16. bölüm · Gümüş Gölge

Gümüş Gölge|15

denizqwe qq

Kapı kapandığı an kafenin içi yeniden o sabah sessizliğine bürünürken, Atlas arkasından bakakaldığı o sarışın çocuğun gitgide uzaklaşan silüetinde hâlâ kendi çocukluğunun, o yetimhane yıllarının kayıp parçasını arıyordu.
Lara, Atlas'ın hala kaskatı kesilmiş omuzlarını fark edince ceketinin ucunu bıraktı ve sessizliği bozdu.
"Atlas... İyi misin sen?"
Atlas, Lara’nın sesini duymasıyla birlikte sanki daldığı o derin, karanlık kuyudan aniden yukarı çekilmiş gibi irkildi. Gözlerini hızla kapıdan ayırıp derin bir nefes aldı. Yüzündeki o dalgın ve hüzünlü ifadeyi saniyeler içinde yok edip yerine o bildiğimiz, her şeyi tiye alan maskesini yerleştirdi. Dikleşip kollarını göğsünde kavuşturdu.
"İyiyim papatya katili, niye iyi olmayayım?" dedi, ses tonuna bilerek o dalgacı havayı katarak. "Sadece sabah sabah herifin teki gelmiş burada oyunculuk sergiliyor, ona ayar oldum."
Lara, Atlas’ın bu ani vites değişimine göz devirmeden edemedi. Elindeki bezle tezgahın üzerini sertçe silmeye başladı. Bir yandan da içten içe onun az önceki o aşırı korumacı halleriyle dalga geçmek için can atıyordu.
"Bak sen ya..." dedi Lara, sesini bilerek uzatarak ve alaycı bir gülüşle Atlas’a bakarak. "Korumacı Beyefendiymiş... Ne o öyle mafya babası gibi çocuğun üstüne yürümeler, hesap sormalar falan? Hayırdır Atlas Bey, gizli koruma kalkanınız falan mı devreye girdi?"
Atlas, Lara’nın bu darlayan ve kendisiyle eğlenen hallerine karşı tek kaşını kaldırdı. "Dalga geçme Lara," dedi, tezgaha doğru bir adım yaklaşıp sesini biraz kıstı. "Çocuk resmen gözleriyle seni yedi bitirdi orada. Bir de gelmiş 'akşamki mesajıma görüldü attın' diyor. Sen dün gece o yüzden mi odaya girdiğimde telefonu yastığın altına fırlattın?"
Lara yakalanmanın verdiği hafif bir panikle bezle tezgahı daha hızlı silmeye çalıştı. "Alakası bile yok.Hem çocuk konuşurken senin de gözün dönecekti neredeyse. Alt tarafı bir müşteri diyorum sana, abartıyorsun."
"Abartmıyorum," dedi Atlas. Bu sefer sesi daha ciddi, bakışları daha kesgindi. "Ayrıca çocuk konuşurken senin de kalbin yerinden çıkacak gibi atıyordu, arkandan gördüm. Resmen heyecandan önlüğünün ipini bağlayamadın."
Lara hemen dikleşip bezi tezgaha fırlattı. Gözlerini Atlas’ın gözlerine dikerek meydan okurcasına konuştu. "Hiç de bile.Gayet sakindim bir kere. Çocuk sadece havalı bir şekilde konuştu, ben de profesyonelce kahvesini verdim. Kalbimin falan attığı yoktu, uydurma."
Atlas bıyık altından tehlikeli bir şekilde gülümsedi. "Öyle mi? Gayet sakindin yani?"
"Evet, gayet sakindim." diye diretti Lara, geri adım atmayarak.
Atlas hiçbir şey söylemeden aniden büyük bir adım attı ve tezgahın arkasına, Lara’nın tam dibine girdi.
Lara arkasındaki kahve makinesiyle Atlas’ın o geniş omuzları arasında sıkışıp kalırken neye uğradığını şaşırdı. Aras’ın gidişinden sonra kafenin o sessiz havası bir anda ağırlaşmıştı. Atlas elini tezgaha yaslayıp başını Lara’ya doğru eğdi.
Aralarındaki mesafe o kadar azalmıştı ki, Lara Atlas’ın nefesini alnında hissediyordu. O tanıdık, sert kokusu tüm alanı kaplamış, Lara’yı resmen bir köşeye sabitlemişti. Atlas ona dokunmadı; bunun yerine, başını biraz daha yaklaştırıp o delici gözlerini doğrudan Lara’nın gözlerine dikti. Bakışları o kadar ukala ama bir o kadar da dikkatliydi ki, Lara yerin dibine girmekle orada öylece kalmak arasında donup kaldı. Kalbi gerçekten de göğüs kafesini kıracak şekilde vurmaya başlamıştı. Ama bu tamamen şu an, Atlas ona bu kadar yakınken oluyordu.
Atlas, onun bu kilitlenmiş halini görünce o gıcık, alaycı fısıltısıyla mırıldandı: "Ne oldu, gerildin mi? Bir şey hissetmiyorsun he, öyle mi?"
