19. bölüm · Gümüş Gölge
Gümüş Gölge|18
Araba, Aras’ın ailesine ait olan o devasa villanın önünde durduğunda içeriden dışarıya taşan bas sesleri ve renkli ışıklar etrafı sarmıştı. Melis arabadan heyecanla inerken, Lara her zamanki sakinliğiyle kapısını açtı. Atlas arabayı köşeye parkedip kızların arkasından ilerledi. Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı, gözleri ise çoktan etrafı taramaya başlamıştı.
Kapıdan içeri adım attıklarında ortamın kalabalığı yüzlerine çarptı. Melis hemen tanıdık birkaç kişinin yanına doğru ilerlerken, Lara bar tezgahına doğru yürüyüp kendine soğuk bir içecek aldı. Atlas ise hemen onun birkaç adım arkasında, bir elini cebine atmış, diğer elindeki soğuk içecek bardağını hafifçe sallayarak etrafı izliyordu. Kimseyle konuşmuyor, sadece oradaki varlığıyla bile etrafa tehlikeli bir hava yayıyordu. Ona yaklaşmaya çalışan birkaç kıza attığı o buz gibi, umursamaz bakışlar zaten niyetini açıkça belli ediyordu. Onun lugatında acımaya yer yoktu.
Tam o sırada, kalabalığın arasından sıyrılarak gelen sarışın çocuk göründü: Aras.
Aras, doğrudan Lara’ya doğru adımladı. Üzerindeki pahalı takım elbiseyle etrafa gülücükler saçıyordu. "Hoş geldin Lara," dedi, sesindeki o kendinden emin tonla. "Geleceğini biliyordum. Davetiyemi kabul etmene çok sevindim."
Lara bardağından bir yudum alıp, "Geldik işte Aras," dedi düz bir sesle.
Atlas, Aras’ın sesini duyduğu an bakışlarını o tarafa çevirdi. Sarışın çocuğu baştan aşağı süzdüğü o saniyede, Atlas’ın zihninde devasa bir şimşek çaktı. Kalbi anlık bir sızıyla kasıldı. Aras'ın o rahat tavırları, saçlarının rengi, hatta gülüşü... Atlas’a yıllar önce gözlerinin önünde kaybolan, bir daha hiç haber alamadığı o küçük erkek kardeşini hatırlatmıştı. Bir anlık sarsıntı yaşadı, gözlerindeki o sertlik yerini derin bir boşluğa bıraktı. Ama bu zayıflık sadece bir saniye sürdü. Atlas hemen kendini topladı, içindeki o kimseyi takmayan maskeyi yüzüne indirdi. Kardeşine benzemesi, bu çocuğa acıyacağı anlamına gelmezdi. Aksine, içindeki öfkeyi daha da büyüttü.
Aras, Atlas’ın oradaki varlığını tamamen görmezden gelerek elini Lara’nın omzuna doğru uzattı. "Hadi, seni bizim grubun yanına götüreyim. Herkes seninle tanışmak istiyor," dedi.
Lara, Aras’ın bu fazla samimi hareketinden rahatsız olup hafifçe geri çekilecekken, Aras bir adım daha yaklaştı ve elini bu sefer Lara’nın beline koyup onu kendine doğru çekmeye çalıştı. "Hadi ama Lara, bu kadar uzak durma benden," diye fısıldadı.
Lara tam ters ters bir cevap verecekken, arkalarından gelen o sert adım sesini duydu.
Atlas daha fazla dayanamamıştı. O ana kadar sakin duran çocuk gitmiş, yerine gözü dönmüş bir canavar gelmişti. Adeta bir gölge gibi aralarına girdi. Hiç düşünmeden, Aras’ın Lara’nın belindeki elini tuttu ve büyük bir nefretle, Aras’ın bileğini sertçe geriye doğru itti.
"Sana bir kez daha dokunmamanı söylemiştim galiba sarışın," dedi Atlas. Ses tonu o kadar kısık ama o kadar tehlikeliydi ki, barın arkasındaki müzik bile o an susmuş gibi hissettirdi. Gözlerinde zerre acıma kırıntısı yoktu.
Aras bileğini tutarak doğruldu, yüzündeki o popüler çocuk imajını korumaya çalışarak diklendi. "Sen ne karıştırıyorsun lan?Kimsin oğlum sen? Altı üstü kafede çalışan fakir bir baristasın. Benim evimde bana şekil mi yapıyorsun?" diye bağırdı.
Atlas, sadece güldü.Aras’a doğru bir adım attı, aralarındaki boy farkını kullanarak onun tepesine çöktü. Hiç çekinmeden elini uzatıp Aras’ın pahalı ceketinin yakasını tek eliyle kavradı ve onu kendine doğru çekti.
"Barista mıyım, yoksa hayatını tek bir hamleyle karartacak biri miyim... Bunu denemek istemezsin popüler çocuk," diye fısıldadı Aras’ın yüzüne karşı. "Lara'dan uzak duracaksın. Sınırını bil, yoksa o sınırları senin üzerine yıkarım."
