22. bölüm · Gümüş Gölge

Gümüş Gölge|21

denizqwe qq

Lara, markete gitmek için kapının kulpunu kavradığında son kez arkasına döndü. Atlas, yatakta her zamanki o sinir bozucu ama bir o kadar da insanı kendine çeken çarpık gülüşüyle ona bakıyordu. Lara, iç çekerek telefonunu çıkardı ve hızla ekrana dokundu. Konuşarak bu çocuğa laf anlatamayacağını çok iyi biliyormuş gibi, uyarısını yazılı olarak bırakmak istedi.
Lara: Bak markete gidiyorum. Sakın o yataktan kalkayım deme Atlas, dikişlerin patlarsa bu sefer seni gerçekten o yatağa bağlamak zorunda kalırım.
Atlas, telefonunun titremesiyle yatakta hafifçe doğruldu. Dudaklarındaki o zafer kazanmış flörtöz gülüşü genişlerken parmakları ekranda hızla hareket etti.
Atlas: Bağlamak mı? O zaman çıktığın saniyeden itibaren ayağa kalktığımdan emin olabilirsin papatya katili.
Lara, ekranı görür görmez sabır dilercesine gözlerini tavana dikti. Cidden çocuk gibiydi.
Lara: Ya sabır... Çocuk gibisin yemin ederim. Fazla kıpırdanıp durma yemeğin yanında uslu uslu otur işte. Gelince dikişlerini kontrol edeceğim zaten.
Atlas: Kontrol ha? Tamamdır papatya katili, büyük bir heyecanla dönüşünü gözlüyorum.
Lara, bu son mesaja daha fazla katlanamayarak sinirle görüldü attı ve telefonu cebine fırlatıp evden çıktı. Yolda yürürken kendi kendine söylenmeden edemiyordu: "Uslanmaz bu çocuk, cidden iflah olmaz. Başına ne geldiyse şu dik kafası yüzünden geldi zaten."
Markete girdiğinde menüyü kafasında çoktan netleştirmişti. Atlas’ın o halsiz bünyesini toparlayacak, aynı zamanda aralarındaki iddiayı da kaybetmeyeceği cinsten bir şeyler yapmalıydı. Reyonların arasında hızlıca dolanarak köftelik bişeyler, pirinç, yoğurt ve eczane reyonundan Atlas'ın dikişleri için yeni bir sargı bandajı aldı.
Tam kasaya doğru ilerlerken telefonu tekrar titredi. Ekranı açtığında Atlas'tan gelen mesajı gördü:
Atlas: Emin olabilirsin yerimden adım bile atmadım yatakla bütünleştim resmen 😝😝
Lara, gelen emojilere baktı.İçinden bir ses Atlas'ın yine bir haltlar karıştırdığını söylüyordu. Hiç cevap vermedi, mesaja sadece görüldü atıp poşetleri kavrayarak hızla eve doğru yürümeye başladı.
Anahtarı kilide sokup çevirdiğinde evin içindeki o sessizlik onu bir anlığına rahatlattı. Poşetlerle koridordan salona doğru ilerlerken, sesini kasıtlı olarak yükselterek söylenmeye başladı:
"Ben geldim Sana o sıçtığımın yatağından kalkma dedim yüz kere.Eğer tek bir milim bile oynadıysan seni o yatağa—"
Lara, cümlesinin devamını getiremedi. Kelimeler bir anda boğazına dizildi, elindeki market poşetleri mutfak tezgahının kenarına çarparken adımları olduğu yerde çakılı kaldı.
Atlas, mutfak tezgahına yaslamış, elindeki kahve kupasını dudaklarına götürürken ona bakıyordu. Duştan yeni çıktığı her halinden belliydi; koyu renk saçları hala nemliydi ve birkaç damla su, boynundan aşağı süzülüyordu. Boynuna gelişi güzel beyaz bir havlu atmıştı. Altında son derece rahat, bol siyah bir eşofman vardı ama üstü için aynı şey söylenemezdi.Ameliyattan kalan o taze dikiş izleri göğsünde tüm sertliğiyle duruyordu ve Lara'nın hastanede sardığı o beyaz bandaj, Atlas'ın hareketleriyle hafifçe gevşeyip esnemiş, dikişlerin sınırını açıkta bırakmıştı.
