3. bölüm / 5
Hayatımın YargıcıHY: 2
Bölümler 5Şu an: HY: 2
- 1 Giriş427 kelime
- 2 HY: 12.648 kelime
- 3 HY: 22.486 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 HY: 33.001 kelime
- 5 HY: 43.145 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
En büyük çığlık, sessizliktir.
Liman bildikleri yere bile koşamayan insanlara ithafen..
2.Bölüm: Gizem
Sabahın sessizliğini bölen, kulağıma belli belirsiz ilişen ve beni uykunun güvenli kollarından çekip alan alarm sesi oldu. Vücuduma çöken hüzün ağırlığı, yataktan doğrulmama müsade etmiyordu. Telefona tüm gücümle uzanıp alarmın o tiz sesini ve uçak modunu kapattım. Geceden kalma mesajlar bildirim paneline düştü. Bildirimlere göz gezdirdim.
Mod On adlı gruptan 9 okunmamış mesaj.
Babam kişisinden 2 yeni mesaj.
Gruba girip mesajları okumadan geri çıktım. Babamdan gelen yeni bildirime tıkladım ve mesajı okumaya başladım.
Babam: Günaydın, güzel kızım. Biraz erken uyandım. Eğer aramak istersen uyandığında arayabilirsin.
Bu arada komodindeki alt çekmeceme bir miktar para bıraktım. İhtiyacınız olursa kullanabilirsiniz. Eylül, Anıl ve sen bir ihtiyacınız olursa çekinmeden beni arayabilirsiniz. Hilal'i benim yerime çok çok öp. Annene selam söyle. Sizi çok seviyorum.
Mesajı dikkatle okuduktan sonra sakince cevap yazmaya koyuldum.
Günaydın baba.
Para için teşekkür ederiz.
Az sonra arkadaşlarımla
buluşacağım. Eve geldikten
sonra arayayım hem
kardeşlerimle de konuşmuş
olursun. Kendine dikkat et.
Biz de seni seviyoruz.
Telefonu komodine koydum. Derin nefes alıp verdikten sonra yataktan doğruldum. Uyuşuk adımlarla gardırobumun kapağını açtım. Biraz düşündükten sonra üzerime beyaz bluz, geniş bir kot pantolon giydim. Takılarımı takıp hafif bir makyaj yaptım. Şekerli, bahar kokulu bir parfüm sıktım. Telefonumu ve kulaklığımı pantolonumun cebine attım. Aynadan kendime son kez baktıktan sonra odadan çıktım.
Merdivenlere yöneldim. Aşağı kata inecekken sağ tarafımdaki odanın kapısına baktım. Kardeşlerimle, babamın gitmesinin ardından hiç konuşamamıştım. Onlar da babamın gittiğine en az benim kadar üzülüyor olmalılardı. Yavaş adımlarla odalarına doğru yürüdüm. Eylül ve Anıl'ın odasına sakince girdim. Anıl henüz uyuyordu. Eylül ise yatağının üzerinde oturuyordu. Kapıdan ona baktığımı fark ettiğinde yatağından hızlıca kalkıp bana doğru koştu. Karnıma sıkı sıkı sarılmıştı. Kollarımı ona bağlamış, sırtını usul usul okşuyordum. Sarılması bitene kadar bekledim. Sarılması bittiğinde kollarını bırakıp kafasını kaldırdı. Gözleri dolu dolu ağlıyordu. "Babam hiç gelmeyecek mi?" dedi gözyaşlarının arasından. Dizlerimin üzerine çöktüm. Omuzlarından hafifçe tutarken ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözlerine şefkatle baktım. "Eylül'üm.." dedim sakince ve devam ettim. "Babamız eminim ki ilk fırsatta yanımıza gelecek." derken sesim titriyordu. Eylül gözlerime bakarken "Abimle annem konuşurken duydum. Babam bir daha gelmeyecekmiş." dedi ağlarken. Derin bir nefes çektim. Dolan gözlerime hakim olmaya çalışıyordum. Eylül'ü yavaşça kendime çekip sarıldım. Kollarımın arasında hâlâ ağlıyordu. "İşleri bitene kadar orda kalacak, evet. Ama işleri bitince yanımıza gelecek hemen. Gelmeyecek olur mu hiç? Babam bizi çok seviyor, bizi bırakmaz." diyebildim çaresizce. Eylül kırmızılaşan yüzüyle bana bakmaya devam ediyordu. Yavaşça ayağa kalktım. "Babam bana mesaj attı. Onu istediğimiz zaman