Bölümler 11Şu an: 0.4
Bölüm Şarkımız: Hani Bana.
deniiz.xsoy: @asy.tzx😉
7900 kişi beğendi.
1523 kişi yorum yaptı.
"Ben bir oğlanın önünde durmuş. Beni sevmesini isteyen bir kızdım sadece..."
'Aşk Engel Tanımaz
0.4
Hayat, siz başka planlar yapmakla meşgulken başınıza gelenlerdir ibarettir derler hep. Sahi,gerçekten öyle miydi? Gerçekten hayat akışına ilerleyen bir nehir bizse o nehre sorgusuz sualsizce kapılıp giden varlıklar mıydık sadece?
Nefes alamıyordum.
Hatta belki de alıyordum.
Lakin bunu idrak dahi edemiyordum.
Yalnızca saçma sapan bir eşek şakası sayesinde şuan burada , onunla aynı odanın içerisinde aynı havayı soluyordum.
Bu bir rüya olmalıydı.
Sırf iflah olmaz arkadaşlarım geçen hafta ki maçta müdürün isteği üzerine okulun hokey kulübü sosyal medya hesabına bir kaç içerik çıkarayım derken sürekli kadraja giren çocuğu Antreönürümüze şikayet etmek için takıma mensup arkadaşlarımdan yardım istemem ve onların bana küçük bir şaka yapıp bana tam da o 22 numaralı 'hokeyci bozuntusunun' numarasını verdi diye.
Oha! Siz anneleri tarafından size emanet edilen çocuklara diye başlayan Bihter Ziyagil'e taş attım şuan.
Üstelik o çocuk bu sabah benimle karşılaştığında küstahça suratıma bakıp," Seni daha önce hiç görmedim. Muhtemelen bu okuldan değilsin. Okula naklini yeni aldıran biri olmuş olsaydın bile illa ki kulağıma gelirdi. Görünmez değilsen tabii..." diyen ukala 'hokeyci bozuntusu' iken.
"Şşt. Sakin ol. Nefes almalısın. Bak elektrik panosuyla ilgili ufak bir sorunumuz var . Sen burada durup beni bekler misin? Öncelikle orayla ilgilenmeliyim..." dedi ve beni arkamdaki tribünün korkuluğuna yavaşça yasladı. "Seninle daha sonra özel olarak ilgileneceğim Baş Belası." Bir anda üzerindeki formayı çıkartıp elektirk panosundaki tutuşan kablolara doğru çarptığında ağzından sert bir küfür savurdu. Bir kaç kez panodaki kıvılcımı söndürmek için tişörtünü serçe oraya vurduğunda arkamı döndüm ve sırtımı yasladığım sert cisme baktım. Yangın tüpü. Sinirle tüpü sabitlendiği duvardan çekip aldığımda ona doğru yaklaştım.
"Maşallah on elinde on marifetsizlik! Tabii amaç yangını söndürmek değil ki kaslarınla hava atmak di mi?Yemezler canım." Diye bağırdım sinirle. Yangın tüpünü kavradım. "Çekil şuradan. Asıl baş belası sen olmalısın ya. Sayende havaya uçacağız. Dikilmişsin bir de oraya tarihi kır pınar baş pehlivanı gibi hayırdır gösteri mi yapıyorsun ?Sırıtma be. Senden olsa olsa yalı korkuluğu olur." Yangın tüpünü ateşe doğru püskürttüğüm gibi bir kaç dakika sonra ateş söndü.
"Yalı kazığı değil miydi o?"
"Şuan sorunumuz bu mu?"
"Aynen. Diğer soruna geçelim..." Üzerime doğru hafif eğildi. "Yiyecek çok kız tanıyorum Baş Belası. Hem soyunma odasında beni nasıl röntgenlediğini çok çabuk unuttun gibi?"
"Sen benimle fazla didişme istersen. Bak elimde kocaman bir yangın tüpü var ve tahminimce hala yarısından fazlası dolu."
"Okulun elektrik panosunu patlattın. Yetmedi. Tutmasak spor salonunu da havaya uçuruyordun.Hala burada durmuş beni tehdit mi ediyorsun cidden? Cık. Cık. İflah olmaz bir Röntgenci Güzeli." Dedi gülerek. Kriz anında böyle umursamaz olmayı nasıl başarıyordı? Kapıya doğru bağırdı."Hocam. Can güvenliğim yok diyorum. Kafamı patlatmak için nişan alıp elektrik panosunu havaya uçuran bir psikopatla aynı sahada mahsur kaldım. Daha neler?Açın şu kapıyı!"
