlık kuramazdım kimseyle. Zorbalığa uğruyordum zaman zaman. Anneme hiç bahsetmemiştim. Zorla başımda durulup yaptırılan ödevler , dalga malzemesi bulabilecekleri herhangi bir hareket, eşek şakaları ya da hiç biri. Öylece dursaydım bile onlar benimle zorbalık edecek bir şey bulabiliyorlardı. 22 Nisan 2024 tarihinde annemi de kaybettikten sonra tek başıma kalmıştım. O zamanlarda ortaya çıkmıştı bu hastalık. Annemden sonra bana yâdigar kalan tek şey.
Nefes alışverişlerimi düzeltmek adına kendime bir kaç saniye tanıdığım esnada bulunduğum tuvaletin kapısı gümbürtüyle açıldı. Asya ile Fatoş'u gördüğüm esnada gözlerimin bir anlığına bulanıklaştığını hissettim ama sonra görüşüm düzeldi. Ellerimle yakamı çekiştirip dururken bir anlığına kucağıma düşen tableti işaret edebildim. Asya tableti eline alıp içinden bir hap çıkardığında avucumu açtım. Tüm bedenimin zangır zangır titrediğini onlar da hissetti . Asya ilacı içmeme yardımcı olurken ona engel olmadım.
"İyi misin Gece?"
"Bütün her yerde seni aradık. Selin'in sesi tüm koridoru inletti resmen. Korktuk."
"Neyin var? Başın falan mı döndü?"
Yanıma çöktükleri esnada onlara zaman tanımadan sinirle ayaklandım ve kapının girişinde telaşla bana bakan Deniz ve Merih'e doğru ilerledim. Çantamdan çıkardığım formayı Deniz'in suratına fırlattığım esnada başı öne eğikti. Bana bakamadı. Ona baktım. Üzerinde bir hokey forması vardı. Evet ,yalandı. Formasını falan unutmamıştı. Karşımdaydı.
"Bir daha sakın böyle bir şaka yapayım deme." Yanlarından geçip gideceğim esnada Merih nazikçe koluma dokundu.
"O şerefsiz sana bir zarar mı verdi Gece?"
"Bana en büyük zararı siz verdiniz Merih. Az önce sizin yüzünden aptalın teki tarafından hırsız damgası yedim..." Kolumu ondan kurtardığım gibi hızlıca koridorda yürümeye başladığımda dördünün de peşime takıldığını biliyordum.
"Gece bir dur,"
"İki dakika bizi bir dinle bak."
"Biz sana hiç zarar vermek ister miyiz Gece?" Asya'nın en sonunda önümde durarak bana sorduğu soru öfkeli adımlarımı yere çaktı. "Bilmiyorduk. Sen... Okula geldiğinden beri bize karşı çok ketumsun Gece. Biz ... bilemedik. Hala bilmiyoruz bak. Seni gerçekten çok seviyoruz ama seni tanımıyoruz biz Gece. Alt tarafı bir şaka dedi çocuklar. Ama biz seni tanısak ... etkileneceğini ... ya da ne bileyim sana kötü geleceğini bilsek yapar mıyız hiç? Sen ona hiç adım atmıyorsun Gece? Biz de artık tanışsanız iyi olur diye düşündük."
"Tanışmak?" Diye soludum sinirle. "Bu yaptığınız sadece dedikoducu kıza malzeme vermek oldu Asya. BASILDIK YA BASILDIK! O odaya giren kız ilk ne yapacak hepimiz çok iyi biliyoruz değil mi? Dedikoducu kıza anonim olarak mesaj çekecek ilk fırsatta." Diye bağırıp ellerimi gece karası saçlarımdan geçirdiğim esnada ilk dersin zili çalmıştı.
"Eğer korktuğun buysa ...Biz hallederiz." Dedi Fatoş.
"Evet. Evet. Biz sustururuz Selin'i..." Dedi aynı telaşla Merih.
"Selin o muydu?" Diye sordum sadece.
"Evet. Eski sevgilisi. Ama artık mümkün değil bir daha barışamazlar." Kaşlarımı çattım. Bir taraftan konuşurken diğer taraftan da koridorda sınıfa ilerliyorduk.
"Neden ki? Selin ne yaptı ona?" Diye sordum.
"Aldattı," dedi Fatoş.
Kaşlarım havalandı. Eski sevgilisi onu aldatmış mıydı?
"Boş ver onu. Biz sana kendimizi affettirebilecek miyiz?" Başımı olumlu anlamda salladım.
