25. bölüm · Gümüş Gölge

Gümüş Gölge|24

denizqwe qq

Aras'ın arkasında bıraktığı o gergin enkazdan sonra, Atlas ve Lara şehrin sakinleşmeye başlayan sokaklarında yan yana yürüyorlardı. Havada hâlâ o tatlı, ele avuca sığmaz gerilim vardı. Lara ellerini cebine sokmuş, arada bir Atlas'a kaçamak bakışlar atıyordu.
Atlas durdu ve hafifçe Lara'ya doğru döndü. Dudaklarında o tehlikeli, muzip ama bir o kadar da baştan çıkarıcı gülümseme vardı. Aralarındaki mesafeyi kapatıp Lara'nın hemen önünde durdu, başını hafifçe eğerek yüzüne yaklaştı.
"Ne o papatya katili?" dedi Atlas, sesini alçaltıp fısıltıya benzer bir tonda tutarak. "Böyle baş başa kalınca dili yutuluyor dimi insanın?
Lara, Atlas'ın bu şakacı ama tehlikeli yakınlaşması karşısında hafifçe yutkundu. Adamın nefesi yüzüne çarpıyordu ve aralarındaki o çekim yine tavan yapmıştı. Ama Lara inatla geri adım atmadı, çenesini yukarı kaldırıp o da meydan okuyan bir bakış attı.
"Ne baş başa kalması? Ne dil yutması Atlas? Ben sadece-
Atlas tam gülerek cevap verecekken, cebindeki telefonun o sert ve keskin titreşimi gece sessizliğini yardı. Atlas'ın yüzündeki o yumuşak, eğlenceli ifade anında silindi; yerine bildiğin o buz gibi, karanlık ve tehlikeli maske geri geldi.
Atlas cebinden telefonu çıkardı ve ekrana düşen mesaja baktığı an, göz bebekleri adeta karardı. Yüzündeki o kaslar öyle bir gerildi ki, çenesindeki o sert hatlar bıçak gibi keskinleşti. Ekranı sıkar gibi tutuyordu.
Lara, Atlas'ın bu ani ve korkunç değişimini fark edince bir an geriye doğru adım attı.Atlas'ın yaydığı o öfke dalgası o kadar yoğundu ki, havadaki tüm o tatlı sıcaklık bir anda buz kesmişti.
"Atlas? İyi misin? Ne oldu?" diye sordu Lara, sesindeki tedirginliği gizleyemeyerek.
Atlas cevap vermedi. Gözleri ekrandan bir saniye bile ayrılmıyordu, nefes alış verişleri bile sertleşmişti. Telefonun ekranına gelen o mesaj ne olduğunu Lara henüz bilmiyordu ama Atlas'ın içindeki o karanlık, tehlikeli tarafı tamamen serbest bırakmıştı.
Atlas telefonu sert bir hareketle cebine tıkıştırdı, yüzü gerginlikten kasılmıştı. Lara'ya baktığında bakışlarındaki o yabancılık genç kızın içini ürpertiti.
"Gitmem gerekiyor," dedi Atlas, sesi o kadar sert ve toktu ki, itiraz kabul etmeyeceği çok açıktı.
Lara şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Ne demek gitmem gerekiyor Atlas? Öyle aniden... Ne yazıyor o telefonda?"
"Sorgulama Lara. diye patladı Atlas, sesini ilk defa bu kadar yükseltmişti ama öfkesi Lara'ya değil, telefondaki o duruma yönelikti. Hemen ardından pişman olmuş gibi yüzünü sıvazladı, ama iş işten geçmişti. O an, Atlas'ın hayatındaki o karanlık sırların ve tehlikeli bağların ilk defa bu kadar net bir şekilde yüzüne çarptığını gördü.
Atlas arkasını dönüp tek kelime daha etmeden hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı. Lara, karanlık sokakta tek başına kalakalmışken, az önceki o tatlı anın yerini alan bu buz gibi belirsizlik ve öfke dalgasıyla öylece bakakaldı. Bu sefer işler gerçekten çığırından çıkmıştı.
Atlas'ın arkasını dönüp tek kelime etmeden karanlığa karışması, Lara'nın olduğu yerde kalmasına neden olmamıştı aksine içinde alevlenen o sinir dalgası Lara'yı harekete geçirmişti. Hızlı ve sert adımlarla Atlas'ın peşinden koşar adımlarla ilerledi ve sokağın köşesinde onu duvara yaslanmış, soluk soluğa buldu.
"Bana bak Atlas." diye seslendi Lara, soluk soluğa ama bir o kadar da keskin bir sesle. Karşısına dikilip kollarını göğsünde kavuşturdu. "Öyle arkanı dönüp çekip gidemezsin. Ne oluyor o telefonda? Hangi cehennemden geldi o mesaj bana hemen anlatacaksın.
