2. bölüm · Hafızamda Bir Yabancı

Erken Gelen Mesaj

. keskeyıldızolsam

Sabah, Güneş’in rüyasını yarıda kesti.
Bir ses, uzaklardan gelen bir çağrı gibi kulağına doldu.
“Güneş… Güneş, uyan.”
Gözlerini araladığında tavanın beyazlığıyla karşılaştı. Bir an nerede olduğunu hatırlayamadı. Sonra odanın köşesindeki lambayı, pencerenin önündeki perdeyi ve kapının eşiğinde duran Defne’yi gördü.
Defne’nin saçları dağınıktı, yüzünde uykunun izleri vardı ama gözleri uyanıktı.
“Geç kaldık,” dedi. “Ve bir mesaj var.”
Güneş doğruldu, saçlarını yüzünden itti.
“Kimden?”
Defne telefonunu uzattı. Ekranda tek bir cümle parlıyordu:
Acil. Hastaneye gelmeniz gerekiyor.
Güneş içini çekti. Saat çok erkendi.
“Bu saatlerde gelen mesajlar hiç iyi olmaz,” dedi.
Defne omuz silkti.
“Belki de birinin sadece konuşmaya ihtiyacı vardır.”
Ev birkaç dakika içinde hareketlendi. Dolap kapakları açıldı, musluklar aktı, ayak sesleri koridorda yankılandı. Güneş banyoya girdi, aynanın karşısına geçti. Yüzüne su çarptı. Gözlerinin altındaki yorgunluk, suyla bile gitmemişti.
Makyaj çantasını açtı. Hafif bir kapatıcı sürdü, rimel fırçasını kirpiklerine dokundurdu. Tam o sırada telefonu titredi.
Atlas arıyor.
Görüntülü.
Güneş gülümsedi ve kabul etti.
Ekranda Atlas belirdi. Saçları dağınıktı, üstünde rastgele bir tişört vardı. Arkasında yarım bırakılmış bir yatak görünüyordu.
“Beni böyle yakalamak yasak,” dedi Atlas. “Henüz profesyonel halime geçmedim.”
Güneş güldü.
“Ben de makyaj masasında yakalandım. Bu da pek gurur verici değil.”
Atlas kameraya biraz yaklaştı.
“Şu anki halin daha tehlikeli. İnsanlar sana sırlarını daha kolay anlatır.”
“Psikolog olarak bunu bir iltifat kabul ediyorum,” dedi Güneş.
Atlas bir an ciddileşti.
“Mesajı aldınız mı?”
“Evet. Defne de gördü. Birazdan hazır oluruz.”
Atlas başını salladı.
“Beş dakikaya çıkıyorum. Ama bir şartım var.”
“Ne şartı?”
“Hastanede kahve içiyoruz. Bahane kabul etmiyorum.”
Güneş dudaklarını büzdü.
“Şekerli mi şekersiz mi?”
Atlas gülümsedi.
“Senin gülümsemen yeter, ama kahve şekersiz.”
Güneş kahkaha attı.
“Çok iddialı bir cümleydi bu.”
“Bazen iddialı olmak gerekir,” dedi Atlas. “Yoksa hayat çok sıradan oluyor.”
Güneş aynadaki yansımasına baktı, sonra tekrar Atlas’a.
“Hayatın sıradan olmaması konusunda sana katılıyorum.”
Atlas telefonu kapatmadan önce ekledi:
“Hazır ol. Kapının önünde seni bekliyor olacağım.”
Güneş göz kırptı.
“Bekletirsem değerini anlarsın.”
Telefon kapandı.
Güneş bir an aynanın karşısında durdu. Kalbi, az önce olduğundan biraz daha hızlı atıyordu. Odasına geçti, dolabını açtı. Hızlıca bir gömlek ve ceket seçti, saçlarını topladı, çantasını omzuna astı.
Defne salonda bekliyordu.
“Atlas’la mı konuşuyordun?” diye sordu, sırıtarak.
Güneş omuz silkti.
“İş konuşması.”
Defne güldü.
“Tabii. Kahve şartı olan iş konuşmaları.”