"Bana bak bu faciaya sen sebep oldun. Ben sadece senin o kalın kafanı patlatmak istemiştim."
"Yok. Senin için böyle soğumaz. İstersen sen şu panoya git bir kafa at. Yarım bıraktığın işi halledersin belki..." Bir panoya bir de ona baktım.
"Uyuz musun sen?"
"Bunu sabahtan beri başıma tonlarca dert açmış bir Röntgenci mi diyor?"
"Hay senin...röntgencine."
Kapıya doğru ilerledi. Ardından yolun yarısında dönüp bana baktı.
"Sevdin herhalde ortamı. Sen de haklısın kim yarı çıplak bir hokey oyuncusuyla aynı sahada mahsur kalmayı istemez ki? Üstelik o hokey oyuncusu Giray Çakırca iken."
"Gerçekten bu sefer ıskalamayacağım ve o kafanı gerçekten patlatacağım."
"Kötü emellerini buradan kurtulduğumuzda hayata geçirsen diyorum Röntgenci Güzeli. Daha güzel olmaz mı?"
"Seni bana bela diye mi gönderdiler?"
"Yok. Tam tersi. Seni bana bela diye göndermişler." Sinirli bir halde tribüne doğru ilerledim. Üzerimdeki beyaz gömleğin sırıksıklam olup üzerime yapıştığını hissedebiliyordum. Diğer tarafa geçmeden uzanarak yalnızca uzak bir mesafede yukarıdaki küçücük pencereden içeri düşen ay ışığının aydınlattığı seyirci tarafında dal çantamı aradım.
Telefonu bulursam buradan çıkmamız daha kolay olurdu.
Bir kaç dakika sonra bulduğum çantayı alıp hızlıca içinden telefonunu çıkardım ve bir taraftan feneri yakıp ona doğru ilerlerken diğer taraftan da kilidi açıp rehberime girdim. Şebeke yok. Mükemmel -1.kattaki buzla kaplı bir sahanın etrafındayız. Şebeke yok. Isı yok. Her taraf ıslak ve biz burada mahsur kalmıştık. Sabaha donmasak iyiydi.
Sinirle kafamı kaldırdığımda gözlerim salonun iki yana açılan çift kanatlı demir kapısının hemen yanında duran butona kaydı.
"Acil durum butonu mu bu?Butonuna bas! Güvenlik çağırma düğmesi falan olabilir belki."
Umursamaz bir halde bana bakarken elini kaldırdı ve butona bastı.
"Sistem çöktü diyorum sana! Elektrik yok ki buton çalışsın!"
"O zaman ne diye takmışlar onu oraya yalı korkuluğu gibi?"
"Yalı kazığı."
"Şuan sorunumuz bu mu? Telefonum nerede? Benimki çekmiyor. Belki seninki çeker."
"Soyunma odasında." Tam o esnada her şey zaten üst üste gelmemiş gibi bir de telefonum düşük şarj uyarısı vererek feneri otomatik olarak kendiliğinden kapattı.
Aferindi o zaman ona!
"Harika!Işık yok, hat yok, ısınma yok. Bütün gece bu sular altındaki buzhanede kilitliyiz." Sinirle demir kapıya bir kaç kez vurduğum esnada nefes alışverişlerimin zorlandığını hissettim. Dakikalardır bir çıkış yolu aramıştık. İçimde bir parça da olsa bir umut vardı ve bu strese girmemi engelliyordu fakat şuan butun umutlar suya düşmüştü ve ben küt küt atan kalbimle korktuğum karanlıkta bir başıma kalmıştım.
"Açın şu lanet olası kapıyı! Kimse yok mu? Neden kimse bizim orada olmadığımızı fark etmedi mi? Neden geri dönmüyorlar?"
Görünmez değilsem tabii.
Beni omuzlarımdan tutarak kendine çevirdi. "Sakin ol. Bak biraz geri çekilirsen kapıyı açmayı deneyeceğim." Beni tutup arkasına doğru ilerletti ve kapıdan olabildiğince uzakkaştırdı. Ardından bir kaç kere hızlıca kapıya tekmesini geçirdikten sonra ağzından sertçe bir küfür savurdu.
