3. bölüm · Görünmez Zincirler

Algoritmanın Çocuğu

Burak .

Telefon ekranını açtığımızda karşımıza çıkan içeriklerin büyük bir kısmının orada bulunmasının bir nedeni vardır. Bir video izleriz, ardından benzer bir video gelir. Bir gönderiye birkaç saniye bakarız, sonra aynı konu hakkında başka bir gönderi çıkar. Bir ürünü araştırırız ve kısa süre sonra farklı uygulamalarda o ürüne benzeyen reklamlarla karşılaşırız. Bütün bunlar bize oldukça doğal gelir. Parmağımızı kaydırır, hoşumuza gideni izler, hoşumuza gitmeyeni geçeriz. Sanki ekranın arkasında kimse yokmuş ve gördüğümüz her şeyi tamamen biz seçiyormuşuz gibi davranırız. Oysa ekranın arkasında bizim davranışlarımızı değerlendiren ve hangi içeriklerin ilgimizi çekebileceğini tahmin etmeye çalışan sistemler vardır. Bunlara genel olarak algoritmalar denir.

Algoritma aslında tek başına kötü bir şey değildir. Günlük hayatımızda fark etmeden kullandığımız birçok sistem algoritmalarla çalışır. Haritalar bize yol bulur, arama motorları sonuçları sıralar, müzik uygulamaları sevdiğimiz şarkılara benzeyen parçalar önerir. Bunlar hayatı kolaylaştıran teknolojilerdir. Sorun algoritmanın varlığı değil, dikkatimizin ekonomik bir değere dönüşmesiyle algoritmaların bizim davranışlarımız üzerinde oluşturabileceği etkidir.

Çünkü sosyal medya platformlarının amacı yalnızca bize içerik göstermek değildir. Aynı zamanda ilgimizi canlı tutmak isterler. Bir videoyu izleriz, ardından başka bir video gelir. Sonra bir tane daha. “Son bir tane daha.” deriz. O son video da biter ve yenisi çıkar. Bir süre sonra başlangıçta yalnızca birkaç dakika geçirmek için açtığımız uygulamada çok daha uzun süre kaldığımızı fark ederiz.

Burada insanın karşısına önemli bir soru çıkar:

Telefonu biz mi kullanıyoruz, yoksa telefonun tasarımı bizim kullanım şeklimizi mi etkiliyor?

Cevap aslında ikisinin arasında bir yerdedir. Telefon kendi başına karar vermez. İnsan da tamamen kontrolsüz değildir. Fakat kullandığımız sistemlerin dikkat çekmek için tasarlanmış olması, davranışlarımızı etkileyebilir. Bu etkiyi fark etmek ise dijital dünyadaki özgürlüğümüz açısından önemlidir.

Ekranın Arkasındaki Sistem

Bir sosyal medya uygulamasını açtığımızda önümüzde milyonlarca içerik bulunabilir. Fakat bunların hepsini aynı anda görmemiz mümkün değildir. Bu nedenle sistem, bize belirli içerikleri göstermeyi seçer.

Peki hangilerini?

İlgi gösterebileceğimiz düşünülenleri.

Daha önce izlediğimiz içeriklere benzeyenleri.

Etkileşimde bulunduğumuz hesaplardan gelenleri.

Gündemde olan bazı konuları.

Bize daha fazla zaman harcatabileceği tahmin edilen içerikleri.

Böylece iki kişinin aynı uygulamayı açmasına rağmen tamamen farklı bir ekran görmesi mümkündür. Bir kişinin karşısına spor videoları çıkarken diğerinin karşısına teknoloji, müzik, haber veya oyun içerikleri çıkabilir.

Bu durum ilk bakışta oldukça kullanışlıdır. Çünkü milyonlarca içerik arasından ilgimizi çekenleri bulmamıza yardımcı olur. Fakat burada küçük bir sorun ortaya çıkar: Gördüğümüz dünya ile gerçek dünyanın aynı şey olduğunu unutabiliriz.