"Bu meseleyi kapatacağız ve bir daha kimse onunla benim üzerinden şaka yapmayacak." Gözlerim Deniz'e kaydı."Özellikle sen." Dediğimde hala mahcup bir ifadesi vardı. "Size ilk başta kızdım ama haklılık payınız var. Hastalığımdan bahsetmedim size. Hatta hayatımdan hiç bahsetmedim. Biliyorum. Bilseniz yapmazdınız." Bir anda Asya ile Fatoş bana sıkıca sarıldığında gülümsedim.
Böylesi aptal bir eşek şakası yüzünden en yakın arkadaşlarıma sırt çeviremezdim.
Ben bu yaşıma kadar zaten hep tek başına olan bir kızdım. Hayatımda ilk defa bir arkadaş grubuna mensuptum. Bunu mahvetmeyecektim.
"Hadi tabanlara kuvvet. İlk ders Osman Hoca'nın. Geç kalırsak ipe dizer."
𓃠
Son dersin zilinin çalmasıyla derin bir nefes aldım ve önümdeki defteri kapatıp ayaklandım. Eşyalarımı çantama doldururken Asya, "Antremana gelmek ister misin?" Diye sordu.
Başımı iki yana salladım. Eve gidip dinlensem iyi olurdu. "Kendimi pek iyi hissetmiyorum aslında."
"Artık nasıl olacak? Sana yazarsa yeniden yani ..."
"Engellerim."
"Peki."
"Hadi kızlar. Sahaya inelim!" Merih ve Deniz çantalarını omuzlarına atarken bize doğru geldiler.
"Aslında ..." diye mırıldandı Asya. "Powerpuff Girls kızları Kırmızı alarm verdi. Bizim eve gitmemiz lazım." Dediğinde şok içinde ona baktım.
"Hayır!" Diye atladım birden. "Hayır. Siz gidin antremana. İzleyin işte. Ben gelmeyeceğim diye siz de mi gitmeyeceksiniz?" İkisi de başını salladı. "Hayır. Olmaz. Gidin işte. Bu antreman zıvırtıları eğlenceli oluyor. Gidin kafanız dağılır." Haftaya önemli bir hokey maçı vardı ve antremanları epey hayatiydi onlar için. Hem bizim okuldakiler de bu hokey antremanlarını izlemeye yoğun ilgi gösteriyorlardı. Neredeyse gerçek bir maçmış gibi kalabalık oluyordu seyirci tarafı. Tamam kabul. Asıl amaçları liseli ergen kızların hokeyci yakışıklı çocukları kesmekti. Ama yine de neredeyse normal bir maç gibi kalabalık bir ortam oluyordu. İzlemek yasak değildi. Hatta onlar için alıştırma gibi oluyordu. Haftaki maça ...Her neyse işte. Öyle.
"Gece!" Kapının önünde durup ismimi seslenen kişiye döndüm. Tarık Hoca.
"Efendim hocam?"
"Az gelir misin? Seninle konuşmamız lazım."
"Tabii ki de." Arkamı döndüm ve çantamı alıp sırtıma astım. "Öptüm sizi. Hadi siz de antremana gidin. Beklemeyin beni." Hızlıca yanlarından geçip Tarık Hoca'nın yanına ilerledim.
"Bir sorun mu var Hocam?"
"Yok. Yok. Gel şöyle yürüyelim. Antremanı izleyenlerden misin?"
Başımı iki yana salladım. "Pek değil."
"Broşürler ne alemde?"
"Daha başlayamadım Hocam."
"Olsun. Daha haftaya var."
"Hemen halledeceğim merak etmeyin."
"Bugün Burcu Hocanla senin hakkında biraz daha konuştuk. Aslında ben kulüp için bir sosyal medya sorumlusuna ihtiyacım olduğunu söyledim. O da bana seni önerdi . İkinci kez. Hani diyorum istersen... Hokey Kulübümüzün sosyal medya içerik üreticisi olmak ister misin?"
Gülümsedim." Hocam gerçekten mi?"
"Evet."
"Çok mutlu olurum."
"Asıl o mutluluk bizim. Senin hesabını takibe aldım. Baya takipçin varmış senin. İmajımız açısından baya iyi yani..."
"Çok teşekkür ederim."
Adımlarım spor salonunun girişinde durdu.
"O zaman anlaştık!"
"Anlaştık!"
"O zaman ben gideyim Hocam."
"Nereye? İlk çekimini yapmadan mı? Bırakmam." Dedi ve sol omzundaki sporcu çantasının içinden bir kamera çıkardı. " Daha iyi çekim yaparsın." Deyip kamerayı bana uzattığında hiç düşünmeden aldım.