arayabileceğimizi söyledi. Şimdi Aylinlerle buluşacağım. Gelince birlikte görüntülü ararız, uzun uzun konuşuruz babamızla olur mu?" diye sordum. Sakince başını sallarken yatağının içine giriyordu. Yatağının içine girdiğinde battaniyesini üstüne örttüm. "Saat daha erken. Biraz uyu dinlen. Annem kahvaltıyı hazırlayıp aşağıya çağırınca kahvaltınızı yaparsınız." deyip alnına öpücük kondurdum. Kısa süre içinde uykuya dalmıştı. Arkamı dönüp Anıl'a baktım. Uyuyan göz kapaklarının ardından göz yaşları akıyordu. Göz kapakları hafif titremiş ve bir anda sıçrayarak uyanmıştı. Dolu gözleriyle Eylül'e ve bana bakıyordu. Gözlerinden akan yaşlar yatağına damlıyordu. Anıl'a doğru küçük adımlar attım. Sessizce yanına yaklaştığımda bana bakıyordu. Elimi saçına uzatıp okşamaya başladım. Ellerimi sıcacık saçlarının arasında dolandırdım bir süre. "Abla.." dedi kısık sesiyle. "Efendim Anıl'ım?" "Annemi gördüm rüyamda." dedi endişeyle. "Nasıl gördün?" diye sordum. "Babamla birliktelerdi." sustu kısa bir süre. "Gökyüzünde.." derken sesi titriyordu. "Beni görmediler önce. Sonra yanlarına doğru gittiğimde benden uzaklaşmaya başladılar. 'Gitmeyin' dedim. 'Kız kardeşlerin sana emanet' dediler. 'Gitmeyin' diye bağırdım yine. Duymadılar, gittiler." gözlerinden damlalar süzülüyordu. Anıl bir hışımla bütün göz yaşlarını sildi. "Anıl.. Babam gitmiş olabilir ama gelmeyeceği anlamına gelmiyor. Ve.. ben burdayım. Ben sizin yanınızdayken korkmanıza gerek yok. Babam gelene kadar size gözüm gibi bakarım, merak etmeyin." dediğimde başını ellerimin arasından çekti. "Gerçekten gelecek mi? Bana hiç gelecekmiş gibi gelmiyor. Babama gelen notu okumadın mı? Peşinde birileri var kesin." dediğinde gözlerindeki öfkeyi görebiliyordum. "Bilmiyorum Anıl. Neler dönüyor bilmiyorum. Aslına bakarsan ben de çok kötü şeyler hissediyorum. Ama emin ol babam bizi isteyerek bırakmadı. Zorunda olmasa gitmezdi. Ve eminim ki fırsat bulduğu an gelecek." İstemsizce ayağa kalktım. "Çok düşünme bunları bence Anıl'ım. Babamın bir bildiği vardır. Endişelenme." dedim kapıya yönelirken. Aklımdan çıkmayan sorular, yüzüme çarpmıştı bir celsede. Anıl boş duvara odaklanmış bakıyordu. "Babam mesaj attı onu aramam için. Eve geldiğimde babamı görüntülü ararım, konuşuruz." derken odadan çoktan çıkmıştım. Anıl bana umut dolu bakıyordu. Sanki söylediklerim iyi gelmiş gibiydi. Kapıyı hafifçe kapattım. Derin bir nefes aldım. Ufak adımlarla yan odadaki kapıya ulaştım. Kapıyı sessizce açtım. Parmak uçlarımla beşiğin yanına geldim. Hilal beşiğinde mışıl mışıl uyuyordu, her şeyden habersizce. Yavaşça eğilip ufak bir öpücük kondurdum bebek kokusunun ardına. Ve hemen ardından kapıya yönelip odadan çıktım. Kapıyı sessizce kapatıp merdivenlere yöneldim. Hızlı adımlarla aşağı kata indim. Annem mutfaktaydı. "Ben çıkıyorum." dediğimde tuhaf bir bakış attı. "Nereye?" diye sordu. "Arkadaşlarımla buluşacağım, parkta." dediğimde kafasını salladı. "Bu arada babamın selamı var. Arayabilirmişiz onu." dedim. "Biliyorum." deyip ocağa döndü. "Kahvaltı yapmayacak mısın?" dediğinde sesi tuhaf geliyordu. "Gerek yok gelirim zaten hemen. Gelince yerim." dedim. Bir şey söylemedi, ısrar etmedi. Mutfak dolaplarına yöneldim. Dolaptan ufak bir şişe çıkardım ve çeşmeden su doldurdum. Su şişeye akarken "Dua niyetine.." diye fısıldadım. Şişe dolduğunda elime alıp hızlı adımlarla evden çıktım. Yüreğimin götürdüğü yere yürüdüm, buruk buruk.