Bir süre sonra kapı çaldı.
Defne açtı. Atlas kapının önünde duruyordu, bu sefer daha derli toplu, saçları taranmıştı.
Güneş dışarı çıktığında Atlas’la göz göze geldi.
“Beklettin,” dedi Atlas.
Güneş gülümsedi.
“Değerini anla diye.”
Atlas bir adım yaklaştı.
“Anladım,” dedi. “Hatta biraz fazla anladım.”
Güneş kapıdan çıkarken eli, Atlas’ın koluna hafifçe değdi.
Kısa bir temas.
Ama ikisi de fark etti.
Arabaya bindiklerinde Atlas direksiyon başına geçti. Güneş ön koltuğa oturdu, çantasını dizlerinin üzerine koydu. Arka koltukta Vera ve Defne yan yana yerleşti.
“Tamam,” dedi Defne, kemerini takarken. “Bugünkü görevim: Bu arabada kim kahveyi ilk isteyecek, onu tespit etmek.”
Vera hemen parmağını kaldırdı.
“Güneş.”
Güneş kaşlarını çattı.
“Bu bir iftira.”
Atlas motoru çalıştırdı.
“Hayır, bu bir gözlem.”
Radyo açıldı, düşük sesli bir şarkı çalmaya başladı.
Defne camdan dışarı baktı.
“Şehir bu saatte çok masum görünüyor. Kimse sır saklamıyormuş gibi.”
Vera başını salladı.
“Bence herkes saklıyor. Sadece uyanmak için zamanı yok.”
Güneş arkaya döndü.
“Çok derin oldu bu. Sabah sabah ağır konulara girmeyelim.”
Atlas aynadan onlara baktı.
“O zaman hafif bir konu: Hastanede ilk kahveyi kim alacak?”
Vera hemen cevap verdi.
“Ben. Çünkü adli tıpta uyanmak bir sanattır.”
Defne güldü.
“Hayır, ben. Çünkü doktorlar her zaman sıranın önündedir.”
Güneş omuz silkti.
“Psikologlar da insanların önünde. Özellikle de uykulu insanların.”
Atlas kısa bir kahkaha attı.
“Ben şoförüm. Hepinizin kahvesini ben alıyorum. Sonra da bunu bir başarı olarak CV’me yazıyorum.”
Güneş ona yan gözle baktı.
“Bu, şimdiye kadar duyduğum en etkileyici kariyer planı.”
Vera Defne’ye eğildi.
“Aralarında tatlı bir şeyler oluyor, farkında mısın?”
Defne fısıldadı.
“Ben başından beri farkındayım. Sadece izliyorum.”
Güneş arkadan gelen fısıltıyı duymuş gibi öne döndü.
“Bir şey mi dediniz?”
İkisi bir ağızdan konuştu.
“Hayır.”
Atlas gülümsedi ama bir şey söylemedi.
Hastanenin ışıkları uzaktan görünmeye başladı. Arabanın içindeki şakalaşma yavaşça yerini sakinliğe bıraktı.
Hastanenin kafeteryasında ışıklar yeni yanmıştı. Dördü bir masaya oturdu. Atlas kahveleri aldı.
Güneş bardağı eline aldığında içinin ısındığını hissetti.
“Şu an dünyanın bütün sorunlarını çözebilirmişim gibi hissediyorum,” dedi.
Defne güldü.
“Bir kahvenin verdiği sahte özgüven.”
Atlas bardağını kaldırdı.
“Bu sahte özgüvene.”
Vera da katıldı.
“Ve uyanabilmiş olmamıza.”
Kahveler bitince herkes ayağa kalktı.
Veya"ögle molasında tekrar burada"dedi ve hepimiz onu onayladık.
Defne kendi bölümüne doğru gitti.
Vera başka bir koridora saptı.
Atlas da işleri için ayrıldı.
Güneş, odasına yöneldi.
Kapının önünde durdu.
Derin bir nefes aldı.
Kapıyı açıp masasına ilerledi ve önündeki dosyayla göz göze geldi...