21. bölüm · Hırçın Deniz
20
Tam arkamı döndüğümde Teoman'la göz göze geldik.
"Ders boşmuş ben bizimkilerle basketbol sahasındayım sen de sonra izlemeye gelirsin."
"Tamam."
Çantamı sıraya bırakıp lavaboya gittim.
Lavaboda Leyla ile denk geldik ve ceketime bakıp konuştu.
"Sen neden ceket giydin ki Deniz? Hava çok sıcak yanmıyormusun."
"Sıcak mı... Bana soğuk geliyor hem nasıl sıcak ben cekete rağmen üşüyorum."
"Bence sen iyi değilsin."
"İyiyim."
Leyla koluma dokundu ve acıyla inledim.
"Neyin var senin?"
"Kolum acıyor."
"Acıyan kolunun üstünü kapatıyorsun bu yüzden daha çok canın yanıyor. Çıkart ceketi."
"Olmaz."
"Neden ki çıkart şu ceketi."
Leyla ceketi çıkartırken kolumdaki çizikleri görüp geri çekildi.
"D-deniz sen ne yaptın neden kendine zarar verdin. Aynısını Teoman'da yapıyor ona da söylüyorum yapma diye sonra ciddi sorunlar ortaya çıkacak-"
"Teoman neden yapıyor ki?"
"Bir yerde kitli kaldığında babam ona bağırdığında kızdığında hıncını kendini mahvederek çıkarıyor."
Flashback
"Imh... Dur, dur!"
Ellerim terli saçlarında gezerken başını geri çekmeye çalıştım ama ritmini bozmadan, nefes nefese daha da hırsla bastırdı. Göğüslerimden kaldırdığı başını sertçe boynuma gömdü, tenime çarpan her sıcak nefesi, içimde büyüyen o ağır ve derin hissi daha da katlanılmaz kılıyordu. Ellerimi saçlarından boynuna oranda omuzlarına getirdim. Kol kaslarına tırnaklarımı geçirdim.
"Duymuyor musun beni, dur..."
Başını kaldırıp beni susturmak için hızla dudaklarıma kapandı. Birlikteliğimizin getirdiği o sert ve kontrolsüz haz büyürken, elleriyle kollarımı daha sert sıktı, tırnakları derime batıyor, tenimi yırtarcasına uzun şeritler halinde derin çizikler bırakıyordu. Hazla karışık yakıcı bir acı bir anda tüm bedenime yayıldı.
İçimdeki varlığını daha sert hissettirirken, aynı acımasız çizikleri bacaklarımda da bırakmaya başladı. Omzumdan dirseğime uzanan sızlamalar, kasıklarımdan diz kapağıma kadar inen yakıcı bir sancıya dönüştü. Derimden sızan sıcaklığı ve tırnaklarının bıraktığı yırtılma hissini her hücremde hissettim.
Daha fazla dayanamayarak ellerimi onun çıplak göğsüne koyup var gücümle sertçe ittim. Temasımız kesildiğinde ikimiz de nefes nefese birbirimize baktık.
"Dur... Ne yapıyorsun sen? Zarar veriyorsun, canımı yakıyorsun, farkında mısın?"
Gözlerim kolumdaki ve bacağımdaki kızarık, sızlayan çiziklere kaydı. Tırnaklarının bıraktığı izler derinleşmiş, tenim alev alev yanmaya başlamıştı. Yutkunup bedenimi geriye doğru çektim.
"Neden yapıyorsun bunu? Canımı acıtmanın bir sebebi olmalı..."
Beni duyduğunda gözlerindeki o tutkulu ama karanlık ifade bir anda dağıldı. Dehşetle ellerine baktı, ardından tırnaklarını kendi bicepslerinin üstüne saplayıp hırsla kendine zarar vermeye başladı. Büyüyen acıyı bastırmak istercesine kendi etini çiziyordu.
"Dur, yapma!"
Hemen ellerini tutup çizdiği kolundan çektim ve acıdan titreyen bedenimle onun çıplak gövdesine sıkıca sarıldım.