Canı acıyınca insanın, liman bildiği yere koşardı. Tüm kalabalıklardan, acılardan kaçıp limanı hissettiği yere giderdi.
Bazı limanlar ulaşılmazdır. Ne kadar gitseniz de kavuşamazdınız liman bildiklerinize.
Ben de liman bildiğim yere, annemin mezarının başına gelmiştim. Elimdeki suyu azar azar döktüm. Şişedeki su bittikten sonra annemin yanına oturdum. Dolan gözlerimin arasından mezar taşına göz gezdirmeye başladım. "Anne.." dedim yutkunarak. "Seni çok özledik.. Eylül, Anıl, ben ve babam seni çok özledik.." Anneme babamın gittiğini söyleyip söylememekte kararsızdım. "Babam.. " dedim sustum kısa bir süre. Cümlelerimi toparladım ve konuşmaya başladım. "Biz öksüz kaldık anne. Sen gittikten sonra öksüz kalmıştık, bugün öksüzlüğümüzü iliklerimize kadar yaşadık annem." ağlamaya başlamıştım. "Hayır, ağlıyorum diye üzülme. Ve babamın da bir suçu yok kızma ona. Belli ki mecbur bırakıldı gitmeye. Yoksa bizi bırakıp gidebilir miydi?" başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Gökyüzü karamsardı, benim gibi. "Ben en çok.." duraksadım. "En çok kardeşlerime üzülüyorum. Onlar ölümün ne olduğunu bile anlayamazken, her gün roman okuduğun koltuğun boş kaldığında anlamıştım ölümün ne demek olduğunu. Babamı ansızın duvar köşelerinde ağlarken görmüştüm, anlamıştım sensizliğin ne demek olduğunu. Kardeşlerim ölümün ne demek olduğunu hissetmeyecekler belki ama gidenin ardından kalmanın ne kadar zor olduğunu anlayacaklar." Ağlamaktan nefes almam gittikçe zorlaşıyordu. Bir anda çalılıklardan ses geldiğinde başımı ses gelen tarafa çevirdim. Duraksayıp etrafıma göz gezdirdikten sonra devam ettim. "Sen gideli altı ay olmamıştı henüz. Eylül sürekli ağlıyordu. Babam Eylül'ün ağlamasını durduramadığı için o da ağlamaya başlamıştı. Eylül ve babam ağladığı için onlara üzülerek bakıyordum. Anıl ağlama seslerine yanımıza gelmişti. Daha beş yaşındaydı. 'Annem neden gelmiyor artık? Bebek susmuyor.' demişti. Babam Anıl'ın söylemine çok üzülmüştü. Anıl'ı ve beni yanına çağırdı. İkimizi de bağrına bastı. Eylülle babam ağlarken bir anda hepimiz ağlamaya başlamıştık. Kaç saat o şekilde ağladık bilmiyorum." Artık nefes alamıyordum. Rüzgarın şiddeti aniden artırmıştı. Hıçkırıklarımın arasından "Dayanma gücüm kardeşlerim oldu hep. Onlar sensizliğin zorluğunu yaşamasınlar diye güçlü durdum. Babamın yokluğunu hissetmesinler diye aynı güçlükle durabilir miyim bilmiyorum. Artık dayanma gücüm var mı bilmiyorum anne." dedim. Titremeye başlamıştım. Annemin mezar taşını hafifçe okşadım ve öptüm, annemmişçesine. "Dayanma gücüm olmasa bile elimden geleni yapacağım. Emanetlerine sahip çıkacağım anne, söz veriyorum sana." dedim yutkunarak. Sözlerimi bitirdiğimde arkamda bir gölge oluşmuştu. Gözlerimi hafifçe yumduğumda omuzlarımda bir sıcaklık hissetmiştim. Gözlerimi açıp omuzlarıma baktım. Siyah bir deri ceket vardı üzerimde. Aniden ayağa kalktım. Siyah deri ceketi kim koymuştu sırtıma? Korkmuştum. Ellerimin titremesini görmezden gelip siyah ceketi sırtımdan çekip elime aldım. Burnuma ağır bir erkek parfümünün kokusu ilişmişti. Aceleyle ceplerine bakmaya başladım. Sol cebi boştu. Sağ cebinde hışırtı duydum. Ellimi cebe attığımda kağıt parçası gelmişti elime. Ceketi koluma koyup katlanan kağıdı açıp okumaya koyuldum.