Etraftaki birkaç kişi onlara bakmaya başlamıştı. Melis uzaktan olayı fark edip panikle o tarafa doğru yürüdü. Lara ise olduğu yerde kalakalmıştı.İçten içe Atlas'ı düşünmekten delirirken, şu an onun bu durdurulamaz hali Lara’nın kalbini göğsünden fırlatacak gibi çarptırıyordu.
Atlas, Aras’ın yakasını sertçe bırakıp onu geriye doğru fırlattı. Aras arkasındaki masaya çarparak durabildi, yüzü ofkeden anlasilmiyordu.
Atlas arkasını döndü, Lara’nın şok dolu gözlerinin içine baktı. O acımasız bakışları Lara’ya değdiği an hafifçe yumuşar gibi oldu ama hala soluk soluğaydı. Lara’nın bileğini kavradı; canını yakmıyordu ama gitmek zorunda olduklarını belirten sıkı bir tutuştu bu.
"Gidiyoruz," dedi Atlas, sesindeki o emir kipiyle.
Lara normalde birinin ona emir vermesine asla izin vermezdi, ama Atlas’ın içindeki o karanlığın büyüklüğünü gören kalbi bu sefer itiraz etmedi. Melis’e "Biz çıkıyoruz" gibisinden bir bakış atıp, Atlas’ın peşinden kalabalığı yararak çıkışa doğru yürümeye başladı.
Atlas, Lara’nın bileğini tutarak villanın o kalabalık ve gürültülü ön kapısından değil, binanın arkasındaki o loş, kimsenin olmadığı ağaçlık arka tarafa doğru sürükledi. Havuzun dalgalanan ışıkları duvara vuruyordu ve etraf ölüm sessizliğiydi.
Atlas durdu, Lara’nın bileğini bırakıp onun tam karşısına geçti. Gözlerinde az önceki o canavar gibi bakan ifadeden eser yoktu; her zamanki gibi ne düşündüğü anlaşılmayan, düz ve mesafeli bir tavırla duruyordu. Lara ise üstünü başını düzelterek, yüzündeki o hiçbir şeyi takmayan, ruhsuz ifadeyle Atlas’a bakıyordu.
Atlas, Lara’nın bu kadar büyük bir olaydan sonra bile hala karşısında bir duvar gibi durmasına karşı ses tonunu hiç yükseltmeden, sadece gözlerini onun üzerine dikerek konuştu:
"Neden?" dedi Atlas. Sesi fısıltı gibi ama çok net çıkmıştı. "Neden bana o dışarıdaki heriflere, bana davrandığın gibi davranmıyorsun?!Onların sana dokunmasına, seninle konuşmasına izin veriyorsun ama bana gelince araya devasa duvarlar örüyorsun? Neden böyle yapmak zorundasın, anlamıyor musun beni?"
Lara, Atlas’ın karşısında ilk defa bu kadar doğrudan bir duruş sergilediğini görüyordu. Aslında kafası sabahtan beri onunla doluydu, içten içe onu düşünmekten deliriyordu ama o an içindeki o gurur ve savunma mekanizması devreye girdi. Atlas'ın ona emirler yağdırmasına, onu buraya sürüklemesine acayip sinirlenmişti. Düşünmeden, dilinin ucuna gelen en kırıcı kelimeleri buz gibi bir sesle dışarı fırlattı:
"Çünkü onlar senin gibi değil Atlas," dedi Lara. Gözlerini milim kırpmadan, en ufak bir duygu belirtisi göstermeden Atlas’ın gözlerinin içine baktı. "Onlar benim hayatımda bir hiç, sıradan insanlar. Ama sen... Sen benim için sadece beni yoran birisin. Sürekli konuşuyorsun, sürekli karşıma çıkıp dengemi bozuyorsun. Bıktım artık senin bu hallerinden."
Lara bu kelimeleri söylerken ne kadar büyük bir hasar bıraktığının farkında bile değildi. Sadece canını yakan bu durumdan kaçmak istiyordu ama Atlas’ı tam kalbinden vurmuştu.
Atlas, Lara’nın ağzından çıkan "beni yoran birisin" lafını duyduğunda tek bir milim bile kıpırdamadı. Yüzünde ne bir kırgınlık ne de bir öfke belirtisi belirdi. Aksine, dudaklarının kenarı yavaşça yukarı doğru kıvrıldı ve o acımasız, insanı aşağılayan soğuk gülüşünü takındı. Gözleri tamamen buz kesti.
Lara’ya doğru bir adım yaklaştı, yüzlerindeki o loş ışıkta zerre geri adım atmadan, sesindeki o ruhsuz ve alaycı tınıyı bozmadan konuştu:
"Seninle tanıştığım güne lanet olsun," dedi Atlas. Sesi o kadar düz ve duygusuzdu ki, her bir kelimesi Lara’nın tenini kesecek kadar keskindi. "Seni korumaya çalıştığım, senin için endişelendiğim her saniyeye lanet olsun Lara. Kendini fazla nimetten sayıyorsun. Dengeni bozduğumu falan sanma, benim gözümde sadece fazla gürültü yapan bir "insandan"ibaretsin."