"Sıkışmış olmalı." Ellerim titremeye başladığında tutanacak bir yer aradım. O anda sıcak bir el belime dolandığında beni kendine doğru çekip sırtımı kapıya yaslamasına izin verdim. "Panik atak mı var sende?"
Başımı iki yana salladım.
"Travma sonrası stres bozukluğu?"
Tekrardan başımı iki yana salladım.
"Neden böylesin o zaman? Kollarım arasında küçücük bir çocuk gibi zangır zangır titriyorsun. Nefes alışverişlerin düzensiz. Dokunsam ağlayacak gibisin..." Derin bir nefes almaya çalıştığımda bana alan tanıyabilmek adına bir kaç adım geri gitti. "Bak. Belli ki bu geceyi burada geçireceğiz. Kendini buna hazırlamalısın. Sana korkma diyemem. Ama -" Sözünü kestim.
"Sadece aptal bir titreme."
"Öyleyse bu sabah tuvalletteki gibi mi?Aptal bir titreme gibi gözükmüyordu o çünkü."
"Bak. Üzerime gelmesen olmaz mı?"diye sordum. O bir kaç saniye elleri belinde beni izledikten sonra yanıma yaklaştığında bir anlığına tarçınla karışık sigara kokusunu duydum. Tarçını hiç sevmezdim ama o an içinde bulunduğumuz durumdan ötürü bunun beynimin bana karşı oynadığı bir oyun olup olmadığını anlamasam da kokusunun kalbimin atışını yavaşlattığını hissettim.
"Üşüyor musun?"
Başımı iki yana salladım. "İyiyim."
Bir anda hala elinde tuttuğu tişörtünü bana doğru uzattığını gördüm.
"İyiyim dedim ya. Sen giy. Çıplaksın sen. Daha fazla üşürsün."
"Üzerindeki bütün suyu çekmiş. Belki hasta olmak üzere olduğun için titriyorsundur. Giy şunu!" O an bunu söyleyene kadar gerçekten de adam akıllı bir şekilde titrediğimi hissedememiştim. Çok fazla titriyordum. Dişlerim birbirine çarpıyor ve soğuk odada yankılanıyordu. Belki inat etmeyi bırakıp giysem iyi olurdu. Hem o sporcuydu. Soğuğa dirençli olurdu sporcular.
Gömleğimin üzerine tişörtü geçirmek üzereyken beni durdurdu. "Üzerindekini çıkar. Formam o kadar ıslak değil. Hem üzerine giyersen o da ıslanır. Bir anlamı kalmaz giymenin..."
"Seninle aynı odadayken asla soyunmam!"
"Ne o Röntgenci Güzeli yalnızca sen mi bakmaman gereken şeylere ilgiyle bakabilirsin?" Sinirle formayı çıplak göğsüme vurduğumda uyuz bir şekilde güldü.
"Kalmadım. Tamam mı? Senin formana da kalmadım acımana da..." Sinirle sahanın köşesinden dikkatle tribüne doğru ilerlemeye kalkışmamla spor ayakkabımın buz zeminle buluşması ve bir anda dengemi kaybetmem bir oldu. Can havliyle kpca bir çığlık koyurmamla sıcak bir elin yeniden belime dolanması bir oldu. Refleksleri nasıl bu kadar iyi olabilirdi ki?
"Çüş! Sinsi sinsi arkamda mı geziyorsun sen?"
"Rica ederim .Bir dahaki ne daha dikkatli olursun umarım!"
"Daredevil* falan mısın sen? Karanlıkta ultra hd görme yetin falan da var mı? Söyle de bilelim ."
"Refklekslerim iyidir."
"Epey iyiymiş."
"Öyledir."
"Giy şunu," dedi huysuz bir sesle. "Sabaha buz tutmuş cesedini bulurlarsa bir de senin yüzünden polisle uğraşmayayım."
"Arkanı dön o zaman."
Hızlıca elindeki formayı aldığımda onun önce bizi daha güvenli ve buz sahadan uzak bir yere çekmesine izin verdim.
Yutkundum.
Hiç bir şey diyemeden üzerimdeki gömlekten kurtuldum ve bekleme yapmadan formayı üzerime geçirdim. Ona doğru ilerlediğimde işimin bittiğini anlayarak tekrardan ay ışığının aydınlattığı salonda kapının hemen yanındaki duvara doğru ilerledi ve yere çöktü.