Selam, korkuttuysam özür dilerim. Benden korkmana gerek yok sadece bu soğukta burda ağlamana üzüldüm. O yüzden ceketimi sana vermek istedim. Yanlış anlama lütfen, ceketimi kabul edersen sevinirim. Kim olduğumu merak ettiysen, belki bir gün ceketi geri almaya gelirim tanışırız. :)
"Ukala!" diye fısıldadım sessizce. "Kendince centilmenlik yaptığını sanıyor, üstelik korkak gibi karşıma çıkmıyor bile!" sinirlenmiştim. Ceketi elime alıp hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladım.
Annemin mezarlığından ayrılmıştım. Yarı ağlar yarı korkulu vaziyette yürüyordum. Karşıma çıkmaya bile cesaret edemeyen ama benim üşümeme dayanamayan kimdi? Üstelik parfüm kokusu da çok çekiciydi. Ayrıca ceketi benden almak için nasıl gelecekti, nerde oturduğumu biliyor muydu? Neyse ne, karşıma bile çıkamayan korkak biriyle düşüncelerimi meşgul etmeyecektim. Parkın girişine kadar gelmiştim. Telefonumu cebimden çıkardım ve Aylin'in numarasını tuşladım. "Aylin, geldim ben. Nerdesiniz?.. Tamam geliyorum." Telefonu kapatıp cebime tekrar koydum. Hava iyice bozmuştu. Söylenerek ceketi üzerime giydim. Yavaş adımlarla Aylin'in söylediği yere doğru yürüdüm. Ege gözüme iliştiğinde yüzümü buruşturdum. Ege karşıdan koşar adımlarla yanıma geldi.
Ege: Nerde kaldın Esmoş? İllegal işlere bulaştın sandım.
Ege'ye cevaben buruk bir gülümseme atmıştım. Diğerlerinin yanına geldiğimizde bankta oturan ve bana gülümseyen Cenk'i gördüm. Aylin hızlı adımlarla boynuma atlamıştı. Beni sıkı sıkı sararken "Sakin ol!" diye fısıldadı kulağıma. Beni kokladığını hissetmiştim. "Kızım erkek kokuyorsun! Kiminle buluştun sen?" diye fısıldadı. Aylin benden ayrıldığında meraklı gözlerle bana bakıyordu. Cenk ise çoktan ayağa kalkmıştı. "Hoşgeldin Esma." gülümsemeye devam ediyordu. "Hoşbuldum." derken yüzüne bakmıyordum. Kerem'in yanındaki boşluğa otururken Aylin'in bana devirdiği gözleri ile bakıştım.
Kerem: Umarım kahvaltı yapmamışsınızdır. Çünkü size halis muhlis köy peyniri getirdim.
Aylin: Sizin köyden mi?
Kerem: Evet, babannem getirdi. Komşusu yapmış.
Ege: Hayriye teyze mi yapmış? Hayatta yemem siz yiyin!
Ege tiksinircesine peynire bakarken Kerem şaşkın gözlerle Ege'yi sorguluyordu. Aylin kahkalarının arasından peyniri yemeye koyulmuştu. Gülümseyerek onları izlerken gözüm aniden Cenk'e kaymıştı ancak o bana çoktan bakıyordu zaten.
Aylin: Ege'nin Hayriye teyze ile tanışması biraz olaylı oldu da.
Aylin kahkaha atmaya devam ediyordu. Ege umursamazca patatese uzanmaya çalışıyordu. Ben ise hâlâ Cenkle bakışıyordum.
Kerem: Ne oldu anlatınsanıza. Hiçbir şey anlamıyorum.
Aylin: Geçen sizin köye gitmiştik ya hep beraber. Sizin evde otururken Ege sıkıldı. Bahçeye çıktı.
Kerem: Ee?
Aylin: Eesi, bahçeye diye gidip Hayriye teyzenin bahçe kapısından girmiş. Hayriye teyze de süt sağıyormuş. Bahçeden sesler duyunca Ege'yi sapık sanmış. Süt kovasını Ege'nin kafasına geçirmiş.