"Aslında ... eve gitmeliydim ama. Olsun. İki üç çekim yapıp hesabımdan paylaşabilirim."
"Çok seviniriz."
Birlikte antreman sahasına ilerlediğimizde o takımının başına ilerledi ben ise Asya ve Fatoş'un oturduğunu gördüğüm en öndeki seyirci koltuğuna yerleştim. Yine bahçe ve seyirci kısmı epey kalabalıktı.
"Hani ... eve dönecektin?"
"Öyleydi."
"Tarık Hoca fikrini değiştirdi. Sanırım."
"Evet. Biraz öyle oldu."
"O kamera ne iş?"
"Çekim yapacağım."
"Neden?"
"Çünkü artık Çakırca Koleji'nin Sosyal Medya İçerik Üretcisiyim."
"Çüş! Ciddi misin?" İlk nida Asyadan geldi.
"Oha falanım şuan yani." Bu da Fatoş'a aitti.
"Nasıl oldu bu?" Diye sordu Asya.
"Müdür kulübün biraz daha rağbet görmesini istiyormuş. Hani tamam. Yeterince izleyicileri var zaten. Ama öyle değil. Sanırım globale oynamak gibi düşünceleri var. Burcu Hoca beni önermiş. Fazla takipçim var diye. Ben de kabul ettim. Sosyal medyada biraz da Çakırca Hokey Kulübü için aktif olacağım."
İkisinin birbirine bakarak güldüğünü işitmemle bacak bacak üzerine attım ve düdüğün sesiyle beraber başlayan hokey maçında buzun üzerinde oradan oraya savrulan bedenleri kameralamaya başladım.
İlk gol.
İlk tezahürat.
İlk kare.
Giray Çakırca.
Bir kare daha aldım. Yine kadrajda onun iri cüssesi vardı.
Bir kere daha. Şimdi önündeki rakibini acımasızca savurdu.
İkinci gol. Giray Çakırca.
Üçüncü kare. Giray Çakırca.
Derdi neydi bunun? Sanki sahada tek başına oynuyordu. Kendi takımına bile pas atmıyor canavarca oradan oraya savruluyordu.
Kadrajdan çıkmıyordu.
Kamerayı indirdim.
"Hocam! Bir şey der misiniz? Bütün kadraj ondan iba-" Fatoş'un eli ağzıma kapandı.
"Bıraksana!"
"Delirdin mi?"
"Hayır yani. Toplu takım fotoğraf-" Bu sefer Asya susturdu.
"Gece! Kendini belli edeceksin."
"Biz de işimizi yapacağız Abiciğim. İzin verirse..."
İkisi aynı anda eliyle ağzımı kapattı.
"Sorun yok Hocam! Biz hallettik." Diye seslendi Fatoş.
Bir gürültü koptu.
Karşısındaki adam ona bir şey söyledi.
Ve ne dediyse bu onu kontrolden çıkarmaya yetti.
Rakibinin üzerine doğru yürüdüğü esnada araya bir kaç kişi girdi. Ve Tarık Hocanın düdüğünün sesiyle beraber ilk uyarısını aldı . Tam arkasını bana doğru dönmesiyle bir deli cesaretiyle o sinirle kaskını çıkarırken ben kamerayı kaldırdım ve bingo. Yüzünün çekebildim. Kamerayı indirdiğimde göz göze gelişimizle kalbim küt küt atmaya başladı. Buzun üzerinde bana doğru son sürat geldikten sonra aramızdaki tek engel tribünü sahadan ayıran cam parçasıydı. Kaşları çatıktı.
Gözlerime baktı.
Bir şey demek üzere gibiydi.
Biliyor muydu? Anlamış mıydı ben olduğumu?
En kötü ihtimali söylüyorum.
Gerçekten Evren denilen adama çalıştığımı ve amacımın taktik çalmak falan olduğunu mu sanmıştı?
Tam bir 'Hokeyci Bozuntusu'ydu.
Şuan arkamı dönmek ve buradan kaçıp gitmek istiyordum.
"Bizi kameraya aldığına göre tahmin ettiğim gibi görevini başarıyla tamamlamışsın , seni küçük hırsız." Eğildiğinde önce elimdeki profesyonel kameraya sonraysa ela rengi gözlerime tüm siniriyle baktı. Bir anda sinirle ona doğru yaklaştım.
"Soyunma odasında yakalandığında asıl planın buydu değil mi? Tribünden, saha kenarından taktik çalmak. Antrenörün gözü üstünde değilken iyi fırsat bulmuşsun."
"Taktik falan çaldığım yok, ben işimi yapıyorum." Diye yükseldim sinirle.