Atlas, gözlerini market poşetleriyle kala kalan Lara’ya dikti. O sinir bozucu, insanı eriten çarpık gülüşüyle sesini boğuk bir fısıltıya dönüştürdü:
"Çok sıcaklamıştım papatya katilim... Hem yalan da söylemedim, yataktan sadece duşa gitmek için 'adım' attım. O kadarından da bir şey olmaz herhalde değilmi?
Lara, bir anlığına ne yapacağını bilemedi. Gözleri ister istemez Atlas’ın o geniş göğsündeki dikiş izlerine ve nemli saçlarına kaydı. Kalbi, tıpkı o koridorda duvara yaslandığı andaki gibi ritmini şaşırıp göğüs kafesini dövmeye başlamıştı. Ama bu zayıflığı ona göstermeye hiç niyeti yoktu. Hemen kaşlarını çatıp "öfkeli bakıcı" moduna sığındı ve poşetleri sertçe masaya bıraktı.
"Sen harbiden delisin. "Sıyırdınmı sen?"diye sesini yükseltti Lara, ona doğru öfkeyle birkaç adım atarak. "Daha iki gün önce vuruldun, kurşun yedin sen Atlas.Dikişlerin su aldıysa, mikrop kaptıysa ne yapacaksın? Ne diye duşa giriyorsun tek başına, dikişlerin patlasın diye mi yer arıyorsun? Geç hemen şu koltuğa, çabuk."
Atlas, Lara’nın bu ani ve hararetli çıkışı karşısında hiç istifini bozmadı. Kahvesinden sakin bir yudum alıp tezgahtan ayrıldı ve Lara’ya doğru ağır adımlarla yürümeye başladı.
"Sakin ol papatya katili, heyecan yapma," dedi Atlas, sesindeki o alaycı tondan ödün vermeyerek. Lara'nın tam önünde durduğunda, boy farkından dolayı hafifçe kafasını eğip Lara'nın gözlerinin içine baktı. "Bak bakalım, patlamış mı dikişler? Hem fena mı, bakıyorum da bandaj da almışsın. Beni kendi ellerinle sarman için sana harika bir fırsat yarattım işte. Teşekkür edeceğine azarlıyorsun."
Lara, onun bu kadar yakınında olmasının yarattığı etkiyi gizlemek için poşetten hızla yeni bandajı çıkardı. Bandaj kutusunu, canını acıtmayacak ama uyarısını hissettirecek bir sertlikle Atlas'ın göğsüne doğru hafifçe bastırdı.
"Seni kendi ellerimle boğmamam için bana mantıklı tek bir sebep ver Atlas," dedi."Otur hemen şu koltuğa. Ben mutfakta köfteleri yaparken sen o dikişlerini bana kontrol ettireceksin. Bir daha da ben evde yokken sözümden çıkarsan yemin ederim o elindeki sıcak kahveyi kafandan aşağı dökerim."
Atlas, göğsüne bastırılan bandaj kutusuna ve Lara'nın o dik başlı, meydan okuyan gözlerine bakıp keyifle sırıttı. Geriye doğru adımlayıp koltuğa rahatça yayıldı,sırtını yastıklara yaslarken kahvesini masaya bıraktı.
"Tehditler canımı yakmıyor bakıcı hanım," dedi, gözlerini mutfağa doğru yönelen Lara'nın üzerinden ayırmayarak. "Ama o mutfaktan gelecek köfte kokusu güzel olursa... Belki uslu durmayı düşünebilirim.
Atlas, göğsüne bastırılan bandaj kutusuna ve Lara'nın o dik başlı, meydan okuyan gözlerine bakıp keyifle sırıttı. Geriye doğru adımlayıp koltuğa rahatça yayıldı, çıplak sırtını yastıklara yaslarken kahvesini masaya bıraktı.
Lara, arkasından gelen o sinir bozucu sese cevap vermeden poşetleri tezgahın üzerine yerleştirmeye başladı. Kalbinin ritmini düzene sokmak için pirinç paketini açarken derin bir nefes aldı. Sadece yemeğe odaklanmalıydı. Ocağın altını yakıp tencereyi yerleştirdi ve köfte harcını yoğurmak için derin bir kap çıkardı.