Atlas lafını bitirir bitirmez saniyeler bile beklemedi. Arkasını döndü, adımlarını hiç yavaşlatmadan sertçe villanın çıkışına doğru yürüdü.
Lara, Atlas’ın az önce yüzüne bir tokat gibi çarptığı o ağır ve soğuk lafın şokuyla öylece kalakalmıştı. Atlas’ın bu kadar hızlı ve acımasızca arkasını dönüp gitmesini beklemiyordu.
Atlas valenin önüne geldiğinde tek bir kelime bile etmeden anahtarı adamın elinden kaptı. Arabanın kapısını sertçe açıp sürücü koltuğuna atladı. Motoru öyle bir homurtuyla çalıştırdı ki, villanın bahçesindeki herkes o tarafa döndü. Atlas arkasına bile bakmadan gaza sonuna kadar bastı, lastiklerin o kulak tırmalayan sesiyle karanlık caddede gözden kayboldu.
Atlas’ın bindiği arabanın sesleri karanlık sokakta tamamen kaybolduğunda, arka bahçeye ağır bir sessizlik çöktü. Lara olduğu yerde, havuzun loş ışığının altında öylece kalakalmıştı. Göğsünde daha önce hiç hissetmediği, canını acıtan sert bir yumru vardı.
Atlas’ın o buz gibi bakan gözleri ve "Benim gözümde sadece fazla gürültü yapan bir çocuktan ibaretsin" diyen o ruhsuz sesi zihninde yankılanıp duruyordu.Boğazından boğuk bir nefes verdi ve sessizce fısıldadı:
"Özür dilerim..."
Ama çok geç kalmıştı. Atlas çoktan gitmişti ve bu kırık özrü gecenin karanlığından başka duyan olmamıştı.
Lara gözlerini hızla silip derin bir nefes aldı. Kendini hemen toplamak zorundaydı. Adımlarını villanın içine doğru çevirdi, kalabalığı yararak doğrudan Melis’in yanına gitti. Melis elindeki içecekle arkadaşlarıyla konuşurken, Lara onun kolundan tuttu.
"Melis, gel gidiyoruz," dedi, sesini olabildiğince düz tutmaya çalışarak.
Melis, Lara’nın yüzündeki o karmakarışık ifadeyi görünce ters giden bir şeyler olduğunu anladı. Arkadaşlarına kısa bir veda edip hemen Lara’nın peşinden dışarı çıktı. Kapının önünde Atlas’ın arabasını göremeyince şaşkınlıkla sordu: "Atlas nerede? Neler oluyor Lara?"
"Gitti," dedi Lara sadece. "Yürü, taksi çağırıp sizin eve geçelim."
Yol boyunca Lara tek bir kelime bile etmedi. Kafasını cama yaslamış, dışarıdaki sokak lambalarını izliyordu ama aklı tamamen Atlas’ın o arkasını dönüp gidişindeydi. Melis de onun bu halini görüp üzerine gitmedi.
Melis’in odasına geçtiklerinde Lara yatağın kenarına çöktü. Melis yanına oturup elini Lara’nın omzuna koydu. "Anlat artık çatlayacağım. Bahçede ne oldu? Atlas neden bastı gitti?"
Lara, Aras’ın ona yaklaşmasını, Atlas’ın araya girip Aras’ı nasıl fırlattığını ve ardından arka bahçede birbirlerine söyledikleri o zehirli kelimeleri tek tek anlattı. Kendi kurduğu o kırıcı cümleleri ve Atlas’ın yüzüne vurduğu o ağır "Tanıştığımız güne lanet olsun" lafını söylerken sesi hafifçe kısıldı. İçindeki o büyük üzüntü yüzünden okunuyordu.
Melis sessizce dinledi. Yüzündeki o her zamanki neşeli hal gitmiş, yerini ciddi bir ifade almıştı. Lara’nın derin bir iç çekip susmasından sonra Melis birden gözlerini arkadaşına dikti ve düşündüğünü direkt söyledi:
"Lara... Sen bu çocuğa fazla haksızlık ettin."
Lara başını kaldırıp şaşkınlıkla Melis’in yüzüne baktı. Melis lafına devam etti:
"Bak, o çocuğun ne kadar tehlikeli ya da sert olduğunu ben de biliyorum. Ama dün gece kapında titreyen de oydu, bugün depoda senin için neredeyse nefessiz kalan da. Aras sana o kadar yakınlaşmışken Atlas sadece seni korumaya çalıştı. Sen ise sırf kendi duvarlarını korumak için çocuğun canını en hassas yerinden yaktın. Atlas ne kadar dik durursa dursun, bu lafları hak etmedi.
Lara hiçbir şey diyemedi. Melis’in her kelimesi, az önce Atlas’ın söyledikleri kadar net ve doğruydu. Yatağa uzanıp battaniyeyi üzerine çekti, gözlerini duvara dikti. Bu gece, her ikisi için de geri dönüşü olmayan bir savaşın ilk gecesiydi.
-devam edecek-
KİSA BOLUM OLDU TASLAK OLUSTURMUSTUM NORMALDE UZATMİSTİMDA İCİME SİNMEDİ SİLDİM🔥👊🏻
