12. bölüm · Gölgesinde
Bölüm 12 - kıskançlık-
Kıskançlık, bağırarak gelmez.
Sessizce yerleşir.
Güneş’in güldüğünü söylediler.
Kalabalığın içinde.
Rahat.
Umursamaz.
Masadaki bardağı biraz fazla sıktığımı fark ettim.
Kimseye bakmadım.
Kimseyle konuşmadım.
Gülmek…
Benim iznim olmadan.
Bu duygu öfke değildi.
Öfke daha basittir.
Bu, başkasına ait olmayan bir şeyin
başkalarıyla paylaşılmasıydı.
“Yanında biri var mıydı?” diye sordum.
“Hayır,” dediler.
“Ama insanlar vardı.”
İşte bu yeterliydi.
Güneş’in yalnız olması gerekiyordu.
Yalnızlık, kontrolün doğal zeminidir.
Kalabalık ise…
dikkatin dağılmasıdır.
O gün ilk kez,
onu izleyen adamların yerini değiştirdim.
Daha yakına.
Ama görünmeden.
Kimseyle fazla konuşmaması gerekiyordu.
Kimseyle uzun süre göz göze gelmemesi.
Bu, bir yasak değildi.
Bu, bir düzenlemeydi.
Bir garsonun ona gülümsemesi…
gereksizdi.
Bir yabancının yol tarif etmesi…
fazlaydı.
Bu şehirde herkes bir sınır bilir.
Bilmesi gerekiyordu.
Ama asıl kıskandığım şey
insanlar değildi.
Kendime yakaladığım bir düşünceydi:
“Bensiz de iyi.”
Bu düşünce,
kontrol ettiğim her şeyden
daha tehlikeliydi.
Çünkü takıntı,
sahip olmaktan değil,
yerini doldurulamaz sanmaktan beslenir.
O akşam Güneş’in ışıkları geç söndü.
Ama bu kez ben izlemedim.
İzlemek istemedim.
Çünkü izlersem,
kıskançlığım görünür olacaktı.
Ve görünür olan her şey,
zayıflıktır.
Ama şunu biliyordum:
Güneş başkalarıyla gülebiliyorsa,
bir şeyleri benden alıyordu.
Ve ben…
kaybetmeyi sevmem.
Kıskançlık,
kontrolün son aşamasıdır.
Ve ben,
o aşamaya girdiğimi
ilk kez kabul ettim.