Lara ciddende garip birseyler hissediyordu.Ama egolu tavrın altında ezilmek istemedi. Hemen elini kaldırıp Atlas’ın göğsüne sertçe bastırdı ve onu kendinden uzaklaştırmak için ittirdi.
"Atlas, çekil şuradan." diye çıkıştı Lara, sesini dik tutmaya çalışarak. "Müşteriler görecek şimdi, saçma sapan bir şey düşünecekler. Şekil şuradan."
Atlas, Lara’nın bu sert itişine karşı hiç istifini bozmadı, sadece hafifçe geriye doğru bir adım atıp dengesini rahatça korudu. Yüzündeki o gıcık, dünyayı umursamaz gülüş hâlâ yerli yerindeydi. Ellerini cebine sokup omzunu duvara yasladı.
"Aman be," dedi Atlas, gözlerini devirerek ama o egolu havasından zerre ödün vermeyerek. "Ne müşteriymiş arkadaş. Alt tarafı iki dakika yakınına geldik, hemen panik yapıyorsun. Kim ne görecek sanki? Görseler ne yazar?"
Tezgahın öteki ucuna doğru ağır adımlarla yürürken arkasını dönüp Lara’ya bıyık altından bakmaya devam etti. "Çok pimpiriklisin papatya katili. Bu kafayla o önlüğünle yaşlanırsın sen, benden söylemesi. Hem yalan söyleme konusunda da harbi beceriksizsin.
Lara tam elindeki bezi kafasına fırlatacakken Atlas her zamanki köşe masasına doğru ilerledi, o egolu ve rahat tavrıyla sandalyeye yayılıp telefonunu kurcalamaya başladı.
Aradan bir saat bile geçmemişti ki kafede işler çığırından çıktı. Sabah sakinliği yerini tam bir kaosa bırakmıştı. İçeriye dalga dalga müşteri giriyordu; turnike gibi dönüyordu kafe. Siparişler üst üste biniyor, kahve makinesi aralıksız vızlıyor, kasanın önündeki kuyruk neredeyse kapıya kadar taşıyordu. Lara tek başına kahve yetiştirmeye çalışmaktan, sipariş almaktan ve ödeme çekmekten resmen ter döküyordu. Kafenin içi tam anlamıyla kazan gibi kaynamaya başlamıştı.
Lara bir yandan espresso shot’ı (SHOT MAKİNE BU ARADA)çekerken bir yandan da sinirle söylenmeye başladı. "Bu Melis nerede amk?" diye mırıldandı kendi kendine. Artık dayanamayacak noktaya geldiğinde, siparişlerin arasındaki o iki saniyelik boşlukta telefonunu kapıp hemen Melis’i aradı.
Telefon üç kez çaldıktan sonra açıldı. Lara karşı tarafın konuşmasına fırsat vermeden doğrudan patladı:
"Lan gelsene. Müşteriler kazan gibi, fittirdim iyicene. Yardım eden kimse yok. Müdür yok, sen yoksun... Nerdesin sen?"
Telefonun diğer ucundan Melis’in acayip kısık, halsiz ve adeta can çekişen sesi geldi: "Lara... Hastayım... Konuşacak halim bile yok valla. Ne oldu, tek misin kafede?"
Lara derin bir iç çekerek saçlarını geriye doğru attı. "Sabahtan beri ne diyorum ben? Müdür yok, sen yoksun mallasmis gibiyim burda.
Melis halsizce öksürdü, sonra bir an duraksayıp sordu: "Atlas?? Atlas yok mu yanında?"
Lara gözlerini devirdi. "Atlas ne alaka Melis? Oturmuş köşede telefonuna bakıyor beyefendi."
"Lara, Atlas yardım etsin sana işte," dedi Melis, sesi hastalığından dolayı iyice çatallanarak. "Ne diye boş boş duruyor orada? Seninle uğraşacağına, kafanı ütüleyeceğine bir boka yarasın bari. Söyle ona, hemen tezgahın arkasına geçsin."
Lara caddeden içeri giren yeni müşteri grubunu görünce çaresizce iç çekti. "Tamam tamam... Sen yat dinlen, ben bir çaresini bulacağım artık. Hadi geçmiş olsun," deyip telefonu hemen yüzüne kapattı.
Telefonu tezgaha bırakıp derin bir nefes aldı ve gözlerini kafenin köşesinde dünyadan habersizce oturan Atlas’a dikti. "Lan Atlas." diye seslendi arkasından.
Atlas kulaklığını tek kulağından çıkarıp tembelce kafasını kaldırdı. "Ne var papatya katili, yine neye yükseldin?"
"Görmüyor musun şunları?" dedi Lara, eliyle kapıya kadar uzanan kuyruğu işaret ederek. "Melis hastaymış, gelemiyor. Tek başıma kaldım burada. Bana yardım et, kalk çabuk."