Kerem şaşkınlıkla kahkaha atmaya başlamıştı. Gözlerim Cenk'in gözlerindeki derin okyanusta kaybolmuştu. Ona baktığımı bile fark etmeyecek kadar kaybolmuştum. Kahkaha sesleri durduğunda kendime gelmiştim. Cenk'in gözlerine baktığımı fark ettiğimde bir anda bakışlarımı Aylin'e çevirdim. Aylin kıkırdayarak bana göz kırptı. Yanımda oturan Kerem, bana dönmüş sadece gülümsüyordu. "Kerem sen yapma bari." dedim sessizce. Kerem önüne dönüp peynir yemeye koyulmuştu. Başımı masaya gömüp simit yemeye başladım. Herkes bir anda çok sessizleşmişti. Arada sadece çay bardağından şeker karıştırma sesleri geliyordu. Bir anda çıkan gök gürültüsünün sesi ile bütün sessizlik bozulmuştu. "Hava çok bozdu, yağmur bastıracak birazdan." dedi Cenk. "Sırılsıklam aşık olacaksınız yani." derken sırıtıyordu Ege. Aylin boğazını temizledi. Ege 'ne var?' der gibi bakış attı Aylin'e. "Şemsiye getiren var mı?" diye sormuştu Kerem. "Ben getirdim ama birlikte gidecek olan varsa onlara verebilirim." derken bana ve Cenk'e bakıyordu Aylin. Hemen atladım. "Ben tek gideceğim." dedim. Aylin yine göz devirmişti. "Yağmur bastırmadan kalksak mı?" diyen Kerem'di. Yavaşça ayağa kalktığımda herkes bana dönmüştü.
Aylin: Bu kızın bir an önce gitmeye bu kadar hazır olması beni öldürüyor.
Ege: Belki burdan gidip başka bir yerde buluşacaklardır. Baş başa kalmak istiyorlardır.
Aylin: Bizim kızda o akıl nerdeee? Eminim ki eve gitmek için bu kadar acele ediyor. Ne var bu evde anlamıyorum ki!
Elimi, titreyen cebime attım. Telefonuma bildirim gelmişti.
Ege kişisi Cenk kişisini gruba ekledi.
Telefondan başımı kaldırıp Ege'ye baktım. Aylin konuşurken Cenk'i kaşla göz arasında gruba eklemişti.
Ege "Cenk'in numarasını kaydedersin Esma." dediğinde pot kırıp "Kayıtlı zaten." demiştim. Bütün gözler yine bana çevrilmişti. Başımı Cenk'e çevirdiğimde gözlerime yalvarırcasına bakıyordu. Aylin, Ege ve Kerem meraklı gözlerle bana bakmaya devam ediyorlardı. "Ben eve geçiyorum. Kahvaltı için teşekkür ederim." dediğimde herkes hâlâ şaşkındı. Hızlı adımlarla arkama bakmadan uzaklaşmaya başladım.
Parktan uzaklaştığımda adımlarım yavaşlamış düşüncelerim hızlanmıştı. Pantolonumun cebinden kabloları birbirine karışmış kulaklığımı çıkardım. Düşüncelerimi çözemediğim için, kulaklığımın kördüğüm olan kablolarını çözmek hoşuma gidiyordu. Kulaklığın karmaşık olan kablolarını çözdükten sonra kulağıma taktım. Telefonumdan müzik uygulamasına girdim ve müzik listemi rastgele başlattım. Telefonumu siyah ceketin cebine koydum. Müziğin melodisi henüz kulaklarıma erişmemişken yağmur bastırmıştı bile. Yağmur şiddetlenirken koşmaya başlamıştım adeta.
Evime yaklaşmıştım ama eve varma hissini hissedemiyordum. Evime değil, eve gidiyordum sanki. Herhangi bir eve..
Hani bir anlar olur ya; içinizde buruk bir hissin belirdiği, ama ne olduğu konusunda bir fikri olmadığınız o an.. Şu an tam da öyleyim. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Ama içimde öyle bir his var ki.. Biraz korkuyu andırıyor gibi, biraz buruk bir kırıklık gibi.. Ne yapacağımı bilmeden öylece nefes alıp veriyordum.