Ekranımızda sürekli belirli bir konu varsa, o konunun herkes tarafından konuşulduğunu düşünebiliriz. Sürekli belirli bir düşünceyle karşılaşıyorsak, toplumun tamamının aynı fikirde olduğunu zannedebiliriz. Sürekli belirli ürünleri görüyorsak, herkesin onları kullandığını düşünebiliriz.

Oysa ekranımız bize dünyanın tamamını göstermiyordur.

Bize dünyanın içinden seçilmiş bir bölümünü gösteriyordur.

Yankı Odası

İnsan genellikle kendi düşüncelerine benzeyen şeyleri görmekten hoşlanır. Bizi rahatsız etmeyen, zaten bildiğimiz veya ilgimizi çeken içerikler daha kolay tüketilir. Algoritmalar da kullanıcı davranışlarından yararlanarak benzer içerikleri önerebilir.

Bunun sonucunda bir insan zamanla kendi düşüncelerine benzeyen insanların, fikirlerin ve içeriklerin arasında daha fazla vakit geçirebilir.

Buna bazen “yankı odası” denir.

Bir düşünceyi söylersiniz.

Benzer düşünen insanlar cevap verir.

Sistem size benzer içerikleri göstermeye devam eder.

Siz de bu içeriklerle daha fazla karşılaşırsınız.

Sonunda çevrenizde herkesin sizin gibi düşündüğünü sanabilirsiniz.

Fakat dışarı çıktığınızda gerçek dünyanın çok daha farklı olduğunu görebilirsiniz.

Bu yalnızca belirli siyasi veya toplumsal görüşler için geçerli değildir. Müzik zevklerinden moda anlayışına, oyunlardan teknolojik ürünlere kadar birçok konuda ortaya çıkabilir.

Bir şeyi sürekli görmek onu mutlaka doğru yapmaz.

Ama sürekli görmek, onu normal hissettirebilir.

İşte bu ayrım oldukça önemlidir.

Trendler Nereden Geliyor?

Bir sabah kalkarsınız ve herkesin aynı kelimeyi kullandığını görürsünüz.

Bir şarkı popüler olur.

Bir dans milyonlarca kişi tarafından yapılır.

Bir kıyafet bir anda moda olur.

Bir ürün sosyal medyada sürekli karşınıza çıkar.

Bazen gerçekten doğal olarak ortaya çıkan bir ilgi vardır. İnsanlar bir şeyi sever ve birbirlerine önerir. Fakat dijital platformlar bu yayılma sürecini inanılmaz derecede hızlandırabilir.

Bir içerik birkaç saat içerisinde çok geniş bir kitleye ulaşabilir.

İnsanlar da popüler olan şeyi gördükçe ona daha fazla ilgi gösterebilir.

Böylece bir döngü oluşur:

İlgi - görünürlük - daha fazla ilgi - daha fazla görünürlük.

Bir içerik ne kadar görünürse daha fazla insan tarafından keşfedilebilir. Daha fazla insan gördükçe etkileşim artabilir. Etkileşim arttıkça içerik daha fazla kişinin karşısına çıkabilir.

Böylece “herkes bunu konuşuyor” hissi ortaya çıkabilir.

Oysa başlangıçta belki de herkes konuşmuyordu.

Sadece belirli bir içerik çok hızlı yayılmıştı.

Dikkatimizin Değeri

Günümüzde en değerli şeylerden biri yalnızca para değildir.

Dikkat de değerlidir.

Bir şirket sizin birkaç saniyelik dikkatinizi çekmek için büyük miktarda para harcayabilir. Çünkü dikkatiniz, reklamların ve içeriklerin size ulaşmasını sağlar.

Bu nedenle sosyal medya uygulamalarında dikkat çekmek büyük önem taşır.

