5. bölüm · Görünmez Zincirler
Beğenilerle Ölçülen Değer
Bir fotoğraf paylaşırız. Ekranın karşısına geçer ve beklemeye başlarız. İlk beğeni gelir. Sonra bir tane daha. Ardından birkaç yorum. Telefonu tekrar tekrar kontrol ederiz. Sayı yükseldikçe içimizde küçük bir memnuniyet oluşur. Bazen beklediğimiz kadar ilgi görmez ve canımız sıkılır. Belki paylaşımı sileriz, belki de bir daha aynı şeyi paylaşmamaya karar veririz.
Ortada garip bir durum vardır. Birkaç rakam, birkaç insanın ekrana dokunması, bizim kendimiz hakkındaki düşüncemizi değiştirebilir.
Ne zamandan beri değerimizi bir sayı belirliyor?
Sosyal medya hayatımıza girdiğinde insanlara kendilerini ifade edebilecekleri büyük bir alan sundu. Artık yalnızca çevremizdeki insanlarla değil, dünyanın dört bir yanındaki insanlarla iletişim kurabiliyoruz. Bir düşünceyi paylaşmak, bir fotoğraf göstermek, bir yeteneği sergilemek veya sadece günlük hayatımızdan bir anı aktarmak birkaç saniye sürüyor.
Fakat bu özgürlüğün yanında başka bir şey de ortaya çıktı: Onaylanma ölçülebilir hâle geldi.
Eskiden bir insanın bizi sevip sevmediğini anlamak için onunla konuşmamız gerekirdi. Şimdi ise karşımızda bir sayı var. Takipçi sayısı, beğeni sayısı, görüntülenme sayısı, yorum sayısı... İnsanların tepkileri artık ekranda rakamlara dönüşebiliyor.
Rakamlar kolay karşılaştırılır.
Ve insan karşılaştırmayı seviyor.
Bir Sayının Anlattıkları
Bir kişinin on bin takipçisi olduğunu görürüz. Başka birinin yüz bin. Bir başkasının milyonlarca.
İlk bakışta bu sayılar bize o insanların önemini anlatıyor gibi gelir. Fakat aslında yalnızca kaç hesabın onları takip ettiğini gösterir. Bir insanın karakterini, zekâsını, iyiliğini veya değerini ölçmez.
Yine de sosyal medya ortamında yüksek sayılar kolayca başarıyla ilişkilendirilebilir.
Çok takipçi = başarılı.
Çok beğeni = sevilen.
Çok izlenme = önemli.
Bu denklemler her zaman doğru değildir. Fakat tekrar tekrar karşımıza çıktıklarında doğruymuş gibi hissedilebilirler.
Bir insan da zamanla kendi değerini bu ölçülere göre değerlendirmeye başlayabilir.
“Benim neden daha az takipçim var?”
“Benim neden videom daha az izlendi?”
“Benim fotoğrafım neden daha az beğenildi?”
Sorular değişebilir ama temel düşünce aynıdır:
“Başkaları beni ne kadar değerli buluyor?”
İşte sorun burada başlar.
Çünkü insanın değeri, başka insanların parmağını ekrana kaç kez dokundurduğuyla ölçülemez.
Beğenilmek İstemek
Beğenilmek istemek insanın doğal bir özelliğidir. İnsanlar yaptıkları işlerin takdir edilmesinden hoşlanabilir. Birinin bize güzel bir şey söylemesi bizi mutlu edebilir. Başarımızın fark edilmesi hoşumuza gidebilir.
Sorun beğenilmek istemek değildir.
Sorun, beğenilmeden değerli olduğumuzu hissedememeye başladığımızda ortaya çıkar.
Bir insan yaptığı her şeyi başkalarının tepkisine göre değerlendirmeye başlarsa kendi kararlarını vermekte zorlanabilir.
Bir fotoğraf paylaşır.
Beğeni az gelir.
Kendini başarısız hisseder.
Başka bir fotoğraf paylaşır.
Bu kez daha fazla beğeni gelir.
Kendini daha iyi hisseder.