"İş mi? Kimi kandırıyorsun kızım sen? Hangi hakla antrenmandayken gelip beni, takımımı çekiyorsun? Tarık Hocanın bundan haberi bile yoktur kesin. O kameradaki çekimleri hemen siliyorsun, yoksa o aleti elinden alır buzun ortasında paramparça ederim."
Bir anda sinirle tribünün korkuluğundan atlayarak diğer tarafa geçtim ve karşısında tüm öfkemle dikildim.
Bu kadarı fazlaydı ama kendini ne sanıyordu?
"Kameramı buzun ortasında kırmayı dene de gör bakalım kim kimi yaka paça attırıyor bu sahadan!" Dedim ve kamerayı göğsüne bastırıp onun üzerine doğru yürüdüm.
Sinirle güldü."Bana bak, senin küçük ajan .Saçma sapan oyunlarınla uğraşacak vaktim yok. Ver şu hafıza kartını!"
Giray'ın kışkırtıcı tavrı ve kameraya uzanan eli bardağı taşıran son damla olmuştu. O kamerayı çekiştirerek almaya çalışırken ben gözüm bir anda hiçbir şeyi görmeyerek Ayaz’ın kolunun altında tuttuğu ağır, profesyonel hokey kaskını tek bir hamlede çekip aldım.
"Al sana taktik!" diye bağırıp kaskı bütün gücüyle Giray'ın kafasına doğru fırlattım.
Ne yapmıştım ben?
Giray son bir refleksle başını eğerek kıl payı kurtuldu ama savrulan kask, hemen arkasındaki duvara monte edilmiş olan ana elektrik panosuna ve şalter kutusuna tam isabetle, büyük bir gürültüyle çarptı!
Aferindi bana.
Ne yaptımıştım ben?
Sert kask panonun kapağına büyük bir gümbürtüyle çarpıp şalterleri kökünden kırdığında o an küçük çaplı bir kıvılcım patlaması yaşandı.
Birkaç saniye içinde tüm tesisin, soyunma odalarının ve buz pistinin projektörleri aniden söndü. Büyük bir karanlık çökerken panodan yükselen cızırtı sesleri ve duman kokusu ortamı sardı.
Birinin beni kendine doğru çekip üzerike kapandığını hissettim. Tarçın. Sigaraya karışmış. Giray.
"Manyak mısın kızım, ne yaptın sen?!" dedi Giray karanlıkta şaşkınlıkla.
Tam o sırada patlayan şalterler yüzünden yangın alarmı ve tavandaki su sistemi devreye girdi. Buz gibi su tepemizden aşağı sağanak gibi yağmaya başladığında ikimiz de karanlıkta sırılsıklam kalmıştık.
Üzerimden çekildi.
Kokusu da aynı hızla gitti.
"Sen aklını mı kaçırdın Röntgenci?!" dedi Giray , yüzüne gelen ıslak saçları geriye iterken. "Beni öldürmeye mi çalışıyorsun yoksa bütün okulu havaya uçurmaya mı?"
"Kafanı patlatacaktım. Panoya çarpıp onu patlattıysam benim suçum ne!" diye bağırdım. İçerideki herkes panik olmuştu ve bağırışlarıyla beraber bütün sesler birbirine karışmıştı. Büyük bir facia gibiydi içerisi resmen.
"Bana bak, sen harika bir baş belasısın..." Karanlıkta ona doğru bir adım attım ama ayağım buz kütlesine takılınca sendeleyip onun üzerine doğru devrildim. İkimiz birden ıslak beton zemine kapaklandık.
Bravo. Aferindi bana. Bir bu eksikti zaten.
Tam o sırada tesisin acil durum kilitleri büyük bir gürültüyle kapandı ve kapıdaki Tarık Hocanın bağırışı kulaklarımızda yankılandı: "Herkes dışarı! İki dakika içinde kapılar otomatik kilitlenecek!"
"Hey! Bekleyin! İçerideyiz!" Giray ayağa fırlayıp kapıya koştu ama kilit mekanizması çoktan devreye girmişti. Kapı yüzümüze kapandı. Dengemi kaybettim. Gözlerim karardı.
Kapalı ve karanlık alanlara fobisi olup başlıca stres üzerine kurulu olan bir kalp hastasıyla baş başa kalan karşımdaki çocuksa bana doğru büyük bir telaşla koştu.
Güzel!
Karanlık ve kilitli bir sahanın içinde mahsur kalmıştık.
-BÖLÜM SONU-
Düşüncelerinizi alayım.
Bölüm etkileşimi