Atlas kafasını yavaşça kaldırdığında, gözlerindeki o karanlık ifade ve öfke parıltısı neredeyse ele geçirilmiş gibiydi. Çenesindeki kaslar gerilmiş, yüzündeki o bildik ego ve sert maske en üst seviyeye çıkmıştı. Lara'nın üzerine doğru bir adım attı, sesindeki o buz gibi tondan ödün vermeden konuştu:
"Defol git dedin sana Lara.Neden anlamıyorsun? Peşimden gelerek kendi ellerinle ateşe atılıyorsun."
"Bana emir vermeyi kes." diye bağırdı Lara, öfkesi buna izin vermiyordu. "Beni korkutamazsın.O mesajda ne yazıyor, o fotoğraf neyin nesi? Her şeyi saklıyorsun ama artık yeter "
Atlas, Lara'nın bu inatçı direnişi karşısında aniden öfkeden patlayacak gibi bir hareketle telefonunu Lara'nın tam yüzüne doğru tuttu. Ekran açık duruyordu ve ekranda sadece bir metin değil, bir ses kaydı dosyasıyla birlikte şu cümle yazıyordu:
*“Atlas bey, geçmişin o kadar da derinlerde saklı kalmadığını biliyorsunuz. Lara’nın babasının ölümüne dair o planların ses kayıtlarını ve belgeleri polise ya da o kızın kendisine servis etmemi istemiyorsan, yarım saat içinde dediğim yere geleceksin. O küçük sırrını tüm şehre yayarım.”*
Lara o yazıyı okuduğu an dünyası başına yıkılmış gibi donakaldı. "Babamın... ölümüne dair mi? Ne demek bu?" diye fısıldadı, sesi titriyordu. "Bu kayıtlar ne Atlas? Babamın kazası... o kaza değil miydi?"
Atlas ellerini saçlarından geçirdi, o her zamanki kendinden emin ve egolu adam gitmiş, yerine içindeki o korkunç vicdan azabıyla boğuşan, tehlikeli bir fırtına kopan bir adam gelmişti. Lara'ya doğru yaklaştı, gözlerinin içine diktiği bakışları o kadar acımasız ve netti ki Lara nefes alamadığını hissettim
Atlas eğilip Lara'nın yüzüne doğru fısıldadı, sesi bir celladın fısıltısı kadar soğuktu:
"Gördün mü şimdi neden uzak durman gerektiğini? Senin o masum bildiğin hayatını, geçmişte zaten ben kararttım Lara.Babanın ölümünün arkasındaki o planların, o kirli belgelerin üstünü kapattığımı sanıyordum ama biri şimdi bunu bana karşı koz olarak kullanıyor. Ve şimdi... ben senin hayatını ikinci kere daha karartmaya geldim, çünkü kime bulaştığımı ve seni korumak için neleri feda edebileceğimi bilmiyorsun."
Lara duydukları karşısında geriye doğru bir adım attı. Bacakları taşıyamaz olmuştu. babasının ölümünün arkasında Atlas'ın olduğunu öğrenmek kalbine saplanan en keskin bıçaktan bile daha acıtmıştı. Ama Atlas'ın o sert duruşunun altındaki o devasa yıkımı da görebiliyordu. Gece artık sadece bir tehdit değil ikisinin de geçmişiyle yüzleşeceği kanlı bir savaştı.
Sokak lambasının sarımsı, titrek ışığı altında ikisinin arasındaki o kalın buz duvarı bin parçaya bölünmüştü. Ama bu defa ne bir tatlı didişme ne de o gerilimli yakınlaşma vardı ortada sadece geçmişin cehenneminden fırlamış bir gerçek ve yıkıntı vardı.
Lara olduğu yerde kaskatı kesilmişti. Kulaklarında yankılanan o cümle, zihninde defalarca kez dönüp duruyordu: *Babamın ölümünün arkasındaki plan...* Gözlerindeki o şok ve korku dalgası, saniyeler içinde yerini simsiyah, ateşe dönmüş bir öfkeye bıraktı. Gözü dönmüştü.Atlas'a bakarken ne korku kalmıştı ne de başka bir şey. Sadece yakıp yıkmak isteyen hırçın bir fırtına vardı içinde.
Hızla ileriye atıldı ve ellerini Atlas'ın göğsüne vurarak onu geriye doğru sarstı.
"Neden bunu yaptın?!" diye bağırdı Lara, sesi geceyi yırtacak kadar yüksek ve acı dolu çıkmıştı. Gözlerinden akan yaşlar öfkesini gizleyemiyordu. "Ben sana güvenmiştim. Sana inanmıştım, Atlas.Herkesin o ukala ve soğuk maskesini gördüğü Atlas'ın arkasında başka biri var sanıp aptal gibi sana sığınmaya çalışırken... Sen benim hayatımın en büyük kâbusuymussun.