Bardaktan boşalırcasına yağan yağmura rağmen sonunda evin bahçesine varabilmiştim. Saçlarımın arasına hızla düşen yağmur damlaları, başıma büyük bir baskı oluşturuyordu. Hızlı adımlarla bahçe kapısının önüne geldim. Güçlükle sıkışan kapıyı açtığımda bir tuhaflık sezmiştim. Bahçe kapısını kapattığımda bahçeye ve eve göz gezdirmeye başlamıştım. Kulaklığımı çıkarıp pantolonumun cebine sokuşturdum. Görünürde kimse yoktu, sağanak yağmur sesi dışında ise hiçbir ses yoktu. Adımlarım yavaşlamış, tereddütle eve doğru yürüyordum. Soğuktan mı yoksa tedirginlikten mi bilemediğim titreyen elimle zile bastım. Kulağıma gelen zilin sesinin ardından dakikalar geçmiş olmasına rağmen kapıyı açan olmamıştı. Tekrar zile basıp bekledim. Sabırsızlanarak defalarca zile bastım. Ama kapı açılmamıştı. Sonunda telefonumu deri ceketin cebinden çıkarmak aklımın ucuna gelebilmişti. Elimi ıslak ceketin cebine attığımda burnuma parfüm kokusu ilişmişti. Bu koku ceketini bana veren kişinin parfüm kokusuydu. Kim olduğunu bile bilmediğim o kişinin kokusu.. Telefonumu cebimden çıkartıp annemin numarasını tuşladım. "Aradığınız kişi şu anda telefona cevap veremiyor.." sesini duyana kadar beklemiştim. Kapatma tuşuna bastıktan sonra babamın numarasını tuşladım. Bir kaç kez çaldıktan sonra telefon açılmıştı. "Alo baba.. nasılsın, alışabildin mi oralara?.. Bende iyiyim, şimdi eve geldim ama evde kimse yok. Kapıda kaldım. Annemi aradım açmıyor. Neredeler biliyor musun?.. Tamam baba sağol. Seni seviyorum kendine iyi bak." Babamı şimdiden çok özlemiştim. Annemin nerede olduğunu o da bilmiyordu. Annemi tekrar aradığımda uzun bir süre telefon çalmış sonra da telefon açılmıştı. "Anne nerdesin?.. Evde kimse yok zile bastım açan olmadı.. Tamam bekliyorum.." Annem pazara alışveriş yapmaya gitmiş, yağmur yağdığı için bir süredir yağmurun dinmesini bekliyormuş. Kardeşlerimin ise evde olduğunu söylüyordu. Oysa defalarca zile basmıştım, kapıyı açan olmamıştı. 15 dakikanın sonunda annem koşa koşa eve gelmiş, anahtarı çantasından çıkarıp kapıyı açmıştı. Evin kapısını açıp içeriye adım attığımızda gözümüze ilk çarpan yerdeki kanlar olmuştu.Yerde kan vardı! Kardeşlerimden biri elini mi kesmişti? Yoksa başka bir şey mi olmuştu? Annem bana dönüp gözlerime baktıktan sonra telaşla elindekileri yere bıraktı. Koşar adımlarla merdivenlere yöneldik. Merdivenlerden yukarı hızlı adımlarla çıkıyor bir yandan da "Eylül! Anıl! Hilal!" diye sesleniyorduk. Onlara bir şey olmasından büyük bir endişe duyuyorduk. Annem "Sen çocuk odasına bak ben diğer odalara bakacağım" dediğinde başımı salladım. Titreyen ellerimle kardeşlerimin odasının kapısını açtım. İçerde kimse görünmüyordu. Odadan çıkacağım anda annemin çığlık sesleri kulağıma ilişti. Aniden sese doğru yöneldim. Annemin çığlık sesleri oyun odasından geliyordu. Bir koridor uzağımdaki odaya koşar adımlarla hemen ulaştım. Oyun odasına girdiğimde gördüklerim karşısında nutkum tutulmuştu. Dünyam başıma yıkılmıştı. Bense kalakalmıştım öylece.
Canınız acıdığı ya da hayal kırıklığına uğradığınız zamanlarda nutkunuz tutulur da sadece susarsınız ya işte bana da ondan olmuştu.
Canım acıyordu ama susuyordum. Hayal kırıklığına uğramıştım ama susuyordum. Belki suskunluk bir vazgeçişti, kabullenişti. Belki de susmak, en büyük çığlıktı. Ve ben sadece susuyordum.
2. Bölüm Sonu
✨✨✨
Ve işte giriş bölümünde merakla beklenen sahneye gelmiş bulunmaktayız. 🙂💫
Buraya kadar okuyup kurguma şans verdiğiniz için teşekkür ederimm
3. Bölüme kadar sağlıcakla kalın 🫶🏻
✨✨✨
Bölüm etkileşimi