O sırada salondan ne bir ses geliyordu ne de bir hareket. Lara, Atlas'ın uslu uslu koltukta oturduğunu düşünüp içten içe rahatlamıştı. Ama bilmediği bir şey vardı; Lara marketteyken, Atlas sadece duş almakla kalmamış, telefonundan gizli bir operasyon daha yürütmüştü.
Lara arkası dönük bir şekilde köftelerle uğraşırken arkasında hissettiği o tanıdık ve pahalı odunsu parfümün kokusuyla irkildi. Atlas, zeminde neredeyse hiç ses çıkarmadan tamamen onun arkasına sokulmuştu. Lara, aniden arkasına dönmek istedi ama Atlas ondan daha hızlı davranarak Lara'nın hareket alanını kısıtladı.
Sağ elini yatağının hemen yanındaki komodinin üzerinden aceleyle kaptığı ve arkasında sakladığı şeye götürdü. Lara marketteyken hızlıca sipariş ettiği o taptaze, bembeyaz papatya buketini bir anda Lara'nın görüş açısına çıkardı.
Atlas, o boğuk ve insanı teslim alan alaycı ses tonuyla Lara’nın kulağına doğru fısıldadı:
"Sana çiçek aldım papatya katili...
Lara, "Sana ayağa kalkma demedim mi ben—" diye çemkiresiye arkasına döndü ancak kelimeler dudaklarında asılı kaldı. Tam Atlas'ın dikişlerine ve o çıplak göğsüne doğru parmağını sallayacakken, gözleri çocuğun elinde tuttuğu o kocaman, mis kokulu papatya buketine kaydı.
Öfkesi bir anda buzun güneşte erimesi gibi yok oluverdi. Gözleri parıldayarak buketin üzerindeki beyaz yapraklara dokundu. Papatyaları cidden, hem de çok seviyordu. Atlas'ın bu detayla ona gelmesi,(Zaten adı üstüne "papatya katili" dediği için)kalbinin göğüs kafesini deliler gibi dövmesine sebep oldu. Yüzüne yayılan o içten gülümsemeyi engelleyemedi.
"Bunlar..." dedi Lara, şaşkınlığını ve içindeki o yoğun heyecanı gizlemeye çalışarak. "Bunlar güzel..Çok güzel, teşekkür ederim."
Atlas, Lara'nın gözlerindeki o çocuksu mutluluğu gördüğünde dudaklarındaki o alaycı gülüşü hafifçe yumuşattı ama ukalalığından yine de ödün vermedi.
"Rica ederim papatya katili. Ama gözlerin böyle parlamaya devam edecekse, her gün o yataktan kalkıp dikişlerimi patlatmaya değer sanki," dedi çarpık bir gülüşle.
Ardından elindeki buketi tezgahın boş bir köşesine bıraktı ve yavaş adımlarla salona, yatağına doğru geri döndü. Doktorun uyarılarına inat attığı o adımların acısını hafifçe yüzünü buruşturarak gizlese de yatağına rahatça yerleşti. Sırtını yastıklara yasladı, kollarını göğsünde birleştirip gözlerini mutfağa, elindeki köfte harcıyla kalakalmış olan Lara’ya dikti.
"Evet bakıcı hanım," diye seslendi odanın diğer ucundan, alaycı gözlerini kızın üzerinden bir an bile ayırmayarak. "Çiçek rüşvetini de aldığına göre... Artık şu yemeği yapabilirsin. Buradan seni izliyorum, şefliğinin hakkını ver bakalım."
Lara, onun bu laf atmasına gözlerini devirse de yüzündeki o engel olamadığı gülümsemeyle arkasını döndü ve papatyaların kokusu eşliğinde yemeği yapmaya devam etti. Atlas'ın bakışlarını sırtında hissetmek, mutfaktaki havayı her saniye daha da ısıtıyordu.