Atlas, Lara'nın o hınçla vuruşlarına karşı tek bir adım bile geri atmadı. Ne kendini savundu ne de o sert zırhının arkasına saklandı. Gözlerinde o hırsın ve suçluluk duygusunun yarattığı karanlık bir okyanus vardı. Çenesini sıktı, yüzündeki o ego ve tehlike eriyip gitmiş, yerini uçurumun kenarındaki bir adamın o çaresiz gerçekliğine bırakmıştı.
Lara nefes nefese, göğsüne vurduğu ellerini indirip Atlas'ın gözlerinin içine dikti gözlerini. Sesi şimdi fısıltı gibi çıkıyordu ama zehir gibi keskindi: "Bunu bana nasıl yaparsın? Babamı... babamı benden alan sen miydin?"
Atlas yutkundu. Boğazından çıkan ses o kadar boğuk ve acı doluydu ki, kendi sesini bile zor tanıdı. Yavaşça ellerini kaldırıp Lara'nın omuzlarına tutmak istedi ama vazgeçip ellerini tekrar yanlarına düşürdü sanki dokunmaya bile hakkı yoktu.
"Çünkü ben sadece bir canavarım Lara," dedi Atlas, sesi celladın fısıltısından daha soğuk ama içten içe kanayan bir yaraydı. "Etrafımdaki her şeyi, dokunduğum her hayatı kirletmekten başka bir şey beceremedim ben. Sana yaklaşmamalıydım, sana o kolyeyi takmamalı, gözlerine bakmamalıydım... Ama yaptım. Ve şimdi o canavar, geçmişin cehenneminden çıkıp senin hayatını ikinci defa karartmaya geldi."
Lara, Atlas'ın bu itirafı karşısında sarsıldı ama geri adım atmadı. Gözündeki o hırs, artık saf bir intikam ve hayal kırıklığı ateşiyle parlıyordu.
"Canavar olduğunu çok geç söyledin Atlas," dedi Lara Sesi korkutucu derecede sakindi. "Beni bitirdiğini sanıyorsan yanılıyorsun.
Atlas, Lara'nın gözlerindeki o korkusuz ve gözü dönmüş ifadeyi gördüğünde, içindeki o suçluluk hissi yerini tuhaf bir hayranlığa ve tehlikeli bir kabullenişe bıraktı. Artık geri dönüşü olmayan bir yola girmişlerdi
Telefonun ekranı o karanlık sokakta yeniden aydınlandığında, gelen bildirim tüm geceyi baştan aşağı bir cehenneme çevirmişti. Yeni bir ses kaydı düşmüştü ekrana. Bilinmeyen o iğrenç ses, bu kez adeta dalga geçer gibi fısıldıyordu:
*“Kızı da al gel tabii, korkak gibi saklanmıyorsan... Yüzleşmeden kaçacak kadar aciz mi yoksa??
Atlas’ın gözlerindeki o öfke, artık zapt edilemeyen bir yangına dönüşmüştü. Lara ise babasının ölümünün gerçeğini yeni sindirmişken karşısına çıkan bu yeni tehdit karşısında korkmak yerine tamamen buz kesmişti. Gözündeki o hırs, korkunun yandığı yerdeki küllerden doğmuştu.
"Arabaya!" diye bağırdı Atlas, sesindeki o emir kipi sokağı inletirken.
Tek kelime bile etmeden koşar adımlarla araca bindiler. Atlas motoru çalıştırdığı gibi gaz pedalına öyle bir yüklendi ki, araba lastiklerinin çığlıkları geceyi yardı. Konumun gösterdiği terk edilmiş eski sanayi bölgesine varmışlardı.
Arabadan inip karanlığın içine adım attıkları an, etraflarındaki gölgeler hareketlendi. Saniyeler içinde altı-yedi tane iri yarı ellerinde sopalar ve demir çubuklar olan adam etraflarını sardı. Kaçış yolu tamamen kapanmıştı.
Atlas, Lara’yı aniden arkasına çekip bedenini siper etti. Gözlerini karşısındaki adamlara dikerken sesi buz gibiydi:
"Canavarının arkasında kal Lara, sakın kıpırdama."
O sırada kalabalığın arasından, üstü başı darmadağınık, ağzında sigarası olan ve leş gibi ağır bir alkol kokusu yayan adam öne çıktı. Yüzündeki o sinsi ve psikopat sırıtışla doğrudan Lara’ya baktı. Cebinden çıkardığı siyah bir silahı, zoruyla Lara’nın ellerinin arasına sıkıştırdı. Lara'nın parmakları soğuk demire değdiğinde adam kulağına doğru eğildi:
"Şu an o yanındaki adamın katil olduğunu biliyorsun değil mi?" dedi adam, sigara dumanını Lara’nın yüzüne üfleyerek. "Seni kullanan bir vahşi var karşında... Kendi annesinden babasından bir gram sevgi görmemiş, iğrenç, sefil, her şeyi parayla satın alabileceğini sanan aşağılık bir yaratık duruyor şu an karşında."