"Deniz... Ben özür dilerim, canını yakmak istemedim..." dedi. Yumruk yaptığı ellerini çıplak belime sararken sesi pişmanlıktan titriyordu. Onu rahatlatmak için gülümsedim.
"Sıkıntı değil, okula giderken ceketle üstünü kapatırım... Ama bari sen kendine zarar verme."
Teoman kolumdaki ve bacağımdaki o taze, sızlayan çizikleri görünce başını eğdi. Önce kolumda açtığı izlerin üstünden yavaşça, titreyen dudaklarını sürerek geçti. Ardından bacaklarımı iki yana ayırıp eliyle acıyan yerleri hafifçe okşadı.
Bacağımı alttan tutup dudaklarını yaklaştırdı, ıslattığı dudaklarıyla tırnak izleini teker teker, sanki acıyı emmek ister gibi öptü. Her dokunuşu hem canımı yakıyor hem de az önceki temasımızın bıraktığı o sıcak sızıyı yeniden alevlendiriyordu.
"Canını yaktığım için özür dilerim..."
Başımı geriye atıp kendimi, bedenimdeki o taze acıyı ve ona olan tutkumu tamamen onun kollarına bıraktım...
...
"Eee Deniz neden sustun?"
"Hiç... İkimizin de aynı yönleri var ne değişik."
"Koluna jilet atmak gibi bişey bu bildiğin canilik yapma. Teoman'ı uyarsam da yapıyor ama sen sakın yapma."
Leyla'ya bakıp gülümsedim.
"Bu konu aramızda kalsın lütfen kimse bilmesin..."
"Tabiki de söylemem bana güven. Ama neden yaptın kolaylıkla geçmez bu."
"Bacaklarımda da var..."
"Nasıl? Neden yaptın bunu Deniz. Psikolağa görün istersen yanlış anlama gerçekten hastalık ya bu. Bacağındakileri kapatıcıyla mı kapattın? Az çok belli oluyor."
Biz konuşurken Ezgi içeri girdi.
"Leyla Teoman ve Aras kavga ediyor Aras bişey söyledi Teoman üstüne gitti."
Leyla Aras diyerek gitti bende Teoman diyerek Leyla'nın arkasından koştum.
İkisi birbirine girmişken kavganın arasına girip Teoman'ı tuttum. Acıyan koluma sertçe çarptığında acıyla geri çekildim.
Leyla yanıma gelip kolumu tuttu.
"Ne yapıyorsun Teoman kendine gel zarar veriyorsun kıza!"
Teoman yine gözlerini bir noktaya dikip kendi ellerini koluma götürdü. Gördüğüm gibi elini tutup onu oradan uzaklaştrdım. Revire geldiğimizde etrafa bakıp içeri girdik kapıyı kitleyip onu oturttum diz çöküp ellerini tuttum.
"Ne oluyor sana... "
"Ailem beni göndermek istiyor... Sana zarar veriyorum ben neden hala burdayım."
Ellerini dudaklarıma götürüp öpmeye başladım.
"İyiki burdasın sen olmasan ben burada böyle olamazdım."
"Haklısın... Kolundaki çizikleri kapatmak için ceket giydin bacağındaki çizikleri kapatıcıyla kapattın... Ben sana zarar veriyorum Deniz ailen haklı hem beni burada tutan şey ne?"
"Ben... Bak ne olur kendine zarar verme. Ben seni herşeyinle seviyorum. Canımı yaksan da ne olursa olsun sen benim canımsın."
Onu ilk defa böyle görüyordum. Gözlerime bakarken gözleri doldu başını eğip ayağa kalktı kapıya doğru yöneldi.
Kapının önüne geçip onu durdurdum.
"Nereye gidiyorsun... Bu halinle hiç bir yere gidemezsin."