Mutfaktan yükselen mis gibi köfte ve tereyağlı pilav kokusu salonu tamamen sardığında, Lara tezgahtaki tabakları son kez kontrol etti. Atlas için hazırladığı tabağın yanına marketten aldığı yoğurdu da ekleyip tepsiyi kavradı. Yatağın yanındaki komodinin üzerine tepsiyi bırakırken, Atlas gözlerini yemeklerden ayırmadan yatakta hafifçe doğruldu.
Lara, tepsiyi bırakıp kollarını göğsünde bağlayarak geri çekildiğinde Atlas kaşlarını hafifçe kaldırdı. Tepside sadece tek bir tabak ve tek bir çatal vardı.
"Sen niye yemiyorsun papatya katili?" diye sordu Atlas, yeşil gözlerini kızın yüzüne dikerek.
Lara, umursamaz bir tavırla omuz silkti. "Ye sen, ben aç değilim."
"Derken?" dedi Atlas, sesindeki o itiraz eden tonda net bir şekilde kendini belli ederek. "Öyle şey olur mu hiç? Karşımda sen aç aç beklerken ben burada ziyafet mi çekeceğim?"
Lara tam, "Atlas cidden aç değilim, hem ben evde atıştırdım—" diyecekken, Atlas onun lafını bitirmesine izin bile vermedi. Lara'nın bir anlık boşluğundan yararlanarak çatalı kaptığı gibi tabaktaki sıcak köftelerden birini sapladı.
Hiç beklemediği bir hızla elini uzatıp, çatalı doğrudan Lara’nın ağzına sokuşturdu.
Lara neye uğradığını şaşırarak geriye doğru sıçramaya çalıştı ama köftenin yarısı çoktan ağzına girmişti bile. Atlas, Lara'nın o şok olmuş,ve köfteyle kalakalan halini görünce kendini tutamayarak geriye doğru yaslandı ve kahkaha attı. O kadar içten gülüyordu ki dikişlerinin sızlamasını bile umursamadı.
Lara, parmağını Atlas'a doğru sallayarak bağırdı.
"Lan ne yapıyorsun.. Sıçayım..Çatal dudağıma girdi resmen düzgünce versene, ödüm koptu."
Atlas, hâlâ gülerken Lara’ya baktı. Çatalı tekrar tabağa bırakıp dudaklarındaki o çarpık gülüşle fısıldadı:
"Aç değilim diyordun ama gayet de güzel yedin. Bakıcı hanımın çenesini kapatmanın tek yolu bu demek ki..."
Lara, ağzındaki köfteden sonra kıpkırmızı kesilmiş bir halde Atlas'a söylenirken, yatağın yanındaki komodinin üzerinde duran telefon ardı ardına titremeye başladı. Ekran ışığı odayı aydınlatırken Lara'nın gözü ister istemez mesaja kaydı.
Gelen isim Elif'ti. Üstelik Atlas’ın hayatta en çok değer verdiği, herkesin saygı duyduğu o en yakın kız arkadaştı. Mesajda net bir şekilde "Atlas, vurulduğunu yeni duydum, bu gece yanına geliyorum" yazıyordu.
Lara mesajı okur okumaz içindeki o neşeli hava bir anda dağıldı. Eşyalarını toparlamak için arkasını dönerken kendi kendine homurdandı. "Haber nereden uçmuş ki?Massallah durmuyor kimsenin ağzı şakrak kuşu mübarek."
Atlas yatakta hafifçe dikleşip onun bu hallerini izlerken o alaycı gülüşünü yüzüne yerleştirdi. "Ne oldu papatya katili? Durgun gibisin.
Lara arkasını dönüp ters bir bakış attı, sesi ne kadar inkar etse de ciddi ve mesafeli çıkmıştı. "Arkadaşından mesaj gelmiş. Elif diye biri. Bak istersen, yolda olduğunu söylüyor."
Atlas onun bu ani ciddiyetini ve sesindeki o gizli burkulmayı fark edince yatakta ona doğru biraz daha yaklaştı. Yüzündeki alay yerini muzip bir keyfe bıraktı. "Ne bağırıyorsun papatya katili, korkutuyorsun beni..." dedi alaycı karışık bir sesle. Ardından ekledi, "Elif benim en yakınım. Gelmesine sevinirim."