Başlıklar daha merak uyandırıcı olabilir.

Videolar daha hızlı başlayabilir.

Bildirimler sizi tekrar uygulamaya çağırabilir.

Yeni içerikler sürekli yenilenebilir.

Amaç her zaman kötü niyetli olmak zorunda değildir. Platformlar kullanıcıların ilgisini korumak ister. Fakat bunun sonucu olarak insanın dikkatini sürekli bölmeye çalışan bir dijital ortam ortaya çıkabilir.

Bir ödev yaparken telefonumuzdan bildirim gelir.

Ders çalışırken başka bir video çıkar.

Bir arkadaşımız mesaj atar.

Sonra başka bir uygulamaya geçeriz.

Birkaç dakika sonra neden telefonu açtığımızı bile unutabiliriz.

Bu noktada sorun yalnızca zaman kaybetmek değildir.

Dikkatimizi neye vereceğimize başkasının karar vermesine ne kadar izin verdiğimizdir.

Bildirimlerin Sesi

Bir bildirim sesi küçük bir şey gibi görünebilir.

Fakat o ses, dikkatimizi bulunduğumuz yerden başka bir yere çevirebilir.

Ders çalışıyorsak dersimizi bırakabiliriz.

Birisiyle konuşuyorsak telefonumuza bakabiliriz.

Kitap okuyorsak sayfayı kapatabiliriz.

Uyumaya hazırlanıyorsak tekrar ekrana dönebiliriz.

Böylece telefon hayatımızın içine yalnızca bizim istediğimiz zamanlarda değil, bildirim geldiği zamanlarda da girmeye başlar.

Burada önemli olan telefonun kötü olduğunu söylemek değildir. Telefon son derece faydalı bir araçtır. Bilgiye ulaşmamızı, iletişim kurmamızı ve öğrenmemizi sağlar.

Fakat herhangi bir araç hayatımızda ne kadar fazla yer kaplarsa, onu nasıl kullandığımız da o kadar önemli hâle gelir.

Bir araç bizi yönetmeye başladığında, araç olma özelliğini kaybedip davranışlarımızın bir parçası hâline gelir.

Algoritmanın Bizi Tanıması

Dijital platformlarda geçirdiğimiz zaman boyunca sistemler bizim davranışlarımız hakkında birçok sinyal elde edebilir.

Neleri izlediğimiz.

Neleri aradığımız.

Hangi içeriklerde daha fazla zaman geçirdiğimiz.

Hangi hesaplarla etkileşim kurduğumuz.

Hangi konulara ilgi gösterdiğimiz.

Bunların tamamı daha kişiselleştirilmiş bir deneyim oluşturmak için kullanılabilir.

Bu aslında oldukça etkileyici bir teknolojidir.

Fakat bir yandan da tuhaf bir durum yaratır.

Bazen bir uygulama bizim ne istediğimizi bizden önce biliyormuş gibi görünür.

Bir konu hakkında konuşuruz.

Sonra benzer içerikler görürüz.

Bir ürün araştırırız.

Sonra o ürünle ilgili reklamlarla karşılaşırız.

Bir sanatçıyı dinlemeye başlarız.

Sonra ona benzeyen sanatçılar önerilir.

Sistem bizi tanıdıkça ekranımız da bize daha fazla benzemeye başlar.

Bir süre sonra karşımızdaki ekran, dış dünyanın tamamından çok bizim dijital yansımamıza dönüşebilir.

Algoritmanın Çocuğu

Bugünün gençleri interneti hayatlarının doğal bir parçası olarak görüyor. İnternetin olmadığı bir dünyayı hatırlamayan veya hiç yaşamamış milyonlarca insan var.

Bu nedenle yeni nesil yalnızca internet kullanan bir nesil değildir.

İnternetin içinde büyüyen bir nesildir.

Dünyayı öğrenirken arama motorlarını kullanır.