"Senin ve etrafındaki insanların zarar görmemesi için gitmem gerek Deniz... "
"Gidersen bir daha asla konuşmam seninle. Beni bırakıp gidersen-"
"Bende senin iyiliğin için bunu istiyorum... Konuşma benimle hatta istersen uzak dur benden."
"NEDEN!"
"ÇÜNKÜ BEN RUH HASTASI BİR PİSLİĞİM! GÖRMÜYOR MUSUN ANNEMDE BABAMDA LEYLA'DA BENDEN BIKTI KİMSE İSTEMİYOR BENİ!"
"BEN İSTİYORUM. Gitmene izin vermiyorum al bak anahtarda bende. Eğer anahtarı istiyorsan burada durucaksın kendini iyi hissettiğinde ben kapıyı açıcam."
"Sen zannettiğimden de cesursun Deniz... Beni kitleyerek kendimle başbaşa bırakarak mı iyileştireceksin..."
"Seni seviyorum ne kendine nede etrafına zarar vermene izin vermicem."
Kollarımı açıp ona sıkıca sarıldım. Kollarını belime dolayıp boynuma sıcak nefesini verdi. "Pişman mısın..."
Ona daha sıkı sarıldım. "Değilim... Hiç bir şey için pişman değilim. Sakinleş lütfen boşver Aras ne derse desin onu anla onunda acısı var. Kardeşini arıyor onun ailesi yok tek başına yaşıyor. Ondan uzaklaş ki kendine de ona da zarar verme."
"Yine mi onu savunuyorsun... Bırak beni Deniz."
"Asla. Asla bırakmicam."
Belimdeki ellerini yavaşça ceplerime indirdi. Cebime attığım anahtarı cebimden alıp beni itti.
"Sana beni bırak dedim dimi. Canını daha fazla yakmak istemiyorum Deniz yapma bunu. Gidicem buradan ne dersen de bitti artık."
"Senin için bu kadar basit dimi tüm yaşanmışlıkları bir kalemde silip atmak."
"Evet aynen öyle. Artık Aras'la yada başka biriyle sana zarar vermicek biriyle sevgili olabilirsin."
"Git o zaman. Git hadi ne duruyorsun aldın anahtarı git. Şunu unutma buradan çıktığın an herşeyi bende silerim."
Teoman kapıyı açıp yüzüme bile bakmadan uzaklaştı. Olduğum yerde kaldım sessizce yere yığıldım.
"Neden... Neden... NEDEN!"
Göz yaşlarım yanağımdan süzülürken bacaklarımın acıdığını hissettim, hızla ayağa kalkıp sınıfa koştum. Sınıfa girdiğimde Teoman'ın çantası yoktu. Gerçekten beni bırakın gitmişti. Herşeyi hiçe sayıp gitmişti... Çantamı koluma takıp sınıftan çıktım.
Dışarı çıktığımda arkama bakmadan koşturdum. Evime geldiğimde kulaklığımı kulağıma takıp gözlerimi bir noktaya dikip öylece kaldım...
Dış kapının alacakaranlıkta çıkan o tok sesiyle irkildim. Kulaklığımdan sızan o ağır melodi zihnimi uyuştururken kapı bir kez daha, bu sefer daha sert vuruldu. Gözlerimdeki kurumuş gözyaşı izlerini silmeye bile gerek duymadan kapıyı açtım. Karşımda nefes nefese kalmış, gözleri hırs ve çaresizlikle kararmış Aras duruyordu.
Hiçbir şey söylemeden cebinden çıkardığı eski, bir fotoğrafı tam yüzümün önüne doğru uzattı. Fotoğrafta küçük bir çocuk gülümsüyordu.
"Bu Demir..." dedi sesi titreyerek.
Ardından diğer elindeki telefonun ekranını yüzüme doğru çevirdi. Ekrandaki fotoğraf bir aile tablosuydu fotoğrafta Leyla Şebnem Hakan Akkaya ailesi vardı ama bir farklılık vardı Aras'ın az önce Demir dediği kişi onların tam yanındaydı Teoman.