Adam daha da ilerileşip Lara’nın ellerini zorla yukarı kaldırdı ve elindeki silahı doğrudan Atlas’ın göğsüne doğrulttu.
Atlas gördüğü manzara karşısında adeta çıldırdı. Gözleri kan bürümüş bir halde ileri atılmak istedi:
"Seni o***** çocuğu!" diye kükredi Atlas, ama sesindeki o öfke adamların engeline takıldı.
Atlas tam ileri atılacakken, etraftaki 3-4 iri yarı adam aniden üstüne çullanıp kollarından sıkıca tuttular ve hareket etmesini engellediler. O sırada sigara kokulu adam sinsi adımlarla Atlas’ın tam önüne geldi. Yüzüne karşı alayla güldükten sonra yumruğunu bütün gücüyle Atlas’ın karnına geçirdi.
Atlas acıyla nefesini dışarı bırakırken iki büklüm oldu ama gözlerindeki o dik duruşu bozmadı. Adam yaklaşıp Atlas’ın kulağına doğru fısıldadı:
"Şşş... Burada sadece gerçekler konuşur."
Ardından aniden arkasını dönüp Lara’ya doğru yürüdü. Silahı tutan Lara’nın tam gözlerinin içine baktı ve yüzüne o mide bulandırıcı, psikopat gülümsemesini yerleştirdi:
"Eğer bir dakika içinde bu canavara ateş etmezsen, ikiniz de burada ölürsünüz, duydun mu lan beni?"
Lara'nın kulağına iyice yaklaşarak zehirli bir fısıltıla devam etti:
"İkinizden birinin yaşaması her zaman daha avantajlı..."
Geri çekilip kahkaha atarak beklemeye başladı. Lara’nın elleri silahı tutarken zangır zangır titriyordu. Atlas nefes nefese, gözleriyle Lara’ya *yapma* der gibi bakıyordu.Çünkü onun bu yükü taşımasını istemiyordu.
Lara yavaşça kafasını kaldırdı. Gözlerindeki o korku dolu bakış, bir anda yerini buz gibi bir kararlılığa bıraktı. Titrek bir sesle, "Özür dilerim Atlas..." diye mırıldandı.
Adam zafer kazandığını sanarak sırıtırken, Lara aniden bileğini büküp silahı adama doğru çevirdi. Kısık bir gülüşle tetiğe art arda iki kez bastı.
*Pat! Pat!*
Kurşunlar doğrudan adamın kafasına isabet ettiğinde, adamın gülümsemesi yüzünde dondu ve olduğu gibi yere yığıldı.
Etraftaki diğer adamlar bu ani hamle karşısında şoka uğrayıp ne yapacaklarını bilemezken, Lara elindeki silahı kalan adamlara doğru sallayarak gür ve sarsılmaz bir sesle bağırdı:
"Geber yavş*k! Eğer bir adım daha yaklaşanı görürsem, size de sıkarım.Uslu durun, yoksa ikincisi sizin kafanıza gelir."
Adamlar silahı ve Lara'nın o gözü dönmüş halini görünce geriye doğru kaçışmaya başladılar. Lara vakit kaybetmeden sol eliyle Atlas’ın bileğini sertçe kavradı, onu kendine doğru çekti ve hızla arkalarındaki arabaya doğru sürükledi.
Arabanın kapısını açıp Atlas’ı içeri soktu, kendisi de sürücü koltuğuna atlayıp gaza bastı. Sanayi sitesinin o karanlık çıkmazından hızla uzaklaşırken, ikisi de derin nefesler alıyordu.
Arabada birkaç saniye süren o yoğun sessizliği bozan, Atlas’ın dudaklarındaki o inanamayan ama hayranlıkla karışık tebessüm oldu. Yarasını tutarak Lara’ya baktı ve hafifçe gülerek kafasını salladı:
"Ne kızsın ama..." dedi Atlas, nefesini toparlamaya çalışarak. "Seni hafife almakla hayatımın en büyük hatasını yapmışım papatya katili."
Lara direksiyonu sıkıca kavranmış elleriyle yola bakarken, içindeki o adrenalin hâlâ damarlarında akıyordu. Gece artık ikisi için de tamamen başka bir boyuta evrilmişti.

-arkadaslar kurgu onerilerinizi bekliyorum bundan sonraki bolumu siz belirleyeceksiniz teşekkürler simdiden yorumlara yazabilirsiniz
-devam edecek-