Lara, Elif ismini ve Atlas'ın onunla olan yakınlığını zaten önceden bildiği için içten içe bir rahatlama yaşadı, hatta Elif'i sevdiği için sevinmişti bile. Ama tam o sırada kapının zili çaldı.
Lara gidip kapıyı açtığında karşısında Elif duruyordu. Elif içeri adım atar atmaz salondaki Lara'yı görünce şaşkınlıkla duraksadı. Gözleri bir Lara'ya bir de yatakta üstü çıplak oturan Atlas'a kaydı. "Aaa... Atlas, evde başka birisi olduğunu söylesen inan gelmezdim, rahatsız etmeyeyim?" dedi mahcup bir sesle.
Lara tam araya girip durumu açıklayacakken, Atlas koltuktan rahat bir tavırla seslendi:
"Boş ver yabancı değil... Arkadaşım."
Arkadaşım.
Lara duyduğu kelimeyle odanın ortasında öylece kalakaldı. Göğsünün ortasına ani bir sızı otursa da dışarıya tek bir açık bile vermedi, yenik düşmeye hiç niyeti yoktu. İçinden sadece, "Sadece arkadaş mı?" diye geçirdi. Ama yüzündeki o güçlü maskeyi bozmadan Elif'e döndü ve gülümsedi: "Evet, arkadaşıyım. Geçmiş olsuna gelmiştim ben de."
Tam o sırada Elif’in arkasından içeriye uzun boylu, gözlüklü ve hafif çekik gözlü bir çocuk girdi. Elif'in erkek kuzeniydi. Çocuğun bakışları doğrudan Lara’yı bulduğunda, yatakta oturan Atlas’ın bakışları bir anda karardı. Kollarını göğsünde birleştirip çekik gözlü çocuğa dik dik bakmaya başladı.
Lara aralarındaki bu ani elektriği fark edince, oradaki varlığının daha fazla uzamasını istemedi. Poşetleri ve çantasını işaret ederek, "Neyse, ben yan odaya geçeyim, siz rahatça konuşun. Uykum var zaten," dedi ve arkasını döndü.
Ama daha bir adım bile atamadan, bileğinde sıcak ve sıkı bir baskı hissetti.
Atlas, dikişlerinin sızlamasını zerre umursamadan yatağın kenarından uzanmış ve Lara’yı kolundan yakalamıştı. Yeşil gözlerini, odadaki diğer iki kişiyi tamamen yok sayarak doğrudan Lara’nın gözlerine dikti. Sesindeki o alaycı ton tamamen silinmiş, yerini boğuk ve emir kipi barındıran bir isteğe bırakmıştı.
"Gitme," dedi Atlas, parmaklarını kızın bileğinde hafifçe sıkarak. "Benimle kal."
Lara, bileğindeki elin sıcaklığıyla ve Atlas'ın gözlerindeki o gitmesini istemeyen net ifadeyle duraksadı. İçinde büyük bir tereddüt yaşadı,bir yanda az önce duyduğu "arkadaşım" kelimesinin kırgınlığı, diğer yanda ise Atlas'ın bu gitmesine izin vermeyen güçlü tutuşu vardı.
Derin bir nefes alıp bileğini yavaşça onun elinden kurtardı ama gitmedi. Başını hafifçe sallayarak, "Tamam," dedi kısık bir sesle. "Buradayım."
Atlas, onun kalmayı kabul etmesiyle arkasına yaslanırken dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Gözlerini tekrar kapıdaki Elif ve kuzenine çevirdiğinde, Lara'yı yanından ayırmamanın verdiği o haklı gurur yüzünden okunuyordu.
Elif ve kuzeni Kaan salona geçip koltuklara yerleşirken, odadaki hava bir anda buz kesmişti. Atlas, sırtını yastıklara yaslamış olsa da gözlerini Kaan’ın üzerinden bir an bile ayırmıyordu. Kaan ise üzerindeki bu dik dik bakışları pek umursamıyor gibiydi, gözlüğü arkasındaki hafif çekik gözleri mutfak tezgahının önünde duran Lara’yı süzüyordu.