Atlas oturduğu yerde hafifçe doğruldu ama hiç acele etmeden sırıttı. "Ben mi? Ben burada müşteri sıfatıyla oturuyorum. Hem ben kahve yapmaktan ne anlarım? Gerçi yaparımda,Git müdürünü ara."
"Müdür piyasada yok diyorum sana.Atlas bak ciddiyim, kafayı yiyeceğim şurada."diye söylendi.
Atlas onun bu çaresiz ve sıkışmış halini görünce içindeki o egolu tatmin duygusuyla keyiflendi. Sandalyeden ağır ağır kalktı, üstünü başını düzelterek tezgaha doğru yürüdü. "İyi bari, dua et bugünkü yardımseverlik kotam dolmamış.Ama belki küçük bir şartı olabilir bilemem."
Lara dik dik baktı."Başlatma şimdi şartına yürü önlüğünü giy."
Tezgahın arkasına geçtiğinde Lara ona arkadaki yedek baristalık önlüğünü fırlattı. Atlas önlüğü eline alıp şöyle bir inceledi, sonra boynundan geçirip beline bağladı. O uzun boyu, geniş omuzları ve o dik duruşuyla siyah önlük çocuğun üzerine resmen cuk diye oturmuştu. Aynada kendine baksı, saçlarını tek eliyle geriye doğru taradı ve Lara’ya döndü.
"Nasıl? Karizma her yerde karizma işte, önlük bile vizyon katıyor bana," diyerek o pis, egolu sırıtışını yüzüne yerleştirdi. Harbidende nefis görünüyordu.
"Hadi başla işe," dedi Lara eline bir not defteri ve küçük bir kalem tutuşturarak. "Masalara bak, siparişleri al."
Atlas kalemi parmaklarının arasında artistik bir şekilde çevirdi. "Rahat ol, hallediyoruz," dedi ve tezgahın arkasından çıkıp kafeye doğru süzüldü.
Tam o sırada kafenin kapısından içeriye süslü, 3-4 kişilik bir kız grubu girdi. Etraflarına bakınarak ortalardaki geniş masalardan birine oturdular. Atlas, elinde kalem ve not defteriyle, o kendinden emin, adımlarıyla doğrudan kızların masasına doğru ilerledi. Masanın başında dikildiğinde boyu posuyla resmen kızların tepesinde bir dağ gibi duruyordu.
"Hoş geldiniz, siparişlerinizi alayım hanımlar?" dedi Atlas, ses tonunu bilerek o etkileyici seviyeye çekerek.
Masadaki kızlar kafalarını kaldırıp Atlas’ı gördükleri an resmen çarpılmışa döndüler. Birbirlerine bakıp gözlerini fal taşı gibi açtılar. Kızlardan esmer olanı, yanındaki arkadaşının kolunu sertçe dürterek, ama Atlas’ın da Lara’nın da çok net duyabileceği bir ses tonuyla fısıldadı:
"41 kere maşallah,böyle boylu poslu, manken gibi kişiler buralarda mı çalışıyormuş artık? Ben bu kafeye sabah akşam gelir, gerekirse yatıya kalırım kızım"
Arkadaşı da hemen kıkırdayarak onayladı. Kızlar resmen Atlas’ı çiğ çiğ yiyecek gibi bakıyorlardı.
Atlas, kızın bu açık açık yürüyen, "yatıya kalırım" lafını duyunca hiç istifini bozmadı. Aksine, o egolu ve her şeyle eğlenen yapısı gereği hafifçe sırıttı. Kasları kasıldı, duruşunu daha da dikleştirdi. Lara’nın arkadan ona ölümcül bakışlar fırlattığını çok iyi bildiği için bu durumdan ekstra keyif almıştı.
"Siparişleri alayım hanımlar, ne ikram edelim size?" diye tekrarladı Atlas, kızlara hafifçe göz kırparak. Kızlar o an heyecandan ne söyleyeceklerini şaşırıp menüye gömüldüler.
O sırada tezgahın arkasındaki Lara, kızın "yatıya kalırım" lafını ve Atlas’ın o ukala, kendini beğenmiş sırıtışını görünce resmen midesinin bulandığını hissetti. İçinden "Tipe bak, iki iltifat duydu diye hemen nasılda gevşedi piç kurusu," diye geçirdi. Yüzüne tam anlamıyla iğrenç, tiksinen ve nefret dolu bir bakış yerleştirdi.
Lara sinirle arkasını döndü, kahve makinesinin arkasındaki bölmeye doğru geçip süt kutularını sertçe tezgaha vurmaya başladı. İçindeki bu ani sinirin ve rahatsızlığın sadece "kafe yoğunluğu" yüzünden olduğuna kendini inandırmaya çalışıyordu ama nafileydi; Atlas’ın o kızlara sırıtışı içine fena oturmuştu.
-devam edecekk-
BİRAZ KİSA OLDU ARKADASLAR UMARİM SORUN OLMAZ DİGER BOLUM BİRAZDAHA UZUN YAZMAYA CALİSİRİM HADİ GORUSURUZZ