"Taktik çalmak için okula gizlice giren biri değildim." Dedim yanına geçip oturduğumda. "Formayı... Gerçekten arkadaşım için getirdim. Kimsenin taktiğinde falan gözüm yoktu. Hem formanın arkasındaki isme ve numaraya baksan anlardın sende . Ayrıca yaklaşık bir aydır bu okuldayım."
"Sabah o kapı açıldığında Antrenör ikimizin de canına okuyacak zaten. Bence o masum hikâyeni sabah disiplin kuruluna sakla Röntgenci Güzeli."
Sinirle soludum ama bir şey demek istemedim. O da haklıydı neticede. Saçma sapan bir şey yüzünden kaskını ona fırlatıp onu yaralamak istemiştim. Elektrik panosunu patlatmıştım ve onunla beraber kocaman bir hokey sahasında mahsur kalmıştım.
Bana karşı bu kadar sinirli olmasının epey haklı sebepleri vardı.
O an aklıma başka bir şey düştü.
Bana Röntgenci diye hitap ediyordu.
Acaba ona yazan kızın ben olduğumu mu biliyordu yoksa bu sabah ki olay yüzünden kendince bir şeyler mi uyduruyordu?
Hala titriyordum. Üşümekten miydi bilmiyordum ama onun da etkisi olduğuna emindim. Kollarımı kendime doğru çekerek bacaklarımın etrafına sardım. Ben üşüyordum da o üşümüyor muydu acaba? Hem bana formasını da vermişti. Teşekkür etsem iyi olurdu.
Tekrardan konuşmak için kafamı kaldırdığımda onu kafasını arkasındaki duvara yaslamış gözleri kapalı bir halde buldum.
"Hey! Uyudun mu sen?"
"İzin verirsen eğer deneyeceğim."
"Nasıl uyursun burada? Ya sabaha kadar donarsak?"
"Fazla film izliyorsun galiba."
"Ama içerisi çok soğuk."
"Sen kendinle ilgilen. Ben alışığım soğuğa." Kim soğuğa alışmak ister ki?
"Bir şe-"
"Bence sen de biraz uyumayı denemelisin. Uyumayacaksan bile şu çeneni kapat ki ben uyuyabileyim."
"Gerçekten uyuyacak mısın?Salak mısın ya? Bir kere soğuk bir yerde uykuya dalınmaz. Ya donarak ölürsek?"
"İzin verirsen evet. Yani Uyuyacağım ona evet."
"Pekala."
"Güzel."
Önüme döndüm ve sessizliğe büründüm. Çoktan çocukların yokluğumu fark edip burada olması gerekirdi. Hiç biri mi merak etmemişti bunca saat nerede olduğumu? Gerçekten aklımı kaybetmek üzereydim. Keşke bu gece hızlıca bitebilse...
Dakikalar sonra tekrardan ona döndüğümde nefes alışverilerinin sakin ve düzenli olduğunu duydum.
Uyumuş muydu?
Cidden mi? Uyuyacak zaman mıydı? Resmen utanmasa horlayacaktı. Nasıl bu kadar umursamaz olabiliyordu?
"Hey! Uyudun mu gerçekten?" Diye fısıldadım karanlığa doğru.
Belki de bayılmıştı.
Soğuktan.
Soğuğa alışık olduğunu söylemişti. Öyle bir şey olamazdı değil mi? Yavaşça dizlerimin üzerinde yükseldim. "Cevap versene. Uyudun mu yoksa..." Avuç içimi kaldırıp burnuna doğru ilerletirken bir yandan da ona doğru bir kaç santim kaydım. Benim elim mi buz tutmuştu yoksa burası soğuk diye mi nefesini hissedemiyordum? Ama nefes sıcaktır. Soğuğa karşıysa hep sıcak kazanırdı. Diğer elimi omzunun üzerinden aşağı doğru kaydırarak kalbine değdirdim. Buz gibiydi teni.
"Hayır... Hayır... Hayır...Hayır..." Başımı göğsüne doğru gömerek kalp atışlarını duymak istedim. "Lütfen... lütfen uyan. Uyan korkuyorum seni uyuz pislik. Uyumanın sırası mıydı?Hey. Ses ver."
"Daha yüksek söyle."