Zihnimdeki tüm dişliler bir anda kilitlendi. Nefesim boğazımda düğümlendi, gözlerim ekrandaki Teoman’ın yüzü ile elindeki küçük çocuğun fotoğrafı arasında gidip geldi. Şokun yarattığı o soğuk felç tüm bedenimi kapladı.
"Bu gece gidiyor..." dedim, sesim kendi kulağıma bile bir fısıltı gibi, benden bağımsız çıktı.
Aras gözlerini açarak koluma yapıştı. "Ne? Nereye gidiyor?"
"Yurt dışına..." Yutkunmaya çalıştım ama boğazım bir cam kırığıyla kaplı gibiydi. "Ailesi zorla gönderiyor. Bu gece."
Aras’ın gözlerindeki o hırçın ifade bir anda yerini derin bir yıkıma bıraktı. Omuzları çöktü, sesi ciğerinden sökülen bir feryat gibi çıktı, "Kardeşimi bir kere kaybettim ben Deniz... Tam bulmuşken, ona kavuşamadan bir kez daha kaybedemem!"
O an içimdeki o kırgın, yere yığılan kız öldü. Yerine Teoman’ı, hayır... Demir’i ne pahasına olursa olsun durdurmak isteyen bir yangın peydah oldu. Hemen üzerime kalın bir şeyler geçirip Aras’la birlikte kendimizi sokağa attık. Zamanla yarışıyorduk. Kalbim göğüs kafesimi patlatmak istercesine çarparken, zihnimde sadece onun kokusu ve tenimdeki o sızlayan izler vardı.
Havalimanının o buz gibi, gürültülü ve yabancı kalabalığına daldığımda gözlerim delice etrafı taradı. Ve onu gördüm. Sırtında çantasıyla, etrafındaki her şeye ve herkese yabancılaşmış o dik duruşuyla geçiş turnikelerine doğru yürüyordu.
"Teoman!" diye bağırdım.
Duymamazlıktan geldi. Adımlarını bile yavaşlatmadı. Beni yok sayıyordu. Koşarak önüne geçtim, soluk soluğa karşısında durdum. Gözlerimin içine bile bakmıyordu, bakışlarını arkamdaki boşluğa sabitlemişti.
"Beni... beni gerçekten böyle bırakıp gidiyor musun?" dedim, sesim hıçkırıkların eşiğinde titrerken.
Hiç tereddüt etmeden, ruhsuz ve soğuk bir sesle yanıtladı, "Evet."
Bu tek kelime göğsüme saplanan bir bıçak gibiydi. Ama pes etmeyecektim. İri, titreyen elimle onun buz kesmiş sağ elini kavradım. İtiraz etmesine fırsat vermeden elini alıp kendi sol göğsümün üzerine, deli gibi çarpan kalbimin tam üstüne bastırdım. Derimin altındaki o ritim onun avucunun içinde yankılandı.
"Gitme..." diye fısıldadım gözlerinin içine bakarak. "Yalvarırım gitme."
Teoman gözlerini yumdu, çenesindeki bir kas seyirdi. Sert bir hareketle elini göğsümden çekip arkasını döndü. İlk adımını attığı an, tüm gücümle arkasından seslendim. Bu sefer sesim tüm havalimanının soğuk duvarlarında çınladı.
"Teoman Akkaya’nın gitmesini istiyorum... Demir Öztürk’ün değil!"
Attığı adım havada asılı kaldı. Bütün bedeni bir heykel gibi kaskatı kesildi. Yavaşça bana doğru döndü. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar büyük bir şok, karmaşa ve tehlikeli bir karanlık vardı.
"Sen... sen ne saçmalıyorsun?" dedi sesi kısık ama tehditkar bir tonla.
Cevap vermedim. Aramızdaki o son mesafeyi birkaç hızlı adımla kapattım. Yüzünü iki elimin arasına aldım, başparmaklarımı o keskin elmacık kemiklerine bastırıp onu kendime doğru çektim ve dudaklarımı dudaklarına mühürledim.