Böylece insanın ruh hâli, dışarıdan gelen dijital tepkilere bağlanabilir.
Bu durum zamanla kişinin kendisini ifade etme biçimini de değiştirebilir.
Artık “Ben bunu paylaşmak istiyorum.” yerine “İnsanlar bunu beğenir mi?” sorusu daha önemli hâle gelir.
Kendimiz İçin mi, Başkaları İçin mi?
Bir fotoğraf çektiğimizi düşünelim.
Fotoğrafı gerçekten seviyoruz.
Kimse görmese bile hoşumuza gidiyor.
Onu paylaşmak istiyoruz.
Burada sorun yok.
Fakat fotoğrafı çekerken ilk düşündüğümüz şey “Bunu insanlar beğenir mi?” olmaya başladığında durum değişir.
Bir süre sonra insan kendi hayatını yaşamaktan çok, hayatının nasıl göründüğünü yönetmeye başlayabilir.
Yediği yemek.
Gittiği yer.
Dinlediği müzik.
Giydiği kıyafet.
Arkadaşlarıyla geçirdiği zaman.
Bunların hepsi paylaşılabilecek birer görüntüye dönüşebilir.
Hayatın kendisi ile hayatın gösterilen hâli birbirinden uzaklaşabilir.
İnsan artık anı yaşamaktan çok, o anın nasıl görüneceğini düşünebilir.
Görüntü ile Gerçek Arasındaki Mesafe
Sosyal medyada çoğu insan hayatının tamamını paylaşmaz.
Genellikle paylaşmak istediği kısmını gösterir.
Mutlu olduğu anları.
Başarılı olduğu anları.
Güzel bulduğu fotoğrafları.
İyi geçen günleri.
Bu son derece normaldir. Kimse hayatının her saniyesini internete koymak zorunda değildir.
Fakat izleyen kişi bunu unutabilir.
Bir başkasının sürekli mutlu fotoğraflarını görürüz ve onun gerçekten sürekli mutlu olduğunu düşünebiliriz.
Birinin başarılarını görürüz ve hiç başarısız olmadığını zannedebiliriz.
Birinin güzel evini görürüz ve hayatının kusursuz olduğunu düşünebiliriz.
Sonra kendi hayatımıza bakarız.
Bizim hayatımızın kamera dışında kalan bütün sıradanlığı, karşı tarafın seçilmiş görüntüleriyle karşılaşır.
Bu adil bir karşılaştırma değildir.
Ama insan zihni bunu her zaman fark etmez.
Böylece sosyal medya yalnızca başkalarının hayatlarını görmemizi sağlamaz; kendi hayatımızı nasıl değerlendirdiğimizi de etkileyebilir.
Takipçi Sayısı ve Güç
Takipçi sayısı arttıkça bir insanın ulaşabileceği kitle de büyüyebilir. Bu, bilgi paylaşmak veya bir yeteneği göstermek açısından önemli bir fırsattır.
Fakat takipçi sayısı aynı zamanda güç hissi de verebilir.
İnsanlar bizi dinliyorsa önemli olduğumuzu düşünebiliriz.
Söylediklerimiz çok kişiye ulaşıyorsa haklı olduğumuzu zannedebiliriz.
Burada çok önemli bir ayrım vardır:
Görünür olmak ile haklı olmak aynı şey değildir.
Bir fikir milyonlarca kişiye ulaşabilir ve yine de yanlış olabilir.
Bir insanın milyonlarca takipçisi olabilir ve yine de her konuda bilgili olmayabilir.
Bir video milyonlarca izlenebilir ve yine de değersiz olabilir.
Aynı şekilde az kişinin gördüğü bir düşünce çok değerli olabilir.
Sosyal medya bize çoğu zaman “ne kadar görünür olduğunu” gösterir.
Ama “ne kadar doğru olduğunu” göstermez.
Onaylanma Döngüsü
Beğeniler insanın hoşuna gidebilir. Daha fazla beğeni almak daha fazla paylaşım yapma isteği oluşturabilir. Daha fazla paylaşım yaptıkça daha fazla etkileşim gelebilir.