Sinirle omzuna vurdum. "Aptal. Seni uyuz pislik. Aklım çıktı."
"Ya Giray uyan lütfen. Çok korkuyorum. Böyle dememiş miydin az önce?"
"Korkmuyorum. Yanlış duymuşsun."
"İspatla o zaman."
"Neyi ispatlayacağım? İçeride dondurucu bir soğuk var, burada kilitli kaldık ve sen hâlâ sırıtıyorsun. Gerçekten sinir bozucusun."
"Giray uyan korkuyorum...' diyen bendim sanki, pardon."
"Birazdan o lanet olası kaskı gerçekten kafana geçirip seni hastanelik ettiğimde de böyle ukalalık yapabilecek misin acaba, seni uyuz pislik?"
"Sakinleş şampiyon. Başımıza yeni bir felaket açmadan buradan çıkmaya baksak daha iyi."
"Sabah olduğu an senden de bu sahadan da kurtulacağım." Yeniden bir üşüme geldiğinde formanın kollarını çekerek avuçlarım içine aldı.
"Sen ... üşümüyor musun gerçekten öyle?" Üzerimdeki formaya rağmen tir tir titriyordum ama o karşımda sırf benim gömleğim ıslak diye formasız bir şekilde oturuyordu.
"Pekala. Bu saçmalığa bir son verip bir kaç saatliğine barış imzalamaya ne dersin Röntgenci Güzeli?" Kaşlarımı çattım.
"O nasıl olacakmış Uyuz Hokeyci?"
Kafasını çevirip bana baktı. "Oyun oynayacağız. Yalan söylemek yok.Saçma bile olsa her soruya cevap verilecek ve burada olan burada kalacak."
"Senin saçma sapan sorularınla uğraşamam Uyuz Hokeyci,"
"Korkuyorsan o başka tabii..."
"Başla," dedim hemen çenemi dikleştirerek. "Seni rezil etmek için sabırsızlanıyordum zaten."
"Pekala. Klasik olandan başlayacayağım. Diyelim ki ıssız bir adaya düştün. Yanına beni alıp adadaki yaşam kaliteni arşa mı çıkarırdın, yoksa gurur yapıp tek başına hindistan cevizi kabuğu soyarak yerlilere akşam yemeği olmayı mı seçerdin?"
"Seninle ıssız adaya düşsem ilk günden adadaki vahşi hayvanlara yem diye fırlatırdım seni. Yanıma alacağım üç şey ise: Bir sandal, bir kürek, bir de seni bulunduğum adaya kesinlikle almamalarına dair mühürlü bir belge olurdu sanırım. İşimi garantiye almak için."
"Acımasızsın," dedi elini kalbine koyup öksürerek. "Oysa ben seni alırdım."
Şüpheyle kaşımı kaldırdım. "Nedenmiş o? Beni çok sevdiğinden mi yoksa?"
"Alakası yok," dedi sırıtarak. "Sürekli söylenip bağırıyorsun ya, adadaki yerliler veya yırtıcı hayvanlar senin sesinden tırsıp yaklaşamazdı bize. Doğal koruma kalkanı işte. Daha ne isteyeyim?"
"Uyuz pislik!" Eteğimin cebinden çıkardığım peçete paketini kafasına fırlattım.
"Sıra sende, saçmala bakalım," dedi peçeteyi havada tutarak.
"Diyelim ki bu buz sahasının ortasında ansızın bir uzay gemisi belirdi. Dediler ki: 'İçinizden birini götüreceğiz, diğeri kurtulacak.' Beni kurtarmak için uzaylılara ne vaat ederdin?"
Giray düşünüyormuş gibi çenesini sıvazladı. O sırada güldüğünü işittim.
"Uzaylılara derdim ki: 'Bakın dostlar, bu kızı götürürseniz uzay geminizde iki gün içinde isyan çıkarır. Bütün mürettebatı dize getirir, geminin direksiyonunu ele geçirir. En iyisi siz kendi iyiliğiniz için onu burada bırakın, ben size onun yerine bizim takımın yedek kalecisi olan piç Atalay'ı vereyim. Kendisi anasından babasından bağımsız tam bir o-"
"Tamam," dedim ellerimi havaya kaldırarak. Edeceği küfürü durdurarak. Bir anda kıkırdadım."Bir saniye lafı yine dönüp dolaştırıp benim çeneme mi getirdin sen ?"