İlk anın şokuyla kaskatı kesildi, ama öpüşmemiz sıradan bir veda ya da kavuşma değildi, içinde biriken tüm acının, bastırılmış kimliklerin ve birbirimizi mahveden o tutkunun patlamasıydı.
Dudaklarımı dudaklarına daha hırslı bastırdım. Ağzımın içinde onun o tanıdık, yakıcı tadını hissettiğim an içimdeki tüm kemikler eridi sanki. Alt dudağını dişlerimin arasına alıp hafifçe çektiğimde, boğazından derine gömülmüş boğuk bir inleme yükseldi.
İrademizi tamamen kaybetmiştik.
İnsanların, anonsların, zamanın hiçbir hükmü kalmamıştı. Teoman belimi öyle bir güçle kavradı ki, beni kendine doğru çekerken nefesim kesildi. Parmakları kıyafetimin kumaşını delercesine belime battı. Dudakları dudaklarımın üzerinde aç bir ritimle hareket etmeye başladı, beni adeta emiyor, kendi içinde yok etmek istiyordu. Dilinin sıcaklığı dilime dokunduğunda bedenimden aşağı doğru yakıcı bir elektrik akımı yayıldı.
Boynuma doğru kayan nefesi alev gibiydi. Beni duvar kenarındaki o gölgeye doğru iterken öpüşü daha da sertleşti, daha da derinleşti. Tırnaklarımı onun ensesindeki kısa saçlara geçirdim, başını kendime daha çok bastırdım. İkimiz de nefes nefeseydik, ciğerlerimize oksijen yerine birbirimizin sıcaklığını çekiyorduk.
Dudaklarımız kısa bir saniye için ayrıldığında, ikimizin de göğsü hızla kalkıp iniyordu. Çılgınlar gibi birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk.
"Deniz..." dedi nefeslerinin arasından, sesi arzu ve pişmanlıkla boğuklaşarak.
Gözlerimi onun gözlerinden ayırmadan, parmağımı dudaklarının üzerindeki o taze ıslaklığa sürdüm ve fısıldadım.
"Demir..."
Tamamıyla geri çekildim. "Demir... Aras'ın kardeşi sen kardeşi onun herşeyi sendin ailem dediğin kişiler senin katılın di onlar mahvetti seni. Sen Demir Öztürk'sün.
"Hayır bu gerçek olamaz... Aras benim abim olamaz-"
Aras arkamızda belirdi. Kollarını açıp sıkıca Demir'e sarıldı.
"Seni bulmuşken bir daha gitmene izin vermem. Hiç bir yere gitmiyorsun Demir. Abim artık yanında."
Onlara bakarken gözlerim doldu. Aras mutluydu Teoman artık gerçek adıyla Demir'di. İkisi de birbirine sıkıca sarılırken gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.
"Öztürk kardeşler artık ayrılında Akkaya'lardan alıcağınız intikamı planlayın."
Aras ve Demir bana bakıp gülümsedi. Aras araya girdi. "Leyla hariç hepsinden intikamımı alıcam. Leyla'yı onlara bırakmicaz."
Teoman'dan
Hiç bir şey gerçekçi değildi ama gerçekti. Babam dediğim adamın Anna yaşattığı travmalar onun yüzünden dönüştüğüm şeytani kişiliğim annem dediğim kadının da bu olayın içinde sessiz kalmasının bedeli ağır olucaktı. Deniz'e bakıp gülümsedim hayatımdaki tek doğru ve güzel olan şey oydu çünkü...
Deniz elimi tutup konuştu.
"Şimdilik ailene hiç birşey belli etme. Uçağı kaçırdım de ve benden ayrıldığını söyle Teoman Akkaya olarak. Çünkü ben Teoman Akkaya ile değil Demir Öztürk ile sevgiliyim."
Aras bize bakıp başını eğdi.
"Bende Demir Öztürk'ün abisi Aras Öztürk'üm... Kardeşime yapılan kötülüğün hiç birini karşılıksız bırakmicam."