Eğlenirken sosyal medyayı kullanır.

Arkadaşlarıyla konuşurken mesajlaşma uygulamalarını kullanır.

Müzik dinlerken öneri sistemlerinden yararlanır.

Bir şey satın alırken internet yorumlarına bakar.

Bir sorun yaşadığında çözümü internette arar.

Bu durum çok büyük fırsatlar yaratır. Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolaydır. Dünyanın diğer ucundaki bir insanın yaptığı çalışmayı görebilir, farklı kültürleri tanıyabilir ve hiç bilmediğimiz konularda kendimizi geliştirebiliriz.

Fakat aynı zamanda bir soru ortaya çıkar:

İnternet bize dünyayı mı gösteriyor, yoksa dünyanın bize gösterilmesini istediği kısmını mı?

Belki de ikisini birden.

Çünkü teknoloji ne tamamen düşmanımızdır ne de tamamen dostumuz.

Onu nasıl kullandığımız, bize ne kadar yön verdiği ve bizim onun üzerindeki kontrolümüz belirleyicidir.

Seçim Yapmak

Bir ekranda yüzlerce video bulunduğunu düşünün.

Birini seçiyorsunuz.

Sonra bir başkasını.

Sonra bir başkasını.

Her seferinde seçimi sizin yaptığınızı düşünüyorsunuz.

Aslında seçim yapıyorsunuz.

Fakat seçenekleri siz oluşturmadınız.

Size sunulan seçeneklerin arasından seçim yaptınız.

Bu ikisi arasında büyük bir fark vardır.

Günlük hayatta da benzer durumlarla karşılaşırız. Bir mağazada ürünleri biz seçeriz ama hangi ürünlerin raflarda bulunacağını biz belirlemeyiz. Bir restoranda menüden yemek seçeriz ama menüyü biz hazırlamayız. İnternette içerik seçeriz ama karşımıza hangi içeriklerin çıkacağını belirleyen sistemleri biz tasarlamayız.

Bu, seçimlerimizin sahte olduğu anlamına gelmez.

Ama seçimlerimizin içinde bulunduğu çerçeveyi fark etmemiz gerektiğini gösterir.

Özgürlük belki de bütün seçenekleri kontrol etmek değildir.

Önümüze konulan seçeneklerin farkında olarak karar verebilmektir.

Zincir Nerede?

Görünmez zincirler bazen bir reklamda değildir.

Bazen bir uygulamanın içinde değildir.

Bazen bir algoritmada bile değildir.

Asıl zincir, insanın “Ben zaten böyleyim.” diyerek kendisini sorgulamayı bırakması olabilir.

Eğer sürekli aynı içerikleri izliyorsak nedenini sorabiliriz.

Eğer sürekli aynı ürünleri istiyorsak nedenini düşünebiliriz.

Eğer herkesin aynı şeyi yaptığını düşünüyorsak bunun gerçekten doğru olup olmadığını araştırabiliriz.

Eğer bir fikir sürekli karşımıza çıkıyorsa başka görüşleri de okuyabiliriz.

Bütün bunlar algoritmadan kaçmak anlamına gelmez.

Teknolojiyi reddetmek de değildir.

Sadece ekranın bize gösterdiği dünyanın, gerçek dünyanın tamamı olmadığını hatırlamaktır.

Çünkü algoritma bizi tanımaya çalışabilir.

Fakat bizi tamamen tanımlamak zorunda değildir.

Karşımıza çıkan içerikleri görebiliriz.

Ama onları sorgulayabiliriz.

Trendleri takip edebiliriz.

Ama neden takip ettiğimizi düşünebiliriz.

Sosyal medyayı kullanabiliriz.

Ama onun bizi nasıl kullandığını da fark edebiliriz.

Ve belki de özgürlük tam burada başlar.

Ekranı kapattığımız anda değil, ekran açıkken bile kendi düşüncemizi koruyabildiğimiz anda.