"Kaldığımız yerden devam ediyorum o zaman Röntgenci Güzeli.Diyelim ki zombi istilası çıktı. Bütün dünya zombi oldu, bir tek biz ikimiz kaldık. Beni zombilerin önüne itip kaçar mıydın, yoksa 'Gel 22 numara, sırt sırta verip zombi haklayalım' der miydin?"
"Seni zombilerin önüne itmezdim ya..."
"Vaay, duygulandım..."
"Çünkü zombiler bile senin bu ego yığını beynini yemeye tenezzül etmez, mideleri bulanırdı. O yüzden mecburen sırt sırta verip savaşırdık."
"Pekala bu kabul edilebilir bir yanıttı."
"Egoist olman mı?"
"Sırt sırta savaşacak olmamız."
Gülümsedim."Bütün bu zombi saçmalıkları bir yana... Sabah kapı açıldığında ve bizi burada böylece yan yana bulduklarında, dedikoducu kızın hakkımızda çıkaracağı 'Giray ile Gece geceyi buz sahasında kilitli geçirdi' dedikodusunu temizlemek için ne yalan söyleyeceksin?"
Bir an duraksadı. Ardından ," Buz sahasında uzaylı istilası çıktı. Issız adaya düştük ama Gece sayesinde benim giriş iznim yoktu. Ha bir de okulu zombiler bastı. Sırt sırta savaştık. Sabaha kadar dünyayı kurtardık' deriz. Bu sayede ikimizin de aklının başında olduğuna kimse inanmaz ve bizi rahat bırakırlardı."
Kendime hakim olamayarak gülmeye başladım.
"Söyle bakalım.Biraz daha iyi misin, Röntgenci Güzeli?"
"Anlamadım?"
"Şu boktan saçmalama saçmalığı işte... Zombiler falan "diye mırıldandı. "Tüm bu boktan saçmalıklara sırf kafan dağılsın diye tahammül ediyorum. Bari işe yarıyor mu onu söyle?"
"Sen ... gerçekten..."
"Ne? Ben gerçekten ne?"
"Hiç göründüğün gibi biri değilsin Giray."
Omuz silkti. "Nasıl görünüyorum dışarıdan?"
"Egoist. Soğuk. Ukala. Buz gibi bir adam." Başımla buz sahayı işaret ettim. "Şu sahadan farkın yoktu."
"Geçmiş zaman eki kullanıyorsun.Öyle değil miyim şuan gözünde?"
"Giray ... Senin kaşların hep çatıktı. Fotoğraflarda bile. Anlıyor musun? En kötüsü bir kaç saat önce oradaki sahada birine saldırmak üzereydin ve antremandan atıldın. Gözü dönmüş o öfkeli adam gitti sanki şimdi başka biri oturmuş da sırf ben korkuyorum diye uzaylı istilası çıkarıyor sırıtarak..."
Bir kaç dakika sessiz kaldı. Ardından,"Güzel.Zombi kıyametinde ilk seni kurtarıyorum o zaman," lafından sonra aramızda derin bir sessizlik oldu.
Dakikalar sonra sessizliğimizi bozan şey antreman sahasındaki aniden çıkan o gümbürtülü sesti.
Bir anda yerimden sıçradım ve ona doğru sokuldum. "Neler oluyor? O ses neydi öyle?"Giray tek eliyle beni belimden yakalayıp kaçmamı engelledi. Yüzünde anında o muzip, gıcık tebessüm belirdi. Bir anda kulağma doğru eğilip ciddiyetini hiç bozmadan fısıldadı: "A planımız neydi Röntgenci Güzeli?" O sırıtırken ona daha fazla sokuldum korkuyla."Sanırım uzaylı dostlarımız seni almaya geldiler."
Gözlerim kocaman açıldı, kalbim boğazımda atmaya başladı. "Ne?! Giray saçmalama, ciddi misin?!"
Dayanamayıp gür bir kahkaha attı. "Gözlerindeki o dehşeti görmeliydin! Gerçekten inandın mı?"
Olayı kavradığım an sinirden deliye döndüm. Sinirle göğsüne sert bir yumruk indirdim. "Uyuz pislik! Kalbime indirecektin! Dalga geçilecek konu mu bu?!"