Böylece bir döngü oluşabilir:
Paylaş - bekle - beğeni al - iyi hisset - tekrar paylaş.
Bir süre sonra bu döngü alışkanlığa dönüşebilir.
İnsan telefonunu yalnızca mesaj geldiğinde değil, bildirim gelip gelmediğini kontrol etmek için de açabilir.
Yeni bir beğeni gördüğünde mutlu olabilir.
Beklediği ilgiyi göremediğinde huzursuz olabilir.
Böylece küçük bir dijital tepki, gerçek hayattaki ruh hâline dokunmaya başlayabilir.
Bu noktada kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
“Ben sosyal medyayı kullanıyorum, peki sosyal medya benim duygularımı ne kadar etkiliyor?”
Beğeni Uğruna Değişmek
İnsan başkalarının neyi beğendiğini öğrendikçe davranışlarını buna göre değiştirebilir.
Bir video çok izlendiyse benzerini yapabilir.
Bir kıyafet çok beğenildiyse onu tercih edebilir.
Bir konuşma tarzı popülerse onu kullanabilir.
Bir fikir çok destekleniyorsa onu daha rahat savunabilir.
Burada yine aynı mesele karşımıza çıkar.
İnsan kendisini ifade etmiyor olabilir.
Kendisinin daha fazla kabul görecek hâlini oluşturuyor olabilir.
Bu her zaman bilinçli yapılmaz.
Bazen insan bunu fark bile etmez.
Çünkü sosyal çevrenin beklentileri zamanla kişinin kendi beklentileriyle karışabilir.
Bir noktadan sonra insan “Ben böyle olmak istiyorum.” der.
Fakat “Böyle olmayı neden istiyorum?” sorusunu hiç sormamıştır.
Değerimizi Geri Almak
Sosyal medyayı bırakmak herkes için çözüm değildir.
Zaten mesele sosyal medyanın varlığı değildir.
Mesele, sosyal medyanın insanın hayatındaki yeridir.
Bir insan sosyal medyayı kullanabilir, içerik üretebilir, beğeni alabilir, takipçi kazanabilir ve bütün bunlardan keyif alabilir.
Fakat aynı zamanda şunu da bilmelidir:
Beğeni sayısı onun değerini belirlemez.
Bir paylaşımın az ilgi görmesi onun değersiz olduğunu göstermez.
Bir videonun çok izlenmesi de onu otomatik olarak değerli yapmaz.
Bir insanın takipçi sayısı karakterinin ölçüsü değildir.
Bir fotoğrafın aldığı beğeni, o fotoğrafın arkasındaki insanın değerini belirlemez.
Çünkü insanın değeri ekranda görünen rakamlardan çok daha büyüktür.
Sayıların Ötesinde
Belki de sosyal medyanın bize unutturduğu şeylerden biri budur:
İnsan, ölçülebilen her şeyden ibaret değildir.
Bir kişinin takipçi sayısını ölçebilirsiniz.
Ama sabrını ölçemezsiniz.
Bir fotoğrafın beğenisini sayabilirsiniz.
Ama o fotoğrafın bir insan için taşıdığı anlamı sayamazsınız.
Bir videonun izlenme sayısını görebilirsiniz.
Ama o videoyu hazırlayan kişinin harcadığı emeği yalnızca bir rakamla anlatamazsınız.
İnsanın değeri bu kadar basit değildir.
Bu nedenle bir sonraki paylaşımımızı yapmadan önce belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Kimse beğenmeyecek olsaydı, bunu yine de yapmak ister miydim?”
Eğer cevabımız evetse, belki de gerçekten kendimizi ifade ediyoruzdur.
Eğer cevabımız hayırsa, bu da kötü bir şey değildir.
Sadece kendimize nedenini sormamız gerekir.
Çünkü özgürlük, hiç kimsenin bizi beğenmesini önemsememek değildir.
Başkalarının beğenisini kendi değerimizin ölçüsü hâline getirmemektir.
Ve görünmez zincirlerin bazıları metalden değil, küçük kırmızı kalp simgelerinden oluşabilir.