Lara,"Ben kahve yapayım size," diyerek su ısıtıcısının düğmesine bastı.
Kaan, Lara’nın arkasından ayaklanarak mutfak tezgahına doğru ilerledi. "Tek başına taşıyamazsın, ben yardım edeyim kahveleri koymaya," dedi, son derece kibar ve yumuşak bir ses tonuyla Lara’ya yaklaşarak.
Lara, salondan ona doğru fırlatılan ölümcül gözlerin farkındaydı. İçindeki o kırgın didişme dürtüsü anında uyandı. Madem sadece arkadaştılar, o zaman Atlas’ın bunu dert etmesine gerek yoktu, değil mi? Yüzüne ekstra samimi bir gülümseme yerleştirip Kaan’a döndü. "Çok iyi olur aslında, teşekkür ederim Kaan."
Kaan, Lara’nın yanına gelip fincanları uzatırken aralarında sıradan bir sohbet başladı. Kaan’ın Lara’ya bakarak hafifçe gülümsemesi, salondaki bombanın pimini çekmişti.
Atlas, yatakta dikişlerini zerre umursamadan öne doğru atıldı. Sesi, odadaki tüm havayı ezecek kadar sert ve sahiplenici çıkmıştı.
"Kaan, gerek yok, Lara buranın yabancısı değil, neyin nerede olduğunu çok iyi bilir. Sen geç otur, yorma kendini."
Kaan, Atlas’ın sesindeki bu açık tehdidi fark edip hafifçe sırıttı ama uzatmayarak salona geri döndü. O sırada Elif, Atlas’ın bu kudurmuş halini ve gözlerindeki o deli korumacılığı izlerken dudaklarını ısırmamak için kendini zor tutuyordu. En yakın arkadaşını ciğerine kadar tanıyordu ve Atlas’ı hayatında ilk defa bir kız için bu kadar sınırları zorlarken görüyordu.
Elif ayağa kalktı, "Ben bir lavaboya gideyim, oradan da Lara’ya bakarım," diyerek mutfağa geçti. Kaan ve Atlas salonda holding mevzularıyla ilgili baş başa kalırken, Elif mutfakta kahveleri bardaklara dolduran Lara’nın yanına sokuldu.
Sesini sadece ikisinin duyabileceği bir tonda alçaltarak lafa girdi Elif; "Atlas normalde kimsenin kendisine bakmasına, hele ki böyle yaralıyken zayıf görünmesine izin vermez. Ama sana dikişlerini sardıracak kadar teslim olmuş. Aranızdaki o 'arkadaşlık' bayağı güçlüymüş, gözümden kaçtı sanma."
Lara, elindeki kahve kaşığıyla kalakaldı. Elif’in bu tatlı ve ima dolu yaklaşımı karşısında ne diyeceğini bilemedi, sakin kalmaya çalışarak gülümsedi. "Sadece durumundan dolayı, insaniyet namına bakıcılık yapıyorum.Öteside yok."
Elif hafifçe güldü, Lara’nın omzuna dostça dokundu. "Ötesi yokmu? Belkide yanlış düşünüyorsundur gerçi aranıza fazla girmek istemem haddim değil.
Kahveler içilip, Atlas’ın durumunun iyi olduğundan tamamen emin olduktan bir iki saat sonra Elif ve Kaan evden ayrıldılar. Kapı kapandığı an, ev yeniden o ağır ve yoğun sessizliğe gömüldü.
Lara, salondaki boş fincanları toplayıp mutfağa bıraktıktan sonra misafir kalma odasına yöneldi.Tam kapıya yönelicekken Atlas Lara'yı durdurur.
Az önce gitme dedim, misafirler gidene kadar demedim" diyerek Lara’ya hesap sorar. Lara da söylenir."Zaten sadece bir 'arkadaşın' değil miyim Atlas? Arkadaşın olarak görevimi yaptım, köfteni yedirdim, gidiyorum uyumaya." Atlas o zaman Lara'yı duvara ya da koltuğa sabitleyip o koridordaki havayı geri getirir: "Hangi arkadaşına karşı kalbin bu kadar hızlı çarpıyor papatya katili?"
-devam edecek-
-düzenlendi-