"Tamam tamam, kızma," dedi gülmesini bastırmaya çalışarak. Başını yukarı kaldırıp tavandaki devasa fanlara baktı. "Otomatik soğutucular devreye girdi sadece. Mekân biraz fazla soğuyacak ama zombiler yok, rahatlayabilirsin."
"Dalga geçme benimle!" dedim nefes nefese kalmış hâlde hâlâ omuzlarına tutunuyorken. Sinirden titrediğimi sanıyordum ama havadaki ani soğukluk kemiklerime kadar işlemeye başlamıştı.
Bu hâlimi görünce yüzündeki alaycı ifade tamamen silindi. Soğuktan ve korkudan nasıl titrediğimi fark etmişti. Bir anda beni kendine daha fazla yaklaştırdı. Artık ferah kokusunu daha yakından duyabiliyordum.
"Ne yapıyorsun Uyuz—"
"Sakin ol Gece," dedi sesi bu kez hiç olmadığı kadar yumuşak ve sakindi. Yanıma iyice sokuldu, aramızdaki mesafeyi sıfırladı. "Tek başına ısınamazsın. Gurur yapmayı bırak da yaklaş. Ayrıca kalbinin sesi buraya madar geliyor aptal kız. Sakinleş biraz." Elimde mi sanıyorsun aptal?
Fanların gürültüsünden ve soğuktan büzülmüş hâldeydim ... bu kez hiç itiraz etmedim. Kendimi Giray Çakırca'nın sıcak göğsüne doğru teslim ettim. Ayaz kolunu belime doladı ve beni adeta kendi gövdesinin içine sakladı.
Tavan fanlarının uğultusu arasında Giray'ın ritmik kalp atışlarını dinlerken göz kapaklarımın ağırlaşmasına engel olamadım. Birkaç dakika içinde, dondurucu sahanın ortasında birbirimize sarılmış hâlde uyuyakalmıştık.
𓃠
Yüzüme vuran parlak güneş ışığıyla beraber sert bir ses kulaklarıma doldu.
"Neler oluyor burada?!"
Gözlerimi açmamla başımızda dikilen nöbetçi öğretmeni ve müdürümüz Ali Bey'i gördüm. Panikle yerimden fırlamaya çalıştım ama belimi sıkıca saran eller buna izin vermedi. Tam o anda müdürün arkasında duran bir çocuk gördüm. Aniden elindeki eski model renkli fotoğraf kamerasını kaldırıp bizi çektiğinde şok içinde kalakaldım.
"Oğlum çık dışarı çabuk. Bir de sizle uğraşıyoruz." Nöbetçi öğretmenin uyarısıyla odadan çıktı. Çıkarken de yanımdaki uyuza göz kırptı.
"Günaydın küçük röntgenci. Görünüşe göre manşetlere düştük!"
Ondan kurtulup ayaklandım. Üzerimde bana ait olmayan epeyce büyül bir hokeyci forması ve daha az önce sarılarak uyuduğum yarı çıplak adama bakmamaya özen gösterek Ali Bey'e döndüm.
"Hocam sandığınız-"
"Derhal beş dakika içinde odamda olun!"
Sinirle ona döndüm. "Sırıtmaktan başka bir bildiğin yok mu senin?"
"Bir de seni uyuz etmek..."
"Sonunda sabah oldu da sen kurtuluyorum sonunda Uyuz Kasıntı Pislik Ukala Hokeyci ..."
"Hey! Benimle zaman geçirmek o kadar mı kötüydü?"
"Hayatımın en rezalet gecesiydi!"
Spor salonundan dışarı adımımı atmamla beraber koca bir kalabalıkla karşı karşıya kaldım. Kalabalığın en başındaysa daha dün sabah sevgilisiyle aynı odada basıldım diye beni boğmaya çalışam Selin vardı.
Eski sevgilisi.
Ve ben üzerimde bana epeyce büyük gelen arkasında 22 Numara Çakırca yazan beyaz bir hokey formasıyla ardımdaysa o formanın sahibi olan yarı çıplak Giray Çakırca ile karşı karşıyaydım.
(5 dakika sonra...)
Müdür Bey kemik gözlüklerinin üzerinden masanın karşısında oturan bize dikkatle bakıyordu. Ben gözlerimi yerdeki taş zemine dikmiş utançla ve alacağım cezanın sicilime işleyeceği gerçeğiyle baş başayken Giray sanki birazdan ceza yemeyecekmiş de kahve içmeye gelmiş gibi rahatça koltuğa yayılmıştı. Neyse ki soyunma odasında yedek tişört taşıyormuş. En azından yunan heykeli gibi gezmeyi kesmişti Ukala.
Hatta Ukala Bozuntusu.
Sanki babasının çiftliğinde yayılıp oturuyordu pislik.
Gözlerim okulun adının yazdığı müdürün arkasındaki tabelaya değdi.
Çakırca Vakıf Okulları.
Zaten babasının mekanında ya çocuk Gece!
Paşam ceza almayacağından da emin. Rahat rahat keyfine bakıyor. Olan resmen bana oldu. Bu soruşturma her yerde karşıma çıkacak.
Müdür bile farkındaydı ona ceza vermeye gücünün yetmeyeceğinin ...
"Demek bütün gece buz sahasında kilitli kaldınız..." dedi Müdür, elindeki dosyayı masaya sertçe vurarak. "Ve güvenlik sizi sabah birbirinize sarılmış hâlde buldu!"
"Donmamak için insani bir önlemdi hocam," dedi , rahatlığını hiç bozmadan. "Gece’nin hipotermi geçirmesini engelliyordum."
Hızla Giray’a dönüp gözlerimle 'Sus artık!' der gibi baktım ,ardından Müdüre döndüm. "Vallahi yanlış anladınız hocam! Kapı üzerimize kilitlendi, telefonlar çekmiyordu. Kesinlikle kasıtlı bir durum yok! Tarık hoca oradaydı. Ona soralım isterseniz. Biz bağırdık ama kimse duymadı sesimizi."
"Sebebi ne olursa olsun," dedi Müdür masaya doğru eğilerek. "Spor sahasının elektrik panosuna zarar verip büyük bir felakete yol açmak ,okulda izinsiz kalıp geceyi burada geçirmek ve ortaya çıkan şu tablo... Bütün okul şu an bu dedikoduyu konuşuyor! İkiniz hakkında da disiplin soruşturması açıp sicilinize disiplin cezası yazarak geleceğinizi yakmak istemiyorum... Ama bu kural ihlalini de cezasız bırakamam."
Giray'la göz göze geldik.
Neden hala buradaydı?
Tüm bu felaketin sebebi bendim. Çıkıp gitmeyecek miydi?
"Elektrik panosu konusunda babamla konuşsak iyi olur Ali Bey. Kusura bakmayın. Bir dahaki ne kaskımı atacağım köşeye daha çok dikkat ederim."
O az önce benim suçumu mu üstlenmişti?
"Konuşacağız. Merak etme sen."
Derin bir nefes verdim. "Ne yapacağız peki hocam disipline mi gideceğiz?"
Müdür gülümsedi ama bu pek hayra alamet bir gülüş değildi. "Eminim haberiniz vardır. Pazartesi sabahı lisemizin Bahar Şenliği var," dedi Müdür. "Ve aksiliğe bakın ki bir standımın görevlisi dört günlük hasta raporu almış.Kardeş ilkokulumuzdan onlarca minik öğrencimiz şenliğimize misafir gelecek. İkiniz de şenlik boyunca 'Çocuk Eğlence ve Yüz Boyama' standlarında görevlisiniz! Bütün gün o çocukları eğlendirecek, onlarla oyunlar oynayacak ve yüzlerini boyayıp balonlar uçuracaksınız."
Giray koltuğunda rahatça doğrulup sırıttı. "Çocuklar mı? Ben hallederim hocam, çocuklarla aram harikadır."
Sinirle ona yan gözle ona baktım. Ve kendimi tutamayarak ,"Kesinlikle öyledir, Hokeyci Bozuntusu."
Ben onun gibi bir ukalayla bütün gün boyunca aynı standda görev mi yapacaktım?
Daha neler?
Disiplin kağıdım neredeydi? Alıp buradan defolsam iyi olurdu.
Bir saniye... neden bana şoka girmiş gibi bakıyordu?
"Hokeyci Bozuntusu mu dedin sen az önce...?"
21 KERE BİSMİLLAHİRAHMANİRAHİM!
Ne yapmıştın ben öyle?
BÖLÜM SONU
Merak etmytin sonraki bölümümüz ağırlıklı texting olacak.
Şuraya düşüncelerinizi alalım.
Beğenip yorum bırakırsanız çoookkk sevinirim💗🌟
Bölüm etkileşimi